• 224 syf.
    ·6 günde·Puan vermedi
    Aykırı olsanızda hayatınız ciddi anlamda monoton ve sıkıcı olduğunu ispatlayan rahatlık üzerine hayatı keyifle yaşamak için amaçsızlık üzerine bir arada bulunan parazit bir yaşam örneğini sunan yazarımıza teşekkürler, ama ben pek kavrayamadım dünyaları çok saçma dahil olamadım bu amaçsızlığı amaç edinilişlere...
  • 360 syf.
    ·7 günde·Beğendi·9/10
    Uzun zamandır inceleme yazmıyorum ve bunun en büyük sebebi üşengeçliğim sanırım :)). Ama bu kitaba inceleme yazmadan geçemedim. İçimde o kadar doldu taştı ki, bir yerlere anlatmadan rahat edemezdim.

    Bu kitapla tanıştım Hakan Gündayla. Daha ilk sayfalardan kalemine aşık etti beni. Ve tüm kitaplarını da okumak, okutturmak için arkadaşımla etkinlik yapmaya karar verdik. ( Etkinliği de şuraya bırakayım > #59189412 )

    •İncelemede “SPOİLER” yok. Ama yine de kitabın genel konusundan bahsetmeyi Spoiler olarak algılayanlar varsa okumamaları tavsiye edilir!

    Hakan Günday uzun zamandır merak ettiğim ve adını duyduğum bir yazar. Okuduğumda adınının duyulmasının ve bu kadar sevilmesinin hakkını verdiğini gördüm. Gerek tespitleri, gerek konuları ele alması ve kalemini ustalıka kullanmasıyla sizi kendine hayran bırakabilecek bir yazar. Hayatın gerçeklerini, insanların acımasızlıklarını, tüm duygularını, kısacası bizi bize farklı ve daha trajedik hikayelerle anlatıyor. İlk okuduğum kitabı olmasına rağmen Hakan Günday az da olsa tanıdım... Sahi az ne demekti. Birini “az” tanımak?

    “Diyebilirsin ki, bir insanı, fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın. Belki de çok az... O zaman şöyle demeliyim: Seni az tanıyorum... Az...
    Sen de fark ettin mi? Az, dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. “ (#59589692)

    Bir de bu açıdan düşünürsek gerçekten “Az” tanıdığımız insanlar var mı hayatımızda?
    Artık birilerine “Seni az tanıyorum” derken iki kere düşünmeliyiz :))

    Kitabın konusuna da biraz değinmek gerekirse iki farklı hayat yaşayan ve başlarından geçen trajediler sonucunda sonunda bir-birilerini bulan iki Derda.

    Aşiret kızı olması sonucunda küçük yaşından başına gelmeyen kalmayan, küçücük vücuduna kat kat büyük acılar verilen Derda... Senin kaderini paylaşan binlerce kız var maalesef. Onları düşündükce kitabın ilk kısmını okumam psikolojik olarak ağır oldu.

    Ve küçük yaşında annesini kaybettiği için kimsesiz, tek başına büyüyen, büyüdüğü zaman sırf Oğuz Atayı okumak için okuma öğrenen, Oğuz Atay’ın intikamı için ölümü bile göze alan genç Derda. Kitabın en sevdiğim ve en etkilendiğim kısmı diyebilirim. Bir yazarı babası gibi sevmesi, gönülden bağlanması, hayatta yaşama amacı olarak görmesi içimi ürpertti.

    Uzun zamandır bu kadar etkilendiğim bir kitap okumamıştım. Tavsiye eder misin diye sorarsanız kesinlikle okuyun ama kitabın ilk kısmında psikolojinize mukayet olun :))

    İncelememi okuyan okumayan herkese teşekkürler. Hayatta “az” tanıyabileceğiniz insanların olması dileğiyle. Sağlıcakla kalın :)
  • 112 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Eski bi kitapçının kapısındasın.Rutubet kokusu ve sarı ışık karşılıyor seni.Daha önceki gelişinde sana Kinyas ve Kayra' yı tavsiye etmiş çalışanla tekrar karşılaşıyorsun ismini düşünüyorsun hatırlamıyorsun. Adamın yüzünde yalandan bir gülümseme, tanımaya çalışıyo... 'ne kitapmış ya şu Kinyas ve Kayra bayıldım teşekkürler' diyerek yardımcı oluyorsun.Rahatlıyor adam, bu seferki gülümseme bir öncekinden daha samimi daha gerçek daha kendini beğenmiş... 'hmmm hatırladım' diyor. Önce Kinyas ve Kayra sonra Hakan Günday kritiği yapıyorsun kısa bir süre, çalışan, bir saniye diyip karşıdaki yeni kitapların olduğu rafa giderken içeri giren bir kadın İlber Ortaylı'nın yeni kitabını soruyor.Kandının bir elinde deri eldiven var diğeri çıplak. Çıplak eliyle konuşmasına anlamlar katmaya çalışıyor.Çalışan, kadını kitabın olduğu rafa yönlendirirken kadından geldiğini tahmin ettiğim çiçek kokusu seni yıllar öncesine ait bir zamana götürüyor.Bir an.
    Annen karşında, yüzünü yüzünün hizasına getirmek için çömelmiş, yüzü yağlı parlıyor.Okul bahçesindesin, öğrenciler içeri, sınıflarına giriyorlar.Annen elindeki açmayı beslenme çantana koyarken 'akşam ben gelmicem' diyor 'meral teyzen alıcak seni.' İlyas! adamın adı ilyas, hatırlıyosun.
    Meral teyze, sürekli sarımsak kokan kadın.Annenin yakın arkadaşı. 'Üzülme, yarın ben alıcam, söz!' diyo annen,' hadi sarıl anneye' diyor koyu kırmızı dudaklar,sarılıyorsun, çiçek kokusu.
    Öğrenciler sınıflarına girmiş tek sen varsın bahçede, bir de arkasını dönüp giden bir kadın.Çiçek kokusu giderek uzaklaşıyor, uzaklaşıyor, uzaklaşıyor...Göğsünde bir ağırlık.
    Omuzuna dokunan el hızlıca çıkarıyor seni okul bahçesinden, çiçek kokusunu tekrar geri getiriyor.İlyas, elinde bir kitap, sana bakıyor, bunu tavsiye ederim diyor, belli ki senin ismini hatırlamıyor meseli bir hitap.Küçük bir kitap tanıtımı yapıyor.Kitabı eline alıyorsun, sarı, gri bir zemin üzerinde Salvador Dali tablolarındaki gibi sadece ilgili olanların anlayabileceği bir resim, sayfa sayısı epey az .Elinde Dostoyevski'nin Suç ve Cezası olan adam 'ilginç bir kitaptır' diyor 'etkileyicidir, bakma sayfa sayısının az oluşuna.'
    Çiçek kokusunu artık alamıyorsun, muhtemelen tek elinde eldiven olan kadın gitmiş.Kitap hakkında yorum yapan adama bakıyorsun, çok bilmiş, ukala bir sırıtma dudaklarını kulaklarına yaklaştırmış 'Aylak Adamı okudun mu?' diye soruyor evet derken bu sefer karnında bir ağırlık hissediyorsun...
    Gözlerini açıyorsun gördüğün resim yukarıdan aşağıya doğru büyüyor.Yatak odandasın. Karşındaki komodinin üstündeki fosforlu akrep ve yelkovan saati üç eliyi gösteriyor.Sağında çocuğunun sıcaklığı .Sağ dirseği göğsünde, sağ dizi karnında yüzü koyun yatıyor.Yüzünün sağı sana dönük.Kulaklarında MFÖ nün Güllerin İçinden şarkısı ve kulaklıkların sebep olduğu hafif bir sızlama.Elinden kaymış gitmiş telefonda epub tan Uyuyan Adamın yetmiş üçüncü sayfası aydınlatıyor yorganı.Tekrar karşındaki resim küçülmeye başlıyor,küçülüyor, küçülüyor.Enson hatırladığın görüntü karanlığa direnen akrep ve yelkovan.Önce karanlık sonra göz alıcı bir parlaklığın içindesin.Seni isteğin yere, istediğin zaman ulaştıracak, herkesi görüp duyup, kimsenin seni görmeyeceği duyamıyacağı yerdesin.En özgür en ulaşılmaz olduğun yerde...
    İş yerindesin. Tüm makineler çalışıyor, gürültü patırtı çok işler birikmiş umrunda değil.Sen oturmuş 1000k da inceleme yazıyorsun...
  • Belki de insan kendini öldüremesin diye hayal etme gücüne
    sahiptir.
  • 360 syf.
    ·Puan vermedi·
    Aldığım günün gecesi bunu bugün bitireceğim diye kendime söz verdim. Ve bitirmeden de kapatmadım kitabı. Bittiğinde ise kendimi ağlarken buldum. Kitapta Oğuz Atay'a sayfalar ayırmak beni ayrıca çok etkiledi. Kitap başlı başına çok etkileyiciydi zaten. Aynı anda bir kişiye bu kadar fazla duyguyu yaşatan bu kitaba ve yazarına da ayrıca hayranlık duyuyorum. Teşekkürler Hakan Günday... Az Hakan Günday
  • 208 syf.
    ·4 günde·Puan vermedi
    Ah Günday !
    Kinyas ve Kayrayla başıma açmadığın olaylar gelmedi. Seni ordan tanıyorum. En çokta Kayra'dan ...
    Kitabı bitirdiğim de aylarca aklımdan çıkmayan karekterlerinden birine, yine senin kitabın vasıtasıyla tanışacağım o kişininde adının Kayra olacağını ve onuda hiç unutamayacağı nerden bilebilirdim ki. Bana iyi mi ettin kötü mü ettin bilmiyorum ama bu kitabını elime aldığımda az korkmadım değil. Romanlarını sevmeyen pek çok okur ve hatta hiç okumadığı halde yorum yapıp eleştiren o kadar çok insan varki biride lisem'den kalma bilgisayar hocam. Hepsinin suratlarına tükürmek istiyorum. Bir kere bile Almanya'ya gitmemiş olmana rağmen nasılda sokaklarını, ıslak kaldırımlarını, sarhoş insanlarını ve otel ışıklarını bize yansıtıyorsun aklım almıyor.
    Zargana 12 yaşında 4 erkek tarafından tecavuze ugrayan ve kinini öfkesini etrafındakileri farklı insan kılarak ele geçiren karekterimiz. Hepimizin ruhu yaralı, hepimiz acı almış birer insanız. Bu kitapta kendimi en çokda 10 yıldır içimde sakladığım, kimselere açamadığım duygularımda esir buldum.
    Hayat malesef aşktan böcekten sevgiden ibaret değil. Dosto her ne kadar dünyayı sevgi kurtaracak dese de Sevgi'yi unutan insanlarla büyüyoruz büyütülüyoruz. Bizi kurtaran sadece yine kendimizizdir.
    Kinyas ve Kayra'yı okuyanların beni şuan çok iyi anlayacağı bir kitap özeti bırakımıyım mı ?
    Kinyasın ve Kayranın arkadaşı olan bir Zargana okucaksınız. Yine kural tanımamazlık yine aynı olumsuzluk yine aynı hayallerin hayatları. Nolacak bu kafası güzel yargı dağıtmalarınız sonunda ki omuz çöküklüğü . Tüm kinyaslara kayralara zarganlara diyorum bunu. Kendinize gelin HEMDE BİAN ÖNCE. Yaşanılan hiçbir şey kolay yaşanmıyor bu yüzden kolayda unutulmasını beklemiyoruz ama acınızla da ölün demiyor kimse size.
    Tecavüz, uyuşturucu yada kumar bataklığı....
    Ben içlerinden birini yaşamış biri olarak size şunu söylerim ki
    Belki de bizim gerçek yolumuz budur:
    “Hüzünle geriye ve özlemle ileriye bakarak, huzuru arayarak ama daima huzursuzluk içinde olmamızdır."
    Yollarımız dikenli ...
    KANAYACAKSIN ! Zararı yok kanasın.
    İnsan içini nasıl temizler ha? İnsanı tutsaklıktan kurtaran yalnızca akıldır. Düşüncelerimiz öyle bit yakalanır gibi yakalanmaz. Yaşam bir ata benzemez. Öyle kamçıyla hızlandıramazsın onu. Kendine gel. Çünkü içinde hiçbir şeyin ezip yok edemeyeceği bir zevk varki oda direnişin ve gücündür. İleriye gitmek isteyen önce kendi devrimiyle savaşacak.
    Teşekkürler Zargana.
    Kapattığım davanın dosyasını tekrar indirttin bana.
    sevgiyle kal.
  • 360 syf.
    ·16 günde·9/10
    Ne demeli? Oğuz Atay'ı bir kez daha hatırlamanın buruk tadı mı, hikayenin güzelliği mi yoksa bunları ortaya çıkaran Hakan Günday'ın size Oğuz Atay'ı unutturmayacağım deyişindeki sevinci mi...Teşekkürler Albayım ; bu güzel kitap için ;)