• "Haklısınız albayım. Fakat, Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor"
  • ''Otur'' dedi Hüsamettin Bey, ''Anladım.''

    ''Haklısınız albayım.'' Oturdu. ''Fakat, Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. Bir yandan da hiç
    konuşmak istemiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. Fakat benim de sevmeğe hakkım yok mu albayım? Yok. Peki albayım. Ben de susarım o zaman. Gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? Sorarım size: ''Nasıl? Kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor.
    Küçük oyunlar istemiyorum albayım.''
  • “haklısınız albayım.” Oturdu. “fakat Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. Bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. Tıpkı oyunlarda ki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. Fakat benim de sevmeye hakkım yok mu albayım? Yok. Peki albayım. Ben de susarım o zaman. Gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? Sorarım size: nasıl? Kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. Küçük oyunlar istemiyorum albayım.
    Oğuz Atay
    Sayfa 259 - İletişim
  • "haklısınız albayım" oturdu. "fakat, allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duygular altında eziliyor. fakat benim de sevmeğe hakkım yok mu albayım? yok. peki albayım. ben de susarım o zaman. gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? sorarım size: nasıl? kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. bir yanda da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelmesin istiyor. küçük oyunlar istemiyorum albayım.
  • "Haklısınız albayım, vazgeçtim."
    Oğuz Atay
    Sayfa 274 - İletişim Yayınları
  • Albayım!?

    Sizi gördüğüme ne kadar sevindim anlatamam. Duyduğuma göre Tehlikeli Oyunlar oynuyormuşsunuz. Şu sıralar baya ünlüsünüz de bizim oralarda. Oradan biliyorum. Hep sizi konuşuyoruz...

    Şey Albayım… Bir mahsuru yoksa beş dakikanızı ayırabilir misiniz acaba? Uzun zamanlı birikmişliklerim, uzun zamandır biriktirdiklerim vardı da.

    Albayım, geçenlerde Hikmet'i düşündüm yine. Hani “Kelimeler bazı anlamlara gelmiyor”  demişti ya... Sahi Albayım, kelimeler bazı anlamlara niye gelmiyor?

    Yol çalışması mı var?
    Kötü hava şartlarından dolayı mı kapanmış ulaşım?
    Ya da kelimeler hız limitini aştığı için ceza mı yazmış polis?

    Bu bekleyişin sonu var mı Albayım?
    Gelemeyen kelimeleri, yarım kalmış anlamları daha ne kadar bekleyeceğiz?

    Yoksa…

    Köprüler mi yıkılmış; kelimeleri anlamlara bağlayan?
    Köprüler de mi yitti Albayım, bu gelmeyiş, gelemeyiş neden?

    Bence…
    Kelimeler yoruldu albayım… Sürekli bir taraflara çekilmekten, farklı anlamlara gitmekten, yanlış anlaşılmaktan yoruldu…
    Bence kelimelerin ruh eşi var albayım; sağı, solu yok. Biz onları bir yerlere çekiştirdikçe zorla bir yerlere götürdükçe…
    Kaybettik albayım.

    Amansız bir hastalığa yakalandı kelimeler. Yolunu kaybetti. Ait olduğu anlama da gidemedi.

    Köprüleri biz yıktık aslında, havaları biz mahvettik, yolları biz bozduk farkında bile değiliz.  Oturmuş burada hala kelimelerin anlamlara gelmesini bekliyoruz.
    Çok bekleriz albayım
    Biz daha çok bekleriz…

    Yitti…

    İnsanlık da mı böyle yitti, söyledikçe mi yitirdik insanlığın anlamını ?
    Onu da mı bir taraflara çekiştirip durduk albayım, yok öyle yok böyle diye diye…
    İki çocuğun arasında kalmış oyuncak misali...

    Albayım... Acaba Hikmet bu yüzden mi Ölümün Oyuncakları'nda (11)  anlattı insanlığın ölümünü.?

    Kullandıkça, hor gördükçe mi bozuldu anlamlar? Sahi Albayım yiten anlamlar için de bir garanti belgesi var mı, yoksa kullanıcı hatası diyerek geri mi çevriliyor yiten her anlam?

    Ah..
    Dilimize pelesenk ettiğimiz her şeyi yitiriyoruz sanki.
    Yitirdiğimiz anlamlardan ibaretmişiz Albayım…
    Yitirmeyi yitirdiğimiz zamanları da görecek miyiz sahi? O zaman nice olacak halimiz? Elimizde kalan ne olacak ya da kalacak mı bir elimiz?

    Albayım nokta koymaya cesaretim yok biliyor musunuz? Ben sorulardan kaçmak değil soruların belirsizliğine sığınmak istiyorum.

    Cevaplar albayım…
    Cevaplar beni korkutuyor ölümüne.

    Kelimesiz kalmış anlamlarla, anlamsız kalmış kelimeler arasında boğuluyorum. Koyduğum her nokta kafama bir balyoz indiriyor. Her nokta daha da yalnızlaştırıyor beni.

    Aslında albayım ben her bir soru işaretinde yardım dileniyorum, kelimeler ve anlamlar için.

    Ben kelimeler anlamlara gelsin istiyorum albayım.
    Yitirdiğimiz insanlığın anlamına kavuşmasını istiyorum.
    Soru işaretlerinin arkasında cevap kılığına girmiş insanlar arıyorum.

    Anlamlar albayım
    Anlamlar...

    Anlam
    Anlam
    Anlam
    Anla-M
    Anl-A-M
    An-L-A-M
    A-N-L-A-M
    .
    .
    Bir anlam daha yitti albayım
    Tekrar ede ede...
    Artık anlamlar da anlamlara gelemiyor
    Herkes anlamsız
    Her şey anlamsız
    Çünkü anlamı yitirdik albayım, alfabeden de öte..


    Neden öyle baktınız Albayım?

    Saçmalıyorum ben de değil mi yavaştan? Siz de benim yüzümden yiten şu değerli beş dakikanızı düşünüyor olmalısınız. Haklısınız… Beş dakikalar önemli Albayım, yitirilmeyecek kadar hem de
    Ama…

    Bir ömür yitiyor boş yere onu ne yapacağız be Albayım!?