• 400 syf.
    ·13 günde·7/10
    Halil İnalcık 'in Rönesans Avrupası araştırması 4 bölümden oluşuyor. Birinci bölümde Rönesans'a ait kısa bir sanat tarihi dersi görüyoruz. Çıkış yeri Floransa İtalya olan Rönesans hareketinin öne çıkan dehalarini inceliyoruz. Bu dehalarin 15. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren verdikleri eserler eşsiz güzellikte. Mimaride, heykelde, resimde verilen eserler bugün başta italya müzeleri olmak üzere, turistlerin en uğrak yerlerinden. Aslında bu sanatçılardan önce anmamiz gereken bir aile var. Medici ailesi. İtalya'nın en önemli ailelerinden biri olan Medici ailesinin ,sanata ve sanatçıya verdiği bu değer olmasa belki de bu hareket başarısız bir hareket olarak tarihteki yerini alacaktı. Her türlü olumsuzluğa rağmen, Medici ailesinin özellikle manevi yönden verdikleri destek, açtıkları sanat okullari birçok sanatçının yetişmesine katkıda bulunmus.

    Bu sanatçılar öyle sanatçılar ki,on parmaklarinda on marifet. Mimari eserleri, heykelleri, resimleri birarada verebilen eşsiz insanlar. En başta gelenleri, Michelangelo, Leonardo da Vinci, Botticelli, Brulesschi, raphael ve Donatello olarak sayılabilir. Örneğin, Michelangelo öyle yetenekli bir sanatçı ki, başka heykeltıraşlarin isleyemeyip çöpe attıkları mermer bloktan bugün en çok ziyaretçi alan Davud heykelini yaratabilmis. Yine Leonardo da Vinci muazzam bir adam. Resimlerinin yanında, kimya, jeoloji, heykel, mimari bilimlerine verdiği eserler taktirde de ötesi. Açıkçası hep düşünmüşumdur. Dönem itibariyle gücünün zirvesinde olan Osmanlı imparatorluğu, bu sanatçılari neden davet etmediler imparatorluk sınırları içine?
    İtalya'daki birçok katedral, kilise ve hükümet binaları, Rönesans'tan kalma eserler ve İtalyanlar cetlerinin eserlerine çok fazla değer veriyorlar. Örnek olarak Floransaya gelen sekiz milyon turist sadece bu eserler için milyonlarca dövizi şehirde bırakıyorlar.

    İkinci bölüm, Rönesans dönemi Avrupa devletlerinin siyasi ilişkilerini konu ediniyor. Birbirleriyle sürekli savaş halindeler. Çıkarları neyi gerektiriyorsa ona göre hareket etmişler. Diğer tarafta güçlü bir Osmanlı devleti olduğu için pek bulasmamışlar onlara. Özellikle Venedik ve Ceneviz hiç o topa girmemiş. Osmanlı ticareti onların elinde. Son derece geçerli bir sebep.

    Üçüncü bölüm dinde reform konusunu işliyor. Katolik kilisesinin, tüm hıristiyanlığa karşı olan zorbaca tutumları, halkın sırtından geçinen papalar, birilerinin sabrını taşıriyor. Erasmus, luther, Calvin önderliğinde birleşen reformcu Hıristiyanlar, Protestan mezhebinin temellerini atıyorlar. Ortak noktaları ,kilise aradan çıkmalı, kilise, sadece halka dini öğreten pozisyonda kalmalı, ruhbana verilen yetkiler büyük oranda elinden alınmalı, inanç Tanrı ile kul arasında kalmalı. Kısacası incilde ne varsa o olmalı diyorlar. Tabii bu ayrışma yeni savaşlara, yeni siyasi çıkarlara sebep oluyor. Yakın zamana kadar süregelen mezhep savaşları.

    Son bölüm ise, Osmanlı imparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti'nin batılılaşma karşısındaki tepkileri anlatılmış. Cumhuriyete kadar batılılaşma sadece askeri seviyede kalırken, cumhuriyetle birlikte Türk devrimi ve onun şanlı yürüyüşü değerlendirilmiş.

    Meraklısına hitap eden bir kitap bu. O yüzden küçük bir ön bilgi gerekebilir. Avrupa tarihinin bir dönemi güzel özetlenmiş.

    İyi okumalar...
  • Tarihte metot konusu, her seyden önce geçmişten bize kalan izleri, en önemli olarak da yazılı metinleri doğru okumak ve yorumlamaktan geçer.
    Eski metinleri yorum bilgisine hermenötik denir. Tabii bu arada belli başlı modern dilleri öğrenmek gerek. Ben şahsen lisanları öğrenmeye özen gösterdim. Bütün
    üniversite mezunlarına salık vermek isterim. Mutlaka yabancı
    dil öğreniniz. Çünkü modern bilim, modern tarih Avrupa da
    gelişti Rönesans'tan beri. Bizde geleneksel tarih devam ediyor.
  • Türkçemiz, özellikle yazı dili, Tanzimat'tan beri kültür değişimlerine eşit olarak sık sık değişmiştir. Son yirmi otuz yıl içinde, öz Türkçe kelimelerin Osmanlıca yerine geniş ölçüde kullanılması sonucu olarak, bundan otuz kırk yıl önce yazılmış araştırmaları okuyup anlamak yeni kuşaklar için adeta imkânsız bir hâl almıştır. Soruna bir çıkış yolu bulmak için, kaynakların sadeleştirme yolu ile yayınlanması geniş ölçüde uygulanmaktadır. Sadeleştirilmiş metinde ciddi tarih araştırmaları için kullanılamaz. Araştırmacıların özgün kaynakların dilini öğrenmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur. İ.H. Uzunçarşılı, M.F. Köprülü ve Ö.L. Barkan'ın araştırmaları artık yeni nesil tarafından anlaşılamaz bir hale gelmiştir. Dilimiz, son zamanlarda, özellikle aydınlar tarafından Batı dillerinden alınan kelime ve terimlerin istilâsı sonucu olarak yeni bir değişim yolundadır. Yazı dilinde bu köklü değişimler, özellikle bilim alanında kopukluğa neden olmaktadır.
  • Kaan
    Kaan Devlet-i Aliyye - Âyânlar, Tanzimat, Meşrutiyet'i inceledi.
    584 syf.
    Osmanlı'da yüzyıllardır hakim olan toprak düzeninin bozulmasına ve savaşlarda ateşli silahlara ihtiyacın artmasına bağlı olarak, kırsalda Ayanların varlığı ortaya çıkmış ve her geçen zaman da güçleri artmıştır. Mukaata arazilerinin sık sık yaşanılan savaşlar nedeniyle nakit paraya ihtiyacın artmasının sonucunda, kira usulü ile verilen toprakların Malikâne usulü ile verilmesi bunda büyük pay sahibi olmuştur. Öyle ki 2. Mahmud'u tahta çıkaran Alemdar Mustafa Paşa da bu özellikte biriydi. Yine bu Paşanın etkisi ile 2. Mahmud ile Ayanlar arasında Senedi İttifak imzalanmış ancak sonrasında 2. Mahmud'un Ayanları bertaraf etmesi ile bu sözleşme unutulmustur. Böylelikle 2. Mahmud yeniden merkezi yönetimi güçlendirerek kısa süreli ademi merkeziyetciligi bertaraf etmiş olmaktadır.

    2. Mahmud sıkı bir yenilik teşebbuslerine başlamış hatta bu yüzden adı Gavur Padişaha çıkmıştır. Oldukça zorlu bir dönemden geçen devleti, bu dönemde özellikle Yunan İsyanı ve Kavalali Mehmet Ali Paşa yogun bir şekilde ugrastirmistir. Devlet çaresiz kalarak denize düşen yılana sarılır diyerek Ruslara yanaşmış ve Hünkar İskelesi Antlaşması ile Boğazlarda son kez egemen devlet olarak davranmıştir. Akabinde Rusların sıcak denizlere inerek güçlenmesini istemeyen İngilizler devreye girerek Londra Konferansı ile Boğazlar meselesini uluslararası arenaya taşımıştır. Yine İngiltere ile Balta Ticaret sözleşmesi yapılarak Osmanlı açık pazar haline gelmiştir.

    Aslında 2. Mahmud'un planı olan Tanzimat Fermanı onun ölümü nedeniyle oğlu Abdülmecid zamanında ilan edilerek ilk defa bir Osmanlı padişahı yasalara uyacagini taahhüt ederek, yasaların gücünü kendi gücünden üste koymuştur. Bu ferman ile halkın can ve mal güvenliği kesin bir şekilde sağlanmak, mahkemelerin halka açık hale gelmesi, cezaların hukuk çerçevesinde verilmesi, askerlik hizmetinin düzenlenmesi, reayada din farkı gözetmeksizin bir vergi düzeni kurulması, yerel yönetimlerde farklı dinden reayanin da içinde bulunduğu meclislerin olacağı bir düzen teşkil edilmek istenmiştir. Fermanı hazırlayan Mustafa Reşid paşa, devlet yönetimde bürokrasinin gücünü artırmak istemiş, bunun için ulemanin yönetimdeki gücünü kırmak istemiştir; bundan dolayi ulemadan da yoğun tepki almıştır. Lakin Paşanın kurmak istediği düzende temeli toprak yönetiminde ve vergi sisteminde atacağı reformlar teşkil etmektedir. Bunu başaramayip Balkanlarda çıkan isyanlar ile de Paşa görevini bırakmıştır. Buna karşın Tanzimat Fermanı ile Osmanlı'da yeni bir dönem başlamıştır.

    Yine Abdülmecit zamanında Kırım savaşı akabinde İslahat Fermanı ilan edilmiştir. Bu ferman ile özellikle azınlıkların durumlarının iyileştirilmesi hedeflenmis ve bu yüzden de Müslüman ahalinin yogun tepkisi alınmıştır. Bu iki ferman ile Osmanlı'da aydınlar arasında olsun devlet kademesinde olsun, devleti dağılmadan kurtarmak için Osmanlilik fikri temel alınmıştır. Jön Türkler vasıtasıyla Abdülhamid'e 1. Meşrutiyet ilan edilmiştir, nitekim Abdülhamid bunu ilan edeceği sözü verdiği için tahta geçirilmiştir. Hemen ardından Ruslar ile 93 harbi yaşanmıştır. Bu savaşta Osmanlı çok ağır bir şekilde mağlup olmuştur. Rusların her istediğinin kabul edilmek zorunda kalindigi Ayastefanos Anlaşması imzalanarak, imparatorluk doğuda, Elviye Selase adı verilen Kars, Ardahan, Batum'u ve buna ek olarak Doğu beyaziti kaybetmiş. Batıda, Romanya, Sırbistan, Karadağ kaybetmiş, Bosna Hersek Avusturya'ya bağlanmıştır. Rusya azınlıkların koruyucusu olarak kabul edilerek Osmanlının iç işlerine müdahale etme hakkını hukuken kazanmıştır. Buna ek olarak Balkanlarda büyük Bulgaristan krallığı olusturulacaktir. Zaten İngilizler için dananın kuyruğu burada koptugundan dolayi, hemen devreye girerek tarafları ve birtakım Devletleri toplayarak Berlin Konferansını vermiştir. Burada Ayastefanos'tan farklı olarak Doğu beyazit Osmanlı'ya verilmiş, büyük Bulgaristan'a müsaade edilmemiştir. Ermeniler için İslahatlar yapılması öngörülerek Ermeni meselesi uluslarası alana taşınmıştır. İngilizler, Rus tehdidini bahane ederek 1878 ve 1882'de Kıbrıs ve Mısır'ı almıştır. Böylelikle de uzun zamandır politikası olan, Osmanlının toprak bütünlüğü politikasını terk etmiştir. Çünkü artık bu iki önemli mevkiye kendisi hakim olduğu için, sömürgelerine giden yolları koruyacak bir Osmanlıya ihtiyacı kalmamıştır. Bu nedenle Abdülhamid, Batı'dan yani İngiltere'den uzaklasmistir. Mebusan Meclisini dağıtıp Istibdat rejiminde odak noktasını Almanya'ya yaklaşmak üzerine kurmuştur. Buna ek olarak resmi politikası İslamcilik olmuştur. Bu nedenle Hint Müslümanlarına destek olmaya çalışmış, Orta Afrikaya yolladığı görevlilerle o bölgede İslamın yayılmasına neden olmuştur. Buna ek olarak İngiltere'ye muhalif olan İrlandalılari desteklemistir. Almanlara yaklaşma ile politikası ile beraber demiryolları büyük ölçüde onlara verilmiş, Duyuni Umumiye kurulmuş ve Osmanlı yarı sömürge haline gelmiştir. Abdülhamid İslamcilik politikası ve yoğun bir istibdat uygulamasına karşın batı tarzı okullara açmış ve bu okullardan ileride Cumhuriyeti getirecek kadroyu yetiştirmis olmuştur bir nevi.

    1908'deki Reval görüşmelerinin patlak vermesini de kullanarak halihazırda örgütlenmis konumdaki İttihat ve Terakki, Enver Paşa önderliğinde Abdülhamid'den Meşruiyeti yeniden ilan etmesini istemiştir ve Abdülhamid de buna mecbur kalarak 2. Meşruiyeti ilan etmiştir. Bunun için Osmanlı'da halk ilk defa Hürriyet için ihtilale kalkismistir. Bu olay halk nezdinde yogun sevinç ile karşılanmıştır. Bu esnada ise fırsattan istifade Girit'i Yunanistan, Bosna Hersek'i Avusturya ilhak etmiş, Bulgaristan da bağımsızlığını ilan etmiştir. 31 martta gerici ayaklanma yaşanmıştır ancak Mahmut Şevket paşa kumandasindaki hareket ordusu İstanbula gelerek ayaklanmayi bastırmistir. İlerleyen süreçte ise İTC her geçen gün otoritesini artırmıştır. Özgürlük için gelen İTC bir nevi dikta yönetimi kurmuştur. Balkan harbi patlak vermiş ve çeşitli nedenlerle Osmanlı büyük mağlubiyet almıştır. Öyle ki böylesine bir mağlubiyeti Avrupa bile beklemiyordu hatta Avrupada açılan bahislerde Osmanlının kısa sürede galip geleceği tahmin edilmiş.

    Sonrasında 1. Dünya harbi yaşanıyor. Almanlar yenildiği için yenik sayildik demeyeceğim tabiki, bildiğin çoğu cephede mağlup olduk. Ardından İTC üçlüsü yurttan kaçar, Mondros imzalanır. İzmir'in işgali ile halk yavaş yavaş uyanmaya başlar. Mustafa Kemal Paşa, Samsun'a görevli olarak çıkar ancak görevinin dışına çıkar çünkü halihazırda hedef bağımsız Türkiye'dir. Bunun için Kemal Paşa oldukça stratejik davranır, 1920de meclisin açılması ile yönetime geçene kadar halifeyi kurtarma söylemi ağır basar lakin ondan sonra ulusal egemenlik fikri giderek daha çok ağır basmaya başlar. Sakarya Savaşı ile yurdu kurtaran Paşa olarak Gazi unvanı verilir ve bu saatten sonra Mustafa Kemal Paşa'nın otoritesi yüksek sesle bir daha sorgulanmaz. Yunan'in denize dökülmesi ve akabinde Lozan'da büyük zafer ile kurtuluş tamamlanır. 1923'te Cumhuriyet ilan edilerek 1700'den beri 200 senedir Osmanlı'nın yenilesme çabası sonuçlanır.

    Bu esnada kitapta, Osmanlilik,İslamcilik, Türkculuk gibi dağılmaktan kurtulma fikirleri ele alınmış. En büyük pay da Türkculuke verilmiş, çünkü Cumhuriyeti kuran fikir budur. Özellikle Ziya Gökalp'in fikirleri Atatürk için önemli bir yer teşkil etmiştir. Buna ek olarak Garpcilarin modernleşme fikirlerinden de etkilenen Mustafa Kemal Paşa, kurtuluşu getiren isim olarak sahip olduğu karizma ve güç ile bu fikirlerini hayata geçirmek için yoğun bir çalışmaya başlar. (Garpcilar, İslam'ın 7. yy yasaları olduğu ve bunun günümüze uyamayacagi ve İslam'da reform yapılması gerektiğini ve ekonomik, sosyal vs konularda modernlesmeyi savunmuslardir. Gelen tepkiler üzerine İTC zamanında yayın organları İçtihat kapatılmıştir)

    Mustafa Kemal Paşa'nın yogun inkilaplari ile ülke yönünü Batıya çevirmiştir. Halifeligin kaldırılması, laiklik gibi yenilikler ile bu percinlenmistir. Afganistan ve İran'da da kimi liderler Mustafa Kemal Paşa'yı örnek alsalar da istedikleri İnkilaplari onlar yapamamislardir. Atatürk'ün yeniliklerinin yüzyıllarin getirdiği bir sürecin sonucu olduğu üzerinde durulmustur ve artık bu yoldan geri dönmeye çalışmanın yanlış olduğu asikardir. Buna rağmen devrimler, yenilikler tam olarak halkın tamamına yayılip ozumsenme aşamasının saglanamamasindan dolayi malesef gericilik, kul kafası zihniyetleri ülkenin yönünü yine eskiye çevirmeye çalışmıştır. Bu sürecin devam ettiğini sonun ne olacağının kestirilemedigi vurgulanmistir.

    #54016274

    #54016461


    İyi okumalar..
  • 377 syf.
    Kitap, küçük bir Türk topluluğunun kısa süre içinde bir dünya imparatorluğu haline gelmesinin, dünya tarihinde gizemi aralanmasi gereken bir mesele olduğu yönündeki sözle başlıyor. Buna etken olan hususlar incelenerek devam ediyor. Anadolu Selçuklularin, Moğol İlhanli Devletine yenilmesi ve bunun ardından da Moğollara bağlı bir devlet haline gelmesinden sonra, Anadolunun hakimiyeti Moğolların elinde bulunmaya başladı. Bu esnada Anadolu'daki beylikler de Moğollara itaat eder haldelerdi. Bu beyler arasında en atılgan isim olarak ileride Osman Bey kendisini gösteriyor ve Bizans'a karşı kazandığı Bafeus Savaşı ile de itibarını oldukça artırıyordu. Bu itibari ile de çevre Türkmenler onun bayrağı altında gaza etmek için ona katılıyorlardi. Gaza faktörünün Osmanlıların büyümesinde önemli bir etken olduğu üzerinde önemle duruluyor. Gaza ile kazanılan topraklarda istimalet politikasının uygulanmasının zorunlugu olduğu belirtiliyor; çünkü bölge halkının toprağı işlemesi gerekiyordu.

    Orhan bey zamanında teskilatlanma hızlanıyor, 1. Murat ile fetih hareketi artıyor; Yıldırım Bayezid ile Anadolu birliği sağlanarak merkeziyetci bir devlet vücut bulunuyor ancak Timur'a Ankara Savaşı'nda mağlup olunması ile Anadolu birliği bozulup Osmanlı on küsur yıl sürecek Fetret Devrine giriyordu. Uygulanan istimalet politikası ve o esnada Avrupa'daki durumlar nedeniyle Osmanlı yıkılma tehlikesi yaşamaktan kurtuluyor; Çelebi Mehmet'in yönetimi ele geçirmesi ile de yeniden toparlanma sürecine giriyordu. Aslında barışçı, kendi halinde ve içki düşkünü bir insan olsa da şartların kendisini sık sık savaşa zorladıği 2. Murat zamanında Avrupa'da önemli bir mağlubiyet alınıyor, taht 12 yaşındaki Mehmet'e geçse de Çandarlı'nin işleriyle tekrardan tahta Murat geçiyor ve Haçlilar mağlup ediliyor ve Osmanlı Balkanlarda kalıcı olduğunu kesin bir şekilde ilan etmiş oluyorlar.

    Murat'tan sonra 2. Mehmet 19 yaşında tahta geçiyor, geçer geçmez de İstanbul'un Fethi için harekete geçiyor. 21 yaşında da İstanbul Fatihi oluyor. Sonra da kendisini sadece Osmanlı sultanı değil Roma Kayzeri olarak lanse ediyor, çünkü geleneğe göre bir devletin baskentinin alınması o devletin namzeti olduğunun göstergesi demektir. Bunun için Fatih, Bizans hanedaninin soyundan gelen yerleri -Mora, Pontus- de alıyor. Fatih ayrıca kendisini İstanbul'u dünya başkenti haline getirmeye veriyor. İstanbul Bizans'ın son dönemlerinde oldukça nüfus kaybetmiş ve eski önemini yitirmeye başlamıştı. Fatih, çeşitli yerlerden hem Rum hem Türk nüfusu Istanbul'a taşır. İmar faaliyetlerine önem verir hatta bizzat kendisi de sık sık kontrol eder. Hem bu işler için hem de yeni seferler için vergileri artırır, toprak reformuna gider; özellikle toprak reformu yoğun tepkiye neden olur. Bu yüzden kendisinden sonra devlet adamları daha pasif ve sofu olan Bayezid'i tahta çıkartacaklar, Sofu Bayezid de karşı reformlar yapacaktır.(Sar tarihi ileriye Atatürk devrinden 12 sene sonra Menderes zamanı) Bunlarla birlikte Fatih, meşhur kanunnamesini ilan eder. Burada kardes katli de yasaya bağlanır ancak zorunlu tutulmaz. Fatih'in kendisi de henüz bebek olan kardeşi Ahmed'i, tahta çıkar çıkmaz boğdurmuştur. Fatih öldükten sonra Bayezid geçer tahta az önceki dediklerim yaşanır, onlarla birlikte Cem olayından dolayi dış politikada önemli adımlar atilamaz. Ayrıca Anadolu'da Safevilerin kışkırtmasiyla isyanlar vardır. Sonunda bunlara dayanamayan Yavuz Selim, babasını tahttan indirir. Yavuz, Safevilerin üzerine yürür; bu esnada Anadolu'da Safevi yanlilarini öldürtür(bir rivayete göre 40 bin insan). Safevileri yener. Sonra da Memlukleri ve Mısır'a, Hicaz'a hakim olarak halifeligi de alır.

    Yavuz ölür, geçer yerine Süleyman. Süleyman malumunuz üzere Batı'da, Doğu'da, denizlerde seferler düzenleyerek Avrupa'da Muhteşem lakabiyla anılmaya başlar. Avrupa'nın birliğine mani olmak için Fransa'ya sık sık yardım eder. Hatta Fransa'nın yardım üzerine cevaben yazdığı mektubu da meşhurdur ve dünya tarihinde bence en önemli üstünlük belgelerinden biridir. (#53719809) Lakin Kanuni zamanin sonlarında aslında devlette sorunlar peydah olmaya başlıyor. Ayrıca Kanuni zamanında şeriatcilik artıyor. Normalde devlette atılacak her adımda ulemadan fetva alinmiyorken Ebussud ile beraber buna yönelik adımlar atılıyor.


    Kanuni öldü, Sarı Selim geçti tahta ve Kıbrıs'ın alınmasının üzerine Haçlı Donanması İnebahti'da Osmanlı donanmasini yakiyorlar. Bu olay bir dönüm noktası olarak verilmiş. Çünkü Osmanlı bu olayda her zaman korktuğu şeyi yani Birleşik bir Avrupa'dan büyük bir darbeyi yemistir. Her ne kadar bundan kısa süre sonra Sokullu önderliğinde donanma yenilense de üstünlük psikolojisi kaybolmaya ve buna karşın da Avrupa için de müzmin mağlup psikolojisi noktalanmaya başlıyor. Ve sene; 1595, Osmanlı Habsburg savaşlarinda Osmanlı teknik manada geri kalmasının faturasını ödemeye başlamış ve barış istemeye başlamıştır. Bu durum ise İmparatorluğun çöküş alametleri olarak belirtilmiştir. (#53737380)


    Kitabın ikinci bölümü diyebileceğimiz bölümünde ise Osmanlı'nın ekonomik, sosyal, idari düzeni anlatılmıştır. Buralarda özellikle toprak yönetimindeki çifthane sistemi üzerinde durulmustur. Bununla birlikte tımar sistemi devletin en önemli yapılarından biri olmuştur. Nitekim tımar sistemindeki bozulmalar neticesinde, Iltizama verilen toprakların artışı birçok soruna yol açmıştır. 1838 Balta Limanı Anlaşması ile açık pazar haline gelen Osmanlı'nın ekonomisinde önemli yeri olan Lonca sistemi de çökmüştür. Hem Anadolu'da nüfusun fazlaca artması hem de tımar sisteminin bozulmasının neticesinde Celali isyanlarinin baş göstermesi sonunda Büyük Kacgun denilen yogun göçler yaşanmıştır. Osmanlı'nın en istemediği olayların başında köylünün topraklarını terk etmesi geliyordu.

    Devletin paraya ihtiyacının artması neticesinde kiralama usulunden hayat boyu ve ırsi olarak verilmeye başlanan topraklar, ayanlarin oluşmasına ve adeta yeni yeni hanedanciklar oluşturmaya başlamıştır. Daha baştan itibaren ele geçirdiği toprakları sıkı kontrol edip merkeziyetci politika izleyen Osmanlı için ayanların oluşması tüm işlerin ters gittiğinin hatta işlerin iflas ettiğinin göstergesidir. Zaten kitapta bu durum, klasik Osmanlı rejiminin tarihe karışması ve feodallesmis Osmanlı rejiminin oluşması olarak görülüyor.


    İyi okumalar..