...105
''Söylesene Şüş. Bu kadar insanla nasıl vakit bulup görüşüyorsun?''
''Canım her istediğimde, fen dersinde bile. Kitabı önüme açıyorum, pencereden hafif bir rüzgar içeri doluyor ve her şey değişiyor. Sınıfta, okulda değilmişim gibi geliyor. Öyle güzel ki.''
Koca gövdesiyle doğruldu, başımı okşayarak bir iltifatta bulundu.
''Bu kafadan neler neler çıkacak, Şimdilik hayal kur ve mutlu ol, yavrum.''
...110
Yemek odasının penceresinden içeri hafif bir rüzgar giriyordu, Kitap yığını yanımdaydı. Ama irademi nasıl toplayacaktım? Rüzgar beni çok uzaklara götürmek istiyordu. Adını Apaçi koymuştum. Winetou, savanalarda at koştururken esen, uzun, kara saçlarını dalgalandıran rüzgardı bu.
...111
''Gördün mü Adam? Okulda herkes bana saygı gösteriyor. Kimse artık benle dalaşmaya çalışmıyor. Sence de küçük bir adam oldum mu?
''Bu da laf mı! Çok yakında bana ihtiyacın kalmayacak, alıp başımı gidebileceğim.''
''Yine başlama şu saçmalıklara, Üçüncü keredir bunu anlatıyorsun.''
''Olacakların önüne kimse geçemez''
''Of adam, of! Keyfimiz yerinde, Apaçi rüzgarı esiyor, sen kalkıp limon sıkıyorsun.''
Oldu mu bu şimdi 😂 buraya senin yazdığın kısmı yazmak için girmiştim ama ana sayfamın en başında karşıma çıktın. Neyse bu yorumum burda dursun bariii 😂
Kübra Güzel
@Kbrgzl
·
Acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyordum. Acı çekmek bayılana dek dayak yemek değildi. Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi. Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi. Kolları, başı hep dermansız bırakan, yastıkta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey.