Kendimizden geçtiğimiz çok oldu. Fakat artık kentimizden de geçtik.
Aklınıza gelen tüm problemlerin kentle muhakkak ilişkisi vardır.
İsterseniz bi deneyelim
İdeal KentKolektif · İdeal Kent Yayıncılık · 20123 okunma
Etrafımızda gördüğümüz tüm mekansal formların bir şekilde insanın doğasıyla ilintili olduğu halini anlamak muazzam bir durum. Bu gerçekleğin oluşmasında 20.yy'ın düşünürlerinin bir arada bulunduğu bir yazı silsilesi evet bu kitap sehrin ne olduğunu açıklıyor bizlere
... insan, doğanın egemenliğini yıktı ve onun efendisi oldu... Diye başlamak kitabı somut anlam dünyasına oturtmak açısından önemlidir. Özgürlükten kaçışın aslında ina ulaşma arzusuyla ilgili olduğunun kanaatine vardım. Erich Fromm'un diğer kitapları hatırlanıldığında örneğin, Kendini Yaratan İnsan'da ahlaksal değerlerin yücelmeyle olan ilişkisini, Yanılsama Zincirlerinin Ötesinde aslinda ilk kitabinda söz ettiği yücelmenin marx ve Freud perspektifinde değerlendirilmesinin yapilması Fromm'un özgürlük kavaramına bir hayli kafa yorduğu görülüyor. Fakat özgürlükten kaçışta dikkat edilmesi gerekenin insanin yaratıcı yanının özgürlük kısıcı olarak ortaya çıkması. Hatta yazar bu konuyla ilgili küba krizi örneğini verirken insanların o süreçteki acizlik ve kaygılarına değiniyor. İnsan eliyle yapılmış kırım gücüne sahip silahların insanlara verdiği kaygı bir özgürlük kısıtlayıcısı olarak devreye girmektedir. İnsanın yaratıcı özelliği birden bire yıkıcı özelliğine dönüşüyor. Ve bu durum kent kuramlarinda sıkça duyduğumuz 'yaratıcı yıkımın' özgürlüğün ontolojisi ile olan ilişkisini gözler önüne sermektedir.
Ve kitabın ortalarında yaptığı muhteşem tespitte sonra bir sey söylemek lazım gelmez herhalde "özgürlük bir şeyi yapma değil bir şeyi yapmama halidir özgürlük"
Üç serinin ilki olarak alışılmadık sorularla başlayan kitap bize şunu fısıldıyor. Her gün tanrı ile diyalog içerisindesiniz anlamadınız mı? Kitabı okurken milyon defa şu aklımıza gelir- e bencede böyle- kitap sonunda oturup düşündüm, kitaptan mülhemle tanrı olgusunu yaşamımızdan çıkartmışız ve çıkarttığımız şeye özlem duyuyoruz. Bu yaşamın her safhasında böyledir 'kaybedilen, hiç bir zaman yaşamamızdan çıkmaz' biz kaybetmekle kendimizi var etmek istiyoruz. Peki tanrı bu işe ne diyor bakalım.
Kimlik nedir? Diye başlarsak incelememize vereceğimiz cevap ne olurdu acaba?
Düzinelerce örnekler verilebilir, kimliği var eden,kimliği ortaya çıkaran, kimliği bir silaha dönüştüren olaylar silsilesini önümüze sersek burdan marsa yol olur. Ama bizde marsta su bulamayacağız sebebi ise hiç bir zaman biz olarak vakit geçiremeyeceğiz yada yeni dünya düzeninde biz olmak gerekli mi? Biliyoruz hiçbirimiz hepimiz kadar güçlü değiliz biz olmak bizlikten gelen bir mevzudur eyvallah. Fakat biz olmanın ölçütü nedir? Eğer biz olmak ve bir kimlik sahibi olmak istersem bu platformdaki okuyucularla biz ve kimlik sahip olmak isterim. Peki bu yeterli olacakmı platform okuyucuları arasında farklı tür kitaplara yönelen, şiir seven ile roman sevenleri nasıl bir zeminde buluşturacağız? bu durumda şiir ve roman severleri üst kimlik olarak mı niteleyeceğiz hatta ileri giderek kitap severler halk fırkası yada şiir hareket partisini kurduk ve dedik ki okumak bekâsı için okumayanların tüm değerlerini yok sayacağız çünkü bekâ sorunumuz var nasıl çıkacağız bu işin içinden? El cevap Maalouf biraz çabalamaya girmişse de eksik kalmakla beraber bir çerçeve oluşturmayı başarmıştır. Son eklemeyi de yapalım kitap okunması ve yorumlanması kolay olup beğeniyi hak eder sosyal bilimler alanında bir çok makalede referans alınmştır.