Bak Doktor! Bi şey söyleyeceğim sana, sakın alınma. Bu söylediklerimi de unutma. Her dönem sizin gibi güzel arkadaşlar gelir, biraz vitrinde dururlar. Paralarını, zamanlarını harcar sonra da giderler. Üzüntüleri, yorgunlukları da cabası. Bu hep böyledir biliyor musun? Biz hiç bir yere gitmeyi ama! Burası bizim işimiz ekmek kapımız. Gidecek başka bir yerimiz yok çünkü. Onun için biz hep buradayız tamam mı ?”
“El şıkıştık,babamın ne iş yaptığını sordu,söyledim ve üniversite için Amerika’ya gideceğimi söyledim.(çocuk babasının onlar gibi zengin olmasından o kadar utanıyor ki hemen peşinden üniversite için Amerikaya gideceğini söyleme ihtiyacı hissediyor.Fakat daha büyük bir dalga geliyor).Bizde Amerika’da ev alacağız.Buranın artık ne olacağı belli değil.Amerika’da en iyi yer neresidir?
Ona bazı coğrafi bilgiler verdim,iklim koşullarından,nufüs durumundan ve bazı rakamlardan söz ettim,ama beni dinliyor mu anlayamıyordum,çünkü bana değil,mayoma ve saçlarıma sanki onlar benden ayrı şeylermiş gibi bakıyordu."
"Kalabalık bir topluluk içindeydi. Başarısızdı." diye başlıyor Atay'ın Beyaz Mantolu Adam öyküsü. Aslında daha ilk cümlesinden kendisini ele veriyor. Hatta bence bu cümle tüm Oğuz Atay
‘Yabancıları da sevmezdim ayrıca. Yabancı ülke temsilcilerini hiç. Bunlar bana,vatandaşlarımı kandırmak için gönderilmiş gibi gelirdi. Casus filan demek istemiyorum. Yabancı ülkelerde yaşama hasreti içinde kıvranan vatandaşlarımı azdırmak için gönderilmişlerdi sanki bunlar. Bakın,derlerdi;biz koyu ve ciddi elbiselerin giyildiği,sokaklarında büyük arabalarla gezilen bir ülkenin insanlarıyız. Özentili vatandaşlarım da içlerini çekerlerdi: ah ne kadar öylesiniz!’