19 Mayıs
Atatürk ben de bir insandım diyor. Tüm ümidinin gençlikte olduğunu söylüyor. Peki biz gençler bunun için neler yapıyoruz?
"Bunalıyorum çocuk, büyük bir ıstırap içinde bunalıyorum! Görüyorsun ya, gittiğimiz heryerde mütemadiyen dert, şikâyet dinliyoruz... Her taraf derin bir yokluk,maddî, manevî bir perişanlık içinde... Ferahlatıcı pek az şeye rastlıyoruz; Memleketin hakikî durumu bu işte!... Bunda bizim bir günahımız yoktur; uzun yıllar hatta asırlarca dünyanın gidişinden gafil, birtakım şuursuz idarecilerin elinde kalan bu cennet memleket; düşe düşe şu acınacak hale düşmüş. Memurlarımız henüz istenilen seviyede ve kalitede değil; çoğu görgüsüz, kifayetsiz ve şaşkın... Büyük istidatlara mâlik olan zavallı halkımız ise, kendisine mukaddes âkideler şeklinde telkin edilen bir sürü batıl görüş ve inanışların tesiri altında uyuşmuş, kalmış... Bu arada beni en çok üzen şey nedir bilir misin? Halkımızın zihninde kökleştirilmiş olan, her şeyi başta bulunandan beklemek itiyadı... İşte bu zihniyetle; herkes büyük bir tevekkül ve rehavet içinde, bütün iyilikleri bir şahıstan, yani şimdi benden istiyor, benden bekliyor; fakat nihayet ben de bir insanım be birader, kutsî bir kuvvetim yoktur ki... Münasebet düştükçe daima tekrar ediyorum; bütün bu dertlerin, bütün bu ihtiyaçların giderilmesi, her şeyden evvel, pek başka şartlar altında yetişmiş; bilgili, geniş düşünceli, azim, feragat ve ihtisas sahibi adam meselesidir, sonra da zaman ve imkân meselesi...Bu itibarla evvelâ kafaları ve vicdanları köhne, geri, uyuşturucu fikir ve inançlardan temizleyeceksin; işlerinin ehli, idealist ve enerjik insanlardan mürekkep, muntazam, her parçası yerli yerinde, modern bir devlet makinesi kuracaksın; sonra bu makine halkın başında ve halkla beraber durmadan çalışacak, maddî ve manevî her türlü istidat ve kaynaklarımızı faaliyete getirecek, işletecek, böylece memleket ileriye, refaha doğru yol alacak... Başka çaremiz yoktur, ileri milletler seviyesine erişmek işini; bir yılda, beş yılda, hatta bir nesilde tamamlamak da imkânsızdır. Biz şimdi o yol üzerindeyiz; kafileyi hedefe doğru yürütmek için, beşer takatinin üstünde, gayret sarf ediyoruz; başka ne yapabiliriz ki?..."

Nilüfer Kuzu, bir alıntı ekledi.
18 May 19:22

Şimdi görünüşe bakılırsa işçi sınıfının hayat standardını bırakın yükseltmeyi, sürdürmenin bile mümkün olmadığı noktaya gelindi. Zenginler yeryüzünden silinse bile halkın genelinin ya daha az tüketmesi ya da daha çok üretmesi gerekiyor. Yoksa içinde bulunduğumuz kesmekeşi ben mi abartıyorum?

Faşizm Kehanetleri, George Orwell (Sel Yayıncılık)Faşizm Kehanetleri, George Orwell (Sel Yayıncılık)
Süleyman, Bir Bilim Adamının Romanı'ı inceledi.
 18 May 17:17 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 9/10 puan

Oğuz Atay'ı eskiden beri bilirim, duyarım. Abim çok okurdu ben küçükken. Lise 1 de ödül töreninde de müdür hediye olarak 'Tutunamayanlar' diye bir kitap vermişti. O sıralar okumadım tabi kimler tutanamamış ne için tutanamamış çok umrumda değildi. Ancak şimdi bir etkinlik sayesinde tanışma fırsatı buldum. Onun içinde ayrıca teşekkür ederim. #29309205

Bir Bilim Adamının Romanı ( Mustafa İnan )
Çoğu kişi muhtemelen bu bilim adamını ismi ilk defa kitabı okurken duydu. İsminden de anlaşılacağı üzere bir biyografi romanı. Zamanında TÜBİTAK tarafından bu bilim insanının bilime verdiği hizmetlerden dolayı böyle bir fikir atılmış ve romanı yazma görevi de aynı zamanda öğrencisi olan Oğuz Atay'a verilmiş. Vallahi ne diyeyim isabetli olmuş, ortaya güzel bir iş çıkmış.

Kitapta Mustafa İnan'ın hayatını okuyoruz. Kimmiş bu adam anlamaya çalışıyoruz. Neden böyle bir kitap yazmaya karar verilmiş, onu anlamaya da çalışıyoruz tabi ki. Benim de bu incelemeyle üzerinde durmak istediğim konu bu aslında. Bu kitap neden yazılmış?
Ülkemizde daha fazla olmak üzere su an için dünya gündeminde de artık insanların ( en önemlisi yeni nesillerin ) örnek aldığı kişiler değişmiş durumda. Modernizm yanlış bir algı ortaya koyuyor. Artık hiçbir alanda bir ürün, eser, uğraş ortaya koymadan sadece bir gününü internette paylaşmakla ve yahutta bir fotoğraf uğruna yaşayarak toplumda bir yer edinmeye çalışıyoruz. Hal böyle olunca böyle yapıp başarıya ulaşmış, belli bir kitleye sahip insanlar halkın gündeminde hatırı sayılır bir yer buluyor kendine. Arkadaşlar çok üzülüyorum ben!

Mustafa İnan'ın hayatını okurken hepimiz görüyoruz ki insanlar bir şeyler için çabalamış, etrafındakilerin de böyle olmasını isteyerek yaşamış. Bir fotoğrafıyla yüz bin beğeni alıcam diye çabalamamış, dışarda insanlar ne yapıyor bunu ülkesine göstermeye çalışmış.
Bu neden önemli?
Dışarıdan kastım Batı. Biz de Doğuyuz ya. Hani kötüyüz heh işte o Doğu.
Kendi alanımdan örnekle bugün modern tıp deyince 'Western Medicine' anlaşılır. Bu zamanında böyle gelişmiş hep böyle mi olmak zorunda diye insan düşünüyor, bir yandan Batılılar zaten bizden önde bizim onlar gibi olmamız lazım diyip buna alıştığımız için kendimizi de ezik psikolojisine sokup ondan mı çabalamıyoruz diye de düşünüyorum. Hee örnek alıyoruz ama hep yanlış yerleri :D Örnek aldığımız şeyler sınavda çıkmıyor hep düşük alıyoruz bizimle dalga geçiyorlar.

Mustafa İnan'a Avrupa gördünüz neden dans etmiyorsunuz diye sorulunca;
''Ben oraya dans öğrenmek için gitmedim'' demiş. Ne güzel demiş.

Batının gelişmişliğine karşı değiliz derdimiz bizim niye böyle olmadığımız.
Öğrencilerine de hep böyle anlatmış, Batıya gidin, bilimi öğrenin ama oralarda kalmayın demiş. Şu anda ülkemizde bilime az biraz meraklı olan da gidip kendin kurtarma peşinde maalesef, artık sınırlar kalktı tabi küresel bir köyde yaşıyoruz, milliyetçilik falan hak getire, onlar geride kalmış herkesin kendi tercihi diyip geçiyoruz. Ama ne demişti hoca; ''İthal malı bilim olmaz''.
Herkes gidip de geri gelmezse kim bize bilim yapacak demi. Kendimiz yapabilecekken niye başkasından ithal edelim ?

Neyse okuyalım, okuyalım, okuyalım.
Sonra da herkesin okuması için uğraşalım. Sadece bu kitabı değil ha, genel halimiz böyle olsun.
İyi okumalar!

HadRa, Her Hicret Bir İnkılaptır'ı inceledi.
18 May 10:50 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Yine bir solukta okunulacak enfes bir Ali Şeriati klasiği...
Kitabın ismindeki ihtişama bakar mısınız?
'' HER HİCRET BİR İNKILAPTIR !''
Hicretin kavramsal izahından sonra Hz Muhammed (sav) ve beraberindekilerin hicret macerasını , hicret evveli ve sonrasını da konu alarak anlatan küçük bir kitap... Küçük olduğuna bakmayın, içinde bir dünyayı barındırıyor. Birkaç saat içinde bitecek kadar sürükleyici de... Özellikle Hz Muhammed'in konaklayacağı yeri tayin etmede devenin yularını bırakıp,ilahi bir gücün Peygamberi ve devesini halkın elit ve üst kesimlerinden uzaklaştırıp, ayakları yalın, işçi ve samimiyet topluluğuna çekmesi ve bu sırada halkın tepkisini dile getirdiği satırlar. SubhanALLAH Şeriati o satırlarda altın vuruşunu yaptı... :)

#Bibliyofil Muallime#, Hüyükteki Nar Ağacı'ı inceledi.
 17 May 23:32 · Kitabı okudu · 2 günde · 10/10 puan

Yaşar Kemal etkinliği ilk kitabım Hüyükteki Nar Ağacı oldu. Biz bir yandan dort arkadaş her ay Yaşar Kemal okuma etkinliği yapıyorduk zaten. 1000k etkinliğine de rast gelince bizim için çok iyi oldu.
Geçen hafta içinde John Steinbeck Gazap Üzümlerini okudum. Amerikada 1930 yıllarda tarımda sanayileşmenin etkisiyle topraklarından çıkarılıp isci arayan meyve bahcelerinin broşürlerine güvenerek Kaliforniya 'ya göç eden fakir halkın açlıkla,işsizlikle,sefaletle,konar göçer olmanın zorluklarıyla mücadele ederken bir yandan da kendi gibi olan yoldaşlarla birlikte birbirlerine yardim etmelerini içim acıyarak okudum.
Şimdi bu nerden çıktı konumuz Yaşar Kemal ve Hüyükteki Nar Ağacı değil mi diyeceksiniz. Evet haklısınız. Ama konu olarak birbirine benziyor. Bende üst üste okuyunca affiniza sıgınarak bahsetmeden geçemedim.
Efendim gelelim büyük ustanın kitabına. Dağlık bölgede yaşayan kahramanlarımız kışı rahat gecirebilmek için Cukurovaya inip iş bulup para kazanmanın derdine düşerler. Ama ne yazık ki tarımın sanayileşmesi bırakın onları çiftliklerde çalışan ırgatları bile vurmuştur ve işlerinden olmuşlardır. Kirk yıldır ağasının emrinde ağa topraklarında çalışan ırgatlar ne yapacaklarını nereye gideceklerini açlıkla sefaletle nasıl bogusacaklarini bilememektedir. Dolayısıyla kahramanlarımız epey yol teper ama elde avuçta bişey yoktur sefaletten başka birde boynu bükük eve dönmekten başka.
Yolculuk esnasında birbirlerine yardim eden ırgatların samimiyetleri candan oluşları iki lokum ekmeklerini paylaşmaları da işte Anadolu insanı dedirtiyor ve buruk bir hüzün bırakıyor yürekte. Ağalar ise yine zulmün başrolünde. Zengin ne anlar fakirin halinden diyor insan. Birde azarlayıp öyle aşağılıyor ki ne olduğunu anlayamıyor kahramanlarımız kendilerine gelemiyor ve ardından hüyükteki nar ağacının peşine düşüyor. Agactan medet umuyor. Çünkü görüyor ki insanoğlu çiğ süt emmiş tabii halden anlayan kendi gibi olanlar hariç diyelim tüm insanoğluna gitmesin lafım.
Fazlaca spolier vermeden(ee daha geriye ne kaldi hikayeyi baştan sona anlattın diyenler de olabilir) anlatmaya gayret ettim ama verdiysem de affola. Velhasil bu kitabı okuyun okutun dostluk,vefa, can yoldaşlığı, zulüm, açlık,sefalet, ağalar ve daha pek çok kavramla karşılaşacaksınız ve elinizden bırakmadan bi çırpıda bitireceksiniz.
Etkinliği düzenleyen arkadaşlara (Li-3 ozellikle) teşekkür ederim.Boyle bir etkinlikle bizleri daha fazla Yaşar Kemal kitapları ve incelemeleri ile bulusturduklari için. Hepinize bu hayirli ayda hayırlı bol istifadeli okumalar diliyorum.:))

Fırat Mişe, bir alıntı ekledi.
17 May 13:08 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"İnsanlar okumayı öğrendiler, basın da bu çılgınlığı boyuna körüklüyor. Ama özellikle televizyonun yarattığı yeni bir eğilim görüyoruz; insanlar, dünyada olup bitenleri evlerinde koltuklarında izliyorlar; halkın, içinde bağırıp çağırdığı o büyük yapılar yok artık."

Dünya Görüşüm, Bertrand RussellDünya Görüşüm, Bertrand Russell
salih, bir alıntı ekledi.
 17 May 06:02 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın Kurtuluş Reçetesi
"Bunalıyorum çocuk, büyük bir ıstırap içinde bunalıyorum! Görüyorsun ya, gittiğimiz heryerde mütemadiyen dert, şikâyet dinliyoruz... Her taraf derin bir yokluk,maddî, manevî bir perişanlık içinde... Ferahlatıcı pek az şeye rastlıyoruz; Memleketin hakikî durumu bu işte!... Bunda bizim bir günahımız yoktur; uzun yıllar hatta asırlarca dünyanın gidişinden gafil, birtakım şuursuz idarecilerin elinde kalan bu cennet memleket; düşe düşe şu acınacak hale düşmüş. Memurlarımız henüz istenilen seviyede ve kalitede değil; çoğu görgüsüz, kifayetsiz ve şaşkın... Büyük istidatlara mâlik olan zavallı halkımız ise, kendisine mukaddes âkideler şeklinde telkin edilen bir sürü batıl görüş ve inanışların tesiri altında uyuşmuş, kalmış... Bu arada beni en çok üzen şey nedir bilir misin? Halkımızın zihninde kökleştirilmiş olan, her şeyi başta bulunandan beklemek itiyadı... İşte bu zihniyetle; herkes büyük bir tevekkül ve rehavet içinde, bütün iyilikleri bir şahıstan, yani şimdi benden istiyor, benden bekliyor; fakat nihayet ben de bir insanım be birader, kutsî bir kuvvetim yoktur ki... Münasebet düştükçe daima tekrar ediyorum; bütün bu dertlerin, bütün bu ihtiyaçların giderilmesi, her şeyden evvel, pek başka şartlar altında yetişmiş; bilgili, geniş düşünceli, azim, feragat ve ihtisas sahibi adam meselesidir, sonra da zaman ve imkân meselesi...Bu itibarla evvelâ kafaları ve vicdanları köhne, geri, uyuşturucu fikir ve inançlardan temizleyeceksin; işlerinin ehli, idealist ve enerjik insanlardan mürekkep, muntazam, her parçası yerli yerinde, modern bir devlet makinesi kuracaksın; sonra bu makine halkın başında ve halkla beraber durmadan çalışacak, maddî ve manevî her türlü istidat ve kaynaklarımızı faaliyete getirecek, işletecek, böylece memleket ileriye, refaha doğru yol alacak... Başka çaremiz yoktur, ileri milletler seviyesine erişmek işini; bir yılda, beş yılda, hatta bir nesilde tamamlamak da imkânsızdır. Biz şimdi o yol üzerindeyiz; kafileyi hedefe doğru yürütmek için, beşer takatinin üstünde, gayret sarf ediyoruz; başka ne yapabiliriz ki?..."

Atatürk: Ben de Bir İnsanım, Çetin Yetkin (E-KİTAP)Atatürk: Ben de Bir İnsanım, Çetin Yetkin (E-KİTAP)
emre er, bir alıntı ekledi.
16 May 20:16 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Türkçeye ağıt!
Konuşma dilinde durumumuz içler acısı. Kullanılan kelime sayısı birkaç yüze düşüyor. Aynı kelimeler içinde dönüp duruyor türkçe. Gençler kelime yerine anlamsız sesler çıkarmayı tercih ediyorlar. "Hoop, uaah, laaan, heeyt!" gibi .bu durumdan onlar sorumlu değil. Gecesini gündüzünü tv başında geçiren halkın çocukları olarak büyüdüler.
Kabahat, onları yetiştiren ortamda.bu ortamın özelliklerini saydığımızda neler karşımıza çıkıyor.
Dil bilmenin, kitap okumanın, dünya entelektüel tartışma ortamında bulunmanın ve sanattan zevk almanın küçümsendiği bir azgelişmiş ülke kompleksi.

Orta Zekâlılar Cenneti, Zülfü Livaneli (Sayfa 350 - Doğan kitap)Orta Zekâlılar Cenneti, Zülfü Livaneli (Sayfa 350 - Doğan kitap)
S. Ali, Hançer'i inceledi.
16 May 15:33 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 8/10 puan

Normal şartlar altında bir günde okunup, bitirilecek kitabı ancak iki günde bitirebildim. Notlar aldım, önemli yerleri çizdim, düşüncelerimi yazdım, yazara kendimce okurken sorular sordum ve bu şekilde bitti.

Okuduğuma değdi. Zaman kaybı olarak nitelendirilemeyecek kadar güzel bir kiap. Kitabı bitirmeye yakın şunu da düşündüm. Mutlaka devamı olmalı yani bir seri niteliğinde.

Önce kitabın kapağından başlayalım. Oldukça dikkat çekici bir niteliğe sahip bir resim var. 'Hançer' birliğinin bayrağı. Siyah arka plan ve beyaz yazı karakteri ile uyumlu bir çalışma ama keskin olmayan yazı karakteri ile yazılsa belki görsel olarak daha da hoş görülebilirdi diye düşünüyorum. Kapak sloganı ise 'Gökte Allah, yerde Hitler, Allahüekber'. Başka söze gerek yok.

Yakın zaman Türkiye'sini görüyoruz.

Zafer, görsel medyanın en önemli ayağı olan televizyonda başarılı işler çıkaran ve yaptığı haberlerle yerini iyice perçinleyen genel yayın yönetmeni. Aranan, istenen ve çoğu kişi tarafından da yerinde olmak için can atılan bir mevkiye sahip. Halkın nabzını iyi tutan haberlerle diğer kanallara fark atan ve ekibi ile iyi işler çıkaran ve reytinglerde hep başta olan bir kişi. Fakat kendi içi dünyasında fırtınalar
kopan, televizyondaki o başarıyı özel hayatına yansıtamayan ama çoğu kadının da gözü üstünde olan bir kişi.

Bir gün iş çıkışı arabasına binmeye çalışırken, yanına yaklaşıp, bir şeyler söylemek isteyen bir kadının bir anda yere düşmesi, apar topar hastaneye götürülmesi, kadının daha sonra kızıyla ilgili bir şeyler anlatması ve yardım istemesi üzerine gelişen olayları okuyacağız. Konunun dikkate değer olması ve kadına özel olarak yardım etmek istemesi bunu da ancak elinde bulunan televizyon sayesinde yapacak olması yüzünden, birden hiç beklemediği şeylerle karşılaşmasını okuyacağız. Gelişen olaylar neticesinde bir yerlerden tehdit edilmesi; gazetecilik aşkı ile konuyu daha da derinliğine araştırmak istemesi, olayları farklı boyutlara taşıyor.

Görsel ve yazılı basın içinde yaşanan, söylenen ve duyulan haberlerin akışı içinde bir 'kayıp kadın'ı bulma çabalarına tanıklık edeceğiz. Medya-hükümet ilişkilerine yakından şahitlik edeceğiz. Şu anda da hala etkisini yitirmeyen medyadaki
tasfiyeleri, atamaları ve birilerinin adamı olma peşinde koşanları okuyacağız.


Tanınan bir gazeteci hiç tanımadığı bir kişiye, kızını bulması için yardım edecek mi? Kadının kızı seçilmiş mi? Yoksa istemeden bir şeyler mi gördü? Gazeteci Zafer bu işi çözebilecek mi? Anasıyla kızı tekrar buluşacak mı? Kız nerede kayboldu? Bugünle dünü birleştiren nedir? Ya da birileri mi kaçırdı? gibi sorularla devam eden bir konuyu okuyacaksınız. Bir kaybolma olayı, iki kadın, bir olay ve bunları birbirine bağlayan nedir?


Gelen mesaj bir çığlık mı? Mesaj da yazan 'hançer' de nedir? Bu zaman diliminde kaç kişi 'hançer' kelimesini kelime anlamıyla biliyor ya da çağrıştırdığı siyasi anlamı?

Gazeteci Zafer, tutkulu ve kırık bir aşk hikayesiyle hayatını yaşarken bir anda karşısına çıkan olayları nasıl çözecek. Sevgili 'Gözdem' ile hayatın griliğine renk katan Zafer, bu tutkulu aşkı ne kadar devam ettirecek gibi soruların birbirini takip ettiği roman içinde dün, bugün ve yarın üçgeni altında yaşananlar anlatılmaya çalışılıyor. Medyanın bir takım eller elinde nasıl yozlaştırıldığından tutun da, gazeteci olmayan ama gazeteci kimliğini bir şekilde alıp ve bir yerlerin tetikçiliğini yapmak için dünyanın parasını alanların kısa da olsa bir hikayesi de var burada.

35.sayfadan itibaren konu bir anda başka bir boyuta geçiyor. Hitler, Himmer, Ribbentrop, Von Papen gibi kişilerde dünden gelip bugünün içine dahil oluyor.
2.Dünya savaşı, Almanya, Hitler ve adamlarını bu kitaba dahil eden şeyleri ilerleyen sayfalarda okuyacağız. Sonra bir bakacağız Müslüman nazi birlikleri kavramıyla karşılaşıp bunu çözmeye çalışacağız. Gerçek ile kurgunun iç içe geçtiği kimin kurgu kimin gerçek olduğunu sorularla çözmeye çalışacağımız bir bulmacanın içinde ilerleyeceğiz.


Medyanın kendi içinde yaşadığı sıkıntıları, içerden bir sesin dışarı aktarımı şeklinde okuyacağız. Acaba bu sıkıntıların sebebi tam ve özgür olamamasından mı yoksa
patron kavramından mı kaynaklanıyor? Eğer gazete ya da TV sahibi devletle iş yaparsa, bu bağlamda özgür haber nasıl olacak? Hükümetlerin ya da bir takım çıkar gruplarının istemediği haberler gazete sayfalarında ya da TV ekranında olacak mı? Zor.

Zafer de 'kayıp kadın' haberini yapmasıyla, hem içerden hem de dışarıdan gelen baskılar altında kendini ifade etmeye çalışırken, ağır baskılar
neticesinde kendi kalemini kendi kırmak zorunda bırakılışının hikayesiyle birlikte bir medya panoramasını da görmüş oluyoruz. Zamanla aykırı sesler veya farklı düşünceler yerine hep 'sahibinin sesi' olan kişi veya kurumların görüşlerinin 'genel düşünce' olarak yansıtılmasını hem kurgu hem de gerçekte okuyacağız.

Hitler ve ekibi. Hançer, Hançer kardeşliği gibi kavramlar, ilerleyen sayfalarda daha ayrıntılı bir şekilde karşımıza çıkıyor. Bir genel kültür ve tarih bilgisi vererek, dünden bugüne bir köprü kurmaya çalışıyor. Dün bunlar vardı bugün bunlar var ve yarın isim değiştirseler de yine bunlar olacak diyor.
Dün şu kurumların içinde olanlar bugün farklı kurumların içinde ismi İslami de olsa ama hizmet etikleri yerin bu topraklar dışında olduğunu sıradan vatandaş
bilmese de onlara hizmet edenlerin çoğu bunun farkında, bilincinde diyor yazar.

Ortada kaybolan bir kadın ve onu arayan bir anne ve bunu çözmeye çalışan bir gazeteci. Hançer'de bir medya mensubunun içerden yaşadıklarının resmedilmesi yer alıyor. Bunu yaparken de 'kaybolan kadın' karakteri olayın ortasına oturtulup, etrafı dolduruluyor.

Okunması kolay, günümüz dili kullanılmış, akıcı, düşündürücü bir kitap. Tavsiye edilir. İlginç bilgilere rastlayacaksınız. Tarih ve siyasetle ilgili yayınları takip etmiyorsanız belki anlatılan dolaylı kavramın hayal mahsulü bir şey olduğunu sanabilirsiniz ama tamamen gerçektir.

Kaybolan kadını ararken siyasetin karanlık yüzüyle karşılaşmalar, dünden bugüne gelen siyasi atmosfere göndemeler yapıyor.

Hançer'den bahsedilmişken El-Hüseyni'den bahsetmeden geçilmez ve öyle de olmuş. Ortadoğu tarihi içinde mutlaka bu isim geçer. Filistin'de, İsrail'de, Ürdün'de, Suriye'de, Irak'ta yani kısaca bu coğrafyada adı sürekli geçen bir kişidir, el-Hüseyni. Osmanlı devrinde İstanbul'da askeri okulda okumaya gelen ve savaş çıkınca tekrar geri dönen, bir zamanlar Osmanlıcı sonradan İngiliz sevdalısı ve daha sonra da Alman sevdalısı olma sürecinde yaşananlara da kısaca değiniliyor. Ama bu kısım başlı başına bir konudur.

Kitapla birlikte İstanbul'un çeşitli semtleri arasında dolaşıp, tarihi, turistlik yerler olmasa da yine de İstanbul'un hatta artık eski İstanbul diye tarif edeceğimiz yerlerinde bulunan çeşitli mekanlara girip çıkacağız.

Kitap bittiğinde şunu düşündüm. Güzel bir çalışma ve hatta biraz daha uzatılabilirdi. Yani uzatmadan kasıt, tekrarlar değil, bazı yerler biraz daha ayrıntılı işlenebilirdi.
Dini siyasete alet edenlerin bir örneğidir esasında 'hançer'. Yani bu fikriyat, dış devletlere doğrudan veya dolaylı gönül bağlılığın bir sembolü de sayılabilir.


Medya dünyasında yaşanan olaylardan küçük kesitler sunuyor bize yazar. Mustafa Hoş bu kitabıyla Abluka, Çığlık, Big Boss kitaplarını harmanlayıp,
bir çatı hikayeyle siyasal islamcıların küçük bir kesitinden bahsetmiş diye düşünüyorum. Abluka kitabı ile medya dünyasında hem işletmelerin hem de kişilerin nasıl el değiştirdiğini görebiliyorduk. 'Tek Adam' sevdalısı bir takım kişilerin ülkeyi 'tek ses'e çevirmesinin de hikayesini burada okuyacağız.

Mustafa Hoş'un eline sağlık. Big Boss'u okuyup beğenmiştim. Abluka'ya şöyle bir üstten bakmıştım, Çığlık'a ise daha başlamamıştım ama yakın zaman da o iki kitabı da okuyacağım.

Ezcümle: Alın, okuyun ve okudukça şaşıracağınız bol miktarda konu olacağını da bilmenizi isterim. Ayrıca bu kitaptan sonra kendinizi bazı araştırmalar içinde de bulabilirsiniz.
Örneğin ben bu kitaptan çok çok önceleri Serdar Akinan'ın
Buzdağı Buzdağı kitabını da okumuştum ve orada ayrıntılı bilgiler mevcut. Ya da Soner yalçın veya Cengiz Özakıncı'yı okumak istersiniz. Ama ben uzun zamandır elimde olan Kudüs Müftüsü Kudüs Müftüsü Hacı Emin El- Hüseyni nün kitabını okudum. Onun da yakın zamanda incelemesini buraya yazacağım.

selda kiraz, Olağanüstü Bir Gece'yi inceledi.
16 May 10:38 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Hiç bir yaşam kaygısı duymadan varlık içinde yaşayan bir adamın hissizleşen kalbine ilaç gibi gelen hislerle dolu bir gece..
Bir burjuva için halkın arasına karışabilmenin zorluğu,suçluluk duygusu,başkalarını sevindirebilecek bir iyiliğin verdiği haz ve daha pek çok duyguyu hissedebileceğiniz muhteşem bir Zweig kitabı..