• 222 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    1902 yılında Londra'nın doğu yakasına giden Jack abim buradaki halkın durumunu gözlemliyor imparatorluğun yönetim yöntemleri ve sanayileşme hakkında ağır eleştiriler yapıyor. Bazende insanlara yardım ediyor. Sefalet içinde yaşayan halkın durumu gerçekten çok kötü. Ben okurken zor dayandım bu adam nasıl yaşadı o kadar zaman diye düşünmeden edemiyorum. İnsanların yoksulken nasıl yaşadığı hakkında çok bilgilendirici. Düşkünler evlerinindeki rezaletler... her yer de rezaletler var.... Eklemeden edemeyeceğim yönetim yanlış ellerde toplumları felakete sürüklüyor.
  • 344 syf.
    ·7 günde
    (Öze Dönüş)

    Kapitalizm
    Artık insan, konuşan hayvan değildir.Düşünen, seçen, tasarımlayan veya yaratan bir hayvan değildir.Artık insan hakkında insanın yaptığı tanımlamalar doğru değidir.İnsan “SATIN ALAN BİR HAYVANDIR”

    O, artik hayati taksitlere bölünmüs bir isçidir.Risk alamaz ve devrimci olamaz...

    İşte yazarın gözünden kapitalizm..

    Ana maddeler...
    Sömürgecilik, emperyalizm, modernizm, yabancılaşma, medeniyet...

    Aydın ve entelektüel arasındaki farkla uzunca değinmiştir..
    Aydın insanların halkan uzak değil, halkın içinde, sorumluluğunun bilincinde olması gerektiğini hatırlatıyor.

    (Aydınlar, bilim dallarından birinde bilgi sahibi olmuş kişiler değil, “Peygamberlik şuuru”ndan nasiplenmiş düşünürlerdir...)

    Sömürgeciliğin, kapitalizmin ve dünyayı bu kadar yaşanmaz hale getiren her ne varsa, yalnızca öze dönüş yapılarak üstesinden gelinebileceğini savunuyor yazar.
    Peki hangi öz? Islami öz..
    Peki hangi Îslam??
  • 264 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10
    Mitoloji, bir din veya bir halkın kültüründe Tanrılar, kahramanlar, evren ve insanın yaratılışına dair tüm sözlü ve yazılı efsane birikimini, bu efsanelerin doğuşlarını, anlamlarını yorumlayıp inceleyen ve sınıflandıran çalışmalar bütünüdür.

    Mitolojiler zamanla kullandığınız kelimelerden anlattığınız hikayelere kadar birçok alanda var olduğunu kanıtlamış ve bir şekilde hayatınızla bütünleşmeyi başarmış söylenceler bütünüdür.

    Mitolojinin varlığı ve boyutu, yaşanmışlık ya da yaşanmamışlığı bir tarafa, insanın geçmişiyle kurduğu bağa yardımcı bir fonksiyon üstlenmesi nedeniyle çok önemli bir açığı kapatmaktadır.

    Elimizdeki kitap Katheleen Sears tarafından kaleme alınmış ve Ekin Duru tarafından da dilimize aktarılmış bir eser. Say yayınlarının 101 serisinin Mitoloji ayağını oluşturan eser eski Yunan ve Roma mitolojisine bir giriş mahiyetinde kaleme alınmıştır.

    Genel anlamda mitoloji konusunda bir merak oluşturma ve bunu zevkli, kısa bir format üzerinden yapma gayreti içinde olan eser, herkesin anlayabileceği bir dille yazılmıştır.

    Yunan ve Romaya ait olan söylenceler, Y veya R harfi üzerinden okuyucuya aktarılarak, en azından okunan söylencenin hangi tarafa ait olduğu da bu şekilde belirtilmiştir.

    Eser ile Homeros'tan Heraklos'a, Odysseus'tan Poseidon'a, Zeus'tan Athena'ya birçok Tanrı veya Tanrıçanın hikayesine genel hatlarıyla vakıf olacak bir birikimi edinebiliyorsunuz.

    Ayrıca birçok kahramanın kısa ve öz hikayelerine de göz atarak merak ettikleriniz üzerinde notlar alıp araştırma yapabilme imkanını da elde edebiliyorsunuz.

    Mitolojiye biraz merakınız var ve çok ayrıntı içinde boğulmak istemiyorsanız, bu eser hem merakınızı gideriyor hem de genel hatlarıyla size eski Yunan ve Roma mitolojisinde kısa bir seyahat imkanı sunuyor.
  • 236 syf.
    ·11 günde·5/10
    Efendim yazarımız Amerika'dan gemiye atlayıp İngiltere geliyor. Amaç ingiltere' nin doğu yakasında sefalet icinde yaşayan insanların hayatını araştırmak. Bunun için tebdili kıyafetle halkın içine karışıyor onlar gibi davranıyor. Yaşıyor demiyorum onlar gibi davranıyor diyorum çünkü pek kıymetli yazarımız o sefaleti çok çekemediği için iki güne bir kaçıp kiraladığı odada banyosunu yapıyor, karnını doyuruyor ve kaygısız rahat bir uyku çekiyor.
    Büyük umutlarla elime aldığım ama hayal kırıklığı yaşadığım bir kitap oldu. Roman desem değil. Bilimsel bir çalışma desem değil. Makale desem değil. Hadi türünü bıraktım kitapta ruh yok. En çok ta buna üzüldüm. "Beyaz Diş" te bir kurdun psikolojisini bile okuyucuya verebilen bir yazar nasıl olurdu insanları konu ettiği bir kitapta bu kadar yavan ve sığ kalır. Samimiyet ölçer değilim ama bu kitapta samimiyetsiz bir şeyler var. Bir türlü yürümedi. Devamlı aynı konu hakkında ki tekrarlar sıktı. Kitap daha kısa ve derli toplu olsaydı azıcıkta ruh olsaydı. Mükemmel bir iş çıkardı ortaya diye düşünüyorum. Yine de haksızlık etmek istemem bana nahoş gelen tabi ki size hoş gelebilir.
  • Kel Ali bir süre kabus içinde kıvranmış gibi terlemiş, yüzünün bütün hatlarına korkulu bir telaş sinmişti. Gözleri hor bakmaya muhtaç bir zayıflık içinde baygınlaştı. Tek bir şeye inanıyordu: Gazi'nin hoşuna gidecek ger şey mutlaka bu güzel memleketin, bu biçare halkın yararına olacaktı.
  • 175 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    İnsancıklar, Rus Edebiyatı denince akla gelen yazar Dostoyevski'nin yirmi dört yaşındayken yazdığı ilk eseri.
    Orijinal adı olan Бедные Люди (bedniye lyudi)'nin anlamı "zavallı, yoksul insanlar" olan bu kitapta, o dönemin Rusya'sı bize iki kişinin mektupları aracılığı ile sunulmuş.

    Kitapta, karakterlerin ve halkın yaşadıkları ile hem "yoksulluğu", hem de her mektubunda kendini küçümseyen, insanların kendini ezik gördüğüne inanarak sürekli kendini ezen Makar Devuşkin karakteri ile de "zavallılığı" görüyoruz.

    Makar Devuşkin, kıt kanaat geçindiği maaşıyla, kendinden farklı durumda olmayan sevdiği mektup aradaşı Varvara'ya hediyeler gönderen, samimi ve hassas bir insan.

    Kendisi hakkındaki düşüncelerini ve Varvara'nın kendi üzerindeki etkisini şu sözleriyle görebiliyoruz;
    "Onlar, bana zalimlik edenler, çehremin bile uygunsuz olduğunu söylüyorlardı ve hor görüyorlardı beni, kendi kendimi hor görür olmuştum; kütük gibi olduğumu söylüyorlardı, ben de gerçekten kütüğüm ben diye düşünüyordum, ama siz karşıma çıkınca, siz karanlık hayatımı aydınlattınız, kalbimi ve ruhumu aydınlattınız ve ben ruhsal huzur bularak diğerlerinden daha kötü olmadığımı anladım; beli parıltı yok, ışıltı yok, renk yok, ama yine de insanım, kalbiyle ve düşünceleriyle bir insanım ben."

    Ayrıca Makar'ın bu sefil hayattan kurtulmak isteyen gururlu bir yanı da mevcut;
    "Talihsizliğimin acımasız günlerinde size, yoksulluğunuza ve kendime, kendi ezikliğime ve yeteneksizliğime bakarken, ruhsal utançtan ölüp ölüp dirilirdim, buna rağmen, size yemin ederim, benim için değerli olan şey yüz ruble değil, Majesteleri'nin bizzat kendisinin bir saman tanesinin, bir sarhoşun, benim gibi değersiz birinin elini sıkması oldu!"

    Ancak kitapta, karakterdeki bu son derece derin değersizlik duygusunun hangi sebeplerden kaynaklandığını öğreneceğimiz bir geçmiş maalesef göremiyoruz.

    Varvara Dobroselova ise eğitim hayatı babasının on üç yaşındayken ölmesi ile kesilen, bu ölümün kısa bir süre içinde, önce ilk aşkına daha sonra da annesine uğramasından sonra hayatına sürekli pesimistlik ve ölüm kaygısı hakim olan genç bir kız. Bu kaygıyı sıkça geçen "yakında öleceğim galiba" benzeri cümlelerinde görebiliyoruz.
    Aynı zamanda son derece temiz kalpli, Makar'ın kendisine yaptığı iyiliklerin her fırsatta karşılığını ödemeye çalışan, onu samimiyetle seven biri.
    Ancak kitabın sonunda yarına olan endişesi, Makar'a olan sevgisine galip geliyor.

    İnsancıklar hem toplumsal hem de oldukça kişisel bir roman. Yazarın tek ortak noktaları sevgi ve birbirlerine yaptıkları fedakarlıklar olan bu iki zıt karakteri böylesine güzel işlemesiyle hayranlık uyandıran, son derece akıcı bir eser.