• Savaş, umuttan vazgeçmeyenlerin, alnının akıyla yaşamak, yaşatmak isteyenlerin kaderlerine mıhlanmıştır, ölüm gibi, doğum gibi…

    Ah Salih! Olmayan sağ kolunun, dağılan yüzünün halinden hiç utanmaz mıyım da savaşları böyle gözelleyip dururum? Açgözlülere, kalleşlere değildir sözüm kızma bana.

    Sıralarda oturup tarih dinlerken anlatılan kurtuluş kahramanları gözümde hep ütopik insanlardı. Elbette müteşekkirliğimin sınırı yoktu ama Atatürk, Karabekir, İnönü, Bele, Cebesoy… bu adamlar farklı adamlardı. Kafamda insanları, kaderi değiştirmek üzere gönderilen özel insanlar, sürekli değişen kaderde yer alan daha sıradan insanlar olmak üzere basitçe ikiye sınıflandırırdım. Onlar kesinkes ilk grupta yer alırlardı. Acaba ben de kaderi değiştirenlerden biri olabilir miyim diye merak ederdim.

    Bu kitabı okumasam doğrudan ikinci gruba dahil edeceğim insanlar kitabın ana kahramanları. Halk işte tamamen benim gibi belki senin gibi Çolak Salih, annesi, Ali Emmi, Reis Bey daha niceleri… Çok düşündüm bu yüzden okurken, kitabı kenara bırakıp hazmetme araları verdiğim çok oldu.

    Kitabın incelemesini yapan @mesrebikalender in yazdığı gibi bu kitap asla bir okuyayım da balkona bayrak asayım kitabı değildi. İşte Türk'ün gücü budur herkes ayağını denk alsın kitabı hiç değildi.
    Kitapta hayran kalabileceğimiz tek şey halkın kendini tamamen ortaya koymasının çalışmasının azimle çalışmasının gücü olacaktır. Nitekim özgürlüğün ırkla değil bunlarla sağlandığını anlamak bizi daha doğru bir milliyetçi yapacaktır. Bunu netleştirdikten sonra gelelim kitap incelemesine.

    Herkesin ayrı bir kitap olacak kadar farklı hikayesi var. Kimse figüran değil. Kocasını oğlunu kaybedip pencerelerde beklemekten vazgeçemeyen ana yüreği de, kahvehanelerde devletin haline yanmaktan vazgeçip harekete geçmek zorunda kalan yetmişlik emmi de, savaşın vücudundan götürdüklerinden çekinip utanıp aşkını kalbinde tutanlar da… Kitapta hepimiz varız. Buğra Bey tek kahraman üzerine yoğunlaşmayarak benim sınıflandırmamı yerle bir ediyor, beni utandırmakla kalmıyor, karakterleri öyle içime işliyor ki kitabına bağlayıveriyor.

    Kitapta beni en şaşırtan halkın karar vermesinin zorundalığı ve haklı zorluğu oldu. Cahil baktığımdan bu konuda ne kadar zorlanacaklarını hiç düşünmemişim. 600 yıllık koca çınarın çatırdamalarını kabul etmek istememişlerdi. Haksızlar mıydı? Asla! Padişahlar nerdeyse 600 yıldır halk için kararlar vermiş, savaşlar etmiş, antlaşmalar yapmıştı, bu yıkılmaz bir alışkanlıktı halkın gözünde. Evet büyük savaşlar kaybedilmişti ama bu devlet nice sıkıntıları atlatmıştı. Bu da atlatılırdı. Ancak Yunan ilerliyordu. Hükümetin işgalleri durdurmaya gücü yetecek miydi, çete problemi başını alıp gitmişti, bir kuvay-ı milliye diyorlardı ki çete miydi neydi nerden bileceklerdi? Belki de devleti yıkmaya çalışırlardı, nasıl emin olacaklardı? Ancak şu kesindi artık bir karar vermeleri gerekti. Hangi tarafta duracaklarını belirlemeliydiler. Toprak, istiklal ,vatan meselesiydi bu. Yunan kapıdaydı.

    Çok zor be çok. Gelecekten bakınca kuvay-ı milliyenin tek umut olduğunu, temsil heyetinin neler başardığını biliyorsun ama 1919-20’da halk kurtuluşun bunlar olduğunu nereden bilsin?

    Bu kadar belirsizliğin zorluğun içinde kuvvacıların umuda olan imanı, haklılığı hakikati anlatma çabaları, "zafere Allah’a inandıkları kadar inanmaları" iliklere kadar hissediliyor.

    Ayrıca Çerkez Ethem'i anlayabilmek adına önemli bölümler içerdiğini atlamayalım . İnsanlara ne kadar kolay hain diyoruz. Büyük işler başardığını ve sonuçta bir insan olduğunu unutmak büyük haksızlık.

    “Her şehidin altında Şekspir’ini, Korney’ini bulamayacak bir facia, yürekler paralayıcı bir facia yatacaktı. Yavuklular, sözlüler, saçı bitmedik yavrular, ak sakallar, apak gözler.. ve gözyaşları.. kırık gönüller…”

    Her şeye rağmen güç ve kuvveti nerden geldiğini anlayabilmek bile gururdur.
    Kısacası küçük ağa umuttan vazgeçmeyenlerin , devir önünde aciz kalmak istemeyenlerin , alnını akıyla yaşamak bile değil yaşatmak isteyenlerin "destan kıvamındaki romanıdır." Savaş kaderlerine bu kitaba mıhlanmasın da ne yapsın?

    Okuyalım okutturalım, Buğra bizi anlatmış. Hepimizi.
  • Utopia değişik ve var olabilecek bir kitabın anlatımı yani hayal ama öyle olamayacak bişeyde değil ha ama olması "günümüz" şartları içinde mümkün mü o biraz zor. Thomas moore eserinde önce 16.yy dünyasına güzelce bi giydirmiş şimdi bizim bazen gıpta ile yâd ettiğimiz eskilere dair dedikleri ortada adam hırsızlığın cezalandırılmasına ilişkin öyle mantıklı sözlerde bulunmuş ki lafa ortak olmamak mümkün değil. Ornegin "asma zevkini tadabilmek için hırsız yaratmak" insanın iç yüzüne atılmış güzel bi tokat dimi sonrada kahramanın gezdiği diyarlardan olan utopia nin düzenini aktarıyor. Utopia var olan toplumlardan çok daha farklı ve çok daha mantık silsilesi ile hareket ediyor. Orada işe yarayan eşyalara değer verilirken ise yaramayan Elmas ve altınlar yada bizim için değerli taşlar çocukların ellerinde oyuncak oluyor yada eğtim sistemi, yasalar ve en önemlisi halkın Içinde para ile özel mülkiyetin olmaması bu iki durum suçların pek çoğunu ortadan kaldırıyor herkes hergun zorunlu çalıştığı sürede alınan malını ortaya getiriyor sonra kendine lazım olanı kadarını alıyor.
    Sistemi bir kelime ile anlatıyor olsaydım bu utopia için bi verim utopiasi derdim çünkü birinci öncelik burada verim gibi vesselam
    #masamdakiler #neokuyorum #okudumbitti #thomasmoore #ütopya #kitap #book
  • İnsanın kendisine olan saygısı ve onuru uğruna verdiği savaş elbet bir gün bitecek, kazanan yine kendisi olacaktır. Fransız edebiyatının mihenk taşlarından biri olan bu eser toplum tarafından değersiz görülen ve dışlanmış eski bir kürek mahkumunun neler başarabileceğini, neleri değiştirebileceğini bütün gerçekliğiyle ortaya koymuş. Dönemin siyasi koşullarından da bahseden bu eser ihtilal zamanlarında halkın içinde bulunduğu durumu da az çok bizlere anlatıyor. Victor Hugo sadakat, öz saygı ve aşkı oldukça güzel harmanlayıp bizlere sunmuş. Mutlaka okunması gereken dünya klasikleri arasında ilk beşte olmalı.
  • " Her felaketin sonunda sonsuzluğun görkemli ışığı bulunur "
    diyor Albert Camus. Felaketi kabullenmeyi reddediyor ve umut dağıtıyor okura bir felaketin ortasında olsa bile. İnsanların içinde kalan mutluluk parçasını vebaya kaptırmamanın insanlar için en gurur verici bir şey olduğunu anlatıyor. Sanki kapkara bir kağıda gökkuşağı cizmeye çabalıyor ve siz de okudukça hala insanlık için mücadele eden iyi insanlar var diyorsunuz.

    3. Bölümü bitirdiğimde kendimi bir vebalı gibi hissetmeye başladım ve sanki ben de Oran kentinde yaşıyorum zannettim. Vebanın, halkın duygularındaki, düşüncelerindeki ve davranışlarındaki etkisi çok iyi yansıtılmış. Eğer Körlük'ü okuyup beğendiyseniz, bu kitabı da beğeneceğinizi düşünüyorum her ne kadar vermek istedikleri mesaj farklı olsa da.

    Ve incelememi yazarın kitabı neden kaleme aldığını anlatan bir alıntıyla bitiriyorum :
    "felaketlerin ortasında neler öğrenildiğini, insanların içinde hor görülecek şeylerden çok, hayranlık duyulacak şeylerin bulunduğunu söylemek için burada son bulan anlatıyı kaleme almaya karar verdi."
  • Her halkın içinde, her diyarda umarsızlar, esirler, kurbanlar ve çaresiz akrepler vardır. Ancak siz dünyanın neresinde, tekmil bir coğrafyada yaşayan insanların tümünü, aç tok, hasta sağlıklı, zengin fakir, ağa maraba, kentli köylü, hep birlikte esir gördünüz; hepsinin zehirli akreplere dönüşüp birbirini soktuğunu nerede gördünüz?
    Mehmed Uzun
    Sayfa 17 - İthaki - 17. Basım
  • "... İnan bana yiğidim Bilâl, halkın en az yarısı Müslümanları dört gözle bekliyor. Gelsinler, bizi kurtarsınlar diye. Ama Kudüs yalnız içinde yaşayanların değil ki, Papa’ya kadar uzanan bir halka örülü. Hıristiyanlık âlemi Sultan Selâhaddin’in her sefere çıkışında başlar kımıl kımıldamaya, yalım yalım yanmaya. Acep seferi Kudüs’e doğru uzatır mı diye..."
  • Marilyn Monroe yürürken kalçası daha güzel sallansın diye ayakkabısından birinin topuğunu biraz kısaltırmış. Ömür boyu zatürre ve bronşitten çekmesinin sebebi ise: halkın huzuruna çıkmadan önce buzla dolu bir küvete girmesiymiş. Buzun içinde saatlerce yatarak memelerinin ve poposunun dik olmasını sağlar, ama acıya katlanmak için de uyuşturucu kullanırmış..