ÇANAKKALE GEÇİLMEZ EMPERYALİSTLERE MEZAR OLUR ANCAK ..

ALINTI :

Çanakkale Savaşı ve Zaferi,

Tüm Mazlum Milletlerin Emperyalizme Karşı İlk Zaferidir


Kıvılcımlı Usta der ki:

“Çanakkale Zaferi sadece bizim değil, tüm mazlum milletlerin emperyalizme karşı ilk zaferidir.”


“O yüzden o zaferi ne kadar kutlasak yeridir”, der, arkadaşlar.

Bizim Sahte Solculara göre, Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda Osmanlı da, emperyalist paylaşım savaşını güden cephelerden birine mensup bir devlet. O yüzden, onun kazandığı bir zafere sahip çıkılamaz. Bu anlayıştalar.

Ama biz diyoruz ki, Osmanlı o savaşın bir tarafı değil, o savaşın kurbanı!

O savaşın öznesi değil, nesnesi!

O savaşın asıl çıkış sebebi, Osmanlı’yı parçalamak, yağmalamak, yutmak arkadaşlar. Olay bu.

Osmanlı aldatılarak yarısömürge durumuna düşürüldüğü için, o savaşa zorla sokuldu.

Marks-Engels Usta’mızın, Türkiye üzerine yazıları Sol Yayınları tarafından “Doğu Sorunu [Türkiye]” adıyla yayımlanmıştı. Ustalarımız burada der ki, Batılı devletler Osmanlı’nın ruhuna fatiha okumaktadırlar.

Yine bir yerde derler ki, Osmanlı, Avrupa Medeniyetine yem olacaktır, yem edilecektir.

Ve yine burada Engels der ki, Osmanlı kaçınılmaz bir şekilde parçalanacak, çökecek…

“(…) Türkiye’nin bağımsızlığının korunması ya da Osmanlı İmparatorluğu’nun olası çözülüşü durumunda, Rusya’nın bu toprakları kendine katma tasarısının önlenmesi en önemli sorundur.” (F. Engels, age., s. 31)

Yani ne güzel koyuyor meseleyi. 1853’te yazıyor bunu Engels. New York Daily Tribune’de, 12 Nisan 1853’te, “Türkiye’de Konusunda Gerçek Sorun” başlığını taşıyan Başyazısında.

Yani Osmanlı’nın parçalanması kaçınılmaz.


Evet, tabiî, tabiî… Biz diyoruz ki işte, Batı Kapitalizmi, Emperyalizm aşamasına geçti artık, o dönemde. Yani, Türk bağımsızlığını korumak, diyor, önemle üzerinde durulması gereken meselelerdendir. Yani büyük Usta’mızın 1853’te gördüğünü, bizimkiler bugün bile, aradan 150 yıl, 155 yıl geçmiş olmasına rağmen görüp kavrayamıyorlar. Bunların nerede Marksist-Leninistliği?..

Lafta!

İşte biz Marksist-Leninistiz derken, bunu dudaktan söylemiyoruz.

Bir söz, ünlü yazarımız Reşat Nuri’nin dediği gibi, “dudaktan kalbe” vurmazsa, o sözün beş paralık bir değeri yoktur.

Biz Marksizmi-Leninizmi bir bilim olarak, İşçi Sınıfının kurtuluş bilimi olarak benimsiyoruz. Onun rehberliğinde mücadelemizi sürdürüyoruz.

Bizi, vay Osmanlıcı, şoven vesaire zırvalamalarıyla adi, basit sözlerle suçlamaya kalkıyorlar, kara çalmaya çalışıyorlar. Buna prim verir miyiz biz? Ciddiye alır mıyız bunu?

Bilimin dediği ortada…


Lenin, arkadaşlar, “Proletarya İhtilali ve Dönek Kautsky” adlı eserinde, yine yüce anıt eserlerinden biri Lenin Usta’nın:

“(…) Kendi burjuva “vatanı” için konuşmaya tarihî bir hakkı bulunan ve feodalizme karşı mücadelede yeni ülkelerde milyonlarca insanı uygar bir hayata götüren büyük burjuva ihtilallerine derin bir saygı gösteremeyen insan, Marksist olamaz.”

Yani büyük burjuva devrimlerine, 15’inci Yüzyılda İngiltere’de başlayan büyük burjuva devrimlerine saygı göstermemiz gerekir, çünkü feodalizmden daha üst bir üretim ve toplum biçimi olan kapitalizme sıçrattı insanlığı o devrimler, diyor. Onlara saygı göstermeyen insan, Marksist olamaz, diyor Lenin.

“(…) Bir insan, Alman Emperyalistleri tarafından Belçika’nın boğazlanması ya da Avusturya ve Türkiye’yi yağma için İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya Emperyalistleri arasında imzalanan pakt ile ilgili olarak, “vatanın savunması”ndan söz eden Plekhanov ve Kautsky’nin ikiyüzlülüğüne karşı nefret duymayınca da Marksist olamaz.” (Lenin, age., s. 26)

Demek ki, arkadaşlar bakın, Lenin Usta burada emperyalist savaşın iki cephesini çok net olarak görüyor.

Bir tarafta kim var?

Almanya var.

O neyi yutmak istiyor, Usta’nın koyuşuna göre?

Belçika ve Avusturya’yı.

Öbür tarafında kim var emperyalist yağma savaşının?

İngiltere, Fransa, Çarlık Rusyası ve İtalya var.

Bunlar kimi yağmalamak istiyor?

Avusturya ve Türkiye’yi yağmalamak istiyorlar.

Demek ki emperyalist savaşın bir parçası değil, kurbanı Türkiye. Öznesi değil, nesnesi, arkadaşlar. Ve bunu Lenin söylüyor.

Ne zaman söylüyor?

“1915 yılında, Mayıs’ın ikinci, Haziran’ın birinci yarısında yazıldı” bu makale.

Bu dönem, Çanakkale Kara Savaşlarının bütün şiddetiyle sürdüğü dönemdir. Bildiğimiz gibi Çanakkale Kara Savaşları, 25 Nisan 1915’te başladı, 9 Şubat 1916’da emperyalistlerin hezimeti kabul ederek defolup gitmesiyle sona erdi.

Tam o savaşın en şiddetli biçimde sürdüğü günlerde diyor bunu, Lenin Usta.

E, şimdi biz Leninistsek, bunu böyle göreceğiz, teori bunu söylüyor.

Stalin de burada, “Leninizmin İlkeleri”nde iki yerde açıkça söyler. Ama vaktimiz son derece azaldı, o yüzden… “Leninizmin İlkeleri”nde, (Sol Yayınları’ndan) arkadaşlarımız bakabilirler. Aynı, Lenin’in koyduğu tezleri tekrarlar.

Demek ki, Çanakkale Savaşları konusunda da, Marksizmin-Leninizmin tezini savunuyoruz biz; Kıvılcımlı ve biz.

Bizim dışımızdakiler, burjuvazinin tezlerini savunuyorlar.

Çanakkale Savaşları’na böyle aşağılık biçimde saldıran dönek yazarçizerler var. Hadi Uluengin, geçen yıllarda benzer bir yazı yazmıştı, hatırlayan arkadaşlarımız olabilir. Mustafa Yoldaş’la birlikte okumuştuk. Yine Engin Ardıç döneği, benzer bir yazı yazdı. E, şimdi bunlarla saf tutacaksın sen, ondan sonra da devrimcilik iddiasında bulunacaksın. Biz de sana Sahte Sol, Soytarı Sol deyince, vay bize hakaret ediyor, diye bize saldıracaksın. Ve bizimle ilişkiyi askıya alacaksın. Hiç umurumuzda olmaz! Ya adam olursunuz ya da erir, tükenir, yok olur gidersiniz…
Emperyalistlerin Çanakkale Hezimeti ve bu Hezimetin Dünya çapındaki önemi
Çanakkale Savaşları’nda bulunan, yağmacı emperyalist orduyla beraber bulunan bir İngiliz Savaş muhabiri var, arkadaşlar, Ellis Ashmead Bartlett. “Çanakkale Gerçeği” diye, tüm arkadaşlara salık vereceğim bir kitabı var. Burada çok açık bir şekilde anlatır emperyalistlerin amaçlarını. Yani, “Rüyalar Şehri İstanbul’u bir an önce ele geçirmek, Ayasofya’da yeniden Haç’ın hâkimiyetini sağlamak, Fatih’in Yeniçerilerinin yaptıklarının öcünü almak”, diye sıralar. Sürekli makaleler gönderir Londra’ya, savaşın başlarında gönderdiği yazılarında, zaferden o denli emindir ki; zafer çok yakın, der defalarca. Ve “Osmanlı Türkleri son Haçlı Seferinden bu yana Anglosakson süngüsü tatmadılar, şimdi tadacaklar”, der. “Haç için savaşan o kutsal şövalyelerin öcünü alacağız”, der. Ve coşkuya kapılır emperyalist ordu karşısında. “Bugüne dek Tarihin gördüğü en büyük Haçlı Ordusu bu. Onun önünde kim durabilir?” der. Ve Türkleri o kadar aşağılar ki… Türkleri ve Osmanlı Halklarını… Tabiî Kürt yoldaşlarımız da var, omuz omuza bu savaşlarda. Hiçbir şekilde ayrılmamışlar, Malazgirt Savaşı’ndan bu yana sürekli Türklerle omuz omuza, her zaman, sevinçte ve zor günlerde, tasada beraber olmuşlar, arkadaşlar.

“Bunlara on şilin rüşvet versek, bir de teslim olduklarında af çıkarsak, bu siperlerdeki Osmanlı Türkleri kaçar gider”, diye teklifte bulunur, Çanakkale Savaşlarının Komutanı Ian Hamilton’a. O denli emin yani, o denli aşağılıyor bizleri, savaşın başlangıcında.

Ama sonunda ne olduğunu görür. “Türkler müthiş kahramanca savunuyorlar yurtlarını. Köşeye sıkıştığı zaman korkunç yenilmez savaşçılar olur Türkler” der.

Ve savaşın gidişatını görür. Ve o yönde değerlendirmelerde bulunur ve Londra’ya o makaleleri göndermeye başlar. Iord Hamilton hemen ambargo koyar, Bartlett’in yazılarına. Engeller, gönderilmesini. Sonunda bir Avustralya savaş muhabirine makalesini verir ve İngiltere Başbakanı Asquith’e bir mektup yazar, arkadaşlar. Fakat bu mektubu Avustralya savaş muhabirine verirken, başka bir İngiliz savaş muhabiri görür, Ian Hamilton’a haber verir. Ian Hamilton, hemen o Avustralya savaş muhabirini Marsilya’da gemiden iner inmez tutuklatır. Ve elinden Bartlett’ın makalesini alır. İngiliz Başbakanına, Asquith’e ulaştırılmasını engeller böylece. Ama Avustralya savaş muhabiri, mektubun içeriğini belleğine yazmıştır. Onu tekrar kaleme alır. Avustralya Başbakanı Andrew Fisher’e gönderir. Fisher de İngiliz Başbakanı Asquith’e gönderir. Şimdi o mektubun son bölümünden kısa bir bölüm okumak istiyorum:

“Sayın Asquith,

“Size böylesine rahatça yazıyor olmamı mazur göreceğinizi umuyorum; ancak, bu mektubu size elle ulaştırma imkânına sahibim ve kesinlikle meselelerin gerçek yüzünü buradan öğrenmeniz gerektiğini düşünüyorum. Türklere karşı mutlak büyük başarılar gösterme yolundaki son büyük çabamız, Bannockburn Muharebesi’nden beri tarihimizdeki en korkunç ve pahalı fiyasko idi. Karargâhlar tarafından belirlenen planın en ufak bir başarı şansının bulunduğunu şahsen hiç düşünmedim, keza, bu planın akim [başarısız] kalışını 9. Kolordu’nun Anafarta Tepelerini zapt etmede başarısız kalışıyla açıklamaya yönelik gayretlerin gerçekle bir ilgisi bulunmamaktadır. Operasyonlar, imkânsız bir ülkede, İşgalci Güçlerin, bir generalin kesinlikle beklenti hakkına sahip olamayacağı mikyasta, elde edilmesi imkânsız hedeflere kahramanca dalması ve hayatlarını feda etmesi suretiyle bir süre sürdü. Asıl hedef, Yarımada’yı Suvla Körfezi’nden” (agy, s. 276) diye devam eder, arkadaşlar.

Yani, bu savaşın, vaktimiz yok okumaya, sürmesinin hiçbir anlamı yok. Kayıptan başka, hezimetten başka hiçbir şey vermez. En kısa sürede, zaten kış da yaklaşmaktadır, çekilmemiz gerekir, der, arkadaşlar.

Onun üzerine İngiliz Başbakanı Asquith, Ian Hamilton’ı, o gururlu, mağrur, emperyalist yağma savaşlarında büyük deneyimler edinmiş, zaferler kazanmış, Güney Afrika Halklarına kan kusturmuş, Hindistan’da mazlum Hindistan Halkına kan kusturmuş Ian Hamilton’ı görevden, yani Çanakkale Savaşları Müttefik Orduları Komutanlığından alır, yerine General Monroe’yu gönderir. Monroe, savaşın sürmesindeki anlamsızlığı çabuk kavrar. Ve onun üzerine emperyalist İtilaf Ordusu defolur gider, arkadaşlar.

Yani Çanakkale Savaşları ve Zaferi konusundaki tezlerimiz de, tümüyle Marksizmin-Leninizmin ilkelerine uygundur, arkadaşlar.

Birinci Kurtuluş Savaşı’mızın niteliği nedir?

Taci Arkadaşımız da uzun uzun anlattı. Bizim Birinci Kurtuluş Savaşı’mız, Antiemperyalist Ulusal Kurtuluş Savaşı’dır. Burjuva Antiemperyalist Ulusal Kurtuluş Savaşı’dır. Usta’mız adını böyle koyar. Ve Türkiye Komünist Partisi’nin ilk Başkanı ve onun yoldaşları da böyle koyar bu savaşın adını. Mustafa Suphi Yoldaş ve Onbeşler de aynen böyle koyar, arkadaşlar.

Şimdi bizim Sevrci Sahte Solcular, Mustafa Suphi’yi savunur görünürler, Onbeşler’i savunur görünürler. Ama hiç ilgileri yok Onbeşler’le de, Mustafa Suphi’yle de, TKP’nin o yıllarda verdiği mücadele ve savunduğu tezlerle de. Tam tersine, onlarla tam bir uyum içinde olan bizleriz.

Yine isterseniz önce Lenin’den başlayalım, arkadaşlar, Kurtuluş Savaşı’mızın niteliği neymiş. Büyükelçi olarak Ankara’ya gönderilen Sovyet diplomatı Aralov, Türkiye’ye hareket etmeden önce Lenin’le görüşür. Lenin’in öğütlerini, direktiflerini alır. Lenin’in ona söylediklerinden kısa bir bölüm okumak istiyorum.

“Türkler”… Lenin söylüyor arkadaşlar. Lenin’in çalışma odasına gidiyor Aralov, zamanımız yok oraları aktarmayalım. Lenin içtenlikle, dostlukla tokalaşıyor, hal hatır soruyor. Yani gönlünü okşayıcı sözler ediyor ve şunları söylüyor sonra da:

“(…) Şimdi size büyük bir iş veriliyor. Türkiye’de yararlı çalışacağınızı umuyorum. Türkler, milli kurtuluşları için savaşıyorlar. Bunun için Merkez Komitesi, askerlik işlerini bilen birisi olarak, sizi oraya gönderiyor. Emperyalistler Türkiye’yi soyup soğana çevirdiler, hâlâ da soyuyorlar. Köylüler ve işçiler buna katlanamadılar ve başkaldırdılar. Sabır bardağı taştı; gerek Doğu Halkları, gerek biz emperyalist kuvvetlere karşı savaşıyoruz. Sovyetler Birliği emperyalistlerle olan işini bitirdi. Onları bozguna uğrattı ve memleketten kovdu. Onların dişlerini söktük. Keskin tırnaklarını vücudumuza geçirmelerine izin vermedik.”

“Lenin Türkiye’de olup bitenleri çok iyi biliyordu. (Aralov diyor bunu hatıralarında ve Lenin devam ediyor:)

“-Mustafa Kemal Paşa, tabiî ki sosyalist değildir” diyordu Lenin, “Ama görülüyor ki iyi bir teşkilatçı. Kabiliyetli bir lider, milli burjuva ihtilalini idare ediyor. İlerici, akıllı bir devlet adamı. Bizim sosyalist inkılâbımızın önemini anlamış olup, Sovyet Rusya’ya karşı olumlu davranıyor. O, istilacılara karşı bir kurtuluş savaşı yapıyor. Emperyalistlerin gururunu kıracağına, padişahı da yardakçılarıyla birlikte silip süpüreceğine inanıyorum. Halkın ona inandığını söylüyorlar. Ona, yani Türk Halkına yardım etmemiz gerekiyor. İşte, sizin işiniz budur. Türk Hükümetine, Türk Halkına saygı gösteriniz. Büyüklük taslamayınız. Onların işlerine karışmayınız… İngiltere onların üzerine Yunanistan’ı saldırttı. İngiltere ile Amerika bizim üzerimize de sürü ile memleket saldırttı… Sizi ciddi işler bekliyor. Yoldaş Frunze bu günlerde Ukrayna Cumhuriyet adına Ankara’ya gidecektir. Herhalde onunla Türkiye’de karşılaşacaksınızdır.

“-Kendimiz fakir olduğumuz halde Türkiye’ye maddi yardımda bulunabiliriz. Bunu yapmamız gereklidir.” (diyor arkadaşlar.)

Küçük bir paragraf daha aktarayım:

“-En önemlisi halka saygı göstermektir. Emperyalistlerin yağmacı istilacı politikalarına karşılık bizim, hiçbir çıkara dayanmayan dostluk ve memleketin iç yaşamına karışmama durumumuzu, açıklayınız! İşte sizin ödeviniz!.. Ne gibi yardımlarda bulunacağımızı da bildirelim; en kuvvetli bir ihtimalle silah yardımında bulunacağız. Gerekirse başka şeyler de veririz. Dil öğreniniz…” filan diye, devam eder arkadaşlar, zamanımız yok. (S. İ. Aralov, Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Hatıraları, s. 37-40)

Demek ki Lenin, çok net bir şekilde Kurtuluş Savaşı’mızın karakterini ortaya koyuyor, arkadaşlar. Şimdi bunu inkâr ettik mi, o zaman Leninciyiz deme hakkımız kendiliğinden ortadan kalkar.

Biz neden Leninistiz?

Marksizmin-Leninizmin tezlerini benimsediğimiz için. O tezlerin ışığında kavga yürüttüğümüz için Leninistiz, diyoruz. E, onları reddedersek Leninistliğimiz lafta kalır…

Yine, zamanımız yok arkadaşlar, burada, Stalin Boğazlar’da İtilaf Donanmasını bombalayalım, der, imha edelim der, işgalci donanmayı. İşgal altında o zaman İstanbul. Ali Fuat Paşa’ya önerir Stalin bunu açıkça. Ve 10 milyon altın ruble yardım vaat eder Sovyetler. Birinci 5 milyonunu gönderirler, ikinci 5 milyonu da, arkadaşlar, halledeceğiz, der Stalin.

“Stalin’in Boğazlar’ı torpilleme teklifi,

“Bundan sonra Milletler Komiseri Stalin’le olan mülakatımız aşağıdaki şekilde cereyan etmişti.”

General, Mustafa Kemal’in silah arkadaşlarından Ali Fuat Cebesoy. O zaman Türkiye’nin Moskova Büyükelçisi. O, anılarında, “Moskova Hatıraları” adlı anılarında, yazıyor.

“- Anlıyorum, Paşa! (diyor, Ali Fuat Cebesoy’a, Stalin) Selanik’in Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan’dan hangisine verilmesinin daha münasip olacağı hakkında fikrinizi öğrenebilir miyim?”

Yani bu denli dostça davranıyor Stalin de. Sizin tercihiniz yönünde bizim de görüşümüz olsun, istiyor. Sizin tercihinize uyalım, diyor Stalin.

“Ben– Yunanistan’da kalması daha adilane olur.

“Stalin– Boğazlar’da denizden bir teşebbüste bulunulmasını ve İtilaf Donanmasının ızrar edilmesini [zarar verilmesini] düşünüyorum. Bu maksatla Alman mütehassıslarını Kırım’a getirteceğim. Onlara Kırım’da torpil ve sair tahrip vasıtaları yaptırtacağım. Eğer bunların Boğazlar’a nakli tarafınızdan temin edilebilirse, hemen işe başlanabilir. Siz ne dersiniz?

“Ben– Tahrip vasıtalarını, mütehassısların gösterecekleri usul dairesinde Türk denizcilerinin kendi küçük gemileriyle nakledebileceklerini mümkün görüyorum.

“Bundan sonra sözü benim istediklerim üzerine getirdim, dedim ki:

“Vaadedilen on milyon rublelik altının ikinci taksidi olan beş milyonu Ankara’ya gönderebilmek üzere acele yola çıkarılmasını rica edeceğim.

“Bu hususta bir iki gün içinde kat’i ve müspet bir cevap verebileceğini söyledi.

“Türkiye’ye gönderilmesi takarrür eden esliha (yani Türkiye’ye gönderilmesi kararlaştırılan silahlar, – N. Ankut), cephane ve harp malzemesinin, görülen mübrem ihtiyaç üzerine bütün süratiyle gönderilmesini hususi surette Yoldaş Stalin’den rica edebilir miyim?

“Sual ve ricama da:

“Bunu temin edeceğimi vaad ediyorum.

“Cevabını verdi. Konuşmamız geç vakitlere kadar samimi olarak devam etmişti.” diye devam ediyor, arkadaşlar. (agy., s.160-161)

Yani Stalin de böylesine dost. Birlikte İtilaf Donanmasını, işgalci donanmayı imha edelim, diyor.

Şimdi zamanımız ne kadar kaldı?

İki saat doldu, bir yarım saat kaldı. İki buçuk saat süre tanımıştı yoldaşlarım bana. O bakımdan…

***

Sanırız, gerçeği görüp anlamak isteyen arkadaşlar için, sonuç elde edilmiştir.

Burada bir de şunu gördük:

Baykuş Gözlü Okuyan Hafız, Çanakkale Zaferimize, yukarıda görüldüğü şekilde saldırırken, aynı saatlerde Yeni Sahte TKP’nin Çanakkale İl Örgütü, Zaferimizi sahiplenen bir açıklamada bulunuyor. Açıklamalarından üç paragraf:

“Yıl 1915, Boğaza giren İngiliz, Fransız zırhlıları, yarımadaya çıkartılan emperyalist ordular. Anadolu’nun dört bir yanından buna karşı mücadeleye gelen boyun eğmeyenler. Direnenler ve kazananlar…

“(…)

“Şartlar şimdi de çok farklı değil. O zaman işgal ordularıydı memleketin üzerine kirli çizmeleriyle basanlar, şimdi onların gerici uşakları. Yine Çanakkale, yine işgal ve yine boyun eğmeyenlerin direnişi!

“(…)

“Çanakkale tarihi buna boyun eğmeyeceğini göstermiştir. Yıllar önce gösterdi. AKP’yi yaratanlara gösterdi. Gericiliği yaratanlara, sermayenin ve emperyalizmin uşaklığını yapanlara gösterdi.” (https://goo.gl/M11zye)


Saygıdeğer Arkadaşlar;

Görüldüğü gibi, bizim her tezimiz, her tespitimiz, İşçi Sınıfı Biliminin yol göstericiliğinde oluşturulmuş, bütünüyle gerçeği ifade eden görüşlerdir. Biz İşçi Sınıfı Devrimcisiyiz. Gerçek Devrimciyiz.

Özetçe; Marksizm-Leninizmin ana tezlerinin ışığında Türkiye’nin orijinal devrim öğretisini oluşturan ve o doğrultuda savaşan biricik Gerçek Devrimci Partiyiz. Her sözümüz, her davranışımız, bu özelliğimizi ortaya koyar açıkça…

Bu topraklarda, devrimi bizim yolumuzu izleyen ve bu yolda savaşan Gerçek Devrimciler zafere ulaştıracaktır…

Not: İzleyen arkadaşlar ayrımına varmıştır. 15 Temmuz Paylaşım Savaşı sonrasından itibaren bu türden polemiklere girmeyi bırakmıştık. Bütün enerjimizi, Tayyibistan Faşist Din Devleti’ni kurmaya çabalayan ABD yapımı Kaçak Saraylı’ya ve onun AKP’gilleri’nin iktidarına vurmaya yöneltmiştik. Fakat, Baykuş Gözlü Kardeş’in dün bize, meşrebi olduğu üzere, sinsice ve ahlâksızca saldırması bizi cevap verme mecburiyetine itti. Yoksa, bu tür konular bizce bugünün meselesi değildir…

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

25 Kasım Kadina Yönelik Şiddete Karşı Dayanışma
Bugün 25 Kasım. Tarihin kara sayfalarında yerini alan bugün, üç kadının vahşice katledildiği gündür. Her gün dünyada onlarca kadın katledilirken onların katledildiği günün bu kadar gündemde olmasının elbette ki çok önemli bir nedeni var. Çünkü vahşice katledilen bu üç kadın Dominik Cumhuriyeti’nde Rafael Leonidas Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele eden Clandestina Hareketi’nin öncüleridir.
Onlar Patria, Minerva ve Maria Mirabel kardeşlerdir. Onlar Rafael Leonidas Trujillo diktatörlüğüne karşı yürüttükleri mücadele nedeni ile diktatörlüğün askerleri tarafından tecavüz edildikten sonra vahşi bir şekilde katledilen yiğit kadınlardır.
1960 yılının 25 Kasımı’nda bir uçurumun dibinde bulunan kadınların cesetleri kayıtlara “araba kazası” olarak geçer ve yandaş basın tarafından örtbas edilmeye çalışılır. Ancak başaramazlar. Çünkü herkesin bildiği bir şey sır kalamaz.
Bu yiğit kadınların canları pahasına vermiş oldukları mücadeleyi ölümsüzleştirmek üzere 1981’de Dominik’te toplanan “Latin Amerika Kadın Kurultayı”nda 25 Kasım; “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü” olarak kabul edilir.
Emperyalist güçler Birleşmiş Milletler aracılığıyla nasıl “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü”nün içini boşaltıp bu mücadele ve anma gününü özünden uzaklaştırmak için 8 Mart’a “Dünya Kadınlar Günü” dedilerse aynı taktiği bu kez de 25 Kasım için yaptılar.
Nasıl mı?
Birleşmiş Milletler 1999’da 25 Kasım’ı; “Kadına Yönelik Şiddetin Yok Edilmesi İçin Uluslararası Mücadele Günü “ olarak ilan etti.
Ama bizim için 25 Kasım; özelde kadına ve tüm insanlığa uygulanan fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik ve siyasi şiddete karşı mücadele etmenin gerekliliğini bir kez daha bilincimize çıkarttığımız ve bilendiğimiz bir gündür.
Biz kadınlar olarak kadınlara yönelik çifte sömürü ve şiddetin sonuçlarından çok nedenleriyle mücadele etmeliyiz. Kadına yönelik şiddetin de birçok nedeni vardır. Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı; “Kadın Sosyal Sınıfımız” adlı eserinde bunu çok açık ve netçe ortaya koymuştur. Kadının sömürüsünün ekonomik ve sosyal yönlerini açıklayan Hikmet Kıvılcımlı; gericiliğin, yobazlığın kadın olgusunu nasıl kullandığını bir kez daha ortaya koyar.
Ve şöyle der; “Türkiye’de olanlar, belki Dünyanın hiç bir yerinde demeyelim isterseniz, ama pek az yerinde görülür. Halkı sömürüp ezen gerici sınıflar, ezip soydukları alt sınıfları her yerde aldatarak güderler. Ama, hiçbir yerde bu aldatış, bizdeki kadar hep en utanmazca ve hayvanca gerekçelerle Kadın öne sürülerek yapılamaz. Türkiye’de, alt sınıfların herhangi bağımsız bir düşünce ve davranışı daha ilk adımını atmaya görsün... Gericiler o saat, Kadının saçlarını ellerine dolayıp, halkın karşısına, daha doğrusu vicdanına, ruhuna kazık gibi dikilirler. Çalışan insanımızın ruhça, maddece sömürülmekten kurtulmaya doğru yönelmeyi denemesini felce uğratmak için kadını zehir gibi kullanırlar. Sömürenler, Dünyanın hiç bir yerinde gericiliklerini mahkûm Kadın Sınıfı’nın durumu ile maskeleyerek bizdeki kadar utanmazca ve hinoğluhince Kadın adlı ırz ve namus demagojisinden en namussuzca yararlanmayı beceremezler.”
1978 de yayınlanan bu yazı gördüğümüz gibi ülkemizde hâlâ güncelliğini fazlasıyla koruyor. Bizim ülkemizde 2002 yılından beri iktidarda olan Tefeci-Bezirgân sınıfın temsilcisi AKP’giller dini çok iyi bir şekilde kullanıyorlar. Her fırsatta kadına yönelik aşağılayıcı, hakarete varan söylemlerle kadına yönelik baskıcı ve sindiren uygulamaları hayata geçirmeye çalışıyorlar. Çalışma yaşamından kadını uzaklaştırmak, kadını eve hapsetmek, kız çocuklarının okumaması için (4+4+4) düzenlemeler yaptılar, yapıyorlar. Hükümet yetkilileri akıl almaz söylemleri ile topluma mesajlar vererek insanları daha da gerici ve yobaz davranışlara alıştırıyorlar.
Nasıl mı?
Birkaç örnek verelim:
* Recep Tayyip Erdoğan, “O kadın, kız mıdır kadın mıdır? Bilemem” diyerek.
* AKP Ünye Tanıtım ve Medya Başkanı Facebook’ta “Örtüsüz kadın ya satılıktır ya da kiralıktır” yazarak.
* Erdoğan, “Kadın erkek eşitliğine inanmıyorum, kadın ve erkek farklıdır, birbirinin mütemmimidir (tamamlayıcı)” diyerek.
* Erdoğan “Kürtajı bir cinayet olarak görüyorum.” diyerek.
* Bülent Arınç, “Kadınsa o da iffetli olacak. Mahrem namahrem bilecek. Herkesin içerisinde kahkaha atmayacak, bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak” diyerek.
*7 Mart 2011′de konuşan Erdoğan, AKP döneminde yüzde 1400 artan kadına şiddet için “Kadına şiddet abartılıyor” diyerek.
* Dönemin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin ise “Medya olayları abartıyor. Kadına yönelik şiddet algıda seçicilik.” diyerek.
* Melih Gökçek”Kadın ahlaklı olsun, kürtaj yapmak zorunda kalmasın” “Anası tecavüze uğruyorsa neden çocuk ölsün, günahı ne? Anası ölsün” diyerek,
* Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, “Kadınlar iş aradığı için işsizlik yüksek.” diyerek.
Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu da kendisinden iş isteyen kadına “Evdeki işler yetmiyor mu?” diyerek
* Ensar Vakfı’nda 45 çocuğun istismara uğradığı olayda dönemin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu Ensar Vakfı’nı da, tecavüzcüleri de resmen savunarak ”bir kereden bir şey olmaz” diyerek
Ve sonuç şiddetin, tecavüzün önlenemeyen yükselişi;
İçişleri Bakanlığı, bitmek bilmeyen kadına yönelik erkek şiddetiyle ilgili ürkütücü bir rakam açıkladı. Buna göre sadece 2016’da neredeyse 42 bin kadın, yakın ve ciddi hayati tehlike nedeniyle koruma altına alındı.
AKP’giller döneminde kadın cinayetleri de tam gaz gidiyor. 2002 yılında 66 kadın katledilirken 2016 yılında 328 kadın öldürüldü. Bu kadınlardan yüzde 45’i kendi hayatlarına dair karar almak istedikleri, boşanmak ya da ilişkilerini sonlandırmak istedikleri için öldürüldü. Öldürülen kadınların yüzde 5’i devlet korumasındaydı.
2017’nin ilk 10 ayında en az 240 kadın ve kız çocuğu öldürüldü. 77 kadına cinsel istismar ve 286 kız çocuğuna tacizde bulunuldu. 2017 yılının sadece Ekim ayında 40 kadın katledildi 32 çocuk istismara uğradı.25 kadına cinsel şiddet uygulandı. Bunlar da yetmiyormuş gibi dolmuşta, otobüste kadınlara gerici yobazlar tarafından saldırılar oldu.
Peki tarikat evlerini unuttuk mu?
Karaman’da Ensar Vakfı’nda tam 45 çocuğa öğretmen tarafından tecavüz edildi. Bu haberin arkasından benzer birçok olayın yaşandığı medyaya yansıdı.
Peki neden son 15 yılda kadın, çocuk cinayetleri, tecavüzleri çoğaldı?
Çünkü AKP’giller ve onların hükümet yetkililerinin açıklamaları bu şiddeti, tacizi adeta meşru kılmıştır. AKP’giller en son çıkarttıkları “müftülüklere nikâh kıyma yetkisi” ile hem laikliğe bir darbe daha vurmuş hem resmi çocuk gelinlerin önünü açmış, hem de kadınların mağduriyetini artırarak toplumu ayrıştıracak bir yasa daha çıkartmıştır.
Maalesef ülkemizde kadına yönelik şiddeti caydıracak hiçbir yasal yaptırım olmadığı gibi bir de iyi hal indirimleri yapılmaktadır. Katiller, tecavüzcüler mahkemelerde takım elbise giyerek, kravat takarak iyi hal indirimi alarak cezalar düşürülüyor. Oysaki Partimizin Programı’nda ”ırz suçu işleyenlerin idamla cezalandırılacağı” belirtilmiştir.
Ve son olarak Kurtuluş Partili Kadınlar olarak diyoruz ki; emperyalizmin, gericiliğin bizlere dayattığı hiçbir şeyi kabul etmiyoruz. Kadınlara yönelik çifte sömürünün, yoksulluğun, şiddetin, sömürünün, haksız savaşların tek sorumlusu ABD Emperyalizmi ve onun yerli işbirlikçileridir. Bu bilinçle ezilen bütün halkların kurtuluşu için başta İşçi Sınıfımız olmak üzere mücadele edeceğiz. Haramilerin saltanatını yıkacağız ve ezenin ezilenin olmadığı bir düzen kuracağız.
Yolumuz Clara Zetkin’lerin, Rosa Lüksemburg’ların, Birinci Kuvayimilliye’deki Kara Fatma’ların, Krupskaya’ların yoludur!
Kadın erkek el ele örgütlenerek İkinci Kurtuluş Savaşı’mızı zaferle taçlandıracağız! Demokratik Halk İktidarını kurup özgür, eşit kardeşçe yaşayacağımız düzeni kuracağız! Buna inancımız tamdır. 25.11.2017
Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

semih ve nurİye ye atfen yazılmış bir açıklama (ALINTIDIR)

Altın kalpli evlatlarım!

Acımasız cellatlar eline düştünüz…

Öyle görünüyor ki sizi ya katledecekler, ya da Vernicke Korsakoff hastası edip ömür boyu süründürecekler.

Sağlı sollu Amerikancı satılmışlar medyası, Sorosçu Kemal’in “Adalet” soslu, koltuğu kurtarma “yürüyüş”üne kilitlenmiş durumda. 15 Temmuz ve 16 Nisan sonrası, Kaçak Saray önünde utanç verici bir alçalma, diz çöküş ve teslimiyetinin yarattığı sarsıntıyla çatırdayıp sallanan koltuğunu kurtarma “yürüyüş”üne…

Ne melek yüzlü, melek kalpli Nuriye’nin eriyip tükenmiş, 35 kilo kalmış bedeni kimsenin umurunda, ne de onuru en önde tutan Semih’in kasları günbegün, dirhem dirhem azalıp tükenen iç organlardan ve sadece bir iskeletten ibaret kalmış bedeni…

Bu Amerikan işbirlikçileri, bu vatan millet ve halk düşmanları, bu Mustafa Kemal ve Laik Cumhuriyet düşmanları böyle bir ortamda gümbürtüye götürmek istiyorlar sizi…

Öyle karamsarım ki sizler için, bu dolaplar, bu düzenler dünyasından ayrılıp melek olacakmışsınız gibi geliyor bana…

Acınız, mateminiz, davanız bize kalacak…

Size layık olmaya hep devam edeceğiz biz…

Ve en sonunda da, insancıl bir dünya kuracağız.

Ne elinizden alınan öğrencileriniz unutacak sizi, ne de biz…

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

Tarihsel Maddeci, bir alıntı ekledi.
 27 Nis 2017 · Kitabı okumayı düşünüyor

Yıkılacaksınız! Çelik bilezikle tanışacaksınız!
BOP Eşbaşkanı’na,
18 adamızı Yunanistan’a peşkeş çekenlere,
Irak’ta Müslüman kadınların ırzına geçen Amerikan
conileri için dua edenlere,
Hırsızlar İmparatorluğuna,
Ve Kaçak Saraylı Caligula’ya,
Hayır!
Yıkılacaksınız!
Çelik bilezikle tanışacaksınız!

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

3 Mart 2017

Kaçak Saraylı Caligula, Nurullah Ankut (Sayfa 225 - Derleniş Yayınları)Kaçak Saraylı Caligula, Nurullah Ankut (Sayfa 225 - Derleniş Yayınları)
Tarihsel Maddeci, bir alıntı ekledi.
17 Nis 2017 · Kitabı okumayı düşünüyor

Herkes konuşur, o parti ve o malum şahıs, çalar, satar...
Milletin malını, parasını, vatanı ve halkı...

Şimdi de, en büyük ihanetini gerçekleştirmeye geldi sıra. BOP Eşbaşkanlığı görevini pratiğe geçirmeye... Yani, Yeni Sevr’de taşeronluk rolü oynamaya...

İşte bu sebepten, “Ben Başkan olacağım”, diye tutturdu.

Bir “Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi”yle BOP’un Türkiye bölümünü hayata geçirecek. Türkiye’yi üç parçaya bölecek. Böylece de, efendisi, yapımcısı ABD’ye verdiği sözü yerine getirmiş olacak.

Vatanın elden gidiyor.

Yapsın mı?

“Evet” mi diyorsun?

Öyleyse, yarın hiç dizini dövmeye kalkma...

Çünkü sen bu yola gönüllü gittin...

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

Kaçak Saraylı Caligula, Nurullah Ankut (Sayfa 259 - Derleniş Yayınları)Kaçak Saraylı Caligula, Nurullah Ankut (Sayfa 259 - Derleniş Yayınları)
Tarihsel Maddeci, bir alıntı ekledi.
13 Mar 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Halkımızın Kurtuluşu HKP’nin Halk İktidarında
Ey Halkımız!

Kanma bunların oyununa. Sen de yüz çevir bu Amerikancı zalimler topluluğundan. Bunlar Türkiye’nin, Türk ve Kürt Halkının düşmanları cephesindedir. Senin umutlarını, sevinçlerini çaldı bunlar. Acılara tutunarak yaşamaya daha ne kadar katlanacaksın?

Peki biz iktidarımızda başka ne mi yapacağız?

İşte biz Halk İktidarını kurduğumuzda bunların ekonomideki ve siyasetteki varlıklarına son vereceğiz.

Bunlarla birlikte nüfusumuza oranları binde bir olan yani 78 bin Amerikan işbirlikçisini, Türkiye düşmanını da tasfiye edeceğiz. Bildiğimiz gibi bunlar, siyaseti de, ekonomiyi de, medyayı da, kültürümüzü de ele geçirmişler ve Türkiye’yi kıskıvrak bağlayıp halkımızı tutsak etmişlerdir. Yabancı emperyalistlere peşkeş çekmişlerdir.

Bunların sosyal varlıklarının ortadan kaldırılmasıyla birlikte ekonomi de, siyaset de, medya da özgürleşecek; halkçı yani halk yararına çalışan kurumlar haline gelebilecektir.

Özetçe arkadaşlar; bu Amerikancı hainler, vurguncular, soyguncular, madrabazlar, katiller, hırsızlar düzenini baştan ayağa yıkacağız. Yepyeni, tertemiz, halkımızın en yiğit, en dürüst, en fedakâr, en çalışkan, en hakkaniyetli ve en merhametli önderlerinin öncülüğünde sadece halkın menfaatini düşünen, bunu sağlamak için uğraşan Gerçek Halk İktidarını kuracağız.

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

Seçim Konuşmaları, Nurullah Ankut (Sayfa 128 - Derleniş Yayınları)Seçim Konuşmaları, Nurullah Ankut (Sayfa 128 - Derleniş Yayınları)
Tarihsel Maddeci, bir alıntı ekledi.
13 Mar 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!
Ey ihanetlerin, muhbirliklerin, düzenbazlıkların, vurgunların, katliamların arkadan dolaşan bıçakları!

Ey yiğitçe, dürüstçe, mertçe konuşmaların, yüzleşmelerin, hesaplaşmaların
kaçakları!

Sanmayın ki yaptıklarınız yanınıza kalacak! Tüm ihanetlerinizin hesabını bir bir vereceksiniz! Bundan kurtuluşunuz yok.

Aklınızda mıh gibi tutun bunu.

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

Seçim Konuşmaları, Nurullah Ankut (Sayfa 121 - Derleniş Yayınları)Seçim Konuşmaları, Nurullah Ankut (Sayfa 121 - Derleniş Yayınları)
Tarihsel Maddeci, bir alıntı ekledi.
13 Mar 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Sözümüzdür: Hırsızlar İmparatorluğunu yıkacağız!
Sözümüzdür:

“Hırsızlar İmparatorluğu”nu yıkacağız… Hırsızlarsa nereye giderlerse gitsinler, nereye çıkarlarsa çıksınlar sonunda mutlaka çelik bilezikle tanışacaklar. Tarihe de “vurguncu”, “halk düşmanı”, “ABD işbirlikçisi hainler” olarak yazılacaklar.

Bizi hiçbir güç korkutamaz, sindiremez, yıldıramaz…

Sözümüzü Önderimiz Hikmet Kıvılcımlı’nın şu özdeyişiyle bağlayalım:

“Vatan aşkını söylemekten korkar hale gelmektense ölmek yeğdir.”

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

Seçim Konuşmaları, Nurullah Ankut (Sayfa 78 - Derleniş Yayınları)Seçim Konuşmaları, Nurullah Ankut (Sayfa 78 - Derleniş Yayınları)
Tarihsel Maddeci, bir alıntı ekledi.
13 Eki 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

HKP ne yapacak?
Halk İktidarımızda bir tek insanımız işsiz kalmayacak.

Hiç kimse evsiz olmayacak.

Eğitim ve sağlık, herkese eşit ve parasız olacak.

Sanayimiz, milli olduğu için füze hızıyla gelişecek. 5, en geç 10 yıl içinde en gelişkin füzeyi de, uçağı da, bilgisayarı da, telefonu da, otomobili de yapar hale geleceğiz.

Köylümüz, devletten aldığı faizsiz ve uzun vadeli kredilerle, parasız hizmet veren binlerce ziraat mühendisimizin rehberliğinde bugün ürettiğinin en az on misli ürün üretecek. Ve kendi örgütü aracılığıyla, araya hiçbir aracının girmesine izin vermeksizin, Türkiye’nin her yerindeki tüketiciye yine onların örgütleri aracılığıyla ürününü ulaştırabilecek. Böylece de emeğinin karşılığını tam olarak alacak.

Yarımız olan Kadın, toplumda hak ettiği yere, öneme, değere tam olarak kavuşacak.
Kürt Meselesi, emperyalistlerin elinden alınacak; iki halk kendi aralarında, gerçek anlamda eşitlik, özgürlük ve kardeşlik temelinde bu meseleyi çözecekler.

Özetçe kardeşler,

Hür, Güçlü, Mutlu Türkiye’yi kuracağız…

Oy moy filan da derdinde değiliz. Halkımızdan bir tek şey
istiyoruz: Anlaşılmak!..

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz Başaracağız…

Seçim Konuşmaları, Nurullah Ankut (Sayfa 84 - Derleniş Yayınları)Seçim Konuşmaları, Nurullah Ankut (Sayfa 84 - Derleniş Yayınları)