her gün, bilinçli benliğimizin
bilgisi dışında, önümüzdeki gece içir, rüya malzemesi toplarız.
Yani Freud’un deyişiyle bir “rüya günü” içerisinde bir tür bi-
linçdışı estetiği yaşamaktayızdır; içimizdeki bir şey ya da biri, gece
yapacağı iş için ihtiyaç duyduğu şeyleri seçer.
Yahuda, en büyük günahı işlemiş olmanın
damgasını taşır: İhanet değildir bu, umutsuzluktur. Kendini
asmakla Yahuda, Tann’nın inayetinin, dolayısıyla bir anlamda
Tann’nın kudretinin alanı dışına çıkmıştı. Mutlak umutsuzluk, gerçek
anlamda kuralların çiğnenmesi demekti; ruhunun kurtarılmasını
reddetmek, gerçek anlamda anarşik bir nitelik taşıyordu.
Hikâyeden çıkan sonuca göre umutsuzluk, dünyayı bütün
kutsallığından sıyırır ve Tann’yı öldürmenin yegâne yolu intihar
etmektir. Yahuda, Tanrı’nın temel kurtarıcılık gücünü yadsımış,
böylelikle bu Tann’nın kendi inayetinin sınırlarına inanma ihtiyacı
üzerine düşünmemizi sağlamıştır.