- kaç yaşındasın?
- yirmi altı.
- nerede çalışıyorsun?
- makine aksamı üreten bir fabrikada.
- işe mi gidiyorsun?
- hayır. İşten geliyorum.
- ağır mı işin?
- nasıl yazar olabilirim?
İki soru da havada asılı kalıyor. Ne ben işinin ağır olup olmadığını öğrenebiliyorum, ne o nasıl yazar olunabileceğini. Aklıma Jack London' ın Martin Eden romanı geliyor. Dok işçisi Martin. Neden bu fabrika işçisi de yazar olmasın! Fakat Martin' in Ruth'u vardı uğruna her şeyi göze alacağı. Ona ulaşmak için sarp kayalıktı yazmak. Gecelerce uykusuz ve aç kalmaya değerdi; binlerce kelime ezberlemeye, yüzlerce kitap okumaya, onlarca derginin kapısını çalmaya. Bu genç adamın Ruth'u var mıydı?
Odandan çıkman gerekmez, masanda oturmaya devam et ve dinle. Dinleme bile, sadece bekle. Bekleme bile, gerçekten sakin ve yalnız ol. Dünya özgürce sunacaktır kendini sana. Maskesinden sıyrılmak için başka seçeneği yok, huşu içinde yuvarlanacaktır ayaklarının dibine.
Franz Kafka
"Evlenmek için vakit hiçbir zaman geç değildir. Ben kırk sekiz yaşında evlendim. Geç kaldığımı söylüyorlardı, ama sonra anlaşıldı gerçek: Ne geç kalmıştım, ne de acele etmiştim. Hiç evlenmemem gerekirmiş. "
Anton Çehov/ Köpeğiyle Dolaşan Kadın
Depremi önceden fark edip uluyan köpeklerden ve çırpınarak öten kuşlardan bir şeyler ayırmalı bizi. Madem önceden hissedemiyoruz, bari sonradan bir şeyler hissetseydik. Madem kulaklarımız yenildi, kalbimizle dinleseydik.
Posta Kutusundaki Mızıka, A. Ali Ural