• 459 syf.
    ·55 günde·Puan vermedi
    Tadını damakta bırakan bir cinsten.

    İlk kitabının devamı olan İnce Memed 2, her sayfasında farklı bir karakter üzerinde durması insanı sıkmadığı için sürükleyip götürüyor sizi Çukurova'ya adeta. Abdi Ağa'dan sonra gelen Hamza Ağa ve ondan sonra gelecek ağalar üzerinde kafa patlatan İnce Memed'i daha da çok seveceksiniz.

    Keşke 4 seriyide aynı zamanda alsaydım da hiç ara vermeden okusaydım dedirtiyor.

    Çok fazla yorum yapmayacağım. Zira İnce Memed üzerine konuşulacak çok şey var. Bir alıntı ile bitireyim. "Zulme karşı koymamak, zalime ortak olmaktır"
  • 228 syf.
    ·11 günde·Beğendi·10/10
    Birçok yazar ile geç tanıştım bu zamana kadar ve hemen hemen hepsinde de bu kadar geç tanışmamda kendime içten içten sitem ettim; kendilerini biliyor olmasına biliyordum ama sadece kitaplarını okumamış kalemleri ile tanışmamıştım ama bir Kemal Bilbaşar var ki çok değil bundan 2 – 3 sene öncesine kadar değil kitaplarını okumak daha kendisini bile tanımıyordum. Hiç mi bir edebiyat listesinde yer almaz yazar olarak (ya da dikkatimi çekmez), hiç mi kitapları okunacak Türk romanları kategorilerinde yer almaz, bırakın bunları okul hayatımda bile hiçbir edebiyat dersinde adını duymadım. Şans eseri alışveriş sitesinde Türk romanlarına bakarken karşıma çıktı da bu şekil ancak tanıyabildim. Hayatını, başarılarını okuyorum, romanını da okudum böyle adı filan duyulmayacak bir yazar da değil, altın harflerle adı yazılacak bir yazar. Cemo’ya her şeyden önce bayıldım, Kürt şivesi ya da doğunun şivesi diyeyim ancak bu kadar başarılı bir şekilde kâğıda geçirilebilir, yöre ağzını en güzel kullanan romanların başında geliyor diyebilirim. Köy hayatı, kişilerin örfleri ve adetleri, etnik çatışmaları veya inançları ancak bu kadar güzel verilebilir. Okurken ister istemez Doğu insanının şivesini fark edeceksiniz ki başarılı bir şekilde gırtlağınızdan çıkıyor olacak. Kelimelerin yazılışları kadar bunda cümlelerin kuruluş biçimleri, fiillerin kullanımları da aktif olduğu için okurken hiçbir şekilde, değil cümlede herhangi bir kelimede bile en ufak tökezleme olmayacak. Çanakkaleli olup da farklı bir yörenin ağzını bu derece güzel ve hatasız kullanmak hafife alınmayacak bir özellik, bununla beraber romanın akıcı bir dille yazılmış olması da romanın güzelliğini ve kalitesini daha da arttırıyor.

    Cemo, arka kapakta da yazdığı gibi kömür gözleri ocak alevi gibi yanan, kara saçları gök ışıltıları taşıyan, çatıldığında ise hançere dönüşen kaşları ile yürek yakan güzelliğini, kişiliğini, duruşunu ve onurunu hissettirebilen bir karakter. Güzel, naif ve ama bir o kadar da babası Cano tarafından savaşçı ve yırtıcı olarak yetiştirilmiş. Fazla aktif olmasa da romanın içinde Cemo’nun kişiliği aslında romanın kendisi diyebiliriz. Cemo’nun masumluğu var köy halkında, Cemo’nun temizliği var ve yine Cemo’nu başkaldırısı, onurlu duruşu var. Kitap cumhuriyetin ilk yıllarında geçiyor ve alışageldiğimiz şekilde toplumsal gerçekleri konu edinen bir köy romanı. Ağalık düzeni ile köylülerin ve ağaların, şıhların çatışmasını konu ediyor; ama sadece nasıl desem İnce Memed gibi ağa ile köylünün ve dağa çıkanın hikâyesi değil de kişileri veya devleti eleştirmekten ziyade daha çok olayların oluş sebeplerine yoğunlaşıyor. Yarbay, kaymakam ve Memo’nun komutanı da bu durum için güzel bir örnek teşkil ediyor; ama benim için romanın esas dikkat çeken özelliği bilmiyorum başka bir örneği var mı yok sanırım ama cumhuriyet tarihindeki önemli belki de en önemli konulara parmak basması. Öncelikle Dersim olaylarının romanın konusunda baş etken olması, bununla beraber karakterlere fikirler verip konuşturması, devletle, yeni hükümete, Gazi Paşa’ya sadakatlarını sunan Kürt köylüsünün çektiklerini ve kandırılmalarını ve bunların sonucunda kabul etmeyip, bir nevi öfkelenip baş kaldırmalarını ve isyanlarını anlatıyor. 210 sayfanın içinde de dolu dolu veriyor bunları bize Kemal Bilbaşar, ne bir şeyi eksik anlatıyor ne de bir şeyin yarımlığını hissettiriyor, devam kitabı Memo da daha kapsamlı ve sayfa sayısı daha çok olduğu için daha derin konulara gireceğimi, zamanın Kürt halkının daha çok sesini duyacağımı düşünüyorum.

    Köy romanlarında olan haksız, güçlünün güçlüyü ezdiği düzen, sömürülen ve hakkı yenilen köylü ile kurtarıcı maddeleri Cemo’da da aktif olarak var ama kurtarıcı kısmı alışageldiğimizden biraz daha farklı. Memo’yu bilmiyorum ama en azından Cemo’da eline tüfeği alıp, omuzlarına fişekleri takıp dağa çıkıp ikinci maddeden ayrılıp birinciye maddeye olan başkaldırı yok. Önce halk hakkını devlet yoluyla arıyor, yeni gelen hükümet ile farklılık olacağını da biliyorlar, dağa çıkmanın kolay olmadığını ve çözümü kesin olarak getirmeyeceğini de biliyorlar. E boşuna Abdi Ağa gitti de Hamza gelmedi, 100 Abdi gider de 100 Hamza gelir, yine 100 Sorikoğlu gider de elbet yeni Sorikoğulları gelir. Memed demiyor muydu düzen değişmeli diye, işte Bilbaşar da hiç bu kısımlara yönelmeden düzenden ziyade bu düzene sebep olarak unsurları araştırıyor. Devlet konularına daha çok giriyor, halk da devletten daha çok umudunu bekleyerek devlet babolarından yardım bekleyerek sayfalarda yer arıyor.

    https://www.youtube.com/watch?v=6qGMoRElBTE
  • 459 syf.
    ·12 günde
    “Sen hiç yılanı deri değiştirirken gördün mü, zor iştir. Öldürür yılanı. Yılan önce yumuşak otlu bir yer bulur kendine. Bir süre orada otların üstünde döner durur. Sonra yay gibi iki üç kez gerilir. Gerilir bırakır, gerilir bırakır. Sonuncusunda çok uzun gerilir, bir top olur açılır. Bir de bakmışsın ki yılan o anda kavlamış, derisini upuzun, bambaşka, bir çalı dibine bırakmıştır. Derisini bıraktıktan sonra yılan bir sersemlik, bir korku içindedir, ne yapacağını, nereye gideceğini bilemez. Oralarda sersem sersem dolanır durur.”

    Demişti Yaşar Kemal sayfa altmış ikide. Beni inanılmaz etkilemişti bu tasviriyle. Zira hem durum öyküsünün izlerini hem de olay öyküsünün izlerini natüralist bir çizgide görmüştüm. Yılanın deri değiştirmesi ne kadar etkileyici olabilirdi ki? Yaşar Kemal’den bu satırları okuyana dek hiç bunu düşünmemiştim. Yılan, derdim. Yılan işte, deri değiştirir. Yumuşak otları düşünmezdim. Yay gibi gerilişini düşünmezdim. Okurken düşündüren bir yanı var Kemal’in. Düşündürürken hüzünlendiren, hüzünlendirirken farkındalığı artıran bir yanı var.

    Yılan kimdir? Yılan metaforu neden kullanılmıştır? Yılan, hükümetin olmadığı, geçiş dönemi denebilecek yıllarda feodalistlerdir. İnce Memed’in yılanı Abdi Ağa’dır. Gürül gürül akan suların kenarında, mürül mürül kokan Yaşar Kemal çiçeklerinin; yarpuzların, üçgül pembesi, muhabbet çiçeklerinin yumuşak terü taze çapalanmış topraklarındaki otların üstünde dönüp duran, o otlara kimsenin sere serpile bir ağız tadıyla uzanmasına müsaade dahi etmeyen Abdi Ağa yay gibi üç kez gerilir. Gerilir bırakır, gerilir bırakır. Sonuncusunda çok uzun gerilir, bir top olur açılır. Bir de bakmışsın ki yılan o anda kavlamış, derisini upuzun, bambaşka bir çalı dibine bırakmıştır. İşte o deri esasen Abdi Ağa’nın cesedidir. Derisini bıraktıktan sonra yılan bir sersemlik, bir korku içindedir, ne yapacağını, nereye gideceğini bilemez. Oralarda sersem sersem dolanır durur.

    Yeni derisinde Ali Safa vardır, o da türlü dolandırıcılıklarını yapar. Haramzede Ali Safa edindiği mülklerin üzerinde gerinir, gerinir, gerinir. Tüm insanları etrafında toplar, kendini izlettirir, o uzandıkça, güneşte kavlandıkça bir güzel; tüm köylü onun kavlanışıyla birlikte kavrulur. Köylünün kavruluşu hükümetin yetersizliğindendir. Evet Mustafa Kemal bir rejim kurmuştur. Bu rejim yeniliği sebebiyle toy, toyluğu sebebiyle de bazı boşluklara sahiptir. Hukuk bu boşluklardan biridir. Feodal sisteme yargı gereğini yapmamış, işi “Efendisi” olan köylüden evvel ağalara bırakmıştır. Feodal sistemin ekmeğine yağ sürmüştür.

    Üç kez gerilen Ali Safa yılanı, gerilir bırakır. İnce Memed gibi bir yüreği duymuştur. Baştan sona çakırdikenlikle dolu arazilerin içinde bir çelik diken olan İnce Memed’i. Çakırdikenliğin içinde onu rahatsız eden bir şeyler daha vardır içten içe. Gerilir, bırakır. Sonuncusunda çok uzun gerilir, bir top olur açılır. Bir de bakmışsın ki yılan o anda kavlamış, derisini upuzun, bambaşka bir çalı dibine bırakmıştır.

    Yeni derinin altından Kel Hamza çıkar. Dölü kuruyasıca Kel Hamza kafası pek çalışmaz bir yılandır. Feodal sistemin savunucusu cahil eski köylülerden biri gelip “birkaç ölümsüz toprak uğruna” bütün bir köylüyü feda edene dek. Kel Hamza, kendinden evvel olan zulümkar düzene hemen ayak uydurur. Ayak uydurduğu bu düzen o kahpedir ki insan olan bir insanın yüreği katlanmaz. Pamuk yüreklerden çakırdikenliklerinin çıktığı andır işte bu uyanış.

    Çakırdikenlerin içinden çıkan çelik dikenin efsanesidir bu efsane de. Hükümete de yandaşlarına da hukuk ve adil yargıya; feodal sisteme bir başkaldırıdır. Birlik olmanın çağrısıdır. Cemil Meriç diyordu ki "Ağaç, köküyle yaşar.İnsan da öyle." Kökünden, toprağından vatanından sürülenlerin, diliyle mücadele içinde olanlar içindir. İnsan toprağı evvel anadilidir. Dilini özgürce konuşamamak da sürgündür. Dilimizi en içimizde konuşmanın sürgünü var. Bu roman bir başkaldırı romanıdır. Gelin, dostlar, yoldaşlar birlik olalım demenin Çukurovalıcasıdır, Yaşar Kemalcesidir.

    Cumhuriyet denen rejime bir hasrettir. Hükümet politikalarının insanca olması için bir ağıttır. Abdi Ağaların evvelden beri olduğunun kanıtıdır. Arkasına siyasileri alıp Ankara’da olan dayılara duyulan güvenin ne kadar alçakça, şerefsizce olduğunun hikayesidir. Vicdanından değil “Mustafa Kemal, Paşam, duymuş mudur?” sorusunu sormanın ne denli soysuzca olduğunu anlatır bize. Bize; bizi anlatan bir romandır İnce Memed 2.

    “Bir daha, bir daha öldürürsün, bir daha gelir. Bir daha, bir daha gelir. Abdi gider, Hamza gelir, Hamza gelir, Hamza gelir.” diyordu İnce Memed.

    Çelik diken, sen bir öldürürsün. Bin yaşarsın. Bin öldürürsün. Bir olursun. Bir oluruz. Biz oluruz. Bu bizim başkaldırımızdır. Bu hükümete ağıdımızdır.


    Çakırdikeni der, Yaşar Kemal. Üçgül pembesi der; Hatçe’yi ansıtır. Yarpuz der Seyran’ı ansıtır. Hayıt der, Iraz Ana’yı; peryavşan der Hürü Ana’yı; pıtırak der Topal Ali’yi; - zira yumuşak yanı onun geçmişi, dikenli yanı onun alçaklıklarıdır.- salkım söğüt; Koca Osman’ı ansıtır.

    Çakırdikeni; feodalizmi ansıtır. Baştan sona acıtır. Zulüm eder insana çakırdikeni. İnce Memed’in canını yakar, yarar. İnce Memed’in can çekişi, derinin kavlanması vardır çakırdikeninde. Çakırdikeni Abdi Ağadır, Ali Safa “Bey”dir, Kel Hamza’dır… Ve daha diğer soysuz dölleridir, vicdandan nasibini alamamışlara gelen bir “Çelik Diken İnce Memed”dir. Çelik diken, çakırdikenin yok oluşunun müjdesidir, insanın derisinin çizilmeyeceğinin, artık kanamayacağının; acısını anlamanın müjdesidir.

    İnce Memed, Yaşar Kemal’in ağzından hükümet politikalarının eleştirildiği geçiş döneminin boşluklarını gözler önüne seren doğa tasvirleriyle, kendine özgün çiçekleri ve otlarıyla bizi baştan sona içine alan bir toplumcu-gerçekçi romandır.
  • 459 syf.
    ·4 günde·Puan vermedi
    Gelen gideni aratır derlermiş. İnce Memed serisinin ikinci kitabında önceki kitapta öldürülen Abdi Ağa yerine gelen Hamza Ağa olsun Ali Safa Bey olsun köylüye bir avuç toprak için zulmetmeye devam etmektedir. Yaşar Kemal bu kitapta daha çok İnce Memedin kahraman olduğunu düşünen bir grup insanın, İnce Memedi jandarmalardan ve hükümetin yereldeki adamlarını arkasına alarak onu yok etmeye çalışan toprak ağalarından korumaya çalışmalarını anlatmıştır . Kitabın dili önceki gibi; yine aynı şekilde değişik değişik insan karakterine yer verilmiş,bol bol tasvirler yapılmıştır. Okurken aslında serinin ilk kitabını tekrardan okumuş gibi hissedebilirsiniz. . Çünkü değişen sadece karakterler olmuştur, kötülük yine aynı şekilde devam etmektedir. Peki Abdi gitti, Hamza geldi, yarın öbür gün Hamza gitse; yerine gelecek olan başka bir ağa kendisiyle beraber getirecek kötülükler ile köylüleri caydırmaya, korkutmaya devam mı edecek?
    İyi okumalar diliyorum herkese..
  • ''elbette öyle, abdi ağa gider, kel hamza gelir, kel hamza gider başka bir kel hamza gelir, bunun sonu yok. ama şunu da unutma, ince memed gider ince ahmet gelir, yeniden bir ince memed gelir, sen gittin, duramadın geri geldin, insanın içindeki o kurt yaşadıkça bir ince memed gider bin ince memed gelir.."
  • 459 syf.
    ·16 günde·Beğendi·9/10
    #36094178

    Ya işte böyle kardaş, neler gördü de neler yaşadı, neler çekti bu İnce Memed. Dur, bak hele sen zaten şimdi bu hikâyenin ilk kısmını biliyorsun, bunun içindir ki sana olara biteni rahatlıkla anlatabilirim. Şimdi hani sana bi laf ettim ya bu çakırdikeni belasının komplesi İnce Memed tarafından yaktırılıyor diye, işte bunun bir vakit sonrası da Abdi gavurundan kurtuluyor köylüler. Zaten o gavur dölü Abdi de bir iyice korkmuş, pıstıkça pışmış bı bizim ince oğlandan. Hükümet bayramından ötürü genel af çıkmış, dağdaki, ovadaki herkes teslim olup da genel aftan yararlanırken, İnce Memed de sence bu genel aftan faydalanır olamı dersin? Faydalanır olsaydı Vayvay köyünden Koca Osman’ın öncülük ettiği o 100 dönümlük tarlayı da İnce Memed’e verecekler ve rahat bir şekilde yaşayacaktı emme çıkmış bulunmuş bi kere dağa bu İnce Memed, tüfeğiyni omzuna, fişekleriyini göğsüne takmış adam da daha bundan öte dağdan aşağıda, köyde, düzlükte rahat edemez, yaşayamaz ya. Af olduğu gün, dağdaki eşkıyaların aşağılara inip tüfeklerini teslim ettiği gün de inmiş dağlarından aşağıya bizim İnce Memed, durmuş ola da biraz düşünmüş, gözünün kenarına düşünürken ki o sarı ışığı gelmiş, yanıp da parlayıvermiş ve basmış gitmiş kasaba yoluna. Tüfeğinlen, fişeklerinlen gitmiş gavur Abdi’nin candarmanın karşısındaki evine. Genel af çıktığı için de tüfeğinlen, fişeklerinlen yolda yürüyor, kasaba sokaklarında yürüyor diye kimsecik de yadırgamamış İnce Memed’i. Gelmiş dayanmış Abdi’nin kapısına girmiş içeri. Sıkmış üç el ateşi keçi sakallının göğsüne, oracıkta, candarma binasının dibindeki evinde alıvermiş namussuzun canını. Ya kardaş, işte böyle çakırdikenlerinin yanmasıyla Abdi dürzüsü de gitmiş bu diyardan. Az zulüm etmiyordu köyün halkına. Şimdilerde ise gözlerimizde karaçalı dikeni var. Sert oladır onun dikeni de he, o da az itin dölü bi diken değildir, daha da kötüsüdür hatta. Çakırdikeni ile Abdi gitti de karaçalı ile ondan daha namussuzu, daha gavuru Hamza geldi şimdi köyün başına. Ya kardaş Abdi gitti de Hamza geldi.

    Hamza ya, Kel Hamza, teresin teki. Abdi’yi bile köylülere nur inmiş adam gibi özletmiş. Bir okusan da Yaşar emminin yazdıklarını öğrenirsin nasıl da köylünün canını, kanlarını cığıl cığıl akıtmış. Abdi’den sonra gelmiş de teres ağalığa konmuş, adam bellemiş kendini. Köpek olsun önce o, insan değil it olsun da ondan sonra ağa olsun hele. Memed de yok zaten, kaçıyor garibim, kaçıyor yavru candarmalar peşinde. Sadece candarmalar da değil köylüler de peşinde. Canından bezmiş, dünyasından geçmiş bir hal içinde kaçıyor, gizleniyormuş Memed. Anasını öldürmüşler, Hatçesini öldürmüşler de dağlara düşürmüşler zaten. Ama bak sana diyim, kimse de Memed tamamen gizlenip kaçar da siner bir yerlere demedi bir an için. Her birinin ağzında gelecek, öyle bir gelecek ki hem de güzel güzel gelecek. Doru atlara binip küren yiğit ile gelecek ve bir kimsenin de kanını yerde koymayacak diye söyleyip beklerler. Ne de olsa bilirler tanırlar Memed’i, insanlıklı adamdır bizim Memed. Uğunur uğunur beklenir Memed gibi adamlar.


    Hikâyenin başlarında bizim Memed yine kaçıyor, dikenler dalıyor her bir yerine. Ne bir ses geliyor bu çocuktan ne de bir haber, görenler de hiç ben Memed’i gördüm falanca yerdeydi şunu eylerdi demezler tabii. Kimisi öldü der, kimisi de korktu da bir yere sinmiş de pısık bir şekilde bekliyor der, belki de civarın sakinleşmesini bekliyor derler. Kim bilir kardaş belki de Hızır bir köydedir de karanlığın üstüne top top ışık yağmak için bekliyordur. Hem de devamında büyük bir muzicat da gerçekleşir bakarsın. Ben böyle bunları anlatıyorum sana ama Yaşar emmi de bir kalem etmiş ki buraları, yazmış da yaşatmış her bir olayı. Allah billah bak yaşatır sana okuduklarını, çünküleyim öyle bir kalem etmiştir ki sadece bizim buralarda da değil gavur memleketlerinde de çok sevilirmiş İnce Memed’in yaşadıkları. Filme de almışlar yazdıklarının hepisini. Abdi’ye Ali Safa’ya gavur deriz de ama gel gör ki kardaş bu bizim İnce Memed’in yaşadıklarına, başına gelen o belalara esas gavurlar daha da sahip çıkmışlar bizlerden. Ama bak bu kitap için sana diyim ilk kısma göre biraz daha yavaş ilerler bu kısmı, anlarsın ki kurguyu büyültüyordur, daha çok unsur ve adamlar ekleyerek daha kapsamlı kalem ediyordur. Devamında da yazmış ola zaten iki kısım daha, onun için de bu kısmı ilk kısma göre biraz daha yavaş okursun, ilkinde okuduğun o gözlerinin dolmasına sebep olan sahneler biraz daha azından vardır. İlki kadar güzel değildir ama yine de çok güzeldir. Güzel deyince ah bir de Seyran var ki onu da çok seveceksin okuduğunda, o heyecanlarına gülümseyeceksin de Memed’in duygularına ortak olacaksın, ama bir de Hürü Anamız var ki o ne güzel dosttur, ne de şefkatlidir. Okudukça onu adeta onun tiz sesiniz duyar, söylemlerini işitir ve el kol hareketlerini görürsün. Kim bilir belki de tereyağından tatmak istersin.

    Evvelinde de dedim sana, oku bu kitabı ve okumak için de hiç küşüm çekme. Çabuk oku. Hele bi tanısan bu bizim İnce Memed’i nasıl da seversin. Bir görsen yüzünü sanırsın bebek. Kendisine benzetemezdin oğlanı, kendisine benzemeyen adamdır. Bizim Memed işte, bir ince böyle sırık gibi diyeceğim de boyunu da uzun sanmayasın ama, çocuk gibidir, kısadır bizim yavru.

    https://www.youtube.com/watch?v=XLIFe2b2HUk
  • 484 syf.
    ''kırlangıç yapar yuvayı
    çamur sıvayı sıvayı ''
    Bu toprakların insanı Yaşar Kemal'in ikinci serisi olan kitabı yukarıdaki maniyle başlar. Köylünün biricik umudu, ağanın paşanın korkulu rüyası Memed'i , ince Memed'i romanın sonuna kadar düşünceli bir halde görürüz. Birinci kitapta Memed ne yaptığını bilir, Abdi Ağa'nın zulmüne karşı dağa çıkmıştır buna mecburdur çünkü çaresi kalmamıştır. Bu mücadelede karısını,dostlarını bir nevi yeni doğan çoçuğunu da kaybetmiştir fakat Abdi ağanın ölümü bu kayıpların acısını hafifletir. Biz okuyucular da İnce Memed gibi bir nefes alırız köylü kurtuldu sanırız. Romanın ikinci serisi bizlere hatırlatacaktır ki ; Ağaların yerini muhakkak başka bir ağa alacak ve gelen gideni aratacaktır. Kardeşinin yerine gelen Kel Hamza köylülere sonsuz eziyet edecek ve ince memed'e karşı cephe almalarını sağlayacaktır. Öyle ki Memed köyüne döndüğünde Abdi Ağa'yı öldürdüğüne neredeyse pişman olacaktır. Bu manzara karşısında İnce Memed ne yapacağını şaşırmış vaziyette kalır. Kafasındaki sorular ile romanın son sayfalarına kadar kendini bilmez biçimde görürüz. Hep aynı soruyu sorar ve cevap bekler ''Abdi gitti, Hamza geldi, Hamza'nın kökünü kurutmak yok mu ?''
    Vayvay köyünün korkusuzluğu içimize umut olur. Anlarız ki Abdi ağa çoktur. bu, vayvayda Ali Safa olur başka köyde Arif Saim olur fakat yine anlarız ki İnce Memed' de çoktur.
    Yaşar Kemal'in sonsuz dil akışı, doğası, çiçekleri ve çukurovası ile İnce Memed bir solukta bitiverir. İnce Memed'in mite dönüşmesi, efsane olarak dilden dile anlatılması sözlü kültürün bir sonucudur. Ağaların,zulüm eden yöneticilerin, gözü dönmüş zalimlerin, onların yanındaki askerlerin kaymakamın nicesinin çokluğu, bunun karşısında İnce Memed'in yüreği, içimizi ısıtır.
    İnce Memed bir halk ürünüdür, Yaşar Kemal'se bu halkın kendisi..