• Abdi gitti Hamza geldi!!!

    Peki boşa mı çabaladı Memed? Boşa mı gitti bunca çaba, bunca gayret, bunca uğraş?
    Bu düşünce yedi bitirdi onu. Her şey eskisinden daha kötü olmuştu köylüye göre. Peki bu Memed’in suçu muydu? Memed fitili ateşlemişti Abdi ağayı öldürerek ancak köylü sonrasında o fitilin ateşiyle biraz aydınlansa da sonra o fitili yine söndürdü. Neden? Korktular çünkü, korkuyorlar. Yılların getirmiş olduğu bir korku bu ve bir anda yok olmuyor.
    Memed köylüsünün durumunu öğrendi dertlendi kederlendi. Şu sözü ise “Demir olsam çürürdüm toprak oldum dayandım” kendi durumunu özetliyor.

    Köyündeki insanların içine düşmüş olduğu durum onu içten içe yiyip bitiriyordu. Ancak eli kolu bağlanmış, neredeyse herkes ona düşman kesilmişti. Bir Hürü ana, bir de Vayvay köylüleri ona kucak açtı. Ve Vayvay köyünden Koca Osman. Heyy gidi Koca Osman adın gibi kocasın bee…

    Vayvay köyü Memed’i bağrına basıyor, saklıyor. Her köyün başında bir ağa bir bey olduğu gibi o köyün başında da Ali Safa bey var. Gözü topraklarda köylüye etmediği eziyet kalmıyor. Hep bir bezdirme politikası yıllardır var.
    Burada kitabın içinde de geçen tam olarak hatırlayamasam da şöyle bir hikaye vardı ona değinmek istiyorum.
    Bir muhabbet sırasında yılanı 3 şekilde öldürürsün diye bir konu geçiyor.
    1-Başını ezerek
    2-Vurarak
    3-Ufak bir yara açarsın sonrasında sarı karıncalar o yaraya gelip yavaş yavaş yılanı öldürür.
    İşte İnce Memed de Vayvay köyü için o yarayı açmıştı. Hatta bütün köylüler için açmıştı Abdi Ağayı öldürerek.
    Memed’in varlığı onlar için umut olmuştu. Yapabiliriz hissi uyanmıştı köylüde. Daha dinç, daha cesur olmuşlardı.

    Bu köyde bir de Seyran kız vardı ki… Onun hikayesi gerekten iç acıtıyor ve hiç yabancı değil. Gerçi hangi biri yabancı ki…
    Ne hikayeler barındırıyor şu kitap .

    Arif Saim bey, Kaymakam, Vali…
    Devletin gücünü arkasına alıp her türlü hukuksuzluğu, haksızlığı, zulmü yapabilmeyi kendilerine hak gören kitle…
    Söyleyecek yazacak o kadar çok şey var ki…. Okuyun arkadaşlar okuyun. Biliyorum çok eksik var bu incelemede ama olsun yazmasam olmazdı.

    Yolculuğumuz İnce Memed 3 ile devam edecek ancak öncesinde 1000Kitap İstanbul Okuma Grubu etkinlik kitabı Ben Robot u aradan çıkarmak gerek. Yoksa ara vermeden devam edecektim. Neyse biraz soluklanmış olurum. Bu kadar yüreğe yüklenmek de iyi değil. Bakalım daha neler göreceğiz.
  • Hawar dergisi her Kürt gencinin okuması gereken bir dergidir.Kültürümüze ait bir çok folkroik döküman , şiir , ropörtaj gibi yazılar barındırıyor. İncelememi daha faydalı olacak bir yazıyla tamamlamak isterim .Şimdiden iyi olumlar herkese.Faydalı olacağına inanıyorum...

    Kürt aydınlanma tarihinden portreler: Hawar Dergisi

    Kürt aydınlanma tarihindeki kilometre taşlarından birisi Hawar dergisidir. Elbette bununla alakalı olarak Celadet Alî Bedîrxan ve onun Şam Ekolü adı verilen çalışmaları kapsamaktadır. Celadet Alî Bedîrxan’dan ziyade daha çok Kürtçe üretim açısından ilk kez Latin harflerinin kullanıldığı ya da başka bir ifade ile Kürt Harf Devrimi niteliğindeki çalışmaya odaklanacağız bu yazıda.

    Cizre Miri, Mir Bedirxan’ın torunu olan Celadet Alî Bedîrxan önemli Kürt aydınlarındandır. Sürgün yıllarının bir kısmını Avrupa’da diğer zamanları da Şam’da geçiren Celadet, Kürt halkının modernleşmeyi ve ilerlemeyi takip edebilmesi için mutlak suretle Latin harfleri ile okuyup yazması gerektiğini düşünmektedir. Ancak bu durum bu haliyle dahi epey sıkıntılı ve zor bir adımdır. Zira ortada bir Kürdistan devlet aygıtı ya da Kürt Dil Kurumu mevcut olmadığından dolayı, Kürt halkının Latin harflerine geçmesini sağlamak için atılan adımlar ciddi bir birikim ve çaba gerektiriyordu.

    Celadet Alî Bedîrxan bunun eldeki şartlarla ancak bir dergi vasıtasıyla gerçekleşebileceğini düşünüyordu ve bu çabayla dört bir yanı maddi ve manevi konuda seferber etmeye başladı. Bu dergi hem Latin harfleriyle yazılacak hem de dört farklı ülkede yaşayan Kürtlerin kültürel birliği için ateşlenen bir işaret fişeği olacaktı.

    Hawar yakarış, yardım nidası manasındadır. Bu nida Kürtlerin sahipsizliği ve acılarına yakılan bir feryat olarak algılanmıştır o dönemde.



    “Defter, kitap, gazete, dergi, kalem ve sakal… Şam’da Arap uygarlığının içinde ‘européen’ bir Kürt aydını” yola koyulmuştu bu dergiyi çıkarmak için. 1932 kışında Şam’da Kürt halkının önde gelenlerinden Ali Ağa Zılfo’nun evinde toplanan kalabalığa derginin öneminden bahsediyordu Celadet Alî Bedîrxan. O gün toplananlardan Celadet Alî Bedîrxan dışında Haco Ağa, Bozan Bey, Şahin Bey, Osman Sabri, Celadet Alî’nin İstanbul’daki dostlarından Memduh Selim Bey ve Hamza Bey ile Muksi buluşmada olanlar arsındadır. Celadet Alî Bedirxan bu buluşmada bir derginin gerekliliğinden söz eder ve medeniyete, başarıya ulaşmanın yolunun bundan geçtiğini bir halkın diliyle, yazısıyla bir araya ve kendine gelebileceğini anlatır.*

    İşte bu sürecin bir çıktısı olarak Hawar Dergisi Kürt halkının “imdadına” yetişir ve yayın hayatında 1932 yılında başlar. Öncesinde İstanbul’da yaşarken Serbesti gazetesinde çalışan Celedet’in bu ilk kişisel deneyimi, aynı zamanda Kürt kültür tarihinin de kimi ilksel özelliklerini taşıyordu.

    15 Mayıs 1932 tarihinde çıkan bu dergi Kürt halkının ilk Latin harfliyle yazılan dergisiydi. Bu tarih zamanla Kürt Dil Bayramı olarak kutlanacak bir sürecin ilk adımıydı. 15 Ağustos 1943’e kadar yayın hayatına devam eden dergi Kürt aydınlanma tarihindeki kıymetli yerini almıştı.

    Dergi toplamda 57 sayı çıkmıştır ve Fransızca ve Kürtçe ağırlıklıdır. Kürtçenin Kurmancî lehçesinde yazılan derginin Fransızca da yazılara yer vermesinin nedeni Kürt meselesini ve Kürtlerin yaşadıkları sorunları dünyanın dört bir yanına ulaştırmayı hedeflemesidir. Kimi sayılarda Zazaca ve Soranice lehçelerinde de ürünler veren dergi yer yer Arapça yazılara da alan açıyordu.

    Birçok Kürt yazar ve aydın Hawar Dergisi etrafında buluşmaya başlamıştı. Dergide: Celadet Bedirhan, Rewşan Bedirhan, Dr. Kamuran Ali Bedirhan, Osman Sabri, Kadrican, Cegerxwîn, Mustafa E. Boti, Kadri Cemal Paşa, Dr. Nurettin Zaza (Yusuf), Lawê Fendi, Ahmet Nami, Hasan Hişyar, Bişarê Segman, Nêravan, Reşit Kürt, Kurmanci yazanlar arasındadır. Ayrıca Goran, Tevfik Vehbi, Abdullah Esiri, Şakır Fettah, Hevindê Sorî, Lawêki kurd’ de Soranice Lehçesiyle yazılar yazdılar.



    Derginin bugün derli toplu halde bize ulaşmasını sağlayan kişi de Kürt edebiyatının bugün önde gelen isimlerinden Fırat Cewerî’dir. Kendisi 1998 yılında İsveç’in Stockholm kentinde Nûdem yayınlarından derginin tamamını bir araya getirerek okuyucuya ulaştırmıştır.

    Derginin amaçları arasında;

    Kürt alfabesini yaymak
    Kürtçenin lehçeleri üzerinden karşılaştırmalı araştırmalar yapmak
    Kürt dilinin kökenini incelemek
    Kürt sözlü kültüründeki hikâyeleri derlemek ve yayınlamak
    Kürt edebiyatında yayınlanmış tarihi ürünleri bir araya getirmek ve duyurmak
    Kürt yazarlarının bibliyografını oluşturmak
    Kürt kültürü, folkloru ve Kürt müziğinin makamları üzerine çalışmalar yapmak
    Kürt sanatı ve Kürdistan’daki sanat üzerine araştırmalar yapmak
    Kürt tarihi ve coğrafyası üzerine araştırmalar yapmak

    yer alıyordu**.

    Hawar dergisinden bugüne Kürtlerin anadilinde eğitim ve aydınlanma mücadelesi için kıymetli bir çaba kalıyor. Hawar, bugün hala Kürt aydınlanma tarihinde önemli yeri olan Cegerxwîn gibi şairlerin yazarların bir araya geldiği dergi olarak hafızalardaki yerini korumaktadır.

    *Mehmet Uzun, Kader Kuyusu, s. 248 İthaki Yayınları 2012 İstanbul

    * Felat Dilgeş, Celadet Alî Bedirxan ve Hawar Ekolü, s.53, İnatçı Bir Bahar, Ayrıntı Yayınları 2012 İstanbul.
  • Serinin ilk kitabına göre ikinci kitapta Memed'e daha az yer verilir. Onun yerine köylü ve ağaların çatışmaları, Cumhuriyetin ilanıyla yaşanan değişimler, köylülerin iç dünyası ağırlıklı olarak anlatılmıştır. Memed ise bu kitapta karşımıza daha çok kafası karışmış, kararsız, bir çıkış yolu arayan, ne yapacağını bilemeyen haliyle aktarılır. Ancak Memed'in bu hali bile köylülere umut olmaya yeter ve direnişlerini güçlendirir.
    Kitap boyunca açgözlü ağaların eziyetlerine direnen köylülerin bu çabalarını umutsuzlukla izleyen bir İnce Memed görürüz. Memed, ağaları öldürmenin köylüler için daha iyi mi yoksa daha kötü mü olduğu konusunda kararsızlığa düşer. Çünkü bir ağa gider onun yerine daha acımasız başka bir ağa gelir tıpkı Abdi'nin yerine Hamza'nın gelmesi gibi. Bu çıkmaz kitap boyunca onu derinden sarsar, köylülerin durumunu, kendi halini sorgular. Bu da onu uzun bir süre eylemsiz kalmaya iter.Onun bu eylemsizliği zamanla köylülerin de sabrını taşırır ve ona gücenmeye başlarlar. Ancak ağaların baskısının artması,köylülerin özellikle Koca Osman'ın ve Seyran'ın da Memed'e yüz çevirmesi eski İnce Memed'in dönüşünü tetikler.
  • Koca Süleyman:
    "Bu dünya böyledir," diyordu. "Sular hendeğine dolar. İnsanlar doğar ölür, gün doğar batar. Ağaçlar büyür çürür. Sular akar, bulut ağar. Ağayı öldürürsün, ağa gelir yerine. Bir daha öldürürsün, bir daha gelir.''
    Memed:
    "Bir daha, bir daha öldürürsün, bir daha gelir. Bir daha, bir daha gelir. Abdi gider, Hamza gelir, Hamza gelir, Hamza gelir," diyordu sayıklar gibi. "Hamza gelir, Hamza gelir, Hamza gelir, Hamza gelir..."
    Yaşar Kemal
    Sayfa 208 - Yapı Kredi Yayınları
  • Nihayet sizinle yaz mevsiminin benim için esas amacı olan seriyi paylaşma ve inceleme fırsatı buldum. Temmuz-Eylül arası yaptığım okumayla İnce Memed serisini bitirdim. Baştan şunu söyleyeyim ki bundan sonra mutlaka diğer Yaşar Kemal serilerini de okumaya çalışacağım. Çünkü dili o kadar yalın, o kadar özgün bir yazara henüz bizim edebiyatımızda rastlanmamıştır. Aynı şekilde Anadolu'yu dağ tepe anlatan, müthiş imgelerle şiirsel bir anlatım yaratan bir üslubu vardır. Bundan dolayı hem yeni yeni kitap okuma alışkanlığı edinenler, hem de bu alışkanlıkta ilerleyenler için vazgeçilmez bir eser olduğunu düşünüyorum. Zaten belirtmeliyim ki bence Yaşar Kemal bilmeyen, okumayan bir nesil kördür.

    İçeriğinden kabaca bahsetmezsek olmaz. Ağaların zulümleri altında inleyen köylülerin hikayesi Dikenlidüzü'nde, Değirmenoluk'ta başlar. Burada anasıyla beraber yaşayan İnce Memed de zulümden nasibini almıştır. Bir süre sonra bu zulme dayanamayan İnce Memed, sevdiği kızı da alıp kaçmak ister. Fakat sevdiği kız Hatçe'nin ağanın eline düşmesi, onun yeğeniyle zorla evlendirilmek istenmesi Memed'in sabrını taşırır, ağanın yeğenini öldürür ve kaçar. Hatçe'yi de düzmece delillerle ve yalancı şahitlerle Abdi Ağa, hapse attırır. İnce Memed'in dağa çıkma öyküsü burada başlar. İlk başta katıldığı Deli Durdu çetesinden deneyimler edinse de, bu çetenin de haksız yere köylüleri soyduğunu görür, vicdanı dayanamaz ve bu sefer de kendi çetesini kurar. İnce Memed'e dağda Yörükler yardım eder. Memed kendi çetesini kurduktan sonra yaptığı ilk iş Hatçe'yi ve onun hapiste tanıdığı Iraz'ı hapisten kaçırmasıdır. Lakin candarmalar onların peşini bırakmaz. Hatçe tam doğuracağı sırada candarmalarla çarpışma başlar, Hatçe ölür. Çocuğu ise Memed Iraz teyzeye bırakmak zorunda kalır. Fakat Memed'in intikam alması gerekmektedir. Böylece bütün Dikenlidüzü köylülerinin dillerine destan olan işi yapar, Abdi Ağa'yı öldürür, birinci kitap biter. İkinci kitapta artık İnce Memed bir efsane olmuştur. Bütün köylüler onun meziyetlerini konuşurlar. Kitabın bu kısımlarında sözlü edebiyattan bolca faydalanılması da bence çok yerinde olmuş. Bu arada birinci ciltte bahsetmediğim Topal Ali, Cabbar, Recep Çavuş kişilerini de İnce Memed'in arkadaşları olarak bilin. Topal Ali serinin bütün kitaplarında kendisini gösterir, diğerleri birinci ciltten sonra ehemmiyetini kaybeder. İnce Memed ikinci kitapta bu sefer Vayvay köyünün belası olan Ali Safa Bey'le uğraşmak zorundadır. İnce Memed'in Vayvay'a gelmesi onu çok seven Koca Osman'ın sayesindedir. Ayrıca Dikenlidüzü'nün halkı da Abdi Ağa'dan sonra Kel Hamza'yla uğraşmaktadır. İnce Memed ikinci ciltte de bunlara karşı mücadelesini yürütürken, aklına takılan ''Abdi Ağa gider, Hamza gelir, Veli gider, Ali gelir'' çıkmazından kurtulmaya çalışacaktır. Üçüncü ciltte cevabı bulunan bu problemi açmıyorum. Üçüncü ciltte de Çiçeklidereli Mahmut Ağa, en son da Arif Saim Bey'de biçimlenir kötülük. İnce Memed seri boyunca tüm bu kötülüklerle mücadele eder, halka özgürlük dağıtır. Köylüler de onu sever, sayar ve korurlar. Serinin diğer kitaplarında karakterler sürekli değişse de mücadele özünde aynı kalır. Dördüncü ciltte İnce Memed'in yanında Ferhat Hoca, Kasım, Şahan ilk kitaptaki yoldaşlarının yerini alır (Tabi Topal Ali'ye ve Ferhat Hoca'ya ben hayran kaldım).

    Kısacası, soylu eşkıya tipinin çok bariz kullanıldığı ve zulme başkaldırının ana tema olduğu bu romanda, aynı zamanda dönemin bozuklukları da yer alır. Edebiyat eleştirmeni Berna Moran, bu romanı bir çok açıdan Sabahattin Ali'nin Kuyucaklı Yusuf kitabına benzetmektedir. Baştan da dediğim gibi mutlaka okunması gereken bir kitaptır, Yaşar Kemal okumayan kördür, bir şey okumamıştır.
  • Aylardır askerde daha rahat okurum diye erteliyordum, iyi ki öyle yapmışım rahat bir kafa ile koşuşturma olmaksızın okudum. Her kitap bittiğinde heyecanla bir an önce diğerine başladım, bitince de çok üzüldüm, boşluğa düştüm. Ayrıca askerliğimi de jandarma olarak yapıyorum o da ayrı bir ironi olsa gerek.

    (Spoiler içerir)

    İnce Memed hem dönemin sosyolojik hem de tarihsel gerçeklerini yansıtıyor. Sosyolojik olarak bakıldığı zaman halkın içinde bulunduğu umutsuzluğu, yoksulluğu, bilinçsizliği ve suskunluğu resmedilmiş. Uzun yıllar boyunca zulüm gören, horlanan elinde ne varsa ağalar tarafından el konulan ve tüm bunlara karşı sessiz kalan, boyun eğen köylüler kendi içlerinden çıkan bir kurtarıcıyı bekliyor. Kimi o kurtarıcıyı bulduğunda onunla beraber ayağa kalkıyor, kimi ise yıllardır içerisinde bulunduğu çaresizlik ile güçlüden yana taraf tutuyor. Tüm halk gerçekliği romanda en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş.

    Bunun yanında özellikle mitolojik denecek seviyede dini olgular kullanılmış ki bu hristiyanların halk kahramanlarını azizleştirmesiyle benzeşiyor(Özellikle Latin Amerika kiliselerinde ki Che Guevara ve Pablo Escobar bibloları buna örnek.) Tıpkı bunun gibi İnce Memed de halkın gözünde ermiş oluyor. Bu da Ortadoğ toplumunun en büyük özelliği, dini olgular ile halkın güvenini kazanmak ve onu arkana almak. Yine Ortadoğu'ya özgü güçlü bir karakter arkasında halkın adaletsizliğe karşı başkaldırısı resmedilmiş. Her isyanda ağır bedeller ödeyerek yenilen köylüler yıllarca yeni bir kurtarıcı bekler ve onunla tekrar ayağa kalkar. Ama bu romanda ki fark bu kurtarıcının basit bir köylü olması, bütün isyan liderleri toplumsal statü sahibi sahibiyken, İnce Memed sonradan bu statüye sahip oldu.

    Bunların yanında İnce Memed tarihsel olarak da bir isyan geleneğinin devamcısı durumunda. Özellikle Baba İshak ile başlayan Şeyh Bedreddin ve Celali İsyanları ile devam eden bir geleneği devam ettiriyor İnce Memed. Tüm isyanlarda yenilen, yerlerinden yurtlarından edilen köylülerin içerisinde ki eşit yaşam özlemi, paylaşma ve dayanışma duygularının hala var olduğun hissediyoruz ('modern toplumun' yok ettiği, eksikliğini hissettiğimiz duygular.) Her isyandan bir ders çıkaran kitleler yüzyıllarca süren sessizliğini bir anda nasıl bozabiliyor romanda görüyoruz.

    Özellikle Osmanlı döneminde başlayan ama cumhuriyet ile devam eden, göçmen Türkmenlerin nasıl zorla yerleşik hayata geçirildiği, kültürlerinin, gelenek ve göreneklerinden nasıl koparıldığı, yaşadıkları zulüm ve asimilasyon İnce Memed'in hikayesinde resmedilmiş.

    Bunların yanında yeni kurulan cumhuriyetin aslında hiç de yeni olmadığını düzenin eskisi gibi ilerlediğini görüyoruz. Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı kazanan yoksul köylülerin yine ağa ve beylerin insafına bırakıldığı, ağa ve beylerin yine devletin yerel yüzü olduğu bir ülke var ortada. Kitap içerisinde geçen diyaloglar zaten köylüye karşı bakış açısını ve köylü gerçekliğini ele veriyor.

    Tüm bu geri kalmışlığa ve sessizliğe rağmen 'içerisinde ki kurdu' öldüremeyen biri çıkıyor ve tüm bu adaletsizliğe karşı çıkıyor. Öldürmeye alışamadım, içim almıyor dese de buna mecbur olduğunu, birinin bunu yapması gerektiğini biliyor.

    İkinci kitap da Memed'in içine düştüğü 'Abdi gitti Hamza geldi, bu düzen böyle gider' çelişkisi güzel bir sistem sorgulaması yapmamızı sağlıyor. Aktörleri ortadan kaldırmak çözüm değil bu adaletsizliği tek tek ağalar değil sistem yaratıyor. Bu yüzden tek tek görünen yüzlere değil adaletsizliğe karşı savaşmak gerekiyor, işte o zaman Koca Süleyman'ın dediği gibi "bir İnce Memed gider bin İnce Memed gelir".
  • "Tevfik'in kahvesi önünden teneke sesini duyan Murtaza Ağa :

    -'Gözümün çiçeğini yesin Gaymakamım. Bakın onu nasıl uğurladım! Tam yüz elli tenekeyle. Gök gibi gürlüyor ortalık bakın.'

    Otomobil geçti gitti .
    Teneke sesleri kesilmedi.
    Müthiş bir gürültü Kaymakamın kulaklarında uğulduyordu.
    Hamza Dayıya sordu:
    -'Bu teneke sesleri de neydi?'

    -'Seni uğurladılar. Senin gibi giden amirleri böyle uğurlamak adettir burada.' diye gülümsedi."

    ( Sayfası az ama öz bir kitap kısacası. Çarpıcı konusu ve olayın içindeymiş gibi hissettiren anlatımı etkileyici bir bütünlük oluşturmuş. Bence Yaşar Kemal iyi ki var.) :)