Gözlerim donuklaşmıştı, B.Peggoty’nin gözleri de öyle. Fısıldayarak sordum: “Sular çekilirken mi?”
“Kıyıda yaşayanlar sular iyice çekilmeden ölemezler” diye açıkladı. “Sular iyice yükselmeden de dünyaya gelemezler. O da sularla çekilip gidecek. Saat üçten sonra sular yarı yarıya çekilmiş olur, yarım saat içinde de iyice çekilir. Sular dönünceye kadar yaşarsa bir daha seferki gelgite kadar yaşayacak demektir.”
Saatlerce orada kalıp Barkis’i seyrettik. Benim varlığımın onun bu durumuna ne gibi bir esrarlı etkide bulunduğunu anlatmaya kalkmayacağım ama, en sonunda hafif hafif bir şeyler mırıldanmaya başladığı zaman, beni arabasıyla okula götürmekten söz ettiği muhakkak.
Peggoty: “Kendine geliyor” dedi.
B. Peggoty bana döndü, büyük bir korku, üzüntü içinde: “İkisi de hızla gidiyor” dedi.
Peggoty: “Barkis, şekerim” diye fısıldadı.
Barkis hafif bir sesle: “Clara Peggoty Barkis” diye mırıldandı. “Yeryüzünde ondan iyi kadın yoktur.”
Artık gözlerini açtığı için Peggoty: “Buraya bak” dedi. “Bay Davy geldi.”
Beni tanıyıp tanımadığını sormak üzereydi ki Barkis kolunu uzatmaya çalışıp hoş bir gülümsemeyle gayet anlaşılır bir şekilde: “Barkis dünden razı” dedi.
Suların alçalma zamanı olduğu için o da sularla birlikte gitti.
Haberin taşıdığı anlamı hemen keşfetmiştim. Daha o gün Yarmouth’taki handa posta arabasını beklerken bir kağıtla hokka-kalem bulup Peggoty’ye şöyle bir mektup yazdım:
Sevgili Peggoty’ciğim, buraya kadar sağ-salim geldim. Barkis dünden razı. Anneme sevgiler. Seni çok seven... Hamiş: Barkis özellikle şunu bilmeni istiyor: Dünden razıymış.
Düşündüm ki, Canas gibi ben de biraz acınacak haldeydim, hemen akabinde de düşündüm ki, insanın kendisinin acınacak halde olduğunu hissetmesi kadar kötü bir şey yoktur.
- Peki, Canas size ne dedi?
- Biliyor musunuz? İşte orada beni şaşırttı. Ben iyi bir avukat olmak için biraz kinik olmak gerektiğine inanırım, çünkü avukatın hırsızları ve katilleri savunma mecburiyeti vardır ve daha da önemlisi, savunduğu hırsızlar ve katiller mahkum edilmediğinde, doğal olarak, sevinir. Adalet bu adaletsizliğin üzerinde yükselir: en aşağılık adamların bile biri tarafından savunulma hakkı vardır, aksi takdirde adalet yoktur.
Ben yatıp uyudum ve Jim nöbet sıram gelince kaldırmadı. Bunu sık sık yapar. Gün ağarırken uyandığımda oturup başını dizlerinin arasına gömmüş inliyor ve kendi kendine ağıt yakıyordu. Çok üzerinde durmadım. Sebebini biliyordum. Uzaklardaki karısını ve çocuklarını düşünüyordu; morali bozuktu ve evini özlemişti, çünkü daha önce hiç evinden uzak düşmemişti; ayrıca beyazlar nasıl ailesine düşkünse o da ailesine düşkündü bana sorarsanız. Başta doğal görünmemişti, ama galiba gayet doğaldı.