• Düşlenen düşünülmeye başlandığı zaman başlamıştır, his dünyasının gök gürültülü mevsimi.
    Ne, nasıl anlatır bu hali? Sözler mi, sözcükler mi? Sesler mi? Gözler mi, gözyaşları mı? Hangisi ve nasıl?
    Kelimelerin elleri kolları bağlı…
    Kelimelerin müstamel halleri bizim zamanımıza denk gelmiş. Her gelen hunharca kullanmış anlamlarını, o mahûr sözcüklerin. Sürûrun sevinci yitmiş. Ziynetin hiçbir kıymet-i harbiyesi kalmamış. Aşk Kaf Dağı’nın kim bilir hangi mağarasında müebbet gizlenmeye adamış kendisini. Sevda Zümrüd-ü Anka Kuşunun kanatlarında yitmeye gidiyor. Doğrular yanlışın sepetinde kısık sesler halinde çırpınmada ve her yalan yanmada gözlerden ırak. Habersiz. Dumanı insanları mayhoş edercesine. Kimse kimsenin farkında değil. Kimse hissin farkında değil. Günü gün etmede muadil halleriyle duygular. Asırların aşkları, asırların aşklarını misal edinenler istihfafa uğramada. Bu yüzden anlamak güçtür bugünün hisleriyle, düşlenenin düşünülmeye başlandığında his dünyasının kendisini gök gürültülü mevsimlere teslim etmesini.
    Anlatışın güçlüğü öylesine yıpratıcı oluyor ki bazen… Aynı dili konuşup aynı dilde anlaşılamamanın zulmü bu. Oysa aynı dille konuşulmasa bile aynı hissetmenin hazzına mazhar olma duygusu ele geçirse tüm kalpleri… ‘“Ama dostum siz dünyanın cennet olmasını istiyorsunuz." dedi. Doğru. Çünkü aslen oralıyım. Yoksa böyle acı çekmezdim.’
    Uzun uzun anlatılabilecek onca duygu varken bazen bir ‘hiç’e, bazen de uzunca bir sessizliğe ram olunur. Anlatmak anlamsız gelebilir mesela. Susmak uzun uzun. Durmadan susmak… Susmanın güzelliği fark edilene dek. Dile giyotin, sözcüklere anlamları dışında yaşatılması halinde dar ağacı. Kullananlara değil. Zira onların elleri kanlı; onlar ki günün, ahın her zerresini üzerlerinde taşıyan zavallılar.
    Aşktır bu. Muammadır.
    Gözler âmâ, gözyaşları durmuyor, elleri kolları bağlı olsa da.
    Pek yakından tanışığı olunmayan bir korkudur aşk. His dünyasının kimi kentleri çöle dönmüş, kavrulmuş; kutuplaşmış, donmuş; çokça yağmış ve tarumar olmuş her dev dalganın kollarında. Dalgalar, dalgınlıklardan fırsat bulur ve yerle yeksan eder halet-i ruhiyesini kişinin. Gözler sözlerin kullanmaya çekindiği binlerce sözcüğü hakkıyla kullanmaya muktedirdir, sözün hilelerine karşı. İtibarını yitirene, ezkaza bir kazaya karışana dek…
    Gözler elbette her daim en hoş iletişim halidir lakin keşke, keşke denmeden zarif halleriyle kalabilseydi sözcükler. Değil midir ki gözlerin yaşları dahi kelime kelime akıyor, oluşturduğu mendereslerde. Ah akıyor, eyvah akıyor, eyvallah akıyor.
    Güçlü kalabilseydi sözcükler! Seslere kudret katabilseydi. ‘Seviyorum!’ dendiğinde titreyebilseydi arş-ı âlâ!
    Takvimler akıyor her günün üzerinden. Dönüp bir bakanı yok ardından. Şu tik takları ne incitici saatlerin! Her geçen an’da geçiyor ömrü hissiyatın, keyfiyetin. Sözcükler sıyrılıyor asıl anlamlarından. Fasıl fasıl sönüyor ocakları o kallavi sözlerin. Anlamlar anlam kaybediyor. Oysa canına okumak (!) gerekti sözcüklerin. Şöyle binlerce can olsa bir bin tane daha isteyip can vermek için sevgiliye. Bir manada yetmez binlerce manaya getirilmeliydi aşk. Usulünce adabınca. Aşkla. ‘Yoluna cânum revân itsem gere cânâ didüm. Yüzüme bin hışm ile bakdı did cânun mı var?’
    Ve her şey için her şeyle, erdemle en çok… Olmayışından ötürü bırakmaktansa olmayacağını öngörüp yaklaşmamak… İşte bu gerekirdi. Düşlenen düşlenmeye başlandığı zaman bile…

    Salih Çermik
    05.11.2018
  • ...bunlara karşın inançlıyım, barış ve düzen yanlısıyım.
  • Hangi günahın meyvesisin sen?Hangi yanlışın cezası,hangi suçun bedeli.
  • Çocuklar bizim geleceğimiz eğer geleceğimizin iyi olmasını istiyorsak o deredece de çocuklara iyi davranmalıyız.
    Çocuklar boş kasete benzer ona neyi söylersen neyi gösterirsen onu kaydeder hafızasına.
     Ayrıca çocuklara çocuk olduğu için saygı çok gösterilmiyor genelde. Ama onların da bir birey olduğunu her şeyi anlayıp, uygulayabildiklerini unutuyoruz malesef.
    Bazen anne babalar ebeveyn olmayı çok abartıyorlar. Kurallar, kaideler, yapmalar, etmeler ,aslında doğal bir ebeveyn olmak ihtiyacımız olan.
    Kitapta: Anne babalarımız tarafından nasıl yanlış yönlendirilip, kişiliğimize nasıl pençe vurulduğunu daha iyi anlıyor insan, ve aynı hatalardan geçmek değilde onları yapmamak konusunda bizlere ders olan bir kitaptı. Sadece evlat-ebeveyn ilişikisini değilde, kendi kişiliğimize de, yapılan uygulamaların etkilerini ölçebiliyorsunuz.
    Kitapta beğenmediğim kısım şu oldu:
    Sorunun nasıl oluştuğu ya da hangi davranışların sorunlu olduğu birçok örnekle anlatılmış. Ama bunun karşısında ebeveynin ne yapması gerektiği hakkında bir bilgi mevcut değil. Ebevenleri biraz fazla suçlu görüp tezlerini genel olarak bunun üzerine kurmuş. Ve anlatırken yanlışın telafisi mevcut değilmiş hissi oluşuyor, sonuç olarak ne yapmamız gerektiğini açıklıycak herhalde diyorum ama başka konuya geçiliyor.
    Bu konuya dikkat edilerek okunursa çok faydalı bilgiler öğrenirsiniz diye düşünüyorum.
    Tavsiye ediyorum.
  • Hangi günahın meyvesisin sen?Hangi yanlışın cezası hangi suçun bedeli.Ey ömrümüm tek sahibi..
  • Bir yanlışın herkes tarafından benimsenmiş olması o yanlışı yanlış olmaktan çıkartmaz.
    Rasim Özdenören
    Sayfa 26 - İz yayınları, 3. Baskı
  • “Dünyada bir şeyler olup bitiyor
    Hepsi senin yüzünden!
    Farkında mısın?
    Senin yaptıkların ve yapmadıkların yüzünden dünyada hep bir şeyler olup bitiyor.
    Yeryüzünün yarısı senin yüzünden kan gölü, diğer yarısının dört yanı duvar senin yüzünden.
    Mülteci umutlarına mezar olan denizlerin sebebi sensin. Dünyanın bilmem hangi Afrika'sında açlıktan ölen her çocuğun sebebi sen... Türkmen Dağı senin yüzünden çaresiz. Kardeşlik kardeşlik yıkılan sur senin yüzünden!
    Tlürkistan'in sancısı, Irak'in acısı, Mısır’ın esareti, Libya, Yemen, Arakan..
    Senin coğrafyanın ıstırapları değil sadece,
    New York un sarhoşluğu senin yüzünden, Moskova'nın başıbozukluğu,
    Amsterdamın başındaki duman!
    Hepsinin sebebi sensin, hepsi senin yüzünden!
    Var olan her yanlışın sebebi sensin bu dünyada, olmayan her doğru senin yüzünden.
    Sen diyorum sana, sen!
    "Bu dünyada olup bitenlerin
    Olup bitmemiş olması için Ne yapıyorsun?"
    Dünya sandığın kadar büyük değildir belki. Sen zannettiğin kadar küçük değilsin.
    Ve sebepler görebildiklerinden ibaret değildir belki..
    Düşün ki Kudüs'te bir evin kapısı yıkılacak gibi çalınıyor gecenin bir yarısı. Bir çocuk uykusundan uyanıyor korkulu gözlerle. Sevmediği adamlar var evin içinde, babasını alıp götürüyorlar. Bir şeyler yapmak istiyor ama ürkmüş ama
    korkmuş, başı önde...
    Ve sen sadece bir çocuksun Türkiye'de.
    Ne yapabilirsin?
    Ders çalışmak için uyanmışsın seherden az önce. Sayfalarını karıştırırken kitabının, notlarını alırken deftere, kalbinde bir niyet var. "Ya Rabbi ben bu okulu okuyorum
    ama kendim için değil, Efendim'in ümmetine bir faydam olsun diye okuyorum, yardımcım sen ol" diyorsun. Kalem bir ibadet şevkiyle notlar alıyor deftere. Kalem, kâğit ve el bir oluyor.
    Bir dervişin elinde vecd ile dönen bir tesbih gibi şimdi kalem...
    İşte tam da o anda o kalemin defterin üzerinde çıkardığı ses, buradan kalkıp Kudüs'te bir evin penceresinden içeri
    bak nasil süzülür. O çocuğun önce kalbine oradan gözlerine cesaret olup nasıl da dolar. Cocuk babasıyla göz göze gelmesin mi bir de. Babasının gözlerindeki ateş o adamlara neler yapr.
    Anne şaşkın, baba anlamaya çalışıyor ne olduğunu, çocuğun yüzünde bir tebessüm Türkiye kadar!”️