• 208 syf.
    "Nietzsche Ağladığında " kitabı ile tanışmıştım Profesör Irvin D. Yalom ile. O kitabı da beni çok etkilemişti. Bu kitabı da okuyan herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği harika bir kitap. Kitap on bölümden oluşuyor. Ve her bölümde terapiye gelen hastaların yaşam öyküleri anlatılıyor. Kitabı okurken bazı bölümlerde çok zorlandım. Çok duygulandığım,yutkanamadığım,nefesimi kesen anlar oldu. Kendimi anlatılan hastaların yerinde hissettim. Acaba ben olsam o durumda ne yapardım,nasıl hissederdim diye kafamda bir sürü soru belirdi. Doktor,hasta ve ben . Sanki kendimde oradaymışım,onları dinliyormuşum gibi geldi. Kendim de bir süre terapi sürecinden geçtiğim için içselleştirmem zor olmadı. Keşke benim de Yalom gibi bir doktorla görüşebilme fırsatım olsaydı . Her şey çok farklı olabilirdi benim için.Saçma sapan kişisel gelişim kitapları yazan asalaklar gibi doktorlarla terapi sürecimde başarılı olamadım. Kimi ilaç verip geçiştirmeye,kimi de kalıplaşmış metodlarla tedavi etmekten çok mesaisini bitirmeye çalışan insanlardı. Bu yüzden benim terapi sürecim zaman kaybı oldu. Baktım onlardan bir fayda yok kendi kendimi tedavi etmeye çalıştım. Zor oldu ama artık kafam daha rahat gibi. Sahip olamadığım hayatın yasını tutmaktan vazgeçtim,insanlarla arama mesafe koydum. Olmayana üzülmek yerine elimde ne var ona odaklanmaya çalıştım ve çok sancılı geçen günlerin ardından yavaş yavaş daha sakin,huzurlu günler yaşamaya başladım. İnsan bazı şeyleri zamanla anlayabiliyor. Bazı kişilere,bazı şeylere çok anlam yüklediğinde kendi anlamını azalttığını ,kimseyi ,hiçbir şeyi olduğundan fazla ,hak ettiğinden daha yüksek bir yere koymaması gerektiğini algılayabiliyor.

    İnsanlarla iletişim kurabilmenin zorluğu,pişmanlıklar,öfke sorunu,ölüm korkusu,yapılan işi sevmeme,ilişkilerde yaşanan sorunlar,ölümcül hastalıklar. Etrafımıza baktığımızda bu sorunların bir çoğunu görebiliriz. Benim en çok hoşuma giden Yalom'un hastalara yaklaşımı ve sorunları çözme yöntemi ve anlatım tarzı. Doktorluğunun yanında ne kadar iyi bir yazar olduğunu da bu kitabında göstermeyi başarmış. Kitabı okurken aklımdan o kadar çok şey geçti ki şu an kafam allak bullak . Anlatmak istediğim şeyleri bir araya getiremedim. Kitap seçimlerinde hem yazarı hem de bana uygunluğunu kontrol etmeye çalışıyorum. Bir kitabı okuduktan sonra bana bir şeyler katması , bir çıkarım yapabilmem çok önemli. Bu kitabın da benim için özel bir yeri oldu. Bu kitap sayesinde Marcus Aurelius'un "Düşünceler " kitabını da listeme dahil etmiş oldum. O kitaptan birkaç alıntı paylaşmak istiyorum.

    "Her şey, düşüncenin verdiği biçimi alır. Ve düşüncenizin kontrolü sizin elinizdedir. Dolasıyla yargılanızı ortadan kaldırmaya karar verdiğinizde huzura kavuşursunuz. Tıpkı,burnu dolaşan bir denizcinin sakin sulara,dalgasız bir koya erişmesi gibi."

    "Eğer biri beni sevmiyorsa bu onun sorunudur. Benim tek amacım,kınanmamı gerektirecek bir şey söylememek ya da yapmamaktır."

    Bu alıntıları çok beğendim. Yalom iki hastasına onlara yardımcı olacağını düşündüğü için bu kitabı öneriyor. Benim çok hoşuma gitti. Kitabı okuduğunuzda diğer alıntıları da göreceksiniz. Bu kitabın da derin izler bırakacağına hiç şüphem yok.

    Fazla uzattım ama son olarak ölümcül hastalığı olan bir kadının beni çok etkileyen sözlerini paylaşıp sonlandırmak istiyorum. O kısımda çok zorlandım gerçekten. Başka insanların acısını duyabilmek hatta kendi acımdan daha çok hissedebilmek. Beni bu his mahvetti.

    " Hayat geçici. Her zaman herkes için. Ölümü bedenlerimizde taşıyoruz. Ama bunu hissetmek,belli bir ismi olan belli bir ölümü hissetmek çok daha farklı bir durum."

    "Kanser hakkında şunu öğrendim. Size ölümcül bir hastalığı gösterir ve sonra sizi dünyaya,yaşamınıza,onun artık hiç olmadığı kadar çok hissettiğin hazlarına ve tadına geri tükürür. Size hem bir şey verildiğini hem de sizden bir şey alındığını anlarsınız."

    Soru şu : Ne zaman öleceğinizi bilseniz, nasıl yaşardınız ?

    Sahip olamadığınız hayatın yasını tutmayı bırakıp,ana odaklanın. Kimse için kendinizi tüketmeyin. İnsanlarla ilişkileri mevsimlere benzetiyorum ben. Önce yaz ,sonra ilkbahar ,sonra güz ve kış. Çok ateşli başlıyor ama sonra donduruyor. Aradaki geçişler hiç akılda kalmıyor zaten. Hep yaz olması mümkün değil ama en azından kışa döndürmeyin ilişkilerinizi.

    Zaman ayırıp okuyanlara şimdiden teşekkür ediyorum. Kitaplarla ve sevgiyle kalın !
  • 90 syf.
    ·Beğendi·10/10
    #pid #yorum

    Herkese merhabalar...
    Sizlere harika bir kitap yorumu ile geldim.
    Eminim birçoğunuz benim gibi bu kitabı daha önce görmedim, okuyunca da keşke daha önce okusaydım diyeceksiniz...
    Yazımı, anlatımı, değindiği noktalar gerçekten şahaneydi.
    Keşke daha da olsa okusam dedim.
    İnce olsa da içeriği ile sürükleyici bir kitap.
    Gerçekten de arka kapakta yazıldığı gibi okuyucuya açık bir anlatım sunuyor.
    Açık, yalın ve de merak uyandırıcı.
    Ne zaman başladım ne zaman bitirdim anlamdım.
    Yorum yapmadan önce kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.
    Ben fazla detaya girmeden yorum yapacağım çünkü kitabın büyüsü bozulmasın...

    Bir Psikoloji Hikayesi...
    Psikiyatr Doktor Louis bulduğu ilaçları bir denek üzerinde yapmaktadır.
    Bu kişi de Leo 'dur.
    Denek olmayı ise sevdiği kız Valeria' nın hastalığından kurtulması için kabul etmiştir.
    Bir çok hastalık için geliştirdiği (panik atak, şizofreni, depresyon, kişilik bozukluğu,...) iğneleri de Leo' nun vücuduna enjekte etmekte. Bunu da kontrollü şekilde yapmaktadır.
    Bu ilacı uygulamadan önce de yapacağı ilacın yan etkilerini, sebeplerini anlatmaktadır.
    Burada sizi çok güzel bilgiler bekliyor.
    Merakla okudum.
    Okurken öğreten bir kitap.
    Valeria ile doktor arasında da bir bağ vardır.
    Leo kadar doktor Louis de Valeria 'yı kurtarmak ister.
    Louis' in geçmişi ise onları bırakmaz.
    Ve yine geçmişte bulduğu bir ilaç insanlık için son derece tehlikelidir.
    Bunun panzehiri de yine ondadır.
    Louis geçmişinden kurtulabilecek mi?
    Valeria sağlığına kavuşacak mı?
    Leo bu deneylerden nasıl etkilenecek?
    Kesinlikle ve kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.
  • 432 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Baştan sona sürükleyici ve oldukça etkileyici bir kitap. Psikoloji ve felsefenin iç içe geçtiği harika bir dünya.
    Anlatılan karakterlerle birlikte düşünsel ve eleştirel bir bakış açısıyla her şeyi sorgulayan anlatım tarzıyla yazılmış ve okuduğunuza asla pişman olmayacağınız bir eser. Bu kitabı anlatacak en doğru söz onu okumanız değil mutlaka yaşamanız gerektiğidir.
  • 400 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Pendragon, kitabı elinize alıp sayfalarında seyahate başladığınızda acaba diye sorsanız da kendinize cevap vermek için acele etmeyin.
    Biraz sabredin.
    Pişman olmayacağınızı düşünüyorum.
    Cahit Sıtkı Tarancı'nın dediği "Yaş otuz beş! yolun yarısı eder." dediği 35'i aşmış olsak da okurken sıkmadı.
    Elimden bırakamadım.
    Fırsat buldukça okuttu kendisini.
    Tabi bazı tekrar cümlelerinin olması tuzu biberi olmuş sadece.
    Ailenizin bir parçası olduğunu zannettiğiniz birisi sizi akıl almayacak bir maceraya sürüklese,
    sizde yaşamış olduğunuz akıl almaz olayları bir fırsatını bulup en yakın arkadaşınıza mektup şeklinde yazıp gönderseniz,
    ve ailenizin başına gelenlerden haberdar olmasanız,
    ve her şey bittiğinde (kitabın son satırlarında) aslında bitmediğini yeni başladığını fark etseniz ne hissederdiniz.
    Farklı bir konu, akıcı bir anlatım.
    Sırada serinin diğer iki kitabı var.
    Onlarında akıcı olacağını düşünüyorum açıkçası.
    Umarım yanılmam.

    Konusu:
    Zamanın sınırlarını aşan ve dünyayla ilgili tüm bildiklerimizi sorgulayacağınız nefes kesen bir macera başlıyor!

    Sıradan bir genç olan on dört yaşındaki Bobby Pendragon, günün birinde çok özel bir yeteneği olduğunu keşfeder:
    O, "sihirli kanallar" aracılığıyla zamanda yolculuk yaparak başka dünyalara gidebilen bir Gezgin'dir.
    Ancak bu harika yetenek oldukça önemli bir görevi de beraberinde getirecektir:
    Dünyayı kurtarmak zorunda kalmak gibi!

    Üstelik yalnızca bildiğimiz anlamda "Dünya'yı" değil.
    Bobby kısa sürede evrendeki yaşamın hiç de düşündüğü gibi olmadığını öğrenir.
    Kendini aniden alternatif bir boyutta, zorba bir hükümdar tarafından yönetilen ve tehlikeli bir isyanın eşiğinde olan, üç güneşli Denduron gezegeninde bulur.
    Ve buradaki halk, onun yardımına muhtaçtır.

    Bobby ailesini yeniden görmek istiyorsa onları kurtarmak zorundadır.
    Çünkü onun da keşfetmek üzere olduğu gibi, Denduron yalnızca bir başlangıç...
  • 488 syf.
    ·4 günde·Beğendi·9/10
    İşte bu. PERFECTO!!!

    Yazarın ilk kitabı ama sanırsınız 10. kitabını filan okuyoruz. Polisiye kitaplarında en sevmediğim şeyler: gereksiz kısımlar,detaylar ve mantık hatasıdır. Bu kitapta saydıklarımın zerresi yok ve akıcı, sıkmayan bir anlatım var.
    Çok zeki bir katil ve o katilin bıraktığı ipuçlarını zekice birleştiren bir dedektif…. Hikaye çok tanıdık. Mühim olan, bunu çeşnilendirip,lezzetli soslar ile okura sunmaktır. Yani klasik konuyu özgün hale geitrebilmektir. Yazar bunu harika bir şekilde başarmış. Kurgu son sayfalara kadar kendini yenileyerek ilerliyor...
    Çok ün yapmış bazı polisiyelerden bile daha iyiydi bence

    Kitap, katilin çocukken yazdığı günlük ile şimdiki zamandaki olaylar şeklinde ilerliyor. Günlük dediysem çok sevimli bir şey beklemeyin ,gerçekten ürperticiydi. Bazılarınızı okurken rahatsız edecek şekilde cömert davranmış yazar. Hele bir ailesi var ki katilin, maşallah dillere destan. Kesinlikle ’’armut dibine düşüyor’’ ziyadesiyle şahitlik ediyoruz.
    Bir kaç tahminim gerçekleşti, belki okurken o tahminleri siz de edersiniz ama bu durum beni hiç rahatsız edip,merakımı dibe çekmedi.

    Hepimiz üç maymunu biliriz. "Kötüyü duyma, kötüyü görme, kötüyü konuşma." Dördüncü maymun ise, “kötülük yapma” mayı temsil ediyormuş. Bu detayı da öğrenmiş oldum. İşte katilimiz bu 4. Maymun olma durumunu kendisiyle özdeşleştirmiştir.
    Fazla detay vermek istemiyorum spoiler olacak ki en nefret ettiğim şeydir. Bazen öyle yorumlar okuyorum ki en can alıcı noktayı yazıyorlar yorum yapacağım diye. Aferin çok zekisin arkadaşım,alkış sana. Yapmayın şunu Allah aşkına yaa. İnanın kulaklarınız çok çınlıyordur.
    Bu arada teşekkür bölümünde yazarın’’ben iyi bir aileye sahiptim ,bodrum katımız yoktu ‘’demesi çok gülümsetti.

    Sonu çok iyi bitti. Ben beğendim. Kitabın 5.Cinayet isimli devam kitabı var. En kısa sürede okuyacağım elimde mevcut. Polisiye severlere ve kesme biçme sahnelerinden rahatsızlık hissetmem diyenlere öneririm.
  • 444 syf.
    ·8 günde·9/10
    Yine harika bir Yalom eseri. Şaşırtıcı bir kurgu ve mükemmel akıcılıkta bir anlatım dili. Nietzche ağladığında kitabından sonra 2. Favorim bu kitabı oldu. Gerçi diğer okuduğum eserleri arasında beğenmediğim hiçbir kitabı olmadi. Psikiyatristlerin etik kurallara bağlılığı ve terapi yöntemleri güzel bir kurgu içinde aktarılmış. Terapi alan ve terapi yapan psikiyatrlar arasında enteresan bağlar ortaya çıkıyor. Dili teknik değil. Herkes rahatlıkla okuyabilir. Psikoloji sevenler mutlaka okumalı.
  • 432 syf.
    ·5 günde·Puan vermedi
    Okunması gereken kitaplar listesinde var mı bilmiyorum ama yoksa mutlaka olmalı. Harika bir kitap. Farkındalık oluşturabilecek bir kitap. Farklı bir konusu ve farklı anlatım tarzı var. Mutlaka okumanızı öneririm.