• 528 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Merhaba arkadaşlar. Bugün çok güzel bir kitapla sizlerleyiz. Kitaba geçmeden birkaç özelliğini paylaşmak istiyorum. Biraz uzun inceleme olabilir ve Spoiler olması da muhtemel.
    Kitabın düzeniyle ilgili konuşacağım. Dan Brown kitaplarının dışında görmediğim bir sayfa düzeni gördüm kitapta. Kitaba başlamadan hemen öncesinde kitaptaki karakterlerin paylaşılması çok hoşuma gitti. Hani kim kimdir ya da kimdi diye merak edersek cevabı hazır. Bu tarz şeyleri seviyorum. Açıkçası bizim yazarlarımızın çoğunun reklam ve pazarlama konusunda eksikleri olduğunu bildiğimden söylüyorum. Dümdüz başlayan kitabın hiç ara verilen bölümü bile olmadan sonuna gelindiğini bilirim. O tarz kitaplar okuyucuyu sıkar.
    Hadi karakterlere bakalım. (Kitap taraması da hazır, ilgilenenlere)
    https://i.hizliresim.com/zjjazY.png
    Kitapta ara ara verilen resimler var ki bunlar da ayrı bir konu oluşturuyor bana göre. Çünkü romandaki tüm resimler gerçek. Yazar buna karşı bir de uyarı veriyor. Olaylar ve isimlerdeki muhtemel benzerlikler tamamen ‘Tesadüf’ diye. Yorumu sizin.
    Kitaptaki resimlerden de elimden geldiğince paylaşacağım.
    https://i.hizliresim.com/bVVkmb.jpg
    https://i.hizliresim.com/LllZ9Z.png
    Kitabın giriş şekline ve oluşan olaylara bakalım. Keiko adındaki bir Sümerolog öldürülüyor. Ölüm şekli bizi daha çok ilgilendiriyor aslında. Kamayı 8 kere saplayan katil, tam kalbinde bırakıyor. Kamanın üzerinde Z-E-M şeklinde bir arma-yazı bulunduğunu biliyoruz. Yazının anlamı, tek başına manası kavranamayacağından verilebilir: Zelot Elazer ben Mikael. Masasının üzerinde şöyle bir yazı görüyoruz: “u-bi-do-ga… ad-da-mah-he… igiiiii…” Telefon kayıtları incelendiğinde şu şifreyi görüyoruz telefonda: Abum Rabum. En merak edilen de budur sanırım. Bu kelime ne anlama geliyor? Söylemem.
    Diğer taraftan da benim çok beğendiğim (kurguya göre) bir karakter olan Selim’i görüyoruz. Üniversitede dinler tarihi asistanı olan bir başka Sümerolog. Latince, Aramice, İbranice, Sümerce ve Akadca gibi Dinler Tarihiyle alakalı Dil eğitimini tamamlamış bir İslam Felsefesi öğrencisi. Karakteri oldukça hoşuma giden bu adamı sonra daha fazla detaylandırıp sizlerin iştahını açmayı umuyorum.
    Sonra kitaba bir kız dahil oluyor. Adı Zara ve ona gelen bir mesajla kitabımız asıl o zaman başlamış oluyor. Bu mesajdan sonra mevzunun gerçekliğini (önemini) kavrıyoruz. Sonrası mı? Sonrasını şöyle diyeyim o halde. Bir yere gidiyorsanız bir iki durak fazla gidiyorsunuz. Hatta daha özele gelelim. Kendinizi tuvalette unutabiliyorsunuz. Yemeğe gecikiyor, iş yerinden geç çıkabiliyorsunuz. Hiçbirinin de farkında değilsiniz. Nereden mi biliyorum? Bir arkadaşımın başına geldiği için tabii ki.
    Şaka bir yana harika bir kitaptı. Açıkçası daha önce İskender Pala’nın hiçbir kitabını okumamıştım. Ancak bana öyle geliyor ki en iyi kitabı budur. Fırsat oldukça diğerlerini de okuyacağım ama olsun.
    Ah, bu arada kitapsever kardeşlerim için müjdeyi sona sakladım. Fikirlerinizi de bekliyorum. Şöyle göstereyim. Benden bizatihi aradığı kitapları rica eden arkadaşlar zaten keyiflenecektir ama bilmeyenler için de güzel bir görselle yazıma son vermek istiyorum. Buyurun:
    https://i.hizliresim.com/7aapEa.jpg
  • 520 syf.
    Birinci vazifen,

    Bu kitabı oku! Oku ki tarihine yön veren bu muhteşem, insanüstü dehaya sahip insanı daha iyi tanı.

    İkinci vazifen,

    Bu kitabı okuttur. Okut ki sayende birçok Vatansever daha doğru kararlar verebilsin bu Adam gibi Adam için. Peki kim bu ADAM? Elbette MUSTAFA KEMAL ATATÜRK...


    O'nun hakkında bir sürü şey yazıldı, çizildi. Öyle ki hangisi doğru hangisi yanlış ayırt edemez olduk. Ama şunu belirteyim ki Yılmaz Özdil bütün doğrularıyla, yanlışlarıyla Atatürk ile ilgili bilgileri bize sunmuş bu kitapta. Kitaba geçmeden bi tanıyalım bakalım Yılmaz Özdil kimmiş?

    Yazara dair;

    Atatürk'ü sevdiğine inandığım (inandığım diyorum çünkü kimsenin kalbini bilemem) bu; yazar, gazeteci, araştırmacı bende çoook büyük bir tesir bıraktı bu kitabıyla. Okuduğum ilk kitabıydı Mustafa Kemal ve son olmayacak inşallah. Lakin sitedeki okunma sayısına baktığımda çook şaşırdım çünkü diğer kitapları 200, 300 gibi rakamlarla okunmuş sitede ve bu sayıyı hak etmediğine inandığım bir yazar. Kitabı basmadan önce '10 yıllık araştırmalarımın sonucu.' dediği bu kitapta gerçekten de büyüüük bir çaba var diye düşünüyorum. Okumadan önce alışkanlığımdan dolayı hemmen sitedeki incelemelere baktım ve bazı okur arkadaşlarımın beğendiğini bazı okur arkadaşlarımın da beğenmediğini okudum. Neden beğenmediniz sorusuna verilen ilk cevap şu: Kaynakça belirtmemiş yazar!!! Arkadaşlar ben, biz tarihçi değiliz. Ama bu ülkede birçok tarihçimiz var ve şunu söylemek istiyorum ki; eğer bu kitap yalanlarla dolu olsaydı tarihçilerin uyarmasıyla bu kitabın basımı durdurulurdu. Ayriyeten, yazarımız olduğunu belirttiği şeylerin, kişilerin nerede, ne halde olduğundan tutun da mezar yerine (kabristanına kadar) belirtmiş. Bu yüzden ben gerçekten bir araştırma yapıldığını düşünüyorum ve tekrar belirtiyorum; Tarihçiler bile geçer not veriyorlar bu kitaba:)

    Sherlock, bu kitabı bu kadar övdün, beğendin. Hani puanı nerede? diye soranlar olacak. Hemmen cevabımı veriyorum: Sitede verilen en yüksek puan 10. Ama ben de bu kitabın 10 değil de 10\100, 10\1000 hatta 10\1000000000000000....... Benim vereceğim puan bu ve sitedeki en yüksek puanın 10 olmasından dolayı bu sayıyı az buluyorum ve bundan dolayı puanlamıyorum. Yılmaz Özdil bundan itibaren ömrüm yettiğince okuyacağım bir yazar olarak yerini almış durumda. Kendisini tebrik eder, başarılarının devamını dilerim...


    KİTABA VE MUSTAFA KEMAL'E DAİR...

    Yazarını bu kadar övmüşken kitabı da övelim bari:) Öncelikle kitabı okurken sıkılmadım. Hatta sıkılmak şöyle dursun, yer yer sevindim. Yer yer ağladım. (evet kabul ediyorum ağladım. eşek kadar oldum hala ATAM için ağlarım) Spoi vermeden kitapla ilgili bilgilendirme yapacağım. Hem okumak isteyip de bir türlü okuyamayan hem de okumayı düşünmekle düşünmemek arasında ince bir çizgide kalan okur arkadaşlarım için bir bilgilendirme olur. Haydi başlayalım...


    Öncelikle kitaba başlamadan önce şöyle bir düşüncem vardı; Kesin Atatürk 1881 de doğdu. Annesi Zübeyde, babası Ali Rıza idi. diye başlayacağını düşündüm. Çünkü okuduğum her Atatürk kitabının giriş cümlesi böyleydi. Ama kitabı elime aldım, bir de ne göreyim? Atatürk ün doğum gününü söylüyor. Annesinin kişiliğiyle ilgili bilgi veriyor. Babasının daha önce hiiiç görmediğim bir fotoğrafı bile var!!! (Daha önce okuduğum incelemelerin hiçbirinde fotoğraflarla desteklendiğini belirten olmamıştı. Fotoğraflarla destekli bir kitap olduğunu belirteyim buradan) O anda anladım bu kitabı çook seveceğimi. Okumaya devam ettim ve şunu gördüm; Atatürk ü hem kişilik özelliğiyle (neleri sever, kimlerle arkadaş, nasıl oturur, nasıl kalkar, ne içer, nasıl içer, nasıl şakalar yapar...) hem de askeri özelliğiyle ele almış. Hatta ve hatta askerde çekilen fotoğraflarını kimin nasıl çektiğini bile anlatıyor yazarımız. Bu durumda benden artı aldı yazarımız.

    Atatürk ün karısı kim desem inanın 10 kişiden 3 ü ya bilir ya bilmez. Bu kitapta ise karısından tutun da kimlerle gezmiş tozmuş, kimlerle çay, kahve içmiş, her şeyin detayı var. (Karısının ismini vermeyeceğim. Çünkü hem spoi vermek istemiyorum hem de yazarın emeğine yazık olur düşüncesindeyim. Öğrenmek isteyenlerin kitabı okumasını tavsiye ederim. Ama epub değil de normal kitabını alıp kütüphanenize koymanız hem bir Türk olarak gerekli hem de bilgilenmek açısından çook olumlu sonuçlar doğuracağını düşünüyorum)

    Atatürk' ün kitaplara ne kadar düşkün olduğundan bahsediyor ki hepimiz bunu biliyoruz-biliyoruz değil mi?:))) Ama bu kitapta hangi eserleri özellikle sevdiğini hatta hangi kitapların altını çizdiğini bile öğreniyoruz. (Ben de bir kenara not aldım beğendiği kitapları ve onları 'MUTLAKA OKUYACAKLARIM' a ekledim bile) Yazara saygısızlık olmasın diye eserleri paylaşmayacağım buradan.


    Hangi marka kıyafetleri giyer, hangi rengi sever, ayağı kaç numara, Atatürkle ilgili doğru bilinen yanlışlar neler... Hepsi kitabımızda mevcut.

    Sherlock ağladığın ve güldüğün kısımlar neler? Hemmen onlara geçiyorum:

    Atamızın ölümü beni hep ağlatmıştır. Burada da ağlattı. Bir de şöyle bir huyu varmış kendisinin; sevdiği insanların cenazelerine, mezarlarına gitmezmiş. Bir gün en iyi arkadaşlarından biri kendisinden önce ölüyor. Cenazesine gitmiyor tabii. Bir gün apar topar şoförüne beni kabristana götür diyor. Gittiğinde ise kabirdeki arkadaşına tek cümle söylüyor: -Neden beni bırakıp gittin? İşte orada gözyaşlarım sel oldu...

    Komik şeyler de var tabii. Atamız arkadaşlarına, misafirlerine çook düşkünmüş. Bir gün gelen bir arkadaşı yemek yedikten sonra karnını tutuyor ve karnının ağrıdığını söylüyor. Sen misin bunu söyleyen? Apar topar hastaneye götürüyor arkadaşını. Hastaneyi ayağa kaldırıyor. Çabuuk yetişiiin! Apandisti patladı sanırım. Ülser de olmuş olabilir. Hemmen doktor getirin! Doktorlar zar zor yatıştırıyorlar Atamızı. Sonuç; çok yemek yediği için karnı ağrımış:))))))


    Bunları kitapla ilgili bende uyandıran hisleri sizde de uyandırmak için bilgi maksatlı verdim. Kitapla ve yazarla ilgili düşüncelerim bunlar. Benim düşüncem herkesin bu kitabı okuması. Okumaya başlayın zaten seveceğinize eminim. Ön yargılı olmayalım lütfen bu kitaba karşı. Yazar da kitap da harika. Şişirilmiş olduğunu düşünmüyorum. Çookça okunmayı hak eden bir eser. İncelemem aslında incelemeden çok bu tabuyu yıkmak için yazılan bilgilendirme metnidir. Umarım her okuyan arkadaşın aklına sevgi tohumu ekebilmişimdir. Metnimi Atamızın yaptığı kapak bir cevapla bitirmek istiyorum. Bolca okumalarımız olsun:)

    Sarhoş olan bir konuğu ( Abdülhak Hamit) sarhoş haliyle karısı için uygunsuz bir laf eder. Mustafa Kemal kendini zor tutuyordu. Yüzü kıpkırmızı olmuştu. Lafını düzeltmesi için duymamış gibi yaptı, 'ne buyurdunuz beyefendi?' dedi.
    Abdülhak Hamit iyice saçmaladı.
    'Bana beyefendi demeyiniz lütfen, sadece adam deyiniz' dedi.
    Mustafa Kemal kestirdi attı.
    -İşte onu diyemediğim için beyefendi diyorum ya!!!!!(Sayfa 234-235)
  • 345 syf.
    ·11 günde·Beğendi·8/10
    Bertrand Russell'ın düşünce dünyasını ve yaşamından önemli kesitlerini çizgi roman ile anlatmaya çalışmak bence zaten takdir şayan. Dışardan bakınca zor görünen matematik, felsefe gibi konuları eğlenceli ve anlaşılır bi dil ile anlatan bir eser. Bertrand Russell'ı tanımak ve anlamaya başlamak için harika bir giriş, ayrıca konuyu Bertrand Russell özeline indirdiğini düşünmeyin asıl konu düşünce dünyamız, belki bakarsınız sizin de merakınız kontrolden çıkar. :D
  • 112 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Yeni başladığım bölüm olan sosyoloji bölmünün felsefeye giriş dersinin Değerli Öğretmenimizin tafsiyesi üzerine okuduğum bir eserdir. Geç kaldığım için kendimi suçluyorum. Çeviren kişinin Halide Edip Adıvar'ın olması biraz zor okumama sebep oldu lakin anlamadığım kelimelerin manasını cümladen çıkarabiliyordum. İlk kez bir romanı üç günde okudum çok akışkan ve harıka bir eser yakın zamanda yeni çevirili kitabıda okuyacağım belki bi beş kez daha okurum harika bir eser...
  • 254 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Kitabın arka kapağında kitabın basıldığı yayınevi ilkesinden bi sözle giriş yapmak istiyorum..

    "Herkesin hayatta sihre ihtiyaç duyduğu bir an vardır.Sihirli bir el sihirli bir an,sihirli bi kişi yada sihirli bir kitap..."

    Konusu ise;Derin kızın kendini bulmasını anlatıyor..

    Bir yandan Derin'in hikayesini anlamaya çalışırken bir yandan kendim ile benzeştirdiğim çok yeri buldum.Kendi benliğinizde ki soruları sorgulayacak olan bu kitapta ancak bittiğinde cevabını alacağınız, tek kelime ile harika bi kitap okuyacaksınız..
    Hatta ben kitabı okurken kendimi -1- anahtarı olan ama -3- çıkışlı o tek bir anahtarla -1- doğru kapıyı açacak bi labirentte hissettim