• 104 syf.
    ·58 günde
    İyi rolünün hakkını verir misiniz? :) Sorunun düzeltilmiş hali bu..

    Kötülük probleminden bahsedeceğim biraz, evet evet tüm çağların en baş problemi olan kötülükten bahsediyorum.. Hani şu insanların üzerine kocaman bir 'değer dünyası' inşa ettikleri kötülükten.. Ne dünya ama! :)

    İnsan sormadan edemiyor, yarattığımız değer yargısı mıdır 'kötü' olan yoksa hakikaten şöyle dışarı baktığımızda öylece karşımızda durur mu kötülük? Peki ya 'iyi' nedir? Hani şu herkesin öve öve bitiremediği, üzerine methiyeler düzdüğü; tevazulu, merhametli, anlayışlı, kıymet bilir, dürüst, cesur, akıllı, 'hatta güzel' sıfatlarını yüklediği iyiden bahsediyorum. Bu sıfatlar olmadığı zaman bir insanda, burun çevirdiğimiz iyi'den bahsediyorum. Hepimiz yer yer bu 'iyi' maskelerini takmaz mıyız?

    Kısmen bir diyalektik aslında ve biz tüm bu değer yargılarını, tüm sınıflandırmaları iki sözcük üzerinden karakterimize yüklüyoruz, iki sözcükle yaşam kuruyoruz. Bu bizi ikiye bölmüyor mu? Kendinizi hiç bölünmüş hissetmiyor musunuz? Ya da yer yer toplumun onaylamadığı bir davranışı, 'kötü'yü içinizde yaşatmıyor musunuz?

    Hadi ama kaçamak cevapların vakti değil, hangimiz birini ölesiye dövmek istemedi? Ya da hangimiz istediğinde ulaşamadığı bir şeyler için 'koşullar olsaydı da ulaşsaydım' diyerek koşullara lanet okumadı? Bir dakika, bu soruya hayır diyecekleri kınıyorum ama :D hangimiz sınav sorularının rüyasında görüp de tam not almak istemedi?
    Ah tamam ben de biliyorum herkes rüyasında görse rekabetin, kazanmanın bir anlamı kalmayacak ama herkesten 'bana ne..'

    Tam da bu noktada işte 'kötü' kavramı girdi hayatımıza. 'Bana ne' :) güzel bir cevaptır, yer yer güzel bir öğüttür bu iki kelime. Egoizmin hoş bir yansıtılışıdır. Ama bazen hoş olmuyor, hatta ölümlere sebebiyet veriyor. Başkasının ölümü bizi etkiler mi? Ben etkiler diyenlerdenim, evet dehşet pragmatist (faydacı :D) bir insanım (kim değil ki?) fakat yine de başkasının ölümü, kavgası, sıkıntısı, üzüntüsü beni de etkiliyor. Bunlardan harika bir insan olduğum için etkilenmiyorum elbette, bunlarla ilgilenmediğim zaman kendimi kötü hissediyorum. Aslında eylemim yine bana dönük, fakat ben buna 'iyilik maskesi' takıyorum o kadar. Ha bir de duyarsız olanlar var ki, onlar iyilik maskesini bile çift taraflı kullanıyor, onlar ne iyi olmayı ne de kötü olmayı becerebilenler..

    Pekala size tüm bu değer yargılarıyla ilgili kötü bir haberim var? Beslediğiniz kedi, büyüttüğünüz çiçek, böbreğinizi verdiğiniz teyzeniz, hayatınızı feda ettiğiniz eşiniz, o okusun diye çalıştığınız kızınız, sizler için yalnızca bir tatmin nesnesi. Ciddi bir iddia farkındayım, hemen kılıçlar çekilmeden önce belirteyim, insanda istekler durmadan yarışır der Schopenhauer, yani varsayalım kavgalı olduğunuz birini öldürmekle onunla görüşmeme isteği durmadan bir yarış halinde, Schopenhauer der ki;

    ''Baskın olan isteğin hangisiyse şekerim (kurtlar vadisi etkisi :D) onun etkisiyle hareket edersin, çünkü baskın olan isteğin etkisinin avantajı daha fazladır.''

    Örnekleyelim, örneğin öldürdüğünüz zaman, hapis cezası, isim lekelenmesi, özgürlüğe kısıtlılık getirisi vardır. Görüşmediğiniz zaman ise, bu dezavantajların hiçbirisi size uğramaz. Siz dolayısıyla iyi biri olduğunuz için değil size getirisi fazla olduğu için öldürmezsiniz karşı tarafı.

    Ya da beslediğiniz evcil hayvan, size iyi hissettirir. Şimdi birisi çıkıp şey diyebilir; ''Ben o hayvan için çok fedakarlık yaptım, yer yer uykusuz kaldım, yer yer kendim yemedim ona yedirdim, ona bir şey oldu benim canım koptu vs.'' Peki neden o 'iyi' olsun diye kendinden bu kadar verdin? Çünkü bu kadar verdiğin fedakarlık sana tatmin olarak dönecekti. Ayrıca tüm bu verme süreci olmadığında evcil hayvanının gireceği her türlü sıkıntı seni rahatsız edecekti, işte yine istekler savaştı ve senin baskın isteğin fedakarlıktı.

    Tatmin olmaktan rahatsızlık duymak ya da bunu salt iyilik olarak görmek saçma.. Sen bunu zaten bilinçli yapmıyorsun ki, klasik doğa kuramı, veriyorsun ve alıyorsun ama enteresan ki doğada bir tek insan buna 'iyilik' ya da 'kötülük' diyor. Aklımız sağ olsun, her şeyi kılıfına uyduruyoruz. Oysa bu dünyada ne salt iyilik ne salt kötülük var, ortaya gelmiş çoban salata gibiyiz hepimiz.. :D

    Friends dizisinde Joey'nin güzel bir repliği var; ''Bencilce olmayan iyilik yoktur, üzgünüm.'' En az kötülük kadar iyilik de bencilcedir, sadece karşı tarafa zarar vermeden bize haz verir. Bu nedenle kötü görmeyiz.

    Pekala aslında bu konu çok uzun bir konu, üzerine insanlar tezler yazıyor, kitaplar yazıp sistemler parçalıyor falan ama, işin aslı basit aslında, yarattığımız simülasyonun esirleriyiz. Peki kitap ne anlatıyor? :D Evet bu bir kitap incelemesiydi :)

    Kitap tüm bu değindiğim konuları içeriyor aslında, bir insanın ruhunda barındırdığı iyiliği ve kötülüğü bedensel olarak da ikiye bölüşünü anlatıyor. Dr. Jekyll doğduğu andan beri içindeki kötülüğü (arzuları-istekleri) sürekli olarak bastırmış olan bir insan, hep dışarıya 'iyi' (arzu ve isteklerini bastırmış bir fedakar insan rolünde) görünmüş fakat bir noktadan sonra doktor oluşunu, yaşamını şekillendirmek için kullanmaya karar vermiş birisi.. Ruhunda nasıl iki vahşi istek varsa, (iyi biri olma ve kötü biri olma) bu isteklerini bedensel olarak da bölmeye karar veriyor..

    Geceleri kötülük, gündüzleri ise iyilik maskesini takınacak iki beden inşa ediyor. Böylelikle toplumla çatışmayacak ama arzularına hayır demeyecek.. Toplum insanları arzu ve istekleriyle birbirlerine zarar vermesinler diye o kadar bastırıyor ki, ortaya şizofrenikleşmiş insanlar çıkıyor. Duyguları parçalanmış, kimlikleri çoklaşıp kimisi kaybolmuş insanlar antidepresanlarla, yüzlerinde sahte gülümsemelerle, sahte yaşamlarla hayat sürdürüyorlar.

    Kitap açıkçası ilk başlarda çok tek düze gidiyor, sanırım son kısımları özellikle benim ilgimi çekti. Yazar bir insanın içindeki değer yargılarıyla dışındaki değer yargıları arasındaki çatışmasını çok net yansıtmıştı.

    Özellikle ''İyi ve kötü nedir?'' soruları baskındı.. Bu sorular çok derin fakat emin olduğum bir şey var ki insan, bu ikisi arasındaki bir mengenede kapalı kalmış özgürlük yanılgasındaki akıllı hayvandır.

    ''İnsan gerçekte bir değil, iki kişidir.'' (ePub syf. 170) Diyor Dr. Jekyll mektubunda, tam da bu mengeneden bahsederken.. Siz kaç kişisiniz? Öğretilmişlikleriniz, kodlanmışlıklarınız dışında sahip olduğunuz kişilikleriniz nerede saklanıyor? Ortaya çıkarmaktan korktuğunuz bazı yanlarınız ya sizi siz yapan şeylerse?

    İnsan hakikaten nedir? Çoban salata olmak dışında?

    İnsanın ne olduğuna dair pek çok görüş var, hatta birkaç satır üstte ben bile birkaç tanım yaptım.. Ama Nietzsche sonuca dayalı bir çıkarımda bulunur insanla ilgili..

    ''İnsan, bir an önce kargaşasını, kendine anlam veren bir düzene çevirmezse, yıldız doğurtmazsa, karanlığında yok olacaktır.''

    Yıldızlar karanlıkta doğar, içgüdülerinizden korkmamanız, içinizdeki benliklerinizi keşfetmeniz dileğiyle..

    Keyifli okumalar.. :)
  • ''Nasıl olur da insan varoluşun o harika belirsizliği ve çok anlamlılığı içinde durur da soru sormaz, soru sormanın hazzından ve hırsından titremez?''
  • "Soru soran toplumlar tehlikelidir... Çocuklara neden kurallar dayatılıyor sence? Soru sormadan kabullensinler diye! Böyle programlanıyoruz. Okulda, evde, işte, sokakta... Herşey önümüze hazır geliyor, tek yapmamız gereken kurallara uyup sunulanı almak! Alıyor ve tüketiyoruz! Sonra yenisi geliyor! Onu da tüketiyoruz! Hiçbir şey sormadan! Sorgulamadan! Hepimiz birer leş kargasıyız!"
    .
    MÜKEMMEL bir kitap önerisi ile geldim.ŞİDDETLE tavsiye ederim okuyun bu kitabı.Bu zamana kadar okuduğunuz hiç bir polisiye kitabına benzemiyor.Kitabi okurken düşüneceğiniz ilk cumle ben bu zamana kadar böyle iyi bir kitap okumadım olacak.Yazarin kalemi Dehşet güzel sizi öyle bir kabusun içine sürüklüyor ki hadi canım bu kadar olamaz diyorsunuz. Günay hocamı ayakta alkışlıyorum böyle bir kalemin var olduğunu bilmek harika bir duygu.Ama değeri bilinmiyor bence bu kitap daha çok okunmalı daha çok değer görmeli diyorum ✌
    .
    Gazeteci Devran Brice Shawn bir gün bir mesaj alır.Mesaji gönderen kısmında Kâhin yazıyordur ve mesajın içeriğinde ise kehanetlerden,ölümden bahsediliyordur.Devran gazeteci olduğu için bir çok ünlü kişinin kuyruğuna basmıştır ve düşmanı çoktur peki ama bu mesajları kim neden yazıyordur?
    kehanetler gerçekleşmeye başlayınca durumun ciddiyetini anlayan Devran ekip arkadaşları olan Veronica, Lucia ve Efe den yardım ister. Gönderilen şifreli mesajlar, gerçekleşen kehanetler, ölen insanlar... Kâhin durmuyordur ve artık oklar sadece Devran'ı gösteriyordur. Devran için ölüm zamanı gelmiştir....
    .
    Kitabın içinde fizik, metafizik, kuantum fiziği, Can Yücel den alıntılar, edebiyat, kimya, macera, gizem ve aksiyon var.Gizemini koruyan Kuantum fiziğini de okuyorsunuz buda merak duygunuzu uyandırıyor. Ve sizi öyle bir son bekliyor ki bir an donup kalıyorsunuz bunlar doğrumu sorusu oluşuyor kafanızda ve okuyucuyu öyle güzel ters köşeye bekliyor ki işte diyorsunuz yazar böyle olmalı okuyucu etkilemi sarsmalı düşündürmeli Bu zamana kadar hiç bir kitabı bitirince dönüp tekrar okuma hissi uyanmamıştı bana bu hissi verdiğin için teşekkür ediyorum hocam önünde saygiyla eğiliyorum kalemin daim olsun sen hep yaz bizler okuyalım
  • "Nasıl olur da insan varoluşun o harika belirsizliği ve çok anlamlılığı içinde durur da soru sormaz, soru sormanin hazzından ve hırsından titremez?"
  • 408 syf.
    ·1 günde·10/10
    İlk olarak orijinal adıyla “Anne with an E” dizisini izleyerek Anne ile tanıştım. Dizi bana önerilmemişti ya da hakkında herhangi bir fikrim yoktu. Sadece karşıma çıkmıştı ve bir an için izlemek istemiştim. Haberim hiç olmadı bir dizinin daha doğrusu bir karakterin hayatımı bu şekilde etkileyeceğinden. Anne düşündükçe kalbimde bir yerleri kıpır kıpır eden çocuk.

    Dizisini izlerken bir kitaptan uyarlama olduğunu öğrendim ve bununla birlikte kitabı arayıp buldum. Ancak kitabı okumayı bilerek geciktirdiğimi itiraf etmeliyim. Biraz özlem duymak ve tekrar hatırlamanın heyecanını yaşamak istediğim için okuyacağım süreyi uzattım.

    Normalde kitaplardan uyarlanan dizilerde ya da filmlerde kendime sorduğum kitap mı yoksa uyarlamama mı dediğimde elbette kitap derdim. Ancak Anne de bu durum böyle olmadı. Benim gönlüm dizisinde kaldı, orada çırpınıp durdu. Belki önce dizisini izlemememin etkisindendir bilmiyorum ama hayatım boyunca izlediğim en iyi dizilerin listesinin başlarında olduğu kesin.

    Kitabın daha sade hatta bir çocuk kitabı olmasını bekliyordum ancak karşılaştığım kitap beni çok şaşırttı ve beni oldukça memnun etti. Okurken Anne’i ne kadar hissedebilirim ya da dizideki o hayallerle dolu romantik kızı görebilir miyim diye düşünüyordum. Ancak okumaya başladığımda kitabın harika bir şekilde yazıldığını düşündüm, yani yazılabilecek en iyi Anne’di benim için. Yazıldığı dönemin bu kadar eski olduğunu düşündüğümde daha da hayretlere düşüyorum. Çünkü yazarın dili, olaylar ve düşünceler son derece muazzamdı. Elbette bunda çevirmenin de payı var, onu da buradan tebrik ediyorum. Ayrıca kitabın verdiği dersler, düşünceler ve özellikle duygular kitabın kitabın kalitesini arttıran önemli etmenlerdi. Bir kitapta tüm duygular bu kadar net işlenebilir miydi? Tek bir duygu ya da düşünce üzerine yazılmamıştı kitap, işte en sevdiğim özelliklerinden biri de buydu.

    Anne’nin asıl mutluluğun mücevherin değil de Green Gables’ın olduğunu söylemesi, beni her dönemde insanların benzer sorunlardan geçirdiğini hissettirdi. Yıllar geçse de insanlığın sorunu de kendisi de aynıydı. Ben kesinlikle yazarı tanımayı ve onunla uzun bir sohbet etmeyi isterdim.

    Green Gables, Avonlea, Pırıltılı Sular Gölü, Carmody her yer o kadar muazzamdı ki… Ve diziyi izledikten sonra bir de o yerleri okumak ve düşlemek inanılmaz bir güzellikti. Aklımdaki tek soru acaba diziyi izlemeden bu kitabı okusaydım, nasıl bir Green Gables canlanırdı zihnimde? İşte ben tam olarak bundan mahrum kaldım ve artık bunu tecrübe etmem imkansız.

    Hayatın ışıltısını görmek istiyorsanız, Anne ile tanışın.

    Hayatımdaki yıldızlar şimdi daha parlak ve çok daha yakınımda.

    Ben Anne ile hayat doldum, içimde Anne ile hayatı yaşanır kıldım.
  • 98 syf.
    ·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Derginin 101.sayı ilgi ile okumaya devam ediyorum. Bu sayıda iyilesmenin mimarisi ve mantarlara dair yazilar ilgini cekti.

    Bir yok oluşu durdurabilir miyiz?
    İnsanlık yaşadığı gezegene hâkim oldu. Ya da biz öyle sanıyoruz. Acaba teknolojimiz
    aralıklarla görünen yok oluşları
    engellemeye yeter mi?

    İyileşmenin mimarisi
    Hastaneler mimari açıdan doktorların
    (ve de hastaların) işlerini kolaylaştıracak
    şekilde tasarlanabilir. Peki bunun için ne
    gerekiyor?

    Okyanuslardaki ecza dolabı
    Antibiyotikler, hastalıklarla savaşmada
    eskisi kadar etkili değiller. Buna karşın
    denizler, keşfedilmeyi bekleyen yeni
    ilaçlarla dolu olabilir.

    Mantarlar
    Onlara bitki demek bile doğru değil. Fungi
    aleminin bu harika üyeleri, gezegenimizle
    ilgili çözmek istediğimiz problemlerde
    bize yardımcı olabilir.
    SAYFA 82
    03 Editörün Notu
    06 Megapikseller
    08 Kısaca
    14 Aygıtlar
    28 Matematik Yapmak
    30 İşin Doğrusu
    32 Konuk Yazar
    34 Profil: Emrehan Halıcı
    88 Sahadan Öyküler
    91 Kafa Ayarı
    94 Soru&Cevap
    İnfografik
    16 Samanyolu
    18 Bilimkurgu ne demiş?
    20 Aramızdaki uzaylılar
    21 Eski istiridyelerden yeni dünyalar
    Gerçeğin Peşinde
    23 Koronavirüs havadan mı bulaşıyor?
    25 COVID-19’u yanlış tedavi ediyor olabiliriz.
    Şimdi
    36 Solar Orbiter’dan haber var!
    38 Öğrenen kuantum bilgisayarlar
    39 Dev atomlar
    40 Kuantum dünyasında kelebek etkisi
    41 Origami robotlar
    42 Yeni motorlar
    43 Aşıda son durum
    44 Mikrofosiller
    45 Haberler
    Gelecek
    46 Nerede bu otonom araçlar?
    48 Dev kayaların sırrı
    50 Mars’a yeni bir robot
    Kara delik çevresinde yaşam
    mümkün mü?
    Kara delikleri gittikçe daha iyi tanıyoruz. Yeni
    teorilere bakılırsa “Interstellar” filmiyle kafalarda 52 oluşan soru işaretleri boşuna değilmiş.
  • 298 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Ülkemizde her bir yazarla onlarca röportaj yapılmıştır veya tek bir yazarın röportajı kitaplaştırılmıştır. ancak bu kitap diğerlerinden çok farklı bir özelliğe sahip. ülkede, sanata dair her alanda başarılı 30'a yakın ismin röportajlarından oluşan bir kitap bu.
    Sanatın, edebiyatın, tarihin, sosyolojinin üstüne derin bilgiler içeren; ilk ağızdan "sanat-sanatçı-eser" üçlemesini anlayacağınız, bir sanatçının hangi entelektüel birikime sahip olması gerektiğini anladığınız sohbetler içeriyor. umut kırıcı, güldüren, soru sorduran ve "ben ne yapabilirim?" sorusunu sürekli diri tutan bir eser. röportajı yapan Kerem Bozkurt ise içinizden geçen soruları sormuş.
    bu kitapla, ülkede "edebiyat kalmadı" diyenlerin okuyup günümüzde yaşayan gerçek yazarları tanıması adına harika bir cevap verilmiş.