Şeriat düzeninin özlemini duyan laiklik karşıtı akımlar, iktidar çevrelerinin de desteği ve bazı İslam ülkelerinden akıtılan büyük paralarla gün geçtikçe güçlenmekte ve örgütlenmektedirler. Bunlar, imam-hatip liseleri mezunlarına üniversite kapılarının açılmasından sonra devlet mekanizması içinde kadrolaşmaya ve kilit mevkilere gelmeye başlamışlardır. Böylece, devlet ve toplum içinde vakıflarıyla, bankalarıyla, şirketleri ve yayın organlarıyla büyük bir anti-laik güçler yumağı oluşmuştur.
İşlerin bu noktaya gelmesinde 12 Eylül dönemi yöneticilerinin de sorumluluk payları olduğunu söylemek gerekir. ''Atatürk ilke ve inkılapları''nı dillerinden düşürmeyen bu yöneticiler, yerleştirmeyi tasarladıkları yeni devlet düzenine bir dayanak olarak toplumda din duygusunun güçlenmesinde yarar görmüşlerdir. Ülkedeki irtica hareketlerine arka çıkmayı istememiş olsalar da, bugün sık sık tekrarlanan deyimle ''birlik ve beraberlik'' içinde ''sessiz ve uysal'' bir toplum yaratmak için din eğitiminden ve ideolojisinden yararlanmak istediklerini söylemek herhalde yanlış sayılmaz.