Ezgi Sezgin

Ezgi Sezgin
@harmonia
"Sorgulanmayan bir hayat, yaşamaya değer bir hayat değildir." Sokrates
Lisans
Ankara
311 okur puanı
Ocak 2015 tarihinde katıldı

Ezgi Sezgin

, bir kitap okudu
Puan vermedi·80 syf.·
Beğendi
·
2018 20. kitabı
Stefan Zweig
7.4/10 · 150,8bin okunma
Reklam
Atatürk'ün kurmuş olduğu Cumhuriyet Türkiyesi, bugün onun ''ilke ve inkılaplarından'' çokça söz edilen fakat pratik alanda onların özünden uzaklaşan bir ülke görünümündedir. Laiklik ilkesinde açılan gedik, bunun en belirgin örneğini oluşturur. Laiklik ve insan hakları birbirinden ayrılmayan kavramlardır. Çağdaş demokrasi de her şeyden önce bu temel kavramlara dayanır.
Sayfa 134·Kitabı okudu
Münci Kapani yıllar önce bugünkü durumu öngörmüş.
Şeriat düzeninin özlemini duyan laiklik karşıtı akımlar, iktidar çevrelerinin de desteği ve bazı İslam ülkelerinden akıtılan büyük paralarla gün geçtikçe güçlenmekte ve örgütlenmektedirler. Bunlar, imam-hatip liseleri mezunlarına üniversite kapılarının açılmasından sonra devlet mekanizması içinde kadrolaşmaya ve kilit mevkilere gelmeye başlamışlardır. Böylece, devlet ve toplum içinde vakıflarıyla, bankalarıyla, şirketleri ve yayın organlarıyla büyük bir anti-laik güçler yumağı oluşmuştur. İşlerin bu noktaya gelmesinde 12 Eylül dönemi yöneticilerinin de sorumluluk payları olduğunu söylemek gerekir. ''Atatürk ilke ve inkılapları''nı dillerinden düşürmeyen bu yöneticiler, yerleştirmeyi tasarladıkları yeni devlet düzenine bir dayanak olarak toplumda din duygusunun güçlenmesinde yarar görmüşlerdir. Ülkedeki irtica hareketlerine arka çıkmayı istememiş olsalar da, bugün sık sık tekrarlanan deyimle ''birlik ve beraberlik'' içinde ''sessiz ve uysal'' bir toplum yaratmak için din eğitiminden ve ideolojisinden yararlanmak istediklerini söylemek herhalde yanlış sayılmaz.
Sayfa 131·Kitabı okudu
Laiklik deyince bunu sadece din ve devletin birbirinden ayrılması olarak anlamamak gerekir. Laiklik bunun ötesinde, dinin toplum hayatını düzenleyici ve yönlendirici bir güç olmaktan çıkarılarak, onun asıl yeri olan kişilerin vicdanlarına kapatılması ve orada tutulması demektir. Toplumda metafizik düşüncenin, çağ dışı kalmış ve kalıplaşmış dogmaların yerini, akıl ve bilimin almasının sağlanması demektir. Din, insanların düşünce ve davranışları üzerinde bir baskı unsuru olarak kaldığı sürece, ne özgürlükten ne de insan haklarından söz edilebilir. Atatürk'ün öncülüğündeki Türk devriminin ideolojisi her şeyden önce bu baskı unsurunu ortadan kaldırarak çağdaş demokratik düzene ulaşmayı öngörüyordu.
Sayfa 130·Kitabı okudu