Yüzlerce sayfalık kitapların ortasında bir yerlerde deriz ya hani, konu çok uzadı artık diye, işte bu kısacık kitabın sonunda yaşadığım his de tam olarak bunun aksiydi; gözlerim boş sayfalara, kitabın henüz okumamış olduğunu düşündüğüm kıyılarına köşelerine yeltendi…
Konusu neymiş bir bakayım, derken elimden düşüremedim. Oradaydım. O kayalıklardaydım. Düşeceğimi düşündüm. Köy meydanında dolaşan dedikoduların arasında kendi sözlerimi aradım, sanki dünyadaki herkesin düşünceleri vardı orada.
Halilin hortladığına bir inandım bir olmaz öyle şey, dedim. Dönüştüğü hayvanları ve hatta yazılmayan hayvanları bile düşündüm.
Kitabın bende böyle bir iz bırakmadığını söylemek isterdim… Kitabı okuduğum günün ertesinde bir peygamberdevesi gördüm ve içimden, kim acaba, diyerek tahminlerde bulundum. İşte bu edebiyatın nasıl bir güç olduğunun kanıtıdır. (Kimdi acaba?)
Ben insanlara nadiren kitap tavsiye ederim, bu kitabı daha çok insana okutmayı ve üzerine konuşmayı kendime bir görev edinmeye meyilliyim.
Tezer özlü okurken içimden kendi kendime acınası gülüşler sunuyorum. Varlığını dünyanın farklı kentlerinde deneyimlediği bu kitabı yazarken, TAM OLARAK YAZARKEN hissettiklerini hissetmek* bana bir aynaya bakıyorum hissi de
veriyor. Yıllar sonra bir daha okuyacağım kitaplardan biri oldu, biliyorum aynada şimdinin körü olduğum noktalar mutlaka var.
Falih Rıfkı Atay'ın okuduğum ilk kitabı, iyi ki de Çankaya ile başlamışım. Okuduğum onca kitabın son sayfasında genelde hüzün ve başarı karışımı bir hisle dolarım; Çankaya'nın verdiği hisler yumağını açıklamak güç; geç okuduğumu düşündüm, bir daha ne zaman okurum, diye düşündüm, hatta okuyamamaktan korktum... gurur duydum, sinirlendim, ve ne büyük felakettir ki, Atatürk'ün o zamanlarda savaştığı yobazlığın ve şark kafasının hâlâ rahatlıklı nefes alabildiğini düşünüp ara ara uzaklara(duvarlara) dalıp gittim.
Atatürk'ün sofrasına oturup, bir an olsun o dehanın, o büyük devlet adamının yanında olduğunu hissedilmek... eşssizdi... onu anlayabilmek için her Türk evladının okumasını şart görüyorum. ŞART..
"..bir yerli filmi andırarak" cümlesinden sonrasında Orhan Kemal'in "yetti bu kadar, bitireyim artık" iç sesi gözlerimde yankılandı. Güzeldi, güzeldi..
KüçücükOrhan Kemal · Everest Yayınları · 2021647 okunma