• Aramızda engeller var aşamıyorum
    Çok doluyum yere göğe sığamıyorum
    Sensizlik çok zor yerimde duramıyorum
    Seni bilmemde ben sensiz olamıyorum

    Duvarlar geliyor hep üstüme üstüme
    Hasretim ve sevdam bitmez boncuk gözlüme
    Bambaşka tat kaymıştın sen benim ömrüme
    Seni bilmemde ben sensiz olamıyorum

    Mustafa Ermişcan
  • Gece
    bir tabut gibi çöker omuzlarıma
    bir ölünün iç çekmesi olur rüzgar
    hüzünle düşünürüm uzaktaki bir evi

    yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta
    hasreti bir ben bilirim

    bir de gecenin gözlerindeki baykuş
    baykuş kötü kuş baykuş çirkin kuş
    onu hüznümle güzelleştiririm. hüznümle
    süsler. bir damın üstüne oturturum
    süsler. Damımın üstüne oturturum

    -sizi hiç bu kadar yakından görmedimdi
    yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta
    abimin acıyla yontulmuş yüzü
    yaşlı bir güvercin gibi düşer avuçlarıma
    dağılır ses olur acısı
    ezberlediğim bir öğüdü yineler bana

    -çocuğum üşütme yüreğini
    şimdi hüzün mevsimidir bütün şiirleri gezen

    ben doğma büyüme evciyim göç benim harcım değil
    hasret bana çabuk dokunur yalnızken karanlıktan
    korkarım

    mesela mevsim kışsa yağmur yağıyorsa
    mesela annem de yoksa yanımda
    mesela, şimşek de çakıyorsa ben çok korkarım ağlarım

    -ana bana kurşun dök. dua oku. üfle ana
    ana ben daha çok küçüğüm. bana ninni söyle ana

    yalnızım. bunu hep söylüyorum
    yalnızım. bunu hep söylüyorum

    geceyi çarmıha geriyorum kimseler tapmıyor
    hüznümü ölçeğe vuruyorum yüreğine sığmıyor
    her şey ne kadar olabilir meraklanıyorum
    yüzüme dokundukça tırnaklarım kanıyor
    yalnızlığımı hüznümle yoğuran gece
    öyle basitsin ki sen bütün şiirlerin içinde
    biliyorum. biliyorum bunu da biliyorum
    gökteki yıldızlar kadar dizeler yazılsa da
    kendime kendimden başka kendim yok
    ne utancımı kuşanan bir sevgi
    ne çirkinliğimi öpen bir kız

    yalnızlığımdan yalnızlığım yalnız
    -ana bana bir hal oldu. hep böyle titriyorum
    ana çok üşüyorum, ıhlamur ısıt bana

    yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta
    ben sevgiye hasretim, sevgi uzakta

    ey insanlar
    ey gecede unutulmuşluğumun yargıçları
    iğrenerek öpüyorum parmaklarınızı
    iğrenerek. hepinizi kucaklıyorum ilkin
    ağzınızı dudaklarınızı dişlerinizi öpüyorum
    bilmiyorsunuz. ben kendimi öpüyorum

    cinsel bir çiftleşmedir çarşaflar
    ıslak bir gece en fazla kendini çoğaltır
    bir solucan vücuduna yeni bir halka ekler
    döllenir acı. sevişme daha da erselikleşir

    -hü'yü tanıdım size anlatmalıyım bir gün
    size bir gün mutlaka hü'yü anlatmalıyım

    geceyse
    tükenmişse güneşin güçlülüğü
    gök gözlerinin buğusunu yansıtır
    senin acın acıların ölümüne gebedir
    korkma yavrum
    ne gece ne geceler senin
    suçsuz mızıkçılığını küçültemez
    bir çirkini öpmek için uzattığın yüreğini

    güzelleşip bir sevginin göğsüne yatmak biraz
    biraz yorgun biraz korkak bir insan sevmek biraz
    dayayıp sırtını gecenin duvarına
    bir ölünün ağzını dudağını öpmek biraz

    yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta
    ben sevgiye hasretim, sevgi uzakta

    ey kanımda tefler çalan mevsimle gelen
    sesimi çakallarla boğan gece
    hüznüme vur acımı soy
    beni de kuşat
    boris karlof kadar masum yüzümü
    karanlığınla frenkeştaynla
    çünkü artık büyütmeliyim içimde nefreti
    kalbim ki yıllardır iyiliğe abone
    nerde bir insan görse
    bırakır sevgi kuşlarını
    çünkü o bağışlar yargıçlarını
    kendi yasalarını kuramıyan yargıçlarını

    ey gecede unutulmuşluğumun suçluları
    ey yanlışlığımın yanlış yargılayıcıları
    suçum: nefreti öksüz bırakmak
    savunmam: sevgimi yüceltmek içindir
    sakalım yok biliyorum ama kötü değilim
    büyükleri sayarım küçükleri severim
    çocukları incitmeden severim. kadını öpmesini
    bilirim

    sizi de sizi de öpmesini bilirim
    -ana ben çok yalnızım. benim başka sevgim yok
    içimde utanç çiçeği gibi büyüyor hü

    kural tanımayan sevgim benim
    aykırım fizikötem doğaüstüm yanlışlığım
    aşkım. sevgili yanılgım benim başyargıcım
    nefretim nefretim nerdesin

    kalbim
    bir gün elbette sana hükmedeceğim

    elbet geçer bu hüzün mevsimi
    bir baykuş bir serçeyle arkadaş olduğu gün
    o gün size sevinci de anlatıcam
    bir solucan bir leylekle çiftleştiği gün
    o gün bahar mevsimidir size aşkı anlatacağım

    ve bir gün elbette yıldızları sayacağım
    -gelin kucaklayın beni. yıldızları sayamıyorum.
  • Senin dudakların pembe 
    Ellerin beyaz, 
    Al tut ellerimi bebek 
    Tut biraz!

    Benim doğduğum köylerde 
    Ceviz ağaçları yoktu, 
    Ben bu yüzden serinliğe hasretim 
    Okşa biraz!

    Benim doğduğum köylerde 
    Buğday tarlaları yoktu, 
    Dağıt saçlarını bebek 
    Savur biraz!

    Benim doğduğum köyleri 
    Akşamları eşkıyalar basardı, 
    Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem 
    Konuş biraz!

    Benim doğduğum köylerde 
    İnsanlar gülmesini bilmezdi, 
    Ben bu yüzden böyle naçar kalmışım 
    Gül biraz!

    Benim doğduğum köylerde 
    Kuzey rüzgârları eserdi, 
    Hep bu yüzden dudaklarım çatlaktır 
    Öp biraz!

    Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin! 
    Benim doğduğum köyler de güzeldi 
    Sen de anlat doğduğun yerleri, 
    Anlat biraz! 

    Cahit Külebi
  • Sen vardın. Seni tanımamıştım.
    Sen varsın tanıdım.
    Sen varsın ve seni tanıyorum artık
    Hasretim bide
  • Ayrılığa mahkumdum
    Ellerinin gölgesinde kaldığım günden beri
    Kalbinin içinde uzaklığa daldığından beri
    Bıraktım hasretim seninle yansın
    Bir damar kanı sızarcasına ruhuma
    Tüm umutlar seni bırakıp gitti başucuma
    Bakışlarım kitlendi dokunamadığım sana
    Ve gitmek fısıldadı soluma
    O seni sevmedi
    sen de bugünü yaşamamışçasına
    Kalmalısın kendi yalnızlığında
  • Yolumu aç ve doldur kadehimi

    Unut suçu

    Çünkü ben geride bırakıyorum serzenişi

    Çocukluğumdan beri ey Bağdat,

    Gözlerin gözlerimde uyuyan iki yıldız...

    Kaçırma gözlerini yüzümden

    Çünkü sen benim aşkımsın

    Masamı bezeyen güllersin,

    İçinden hayat içtiğim kadehsin

    Yeniden sana dönüyorum Bağdat,

    Geminin limana döndüğü gibi yorgun

    Ve yaralarımı elbiselerimin altında saklayarak

    Yuvasına konan bir kuş gibi indim aşağı

    Şafak parlıyordu minareler ve kubbelerle

    İpek bir kaftanın kanatlarında uçtum

    Zeynep ve Rabab'ın örgüleri çekti, taşıdı beni

    Yaralama elimdekini

    Çünkü hasretim,

    Katlanabileceğimden de uzun sürdü

    Tutkunun kitabından ne söyleyebilirim ki sana

    Bin kitap yetmez

    Seni ne çok sevdiğimi anlatmaya