• Nüfusu yetmiş beş milyon, yaşlı ve çocukları saymazsak genç nüfusu kırk milyon dan ülkemizde kayıtlı tansiyon hastalarının sayısı on beş ila on sekiz milyondur. Yani her üç yetişkinden biri tansiyon hastasıdır.
    Migren hastalarının sayısı asgari beş milyon olup her başı ağrıdığında Aspirin Panalgin Novalgin alanların sayısı neredeyse yirmi milyondur.
    Şeker, bel fıtığı, romatizma, boyun fıtığı, karaciğer yağlanması,fibromiyalji, depresyon, parkinsons, egzema, vertigo, sedef, varis,
    unutkanlık, halsizlik, kronik baş ağrısı vs liste uzar gider. Neredeyse nüfusun yüzde sekseni hastadır. Bir kişide üç ten fazla hastalık
    olanların sayısı ise nüfusun yüzde otuzunu teşkil etmektedir.
    Rasulallah (SAV) döneminde sahabelerden (RA) neredeyse hasta olan yoktur diye kayıtlara geçmiştir. Habeşi Kralı'nın sahabelere
    sağlık hizmeti sunmak amaçlı gönderdiği hekim iki yıl kaldıktan sonra bir tek hastası olmayınca geri dönmüştür.
  • Kültürün gücüne rağmen bugüne kadar keşfedil-miş hiçbir toplum, tüm üyelerinin toplumun refahını yükseltmek için yapmak zorunda oldukları şeyleri -mesela paylaşmak, başkası hakkında kıskançlık yap-mamak veya kötü niyet beslememek- yapmayı isteme-sini sağlamada tam olarak başarılı olamamıştır. Fakat çoğu toplum yine de kendilerini sosyalleştirme sürecinde ve gençleri de genetik yatkınlıklardan bağımsız olarak tıpkı kendileri kadar güçlü olan yerleşik kültü-rel ihtiyaçlara sahip nüfus yaratmak için yeterince ba-şarı sağlamıştır. Güven, güzellik, yüreklilik, onur, prestij, ahlak, başarı ve benzeri konseptler insan varlı-ğının maddeleridir. Bu konseptler genellikle insanların çevreyle başa çıkmasında ortaya çıkan ihtiyaçları tam olarak karşılamaktadır ve böyle yaptıklarında başarılı adaptasyon büyük oranda artmaktadır.
  • Aşkı kalem yazmaz ki kitaplarda bulasın.

    Ey aşk! Sen öyle bir kişisin ki, dünya tokları, senin vuslatının açlarıdır.

    Seni sevdiğim kadar yaşasaydım; ölümsüzlüğün adını aşk koyardım…

    Aklımda olduğun sürenin yarısı kadar yanımda olsan, hiç sorun kalmayacak gibime geliyor.

    Asla sevme, seversen ihanet etme; ihanet edeni de asla affetme…

    Aşk, ölüme kadar insanda yaşayan tek histir……

    Bir kişiyi sevmek kolaydır, vazgeçmek zordur.

    Çok sevilmeye değil, hep sevilmeye ihtiyacım var.

    Her yüreğin harcı değildir dokunmadan sevmek.

    Aşk da önemli olan aynı elleri tutmak değil, bir ömür hiç bırakmamaktır.

    Anladım ki aşk; her iki tarafı da mağdur eden, yürekte izinsiz gösteri yapan mutluluk karşıtı bir eylem.

    Sana kötü bir haberim var aşkım. Seni dünden daha çok özlemişim...

    Bugün günlerden ne? Yoksa sensizlik ertesi mi?

    Gözlerimin içindeki ülkemsin. Her sokağın ayrı bir devrim...

    Yüzüme okunmuş bir dua gibisin sevgilim. Çok şükür bugün de aşığım sana...

    Dünyalar kadar seven bir şehir kadar özlemiyor şimdi...

    Sen olmayınca buralar buz gibi. Sensizlik bir iklim adı şimdilerde...

    Ben sadece kışın karpuzu yazın portakalı özlerdim. Şimdi bir de sen çıktın başıma...

    Neyim olursan ol da hayal kırıklığım olma. Orası çok kalabalık. Tanıyamam seni...

    En çok ta çayın demlisini aşkın senlisini seviyorum aşkım...

    Hadi kalbim topla kırıklarını da duaya gidelim. Yaradan'dan başkası anlamaz bizi...

    Sen oradan bir canım dersin. Benim kalbim kaburgamın altına sığmaz burada...

    ask-sozleri
    Uzağız sevgilim ama yüreğimde uyanıyorsun bugün...

    Öptüm aşkım geceyi aydınlatan o güzel gözlerinden...

    Küçücük şu yüreğimde dünyalar kadar sen var...

    Belki kavga ederiz veya birbirimizi üzeriz ama ne olursa olsun hep yanımda kal bir tanem...

    Nasıl özlediğimi anlatsam aramızdaki yollar dağlar taşlar utanır...

    Çok güzel gözlerin vardı. İçinde kaybolacağım cinsten. Ve sanırım kayboldum...

    Bir tek sen varsın ömrümde aşkım gerisi mi? Vesaire...

    Seni canımdan çok seviyorum. Seni helalim geleceğim olduğun için saklıyorum kendime...

    Keşke daha önce karşılaşmış olsaydık, daha önce aşık olurdum sana.

    Her şey bana baktığın an başladı.

    Sen bir gül bahçesinde açan en nadide çiçeksin sevdiceğim.

    Gözlerim, kulaklarım, ellerim ve kalbim sana mühürlü sevdiğim.

    Anladım ki beni annem senin için doğurmuş bebeğim.

    Sen gördüğüm en güzel rüyasın hiçbir zaman uyanmak istemediğim.

    Koku, tat, sıcak... sende her aradığım vardı. Seni soğuk bulanlar, ısıtamayanlardı.

    İsterse dünyalar sizin olsun, yeter ki o benim olsun.

    Her gün filiz veren bir sevda benimkisi ve en büyütüyorsun aşkınla beni.

    Bütün mükemmel sevgililerin sadece kitaplarda olduğunu sanıyordum.

    Dünyanın bütün güzellikleri sende toplanmış gibi sevgili.

    Bir çift göze aşık ve diğer bütün gözlere körüm

    Mutluluğu sende bulan senindir. Ötesi Misafir ...

    En güzel şiirlerde bile yazılamayan bir kafiye gibisin sevgilim.

    Sevgiyle ilgili tek sorun, seni sevmelere tek bir ömürde doyamayacak olmam.

    Elini tutup, gözlerine baktığım Seni seviyorum diye haykırdığım “Son Aşkım” sen olur musun?

    Dünyan öyle bir kararsın ki, seni aydınlatan tek ışık gözlerim olsun

    Bütün insanları sevebilirdim, sevmeye senden başlamasaydım.


    Bir gün beyazlar giyip benim olsana sevdiğim.

    Ah be adam sana herhangi bir hediye değil, ömrüm armağan edilmeli.

    Sensiz geçen bir an, en derin boşluktur bana, o yüzden hep sen ol yanımda.

    Sen varsın ya, artık kimse beni yalnız bırakamaz.

    Bana bu kadar güzel bakan kadının, gelinim olduğunu görmeden ölmek istemem.

    Ne bakmaya doyuyorum ne de ne de bakarken doyuyorum sana.

    Senin tarafından sevilmek sadece mutluluk değil aynı zamanda muhteşem bir hediyedir.

    Senin dünyan kararsın bir ben aydınlatayım aşkımla.

    Benim en büyük sırrım sensin. Kimseye anlatamam, sadece yaşarım o sırrı.

    Yanında uyanmak bir rüyanın gerçekleşmesi ve güne başlamanın en güzel gerekçesidir.

    Gülüşünü göremediğim ve hissedemediğim gün, büyük ihtimalle ölmüş olduğum gündür.

    Bir kurşun ol saplan kalbime, çıkarırsam namerdim.

    Sonuna kadar birbirimizi sevelim ve bizi çekemeyenleri çatlatalım.

    Gördüğüm en güzel rüyasın ne olur uyandırma beni.

    İsmim aynı isim ama sen söyleyince dudaklarından damlayan bal gibi oluyor.

    Ne kadar uzakta olursak olalım, hep aynı gökyüzünü paylaşmış olacağız.

    Bir gün aynı deftere seninle imza atmak istiyorum.

    Sevdiğiniz kişi tarafından sevilme duygusuna hiçbir duygu eşit olamaz.

    Sen benim gözümde bir damla yaş olsaydın seni kaybetmemek için asırlarca ağlamazdım.

    Ben bir deliyim, sürekli adını sayıklayan.

    Sana bir gül vermek istiyorum ama korkuyorum sevgilim, ya seni görünce utanır da solarsa diye.

    Kafamı senden başka bir yana çevirdiğim zaman bile özlüyorum seni.

    Güzelliğin aklımı başımdan alıyor ve sonra bırakıyorum işi gücü.

    Kim ne derse desin sen benim duymak istediğim tek şarkısın.

    Sen günaydın demeden günüm iyi geçmez benim.

    Yağmurları sevmezdim ta ki altında seninle ıslanıncaya kadar.

    Aşk bir sonsuzluksa bırak sana bakayım doyasıya.

    Biz sevdamızı çöpte bulmadık ki çöpe atalım.

    Sen gittiğinde seni özleyecek kadar değil, eksik kalacak kadar seviyorum.

    Sen aşkın en güzel çiçeğe konmuş halisin. Seni seviyorum gülüm.

    Olduğun yerde ne aya gerek var ne de güneşe. Karanlığımı aydınlatanım seni seviyorum.

    Yanımda olsan şimdi, nasıl da sevesim var seni.

    Aynı şehir ya da dünyanın bir ucu olması fark etmiyor sevgin içim oldukça!

    Seni ve sana ait olan her şeyi çok seviyorum sevgilim.

    Ben seni koklasam nefesimi vermeye kıyamam.

    UZUN AŞK SÖZLERİ
    Uzun aşk sözleri, sevdiğine duygularını dolu dolu anlatmak isteyenler için birebirdir. Bu yüzden en güzel, anlamlı uzun aşk sözlerini sizler için hazırladık. Okurken keyif almak isteyeceğiniz uzun aşk sözlerini sevdiğinizle hemen paylaşmak isteyecekseniz. İşte en etkileyici uzun aşk sözleri...

    Sizi hayallerinden vazgeçecek kadar seven bir kalp bulduysanız Allah’tan yeni bir ömür isteyin. Çünkü bir ömür yetmez onu sevmeye.

    Seni bana veren rabbime şükürler. Yaşanan senli her anıma şükürler. Göz görüp gönlüm severse sevgim için seni gören gözlerime teşekkürler.

    Ağzımın tadı yoksa hasta gibiysem, boğazıma düğümleniyorsa lokmalar, buluttan nem kapıyorsam, inan hep güzel gözlerinin hasretindendir.

    Aşka uçarsan kanatların yanar. Aşka uçamazsan kanatların neye yarar? Aşka varınca kanadı kim arar? Aşkın açamadığı kapı, kanatlanıp uçamadığı yer mi var? Aşk, kanatlanıp uçmaktır ey yar!

    Sen benim en doğru yanlışım. Tövbesi olmayan günahımsın. Uzak duramadığım yasaklım, en açık ettiğim saklımsın. Sen başımdan giden aklım, severek çektiğim ahımsın.

    Seni özlemek, üşümek gibidir soğuk bir akşamüstü, yağmurun altında yürümek gibi sırılsıklam, titreye titreye. Sıcak bir yer bulup sığınmak istersin ya hani, öyle ihtiyacım var işte, yüreğine sığınıp, nefesinde ısınmaya.

    Kömür karası sevdam var benim, tıpkı gökyüzündeki yıldızlar kadar güzel, bir o kadar da göz alıcı kirli insanlardan uzak tertemiz engin denizlere benzeyen gözlerini hapsettiğim damarlarımdan akıp giden nefesinle kalbime ulaştın, sen benim yaşayamadığım her şeysin sen cansın heyecansın.

    Ah sevda bahçemin tutsak çiçeği… Ben seni oraya hapsettim. Seni hapsettim kırık bir aşk şarkısı eşliğinde. Hüzne buladım seni. Deniz meltemlerini okşayan saçlarını hapsettim kalbimin kıvrımlarına. Ordasın artık. Oradasın ve ne kadar olman gerekiyorsa.

    Yağmurlu bir günde koşar sana gelirsem ıslak saçlarımı düzelt, başımı omuzuna yasla, ansızın dudaklarımı dudaklarıma değdir. Masum bir çocuk gibi konuşursam anla ki sana muhtacım; ver elini elime yalanda olsa bir kez seni seviyorum de…

    Sen benim bakışına hasret kaldığım sesine özlemle bağlandığımsın. Özlemim, hasretim, bakmaya doyamadığımsın. Bahtıma doğanımsın. Olmazsa olmazımsın. Nefretim, öfkem, kinim, sevincim, umudum, düşüm, rüyam, hayalim ama en çok ağlatan, en çok kanatansın… Sen tarifi imkânsızımsın.

    Aşk çare midir yalnızlığa? Yoksa tutsak mı eder yüreğine? Ya da uçurur mu kafesindeki çırpınan kuşu, özgür bırakır mı? Aşk nedir sahi? Aşk sevmektir sevginin de doz aşımı yoktur. Korkmayın doya doya sevin sarmalayın sevdiğinizi…

    Sen mi yazdın benim alın yazımı, sen mi çizdin benim yalnızlığımı, Söyle bana seni kim değiştirdi, Değiştirdin benim tüm yaşantımı, Akşam olmadan güneş batmadan gel, gel Beni yalnız bırakma, Beni sensiz bırakma….

    Bir muammadır AŞK, kiminin vicdanına atılan taş, kiminin fakir gönlüne katılan aş, kiminin de gözünden akıtılan yaştır AŞK.


    Sen benim en kıymetlimsin, En güzel vazgeçilmezimsin. Sevmekle bitmeyenimsin, Sen benim hakikatlimsin. En derin, en içimdesin, Sen benim en güzel derdimsin

    Kuyruklu yıldızlar vardır dünyaya yetmiş yılda bir gelirler. İnsanlar onu hayatı boyunca belki bir kez görürler. Ben o yıldızı gördüm o da sensin bir tanem...

    Benim için bir insanı sevmek onunla yaşlanmayı kabul etmek demektir. Ben seni seviyorum ve bir ömür boyu seninle olmak istiyorum aşkım...

    Karanlık gecede önemli değildir yıldızları görmek. Gündüzleri yıldızları görmek marifet aşık olmak önemli değil bir ömür boyu sevebilmektir meziyet.

    Uyuyamıyorum geceleri, çerçevede ki fotoğrafın bile alıp götürüyor uzaklara beni. Çok şey var yapabileceğim, bulutlar çıkmasalar yoluma...

    Ne sıradan bir sevgiyi yaşayacak kadar basit biriyim. Ne de seni sıradan bir sevgiye malzeme yapacak kadar herhangi biri...

    Kalbimdeki aşka dudaklarımdaki gülüşe akşam akan göz yaşlarıma ancak sen layıksın çünkü sen benim için özelsin aşkım.

    Sen benim meleğimsin. Senin için besteledim hayatımızın şarkısını. Seninle bir ömür boyu giderim korkmam asla sana güveniyorum...

    Herkesin yaşama sebebi farklıdır. Benim yaşama sebebim ise sensin. Seni seviyorum sevgilim. Hiçbir şey seni sevmek gibi değil sevgili, her şey sadece senden ve gözlerinden ibaret.

    Senden hariç her şey bir yana, sen sol yanıma! Gelecek günlerin hatırına: Seni Seviyorum. Ki sen bilirsin. Kimse sevmese bile yine en çok ben severim seni...

    Seni severken aklımın durmasını da seviyorum. Bütün mutluluklar senin olsun, sen benim ol sevgilim. Seni çok seviyorum.

    Ben seni severek güzelleştim her şeyim. Sen bana sarılınca bir hoş oluyorum ve seni çok seviyorum aşkım.


    DEVAM EDİYOR...

    DEVAMI
    Seni her şeyden çok seviyorum sevgilim. İstemem malı mülkü şu yalan dünyada, seni her şeyden çok sevmek inan yeter bana.

    Benim her zerrem, âşık senin her zerrene. Seni seviyorum az kalır bence. Ebedi bir aşkla seviyorum seni.

    Keşke mümkün olsa da seni sevdiğimi suya yazabilsem aşkım. Sevmek bir renkse, sana olan sevgim ucu bucağı olmayan bir gökkuşağı.

    Seni niye mi seviyorum geçmişin içinde kaybolmuş beni, Yeniden hayata döndürdüğün için çok ama çok seviyorum.

    Korkunç uçurumlara bırakmak kendimi, uçsuz bucaksız denizlere atmak isterdim bedenimi. Ama içimde sen varsın… Ya sana bir şey olursa?

    Birinin gözlerine bakmak, onun rüyalarına girmeyi göze almak demektir. Sevmeye kabiliyetin yoksa, o gözlere bakmayacaksın.

    Gül dediğin nedir ki, solar gider, ateş dediğin nedir ki, kül olur gider, gün dediğin nedir ki, geçer gider, ama sana olan sevgim sonsuzdur, ancak mezarda biter!

    O kadar sevdim ki seni, o beklediğin olmak istedim hep. Kalbinde bir misafir gibi değil, bir aşk gibi kalmak istedim.

    Ben küçücük bir bebektim “sen” kocaman bir sevda. Ben senin ellerinde büyüdüm “sen” benim yüreğimde…

    Kıymetimi bilmen için gitmem mi gerek! Sevdiğini anla artık büyüdün bebek! Masal değil ki bu aşk öğrenmen gerek! Gitmesi kolay olur zor olan sevmek…

    Aşk insana insan olduğunu hatırlatan bir kavram. Lakin insanı insanlıktan çıkarmakla daha çok ün kazanmış. Bunun nedeni insanların Aşk’ı yaşamayı bilmemeleri. İnsanlar Aşk’ı iki kişilik sanar ama aşk tek kişiliktir.

    Ben seni seviyorum falan diyemem sana. Uyurken sırtını ört, hız yapma, kavgaya karışma, çok içme falan derim. Sen anla.

    Unuttum dersin çevrendekilere; ama unutmadığını bir tek sen bilirsin. Aşk öyle bir şey işte, gitse bile unutamıyorsun yine.

    Yastığa başını koyduğunda başlar asıl macera gözyaşların intihar eder. Tek tek gözlerinden yastığa dertleşirsin yalnızlığında.

    İyiyim deriz ya hep, alışkanlık bizimkisi. Peki, karşındaki kişi de gerçekten nasıl olduğunu merak mı ediyor sanki.

    Bir zamanlar ardından bakar ağlardım şimdi dönüp ardıma bile bakmam. Bir zamanlar uğruna dünyaları yakardım şimdi şerefsizim kibrit bile çakmam!

    Ağzıyla kuş tutsa da sevemediğim insanlar var benim! Bir de canıma okusa bile sevmekten vazgeçemediklerim.

    Ben gidiyorum dediğimde, ‘gitme’ diyen birini değil, Ben de geliyorum, yalnız gidemezsin! diyen birini istiyorum...

    Bazen alabileceğin en büyük intikam; affetmektir. Ve bazen karşındakine verilebilecek en güzel cevap gülüp geçmektir.

    Gitmek unutmak değildir sen bunu çok iyi biliyorsun. Aklımda gözlerin varken, sen buna gitmek mi diyorsun.


    Eğer birini unutmak istiyorsan onun adını kumlara yaz sabahleyin dalgaların ve fırtınanın onu sildiğini göreceksin; eğer birini seviyorsan kalbine yaz ki hiçbir fırtına ya da dalga onu silemesin!

    Bizim de dünyamızda sabah olacak gülüm, düşmezse düşmesin yakamızdan ölüm. Umuduma bin kurşun sıksa da ölüm. Unutma, umuduma kurşun işlemez gülüm.

    Bizim ömrümüzde ırmaklarımız vardır. Sularında hayallerimizi yüzdürdüğümüz. Bizim ömrümüzde dostlarımız vardır, günler ayrı geçtiğinde üzüldüğümüz.

    O kadar güzelsin ki yüzüne bakamıyorum. Titriyor ellerim, ellerini tutamıyorum. Öylesine bağlanmışım ki sensiz duramıyorum.

    Mavililer giyer deniz olurum, yeşiller giyer bahar olurum, belli olmaz belki bir gün beyazlar giyer senin olurum.

    Sen dünyaya sürgün bir meleksin ve ben seni o kadar çok seveceğim ki bir daha cennetine geri dönmek istemeyeceksin.

    Günün ilk ışıkları sahile vurduğunda, martılar yalnızca ikimizin anlayacağı bir dille sunu fısıldar denizin kulağına: Seni çok özledim…

    Seni seviyorum çünkü elini kalbimin üzerinde hissettiğim zaman, üzüntülerimi alıp onların yerine o tarifsiz sıcaklığı koymayı başarıyorsun.

    Önce düştüğümde kalkmayı, sonra aleve dokunduğumda acıyı, sevmeyi öğrendim, sevilmeyi her şeyi öğrendim de yalnız seni unutmayı öğrenemedim!

    Nasıl ki uzaktaki yıldız parlak gelirse insana, uzakta olduğun için tutkunum sana! Hani en güzel aşklar imkansız gelir ya insana, imkansız olduğun için tutkunum sana…

    Acı ve hüzün bir yıldız kadar uzak, mutluluk göz bebeğin kadar yakın olsun. Umutların gerçek, gerçeklerin mutluluk, mutlulukların sonsuz olsun.

    Gözlerin nehir kirpiklerin köprü olsa, ben üzerinden geçerken ipler kopsa ve düştüğüm yer dudakların olsa.

    Aşk, koskoca dünya nüfusunu bir anda sadece iki kişiye düşürmeye yarar. Nüfus sayımına gerek yoktur; çünkü aşk hiçbir zaman yerinde saymaz.


    Hayal kırıkların denizdeki kum kadar çok olabilir. Önemli olan hayallerinin kırıldığı yerden yaşama tutunabilmektir. Çünkü her aşk engin bir tecrübedir.

    İnsanın aklı ile kalbi bir olamaz. İkisinin verdiği savaşın ortasında kalan kişiden arta kalanlar hatıralardır.

    Ölüme götüreceğini bile bile birbirimizi sevdik. Farkına varamadığımız tek şey, hangimizin hangimize mezar olacağıydı.

    Sevmekten daha önemli olan tek hissettirmektir. Eğer sevgin bir his içermiyorsa, sevdiğin insanın sana bir hayaletmişsin gibi bakması normaldir.

    Aşk dediğin işte böyledir; eğer birinin yüreğinde kaybolduysan başka birinin seni bulabilmesi imkansız hale gelir.

    Dünyadaki herkesin parmak izinin farklı olması, kimsenin sana benim gibi dokunamayacağının kanıtıdır.

    Tabaklarda kalan son kırıntılar gibiydi sana olan sevgim. Sen beni hep bıraktın; Bense hep arkandan ağladım.

    Başıma bela olduğun günden beri hep söylerim Allah belamı versin! Deli gibi sarhoş olup her şeyi iki tane gördüğümde bile sen bir taneydin...

    Aşk, mevsimi geçmeyen öyle bir ilahi meyvedir ki, lezzeti muz gibi yiyenin niyetine değil, kaderine bağlıdır.

    Sen mavi giyin aşkım ben gökyüzünü bile unuturum. En güzel şiirlerin bile kuramadığı kafiyesin sen aşkım...


    İçin yanarken üşümek, yüreğin kan ağlarken gülmek, özleyip de sevdiğini görememek. İşte aşk bu olsa gerek!

    Ya sevmesin kimse kimseyi; Ya da akmasın aşk dolu gözlerden yaş.. Ya olmasın aşk denen bu illet, ya da adam gibi sevmeyi bilsin herkes.

    Yüreğinde öyle bir umut taşı ki onu senden kimse almasın. Kalbin öyle bir sevgiyle dolsun ki , isteyen değil hak eden alsın.

    Aşık odur ki, Allah’tan aldığı aşk emanetini Allah’a verir. Aşk mezhebinde her şey yüce Aşk’a kurbandır.

    Ey aşk! Seni senelerce yaban ellerde, hoyrat dillerde aradım. Oysa bendeymişsin bilememişim. Oyalanmışım, kalakalmışım.

    Bazı duyguları yazamazsın. Anlatamazsın. Çünkü tefsiri ancak his ile mümkündür. Bu yüzden sadece yaşarsın.

    Aşık odur ki, Allah’tan aldığı aşk emanetini Allah’a verir. Aşk mezhebinde her şey yüce Aşk a kurbandır.

    Bana göre aşık öyle olmalı ki, şöyle bir kalkınca, her tarafı ateşler sarsın; her tarafta kıyametler kopsun.

    Bu yüreğe bu kadar acı fazla dersin bazen kendine.. Ama hata bizde.. Küçücük yürekle kocaman sevmek ne haddimize..

    Sevmeye layık olmayana hatırlayarak değerli etme. Dönmek mi istiyor, bir şans daha verme. Unutma sevgi yürekli olana yakışır.

    Kalp midir insana sev diyen yoksa yalnızlık mıdır körükleyen? Sahi nedir sevmek; bir muma ateş olmak mı, yoksa yanan ateşe dokunmak mı?

    Sana yerine getiremeyeceğim sözler veremem, fakat istersen hiç kullanılmamış tertemiz bir kalp verebilirim.


    Tabaklarda kalan son kırıntılar gibiydi sana olan sevgim. Sen beni hep bıraktın; Bense hep arkandan ağladım.

    Belki hiçbir evrakta isimlerimiz yan yana gelmedi. Ama gayri resmi birçok hayalde ben seninle aynı yastıkta yaşlandım.

    Sevgi hayattır, aşık olmak yetmez. Sevgi yaşamaktır, elini tutmak yetmez. Seveceksen beni adam gibi sev. Ama buna senin yüreğin yetmez.

    Gönül penceresinden ansızın bakıp geçtin, bir yangının külünü yeniden yakıp geçtin. Ne çok sevmiştim seni, ne çok hatırlar mısın? Bir bahar seli gibi dalımdan akıp geçtin.

    İsmin dudağımda oldu bir hece, bakışın sitemli aşksız bilmece, uykusuz kaldığım kaçıncı gece, sokak lambaları şahidim olsun!

    Nedir senin gerçeğin. Aşk kime yakışır, vuslat kime? Canı seni çekene mi, senin için canından geçene mi?

    Sarıl be! Öyle bir sarıl ki beklediğim her güne kırıldığım her ana değsin. Öyle bir sarıl ki tüm kırıklarımı toparlasın. Hatta öyle bir sarıl ki seviyorum diyenler sevgisinden utansın.

    Aşk seni koklamaktır. Senin kokunu alıp içime çektiğim, sonra sana kendimi verdiğim, her nefesin diyetidir. Seni koklamaya doyamayıp, zamanın durmasını istemektir.

    İnsanları korkutan aşk değildir. Çünkü aşk kimsenin kırılmasına izin vermez. Ancak hayaller kırıldığı zaman insanın yardımına aşk bile yetişemez.

    Düşünecek fırsat bulamayanlar için yazmak her şeyin çözümüdür. Aşkı düşünmek mi istersin yoksa yazmak mı? Düşünürsen var olursun, yazarsan sonsuz olursun.

    Aşk, ışık girmeyen su değmeyen topraklarda çiçeklerin can bularak yeşermesi gibidir. Yeter ki aşk araziniz sevilmeye elverişli olsun.

    Hiç acı çekmeden mutluluğun değerini anlayamazsın. İki damla gözyaşı dökmeden gülmenin estetiğini alamazsın. Aşık olmak istiyorsan, önce yanmayı göze alacaksın.

    Çağın vebası mutsuzluk değil ikiyüzlülüktür. Çünkü mutsuz olmanın bir gururu vardır, ikiyüzlülük ise tamamen karaktersizliğin ürünüdür. Aşık olmak isterken maymun olanlar çoktur.

    PLATONİK AŞK SÖZLERİ
    Seni sevmek hayallerim de, seni sevmek rüyalarımda, sen sevmesen de ben böyle de mutluyum seninle.

    Batan güneş umudumuz doğan güneş tesellimiz olsun.

    Hata senin değil karşılıksız seven kalbimin senin haberin olmasa da bu kalpten seviyorum seni of çekiyorum hep içten.

    Sen aşkımdan bir habersiz yaşıyorsun seni izliyorum kalbim ellerimde seni bekliyorum biliyor musun?

    Sen gözlerimde bir umut, sen yüreğimde bir sevinç ama karşılıksız aşk yaşarken ölmekmiş gülüm.

    Karşılıksız sevgi benimkisi, sana platonik bağımlı bir serseriyim, Sen ise benden habersiz masum bir meleksin bebeğim.

    Biliyorum, imkansız aşk bu ama hükmedemiyorum kendime. Çünkü, bu yürek seni çok sevdi.

    Rüyalarımın aşkısın, hep rüyalarımda kalacaksın. Seni çok seviyorum.

    Gözlerini böyle siIkelersen üzerime, benim üstüm başım sen olur. Yapma!

    Gül dikeniyle, bulut yağmuruyla, ketçap mayoneziyle, kalbim karşılıksız sevgimle tamamlıyor birbirini.

    İnsan sesini hiç duymadığı, kokusunu hissetmediği, gülüp eğlenmediği, sarılıp öpemediği birini bu denli çok düşünür mü?

    Ben senin için her akşam besteler yazsam da adına şiirler okusam da senin haberin olmayacak biliyorum bunu da.

    Seni habersizce sevdim, habersizce gitmesini de bilirim platonik sevgilim.

    Bir gün bi çılgınlık edip seni sevdiğimi söylesem alay edip güler misin yoksa sen de sever misin?

    Bekledim! Hep seni bekledim. Bir an bile umutsuzluğa düşmedim, kabul etmedin, etmesen de hep sevdim, sen hep benimleydin!

    İNGİLİZCE AŞK SÖZLERİ
    Aşk evrensel bir duygudur ve dünyanın dört bir yanında aşkla ilgili pek çok güzel söz söylenmiştir. Aşk sınırları ve coğrafyaları aşabilir bu yüzden sizler için İngilizce aşk sözleri de derledik. Ünlü sanatçıların, yazarların, şairlerin bu aşk sözlerinin hem orijinallerini hem çevirilerini aşağıda bulabilirsiniz.

    “To the world you may be one person, but to one person you are the world.” – Bill Wilson (Tüm dünya için sen tek bir kişi olabilirsin ama sen benim bütün dünyamsın.)

    “Love takes off masks that we fear we cannot live without and know we cannot live within.”— James Baldwin (Aşk, onlarsız yapamayacağımızdan korktuğumuz ama onlarla da yaşayamayacağımızı bildiğimiz maskelerimizi çıkartır.)

    “You have found true love when you realize that you want to wake up beside your love every morning even when you have your differences.” – Anonim (Farklılıklarınıza rağmen her sabah aynı kişinin yanında uyanmak istediğinde aşkı bulmuşsundur.)

    “I love you and that’s the beginning and end of everything.” – F. Scott Fitzgerald (Seni seviyorum ve bu her şeyin hem başlandıcı hem de sonu.)

    “You are the last thought in my mind before I drift off to sleep and the first thought when I wake up each morning.” – Anonim (Sen uykuya dalarken son sabah kalkarken de ilk düşüncemsin.)

    “I love you not only for what you are, but for what I am when I am with you.” – Roy Croft (Seni sadece sen olduğun için değil seninleyken nasıl biri olduğum için de seviyorum.)

    “I went to sleep last night with a smile because I knew I’d be dreaming of you… but I woke up this morning with a smile because you weren’t a dream.” – Anonim (Geçen gece seni rüyamda göreceğimi bildiğim için gülümseyerek yattım, sabah da bir rüya olmadığın için gülümseyerek kalktım.)

    “You are every reason, every hope and every dream I’ve ever had.” – Nicolas Sparks (Sen sahip olduğum her neden, umut ve hayalsin.)

    “If I know what love is, it is because of you.” – Hermann Hesse (Aşkı biliyorsam bu senin sayendedir.)

    Daha fazla İngilizce aşk sözü isterseniz özel olarak sadece İngilizce aşk sözlerinden oluşan listemize göz atabilirsiniz. Aşağıdaki bağlantıdan ulaşabileceğiniz yazımızda pek çok güzel İngilizce aşk sözünü Türkçe çevirisi ile birlikte derledik.

    İngilizce aşk sözleri ve anlamları: Türkçe çevirileri ile kısa İngilizce aşk sözleri
    ÜNLÜLERDEN MEŞHUR AŞK SÖZLERİ
    Bazen sevdiğimize güzel bir söz söylemek için meşhur kişilerin söylediği aşk sözlerinden yardım alma ihtiyacı duyarız. Öyle ki bazen aklımızda olan ve bir türlü dile getiremediğimiz hislerimize tercüman olurlar ünlü kişiler. Mevlana aşk sözleri ile yüzyıllara meydan okumuş, dünyanın her köşesinden kişinin yüreğine dokunmuştur. Onun gibi birçok ünlü yazar, düşünür tarafından söylenmiş etkileyi aşk sözlerini sizler için derledik. İşte ünlülerden meşhur aşk sözleri...

    “Bir çift göze aşık olursun, sonra bütün gözlere kör.” Cemal Süreya

    Gece midir insanı hüzünlendiren, Yoksa insan mıdır hüzünlenmek için geceyi bekleyen? Gece midir seni bana düşündüren, Yoksa ben miyim seni düşünmek için geceyi bekleyen?” Özdemir Asaf

    “Sen, hayalini kurup, sonunda bulduğum o hayallerimdeki adam değilsin. Sen karşıma çıkıp, bana aşkı hayal ettiren ilk sevgilisin.” Cemal Süreya

    “Siz hiçbir okyanusu dudaklarından öptünüz mü?” Cemal Süreya

    “Ey yar..! Telaşımı hoş gör. Islandığım ilk yağmurumsun.” Hz. Mevlana

    “Ey canımın sahibi Yar! Sen benimle olduktan sonra kaybettiklerimin ne önemi var.” Mevlana

    Ey yar! Seninle ölmeye geldim. Ateşsen yanmaya, yağmursan ıslanmaya, soğuksan donmaya geldim. Mevlana

    “Seni anlatabilsem seni. Yokluğun cehennemin diğer adıdır. Üşüyorum kapama gözlerini.” Ahmet Arif

    “Şehrime gel sevgili. Yarın çık gel. Bırak her şeyi bir bekleyenim var de gel. Gel ki bu şehir adımlarınla anlamlansın. Gel ki bu şehir nefretim olmaktan çıksın. Gel ki nefes alayım. Gel.” Nazım Hikmet

    “Kapına geldim. Ve ben, ben olmaktan vazgeçtim. Sen yeter ki “kim o” de. Kim olmamı istiyorsan, o olmaya geldim.” Mevlana

    “Canım benim bilir misin? Canım dediğimde içimden canım çıkıp sana koştuğunu duyarım hep.” Ahmet Arif

    “Hani derler ya ben sensiz yaşayamam diye işte ben onlardan değilim. Ben sensiz de yaşarım ama seninle bir başka yaşarım.” Nazım Hikmet

    “O kadar yakınsın ki seni ben sandım, sana o kadar yakınım ki beni sen sandım. Sen mi benim ben mi sensin şaşırdım kaldım…” Mevlana

    “İlla birini seveceksen tene değil cana değeceksin. İlla birini seveceksen, dışını değil içini seveceksin. Gördüğünü herkes sever. Ama sen görmediklerini seveceksin, sözde değil özde istiyorsan şayet; tene değil cana değeceksin.” Hz. Mevlana


    “Ey sevgili; heyben acıyla dolar da nefes alamazsan gel. Huzur bulacağın kıyılarım senindir. Umutların solar kurur da su bulamazsan beraber sulayalım, gözyaşlarım senindir. Kanadın kırılır da maviye uçamazsan, ne güne duruyor al, kanatlarım senindir. Çaresiz çilelere bir umut bulamazsan, kendime ettiğim dualarım senindir. “ Mevlana

    “Akıllı aşık, ihtiraslı aşıktan iyidir.” Socrates

    “Aşkın gelişi, aklın gidişidir.” Antoine Bret

    “Akıl başka yerde olunca gözler kör olur.” Publius Cyrus

    “Kainatın ufalıp bir varlıktan ibaret kalması, tek bir varlığın genişleyip Tanrıya kadar erişmesi; işte aşk budur….” Victor Hugo

    “Aşk, ab-ı hayattır, bu suya dal. Bu denizin her katresi ayrı bir ömürdür….” Mevlana

    “Aşk, Halık’ın kendisine kadar yükselmesi için insana verdiği kanattır…” Michelangelo

    “Aşk, öyle bir varlıktır ki onda doğu kimyası var. Bir buluttur, onda yüz binlerce şimşek var…” Mevlana

    “Aşk altın değildir, saklanmaz. Aşığın bütün sırları meydandadır…” Mevlana

    “Aşk, bir erkeğin ya da bir kadının bir başkasını her şeyin üstünde görmesidir…” Lev Tolstoy

    “Aşk bir tablodur. Onu doğa çizmiş ve hayat süslemiştir...” Voltaire

    “Ben hiç mutluluktan delirmedim; Ama delirmekten mutluyum.” Kahraman Tazeoğlu

    “İnsanın içi ağrır mı hiç? Ağrıyor işte... Seni özlediğimden olsa gerek...” Kahraman Tazeoğlu

    “Bana yaşadığın şehrin kapılarını aç sana diyeceklerim söylemekle bitmez.” Özdemir Asaf

    “Bir insan birini yalnızken hatırlıyorsa sevmemiştir. Ansızın aklına gelip yalnızlaşıyorsa işte o zaman sevmiştir.” Turgut Uyar

    “Hiç kimsenin iyi gelmediği yerden sarıyorsun yaralarımı hiç kimsenin dokunamadığı yerden kanatıyorsun sonra.” Kahraman Tazeoğlu

    “Seni gönülden seven insan için iyi gün kötü gün yoktur. Ne zaman yanında olması gerekiyorsa o zaman yanında olur.” Cemal Süreya

    “Gel beraber alalım nefesimizi sevdiğim, sensiz boğazımdan geçmiyor.” Ahmet Arif

    “Unuturum diye uyudum, yine seninle uyandım. Belli ki uyurken de sevmişim seni.” Cemal Süreyya

    “Sana en muhtaç olduğum şu anda gel. Yaşamak olsan da gel, öl
  • 2005-2008 yılları arasında Çin’e birçok iş seyahati yapmıştım. Oldukça güzel anılarım var bu ülkede. Hong Kong, Shenzhen ve özellikle de Guangzhou’da çok keyifli zamanlar geçirdim. Çin’e genelde Emirates’in aktarmalı uçuşlarıyla giderdim. Önce dört saatlik bir uçuşla Dubai’ye gidip orada birkaç saat bekler, uçak değiştirip Hong Kong’a uçardım. Dubai demişken, orada da birkaç defa kaldım. Otel olarak size Deira’daki Hotel Florida’yı öneririm. Adresi: Opp. Sabka Bus Station, Deira, P.O. Box: 57636, Dubai, UAE, http://www.florahospitality.com. Otel çok temizdir ve restoranını işleten Hintli aşçılar harikulade yemekler yaparlar. Fiyatlar da çok uygun. İki kişilik oda (kahvaltı dâhil) 100 Amerikan dolarıydı 2007 Kasımında. Kesinlikle tavsiye ederim. Dubai’ye otel rezervasyonu yapmadan asla seyahat etmeyin, yoksa sokakta gecelersiniz.

    Unutmadan, Deira bölgesi bizim Kadıköy, Mecidiyeköy’e benzer. Elektronik alışverişi yapmak istiyorsanız kesin bu bölgeye gelmelisiniz. Bu bölgede bulunan bir alışveriş merkezinin üst katında yine bir Türkün sahip olduğu bir kafe vardır. Harika sandviçler, kurabiyeler ve süper kahveler yapar. Kafenin hemen yanında, kuzu etinden kaliteli ve temiz yemekler yapan bir restoran da var. Turkish Edo’ya kesin uğrayın. Adresi: The Comfort House Restaurant & Turkish Edo: Eateries in Abraj Centre, Deira, Dubai).

    Sekiz saatlik direkt uçuşla Hong Kong’a ulaşıp uluslararası havaalanında bulunan Airport Express MTR treni kullanarak önce Kowloon’a gidip oradaki K1 numaralı Shuttle Bus ile Hung Hom ulusal tren istasyonuna ulaşıp buradan da trenle Shenzhen veya Guangzhou’ya seyahat ediyordum.

    Guangzhou (GZ) şehri, Guangdong eyaletinin yönetim merkezi olan, bizim İstanbul’a kalabalığı ve iş potansiyeliyle çok benzeyen güzel bir Çin kentidir. Eyaletin tamamı altmış milyon kişi sanırım. Fakat GZ nüfusu on beş milyon civarında. Her yerde kum gibi insan var. Toplamda sekiz seyahatimin, birinde New Asia Hotel’de (fotoğraftaki Pearl River’ın hemen yanı başında), altısında XinGang’da bulunan Warm Yes Hotel’de, bir kerede Çinli bir kız arkadaşımın evinde kalmıştım. Oldukça lojistik konumda olan bu otellerin fiyatları çok ucuzdur (fuar zamanı normalin on katıdır, biline!). İçinde iki kişilik yatak olan tertemiz odaların geceliği, kahvaltı dâhil 17-25 Amerikan Doları civarındadır.

    İkinci seyahatimdeydi sanırım, Türk arkadaşlarım beni bir Uygur Restoranına davet ettiler. ‘Xinjiang Uyghur Cuisine’ yani ‘Sincan Uygur Yemekleri’ sunan bu restoranın adı ‘Bogeda Restaurant’ idi. Adres: ‘Floor 2, Xinjiang Mansion, 76 Tianhe North Road, Tianhe District, Guanzghou, Tel: 0086-020-38782778 ya da 80.’ Çok iyi hatırlıyorum, 2005 yılı yaz aylarıydı ve Ramazanın son iftarıydı. Dört kişiydik masada. Hatta masada bulunan evli çiftimizin bir yaşındaki bebekleri de bizimleydi. Ben son orucumu açmıştım. Arkadaşlarım ise hem bana eşlik etmişler, hem de yemekle beraber yetmişlik boyunda iki tane Çin rakısı ve sekiz-on tane de bira içmişlerdi. Restoranda çalışanların hemen hepsi Uygur Türküydü. Benim hemen her dediğimi anlıyorlardı fakat ben onları hiç anlamıyordum. Her iki tarafın Türk olmasına rağmen abecemiz ve dilbilgimiz çok farklıydı. Sıkıştığımda İngilizce ya da bir miktar Çincemle idare ediyorduk. Geniş, ferah bir yemek salonu, folklor gösterilerinin yapıldığı bir sahne ve açık mutfak vardı içeride. Ayrıca, masasını bekleyenler için de bir mini bar. Müşteri portföyü genelde Çinlilerdi. Tek Türk grup bizdik o akşam. Birkaç Uygurlu da gördüm masalarda.

    O akşam neler yemedik ki: Yaklaşık elli çubuk kuzu çöp şiş; adam başı birer porsiyon kuzu pirzola, kızarmış tavuk ve tavşan eti, buğuda pişmiş pirinç-erişte, terbiyeli ekşili köfte; sekiz-on çeşit ekmek, kekler, salatalar, koyun etinden yapılmış nefis çorba, Çin çayı ve Türk kahvesi. Sohbetiyle, yemesiyle tam dört saat süren bir yemek molasıydı. Elbette bu kabarık liste, dört kişi için size fazla gelmiş olabilir. Ama ülkenizden on bin km. uzaktaysanız ve kendi mutfağınızı özlemişseniz, bu liste az bile kalır. Normalde bu restoranda –içki yoksa- kişi başı yetmiş-seksen Yuan arası (yaklaşık otuz TL) verip çıkarsınız. Ama biz o akşam beş yüz Yuan ödeme yapmıştık. Bu da iki yüz TL gibi bir rakam ediyor. Yine de dört kişi için düşük bir fiyattı.

    Aynı restorana, çok iyi hatırlıyorum çünkü doğum günümdü, 21 Ekim 2007 akşamı da gittim. Evinde misafir kaldığım kız arkadaşım Ding Huang Fang’a: ‘Seni bu akşam Bogeda’ya davet etmek istiyorum, rezervasyonu sen yap lütfen. Ayrıca bir Türk ile beraber geleceğim dersin, sana iyi biryer ayırırlar’ dedim. Akşam yedi gibi restorana vardık. Bizi restoranın girişinde, açık mutfağa yakın, iki dev sütunun yanındaki bulunan rahat bir masaya yerleştirdiler.

    Ding, kenarlarda, tavana kadar olan büyük ve gösterişli camlardan uzak olan bu yeri önce pek beğenmedi. Hatta bana da takıldı: ‘İyi ki yanımda Türk var dedim, yoksa daha kötü bir yere de oturtabilirlerdi bizi!’ Ama işin rengi sonradan anlaşıldı. Meğer bu yer, restoranın en güzel masasıymış. Bunun nedenini, sahneye yakınlığımızdı. Sanırım aşağıdaki fotoğraflardan anlayacaksınız.

    Ding, yemeği benim sipariş etmemi rica etti. Önceki tecrübelerimden faydalanarak oldukça güzel ve lezzetli yemekleri istettim. Kuzu pirzola, erişte, ekşili köfte, baharatlı ekmekler vb. Ding, ayran ve yoğurttan pek hoşlanmadıysa da yemeğin sonlarına yakın çöp şiş siparişi vermem, onu oldukça mutlu etti. İkimiz beraber yirmiden fazla çöp şiş yemiştik sanırım. Ding, kadın garsonlarla Çince konuşuyordu. Bense Türkçe iletişim kuruyordum. Anlaşamadığımız yerde Ding’den yardım alıyordum. Hatırımda yanlış kalmadıysa, bahşişiyle beraber yüz altmış Yuan gibi bir hesap ödedim (65 TL). Masadan ikimizde doymuş olarak ve mutlu kalkmıştık.

    Guangzhou’da (GZ) yemek alışkanlıkları çok çeşitlidir. Mesela, insanlar ekmek yemiyorlar. Hemen her şeyin altında suda haşlanmış pirinç tüketiyorlar. Seyyar tezgâhları saymazsak –ki hiç sağlıklı değiller, bir arkadaşım sarılık kapmıştı sokakta satılan ve dürümde servis edilen etten- hemen tüm halk, yemeklerini esnaf lokantalarından satın alıyor. Ayrıca GZ’de yüzlerce McDonald’s restoranı var. Buraların müşterisi de çok, özellikle genç ve alım gücü yüksek olan nüfus. Türkiye’deki benzer menülere göre GZ’de fiyat yarı yarıya. İtiraf etmeliyim ki, Fast-Food’dan nefret eden biri olmama rağmen, ara sıra buralarda özel soslu piliç butları da yedim, inanılmaz lezzetliler, fakat günde iki öğünde birden yerseniz sizi hemen hasta yapmaya başlıyor.

    Çinliler, sabahın erken saatlerinde kahvaltı yapıyorlar. Ama bizim bildiğimiz gibisinden değil, direkt yemek yiyorlar; sebze ve et haşlamaları, pilav, vb. Öğlen yemekleri var. Avrupalıların ‘Supper’ dedikleri akşamüstü yemeği var. Ayrıca evlerine gittiklerinde gece saatlerine yakın yedikleri yemek de var. Tüm gün yemek yiyorlar diyebiliriz. Ama ilginçtir –pirinç o derece şekerle dolu olmasına rağmen, sanırım ekmek gibi karbon hidrat tüketmediklerinden ve de çok hareketli insanlar olduklarından- sokaktaki insanlara baktığınızda nerdeyse hiç şişman yok. Tek tük var etli-butlu insanlar. Unutmadan, Çinlilerin hepsi de birbirine benziyor diyenlere inanmayın, küllen yalan bu! Elli farklı ulus yaşıyor Çinin eyaletlerinde ve birbirlerine hiç mi hiç benzemiyorlar. Belki siyah renk olan gözleri ve saçları aynıdır. Bir de beyaz tenliler genelde. Ayrıca, her biri farklı bir diyalekt konuştuklarından, birbirlerini doğdukları yerin lehçesiyle anlamıyorlar. Okulda öğrendikleri Mandarin Çincesi konuşmada birlik sağlıyor. Ayrıca Hanzı dedikleri yazı karakterlerini de herkes ortak kullanıyor.

    Esnaf lokantalarında pişen yemeklere epeyce göz gezdirdim. Bizdeki kabuklu yer fıstığının yağından yaptıkları yemeklik yağı kullanılıyorlar. Bolca zencefil ve tarçın var yemeklerinde. Sebzeler, pirinç, erişte ve makarna gibi şeyler suda haşlanıyor. Vog denen Çin tavalarında, dana-koyun-tavuk etleri ve balıklar, çok az yağda kızartılıyor. İnsanlar akşam evlerine giderken, ya bu lokantalardan paket yemek alıyorlar yanlarına, ya da büyük marketlerin pişmiş yemek reyonlarında bulunan envaı çeşit pişmiş yemekten seçip evlerine götürüyorlar. Evinde on gün misafir kaldığım kız arkadaşım, mesela bir gün bile evde yemek yapmadı. Hep dışarıdan hazır aldık. Amerikan dizilerinde ya da filmlerinde telefonla sipariş verilen Çin yemeklerini biliyordum ama Çinlilerin de böyle beslendiğini yerinde görmüş ve öğrenmiş oldum. Lokantalarda ve marketlerde yemekler ucuz; bir kabı beş ila on beş Yuan arasında değişiyor (iki ila altı TL arasında).

    ‘Beijing Road’ yani Pekin Caddesi dedikleri, bizim İstiklal Caddesinin on katı büyüklüğünde bir alışveriş caddeleri var. Gündüzleri de, geceleri de inanılmaz bir kalabalık oluyor caddede. Çinliler dışarıda yemek yemeği ve kaliteli zaman geçirmeyi -düşük bütçelerine rağmen- oldukça seviyorlar. Bu cadde üzerinde envaı çeşit aktar-nebatat mağazası da var. Büyük insan kalabalığı, akşam altı da başlayıp gecenin ilerleyen saatlerine kadar sürüyor. Ama bizim İstiklal’deki sinema, tiyatro, kitapçı vb. kültür zamazingoları burada yok. Çinlilerin felsefesi net: ‘Ye, iç, seviş ve de çalış.’

    Çin’le ilgili hep güzel anılarım var. Yemekle ilgili aklıma gelen son bir anı da şöyle: Ding, bir gün beni kendi evine yakın bir yerde bir Çin restoranına götürdü. İlk defa Çinli bir restoranda yemek yiyecektim. Ding bana, kaplumbağa sever misin diye sordu. Çayırda dolaşanları severim ama yemek olarak masada asla dedim, gülerek. Bana pirinç pilavı ve haşlanmış taze fasulye getirmesini rica ettim garsondan. Ding, kiremitte pişmiş kaplumbağasına gömülmüşken –ki bana bir parça eti zorla da yedirdi, beğenmemiştim- ben taze fasulyede bulunan, küçük, kırmızı renkte, iki milimlik ete benzeyen şeyler ne diye sordum garsona. Domuz eti deyince fasulyeyi geri gönderip bana menüdeki kurabiyelerden getirmesini rica ettim. Kurabiyeler geldi ve içlerinde yine aynı kırmızı şeyler, bu sefer bir milim boyunda. Sordum, yine domuz etiymiş. Onları da geri gönderip bu sefer bir porsiyon daha haşlanmış pirinç ila bizim Muğla yöresinde de olan, ince uzun, on santim civarında boyları olan incecik soğanların kızartılmışından rica ettim. Neyse ki pirinç de, soğanlar da harikuladeydi. Yanında salata yiyip Çin çayı da içtik. Bu arada çay yemekten önce masaya geliyor ve bir tören eşliğinde içiliyor, adet işte.

    Çin’den birkaç fotoğrafla sizlerden ayrılıyorum. Unutmadan, Çine her seyahatimde, yanımda bir kutu yemek de götürüyordum. Genelde zeytin-peynir-ekmek-çay-konserve barbunya benzeri şeyler. Yemek konusunda Çin mutfağı bizim mutfak kadar zengin. Malzeme konusundaysa bizim mutfağımızdan çok ilerideler. Çünkü deniz ya da topraktan ne çıksa yiyor adamlar. Sokakta, işporta şeklinde yapılan yemeklerden asla yemeyin, yüzde seksen hastalanma olasılığınız var. Birilerinden referans alarak esnaf lokantalarından yiyebilirsiniz. Bunda da bir risk var elbette, özellikle sarılık. Ama büyük restoranlar sağlığa uygunluk konusunda Avrupa’dakilerini aratmazlar. GZ’nun mutfağı Çin’de çok meşhurdur, özellikle deniz mahsulleri. Olası bir Çin yolculuğunuzda hepinize afiyet olsun…

    Süha Demirel, 16 Mart 2015, İstanbul.

    Not: Çin yolculuklarımın ilki 25 Mart 2005’de, son (sanırım sekizinci) yolculuğum ise 16 Ekim 2007 tarihindedir. Dubai izlenimlerim ise 25 Kasım 2007 tarihlidir…