• Tam olarak açıklayacak olursak, kişinin seçtiği ya da tercih ettiği şey hastalık değil, strestir; hastalığı seçen ise işte bu strestir!
  • 112 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    Merhaba Sevgili Kitap Kurtları,

    Dokuzuncu Hariciye Koğuşu kitabını incelemeye başlamadan önce müellifi olan Peyami Safa hakkında biraz araştırma yaptım. Bu araştırma kafamda eksik kalan bazı noktaları doldurmada yardımcı oldu. Varmış olduğum sonuçları ve değerlendirmeleri sizlere elimden geldiği kadar aktarmaya çalışacağım. Vakit ayırıp okuyan değerli insanlara şimdiden teşekkür eder, kıvanç duyduğumu bilmelerini isterim.

    Peyami Safa'nın yazmış olduğu Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, psikolojik roman türünde Türk edebiyatının önemli yapıtları arasında kendine yer bulmuştur.
    15 yaşındaki isimsiz bir karakterin 7 yıldır çekmiş olduğu "Kemik Veremi" hastalığı eserin ana konusudur. Bu hastalık çerçevesinde olaylar gelişir. Bu hastanın içinde bulunduğu meçhul durum ve ıstıraplar okura aktarılmaktadır.

    Bu eser aynı zamanda bir otobiyografidir. Peyami Safa'nın küçük yaşta "Kemik Veremi" hastalığına yakalanması ve romandaki karaktere isim vermemesi bu ihtimali güçlü kılar.
    "Büyük bir hastalık geçirmeyenler, her şeyi anladıklarını iddia edemezler. İki hasta kadar birbirine yakın hiç kimse yoktur. Hasta olmayanlar bizi ne kadar az anlayacaklar!"
    Yukarıda ki alıntı da bu eserin otobiyografi özelliğini destekler niteliktedir.

    İlgi çeken bir diğer durum ise romanda geçen yoğun betimlemelerdir. Hayatım boyunca okumuş olduğum kitaplar arasında en yoğun betimleme geçen kitap desem abartmış olmam. Safa'nın öyle bir tasavvur gücü var ki satırları okuyup gözlerinizi kapattığınızda anlatılan kişiler ve mekanlar hayalinizde canlanmakta. Bu melun hastalığa yakalanmış olan gencin bütün acılarını, arzularını, sevinçlerini ve hüznünü iliklerimize kadar hissetmekteyiz. Aynı zamanda bu acılar Peyami Safa'nın acılarıdır. Belkide başından geçtiği için böylesi güçlü bir tasavvura sahiptir.

    Yazar dönemin siyasi olaylarına da el atmaktadır. İttihatçıların Almanlara olan hayranlığı karşısında Tanzimat'tan beri süregelen Fransız hayranlığının çatışması. Yazar bu noktada milliyetçi bir tutum sergileyerek siyasi görüşünü açık bir şekilde belirtmektedir.

    Sonuç olarak bakıldığında Türk Klasiği okumayı seven biri iseniz, okuduğunuzda pişman olmayacaksınız. 2000 sonrası jenerasyon için dil biraz ağır gelebilir. Fakat kederlenmeye gerek yok. Çağdaşı olan diğer kitapları da okuduğunuzda zamanla bu üsluba otomatik olarak alışacaksınız. Yeni kelimeler öğrenmek sizi zamanla mutlu edecektir.

    Tekrardan teşekkür eder, keyifli okumalar dilerim...
  • Kök hücreler, dünyanın en kafa karıştırıcı hastalıklarından bazılarının (parkinson, alzheimer, şeker ve kanser) ardındaki gizemi çözmenin anahtarı olabilir. Bu hastalıkların hepsi, tamir edilmesi veya yer değiştirilmesi gereken zarar görmüş dokuları içerir. Kök hücreler, kendilerini diğer özelleşmiş hücrelerden ayırt etmek üzere özgün bir kabiliyete sahiplerdir. Aynı zamanda uzun zaman aralıklarıyla kendilerini bölebilir ve yenileyebilirler. Örneğin kök hücreler, parkinson hastalığı ile tahrip edilmiş olan beynin bir kısmına yerleştirilirse, hastalık tarafından zarar gören nöronların yerini alabilirler.
    Kök hücrelerin iki temel tipi vardır: Embriyo kök hücreler ve yetişkin kök hücreler. Embriyo kök hücreleri, pluripotenttirler, yani çok yönlü kapasiteye sahiplerdir. Vücuttaki herhangi bir tip hücre olarak büyüyebilirler. Genelde bir doğurganlık tedavisinin ardından kullanılmayan döllenmiş yumurtadan oluşurlar. Bir yumurta döllendiği zaman, bölünmeye başlar. Yaklaşık beş gün sonra blastosist adı verilen, yaklaşık 150 hücrenin bir birleşimi haline gelir. Blastosistin iç hücreleri, pluripotent kök hücreleridir. İnsan embriyo kök hücrelerinin kullanımları hakkında çok az şey bilinmektedir. Bilim adamları, 1998’de bir laboratuarda sadece onların nasıl üretileceğini öğrendiler, bu esnada araştırmaları üzerindeki bazı noktalarda yasal kısıtlamalar getirildi. Bilim adamları, yetişkin kök hücreleri otuz yıldan fazla bir süredir tedavi edici amaçlar için kullanmaktadırlar.
    Yetişkin kök hücreleri, vücutta pek çok yerde (deri, beyin ve kemik iliği) bulunurlar ama embriyon kök hücreleri kadar becerikli değillerdir. Yetişkin kök hücreleri, sadece birbiriyle yakından ilgili hücre ailesi oluşturabilmesi anlamına gelen multipotenttirler. Bu nedenle, kemik iliği kök hücreleri sadece kemik hücreleri, kıkırdak hücreleri ve yağ hücreleri oluşturabilir. Ancak dış bir kaynaktan gelmek zorunda olan embriyo kök hücrelerinin aksine, yetişkin kök hücreleri, bireyin bağışıklık sistemi tarafından reddedilmesi ihtimali az olan, çoğunlukla kuvvetsiz bir kişinin vücudundan alınır.

    EK BİLGİLER:

    1. Saç kökleri, aynı zamanda kök hücrelerini barındırır ve bazı araştırmacılar, o kök hücrelerinin kelliğin tedavisinde kullanılabileceğine inanırlar.
    2. Kemik iliğinden alınan yetişkin kök hücreleri, 1970’lerden beri lösemi ve lenfoma tedavisinde kullanılmaktadır.
    3. Bilim adamları kök hücrelerini kullanarak farelerdeki kayıp dişleri yeniden üretebildiler.
  • İçinde bulunduğumuz çağın en tehlikeli hastalığı tembelliktir. Bu hastalık ilk önce bedende baş gösterir. Sonra insan beyninin en dibine kadar inip bulaşmadığı yer bırakmaz. İnsanların artık neden düşünmediğini başkalarının düşüncelerini kopyalayıp yapıştırdıklarının yagane nedeni bu hastalığın tüm vücuda nüfuz etmesidir.

    Enes Tayfur. Bir ölünün günlüğü
  • Modern zamanlar tahammül duygusunu da alıp götürdü. Şimdi ızdırabı ya başa çıkmamız gereken bir stres durumu ya da “iyileştirilmesi” gereken bir hastalık olarak algılıyoruz. Modern toplumda neyin ne olduğuna uzmanlar karar veriyor ve onlar da ızdırabın defedilmesi gereken bir şey, teknik müdahale için bir fırsat olduğunu söylüyorlar..
  • İngiliz,Fransız ve İspanyol kaşif ve sömürgeciler yeni keşfedilen Amerika kıtasına gittiklerinde çiçek hastalığını da beraberlerinde götürdüler.1521'de çiçek hastalığı,Hernan Cortes'in sayıları 600'ü bulmayan adamıyla Aztek İmparatorluğu'nu devirmesini sağladı.
  • 112 syf.
    ·Puan vermedi
    9. İvan Ilyiç'in Ölümü-Lev TOLSTOY- Çeviren: Sabri GÜRSES- Kırmızı Kedi Yayınevi -1. Baskı-Ekim 2017- İstanbul- 105 sayfa Arka kapaktan: "Evet, hastalık başlangıcı. Böğrümü çarptım, o gün ve sonraki gün yine eskisi gibiydim; biraz sızlıyordu, sonra arttı, sonra doktorlar, sonra bunaltı, sıkıntı, sonra yine doktorlar; durmadan, gitgide, gitgide yaklaşıyorum uçuruma. "

    İvan İlyiç'in ölümü yargı sisteminin üst kademelerine doğru ilerlemiş, sosyetede kendine bir yer edinmek için çabalamış İvan İlyiç'in birdenbire ölümlü gerçekliğiyle, faniliğiyle karşı karşıya gelmesini anlatır. Bireyin ölümü Çarlık Rusyası'nın da ölümüdür bir yandan. Fakat, Tolstoy'un bu eserinde sadece ölümlerin hikayesi yoktur; zarif, nükteli, ve tedirgin edici bir toplum eleştirisi, dağılan, çöken bir şeylerin haberi ve yeniyi arayışların müjdesi de görülür. İvan İlyiç, hukuk okulundan mezun olmuş, devletin çeşitli kademelerinde görev yapmış orta yaşlı bir adamdır. Bu hastalık haliyle yüzleşen kadar, hayatı kendince iyi be mutlu geçmiştir. Zaman geçer, hastalığı kötüleşir,
    hastalığına net bir tanı konulmaz. Gitgide iç sesi artar. Agresifleşir, ailesi dahil en yakınlarını samimiyetsiz bulur. Bir yandan neden ölmekte olan kendine acımadıklarını düşünür ve nefretle dolar. Ölüm yaklaştıkça gerçekten hayatı layıkıyla yaşayıp yaşamadığını sorgulamaya başlar. Sanki bazen iyi ve güzel denen bir hayat aniden kurmacaya dönüşmüş gibi... #ivanilyiçinölümü #Tolstoy #kırmızıkediyayınları #book#bookstagram #okumazamanı #okudumbitti #kitap #kitapoku #kitapsever #kitapkurdu
    Herkese keyifli okumalar.