• BAL ŞERBETİ

    Ebu Sa'idi'l-Hudri r.a. anlatıyor: "Bir adam Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a gelerek: "Kardeşim ishal oldu (ne yapayım?)" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Ona bal (şerbeti) içir!" ferman buyurdu.


    Adam içirdi. Bilahare aynı şahıs tekrar gelip: "Ben bal (şerbeti) içirdim. Ancak, bu onun ishalini artırmadan başka bir şeye yaramadı" dedi. (Adam bu gidip gelmeleri) üç kere tekrar etti. Sonunda Aleyhissalatu vesselam: "Allah doğru söyledi. Kardeşinin karnı yalan söyledi (hata etti)" buyurdu. Sonra bir kere daha içirdi. Bu sefer kardeşi iyileşti." 
    Buhari, Tıbb 4, 24; Müslim, Selam 91, (2217); Tirmizi, Tıbb 31, (2083).

    ÇÖREK OTU
    Ebu Hüreyre r.a. anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Ölüm dışında hiçbir hastalık yoktur ki çörek otunda onun için bir deva bulunmasın."

    Buhari, Tıbb 7; Müslim, Selam 89, (2215); Tirmizi, Tıbb 5, (2042); 22, (2071).
     
    ACVE HURMASI
    Sa'd İbnu Ebi Vakkas r.a. anlatıyor: "Resülullah s.a.v. buyurdular ki: "Kim her sabah acve hurmasından yedi tane yerse o gün geceye kadar ona ne zehir ne de sihir zarar verir."

    Buhari, Tıbb 52, 56, Et'ime 43; Müslim, Eşribe 154, (2047); Ebu Davud, Tıbb 12, (3875, 3876).

    Hz. Aişe r.a. anlatıyor: "Resülullah s.a.v. buyurdular ki: "(Medine'nin Necd cihetinde yer alan) Aliye acvesinde şifa vardır. O sabahın ilk vaktinde (yenirse) panzehirdir."

    Müslim, Eşribe 156, (2048).
     
    MANTAR
    Said İbnu Zeyd r.a. anlatıyor: "Resülullah s.a.v. buyurdular ki: "Mantar kudret helvası cinsindendir. Suyu göze şifalıdır."

    Buhari, Tıbb 20, Tefsir, Bakara 3; Müslim, Eşribe 157, (2049); Tirmizi, Tıbb 22, (2068).

    Tirmizi'de Ebu Hüreyre radıyallahu anh'tan gelen bir rivayete göre, Halk: "Mantar toprağın çiçek hastalığıdır" demiştir. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle söylediler: "Mantar (Allah'ın Beni İsrail'e in'am ettiği kudret helvası denen) menn'dendir. Suyu göz için şifadır. Acve (denen hurma cinsi) cennettendir ve zehire karşı şifadır." Ebu Hüreyre ilave eder: "Ben üç veya beş veya yedi mantar aldım, onları sıkıp suyunu bir şişeye koydum. Gözü hasta olan bir cariyeme tatbik ettim. İyileşti."

    Tirmizi, Tıbb 22, (2068, 2069, 2070).

    KUST-U HİNDİ
    Ümmü Kays Bintu Mihsan radıyallahu anha anlatıyor: "Ben küçük bir oğlumla birlikte Resülullah s.a.v.’ın huzuruna girdim. (O sırada boğazındaki hastalığı sebebiyle çocuğa (i’lâk denen) tedavi uygulamıştım.

    “Çocuklarınızın boğaz hastalığını niye i’lak usulüyle (elle sıkarak) tedavi ediyorsunuz? Size şu ûd-u Hindi’yi (Kust-u Hindi) tavsiye ederim. Zira onda yedi türlü şifa vardır. Zatü’l-cenb’in ilacı ondadır. Boğaz hastalığına karşı burna damlatılır. Zatü’l-cenb’e karşı ağızdan verilir.”

    Zühri merhum der ki: “(Resulullah) bize (ilacın fayda vereceği) iki şeyi açıkladı, ama beşini açıklamadı.”

    Buhari, Tıbb 10, 21, 26; Müslim, Selam 139, (1214); Ebu Davud, Tıbb 13, (3877).

    SÜTLÜ ÇORBA 
    Hz. Aişe radıyallahü anha anlatıyor: "Resülullah s.a.v. buyurdular ki: "Telbine (denen sütlü çorba) hastanın kalbini dinlendirir, hüznün bir kısmını götürür."

    Buhari, Tıbb 8, Et'ime 24; Müslim, Selam 90, (2216).

    BAL – KAN ALDIRMA - DAĞLAMA
    İbn-i Abbas r.a. anlatıyor: "Resülullah s.a.v. buyurdular ki: "Şifa üç şeydedir:

    - Bal şerbeti.

    - Kan aldırma.

    - Ateşle dağlama.

    Ancak ümmetimi dağlamaktan menediyorum."

    Bir rivayette: "Balda, hacamat olmada şifa vardır." denmiştir."

    Buhari, Tıbb 3.

    ALKOL
    Vail İbnu Hucr radıyallahu anh anlatıyor: "Târık İbnu Süveyd el-Cu'fi radıyallahu anh, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a hamr (alkollüler) ile tedavi hususunda sordu. Aleyhissalatu vesselam onu bundan men etti ve:

    "Hayır! O, deva değil, derttir!" buyurdu."

    Müslim, Eşribe 12, (1984); Ebu Davud, Tıbb 11, (3873); Tirmizi, Tıbb 8, (2047).

    HARAM İLAÇ VE ZEHİR

    Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah s.a.v., zehir ve benzeri her çeşit habis ilaçtan yasakladı."

    Ebu Davud, Tıbb 11, (3870); Tirmizi, Tıbb 7, (2046).

     HAYVANLARI İLAÇ YAPMAK
    Abdurrahman İbnu Osman et-Teymi r.a. anlatıyor: "Bir tabib gelerek Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a ilaç yapımında kurbağayı kullanmaktan sordu. Resülullah adamı kurbağayı öldürmekten nehyetti."

    Ebu Davud, Tıbb 11, (3871); Nesai, Sayd 36, (7, 210).

    HACAMAT
    Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Mirac sırasında yanlarından geçtiğim her cemaat bana mutlaka "Ey Muhammed! Ümmetine hacamat olmalarını emret!" demiştir."

    Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: "(Bir gün) Cebrail Resülullah aleyhissalatu vesselam'a, Ahdaayn (boynun iki tarafındaki damar) hizasından ve kâhilden (iki omuzun arası) hacamat olma emrini getirdi."

    http://www.gidahareketi.org/...fler-67-sayfasi.aspx
  • Hastalık ile ilgili ayetler...
    Hastalık ayetleri oku, kuran meali dinle

    Bakara Suresi, 10. ayet: Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azap vardır.
    Bakara Suresi, 177. ayet: Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.
    Bakara Suresi, 184. ayet: (Oruç) Sayılı günlerdir. Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutsun). Zor dayanabilenlerin üzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır). Kim gönülden bir hayır yaparsa bu da kendisi için hayırlıdır. Oruç tutmanız, -eğer bilirseniz-sizin için daha hayırlıdır.
    Bakara Suresi, 185. ayet: Ramazan ayı... İnsanlar için hidayet olan ve doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kur'an onda indirilmiştir. Öyleyse sizden kim bu aya şahid olursa artık onu tutsun. Kim hasta ya da yolculukta olursa, tutmadığı günler sayısınca diğer günlerde (tutsun). Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez. (Bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi doğru yola (hidayete) ulaştırmasına karşılık Allah'ı büyük tanımanız içindir. Umulur ki şükredersiniz.
    Bakara Suresi, 196. ayet: Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve buna benzer nedenlerle) kuşatılırsanız, artık size kolay gelen kurban(ı gönderin). Kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin. Kim sizden hasta ise veya başından şikayeti varsa, onun ya oruç ya sadaka veya kurban olarak fidye (vermesi gerekir). Güvenliğe kavuşursanız, hacca kadar umre ile yararlanmak isteyene, kolayına gelen bir kurban(ı kesmek gerekir). Bulamayana da, haccda üç gün, döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere, bunlar, tamı tamına on (gün) oruç vardır. Bu, ailesi Mescid-i Haram'da olmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah, muhakkak cezası pek çetin olandır.
    Al-i İmran Suresi, 49. ayet: İsrailoğulları'na elçi kılacak. (O, İsrailoğulları'na şöyle diyecek:) "Gerçek şu, ben size Rabbinizden bir ayetle geldim. Ben size çamurdan kuş biçiminde bir şey oluşturur, içine üfürürüm, o da hemencecik Allah'ın izniyle kuş oluverir. Ve Allah'ın izniyle doğuştan kör olanı, alaca hastalığına tutulanı iyileştirir ve ölüyü diriltirim. Yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber veririm. Şüphesiz, eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin bir ayet vardır."
    Nisa Suresi, 43. ayet: Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişseniz yahut kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin, (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
    Nisa Suresi, 102. ayet: İçlerinde olup onlara namazı kıldırdığında, onlardan bir grup, seninle birlikte dursun ve silahlarını (yanlarına) alsın; böylece onlar secde ettiklerinde, arkalarınızda olsunlar. Namazlarını kılmayan diğer grup gelip seninle namaz kılsınlar, onlar da 'korunma araçlarını' ve silahlarını alsınlar. Küfredenler, size apansız bir baskın yapabilmek için, sizin silahlarınızdan ve emtianız (erzak ve mühimmatınız)dan ayrılmış olmanızı isterler. Yağmur dolayısıyla bir güçlüğünüz varsa veya hastaysanız, silahlarınızı bırakmanızda size bir sorumluluk yoktur. Korunma tedbirlerinizi alın. Şüphesiz, Allah kafirler için aşağılatıcı bir azap hazırlamıştır.
    Maide Suresi, 6. ayet: Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da (yıkayın.) Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.
    Maide Suresi, 52. ayet: İşte kalplerinde hastalık olanları: "Zamanın, felaketleriyle aleyhimize dönüp bize çarpmasından korkuyoruz" diyerek aralarında çabalar yürüttüklerini görürsün. Umulur ki Allah, bir fetih veya Katından bir emir getirecek de, onlar, nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı pişman olacaklardır.
    Enfal Suresi, 49. ayet: Münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar şöyle diyorlardı: "Bunları (Müslümanları) dinleri aldattı." Oysa kim Allah'a tevekkül ederse, şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
    Tevbe Suresi, 91. ayet: Allah'a ve elçisine karşı 'içten bağlı kalıp hayra çağıranlar' oldukları sürece, güçsüz-zayıflara, hastalara ve infak etmek için bir şey bulamayanlara bir sorumluluk (günah) yoktur. İyilik edenlerin aleyhinde de bir yol yoktur. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
    Tevbe Suresi, 125. ayet: Kalplerinde hastalık olanların ise, iğrençliklerine iğrençlik (murdarlık) ekleyip-arttırmış ve onlar kafir kimseler olarak ölmüşlerdir.
    Yusuf Suresi, 85. ayet: "Allah adına, hayret" dediler. "Hala Yusuf'u anıp durmaktasın. Sonunda (ya kahrından) hastalanacaksın ya da helake uğrayanlardan olacaksın."
    Taha Suresi, 22. ayet: "Elini koltuğuna sok, bir hastalık olmadan, başka bir mucize (ayet) olarak bembeyaz bir durumda çıksın."
    Enbiya Suresi, 83. ayet: Eyüp de; hani o Rabbine çağrıda bulunmuştu: "Şüphesiz bu dert (ve hastalık) beni sarıverdi. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın."
    Hac Suresi, 53. ayet: Şeytanın (bu tür) katıp bırakmaları, kalplerinde hastalık olanlara ve kalpleri (her türlü) duyarlılıktan yoksun bulunanlara (Allah'ın) bir deneme kılması içindir. Şüphesiz zalimler, (gerçeğin kendisinden) uzak bir ayrılık içindedirler.
    Nur Suresi, 50. ayet: Bunların kalplerinde hastalık mı var? Yoksa kuşkuya mı kapıldılar? Yoksa Allah'ın ve elçisinin kendilerine karşı haksızlık yapacağından mı korkuyorlar? Hayır, onlar zalim kimselerdir.
    Nur Suresi, 61. ayet: Kör olana güçlük yoktur, topal olana güçlük yoktur, hasta olana da güçlük yoktur; sizin için de, gerek kendi evlerinizden, gerekse babalarınızın evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeşlerinizin evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın evlerinden, halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden, teyzelerinizin evlerinden, anahtarına malik olduğunuz (yerlerden) ya da dostlarınızın (evlerin)den yemenizde bir güçlük yoktur. Hep birarada veya ayrı ayrı yemenizde de bir günah yoktur. Evlere girdiğiniz vakit, Allah tarafından kutlu, güzel bir yaşama dileği olarak birbirinize selam verin. İşte Allah, size ayetleri böyle açıklar, umulur ki aklınızı kullanırsınız.
    Şuara Suresi, 80. ayet: "Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur;"
    Ahzab Suresi, 12. ayet: Hani, münafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: "Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi" diyorlardı.
    Ahzab Suresi, 32. ayet: Ey peygamberin kadınları, siz kadınlardan herhangi biri (gibi) değilsiniz; eğer sakınıyorsanız, artık sözü çekicilikle söylemeyin ki, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse tamah eder. Sözü maruf bir tarzda söyleyin.
    Ahzab Suresi, 60. ayet: Andolsun, eğer münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar ve şehirde kışkırtıcılık yapan (yalan haber yayan)lar (bu tutumlarına) bir son vermeyecek olurlarsa, gerçekten seni onlara saldırtırız, sonra orada seninle pek az (bir süre) komşu kalabilirler.
    Saffat Suresi, 89. ayet: "Ben, doğrusu hastayım" dedi.
    Saffat Suresi, 145. ayet: Sonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere (sahile) attık.
    Muhammed Suresi, 20. ayet: İman edenler, derler ki: "(Savaş izni için) Bir sûre indirilmeli değil miydi?" Fakat, içinde savaş (kıtal) zikri geçen muhkem bir sure indirildiği zaman, kalplerinde hastalık olanların, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş olanların bakışı gibi sana baktıklarını gördün. Oysa onlara evla (olan):
    Muhammed Suresi, 29. ayet: Yoksa kalplerinde hastalık bulunanlar, Allah'ın kinlerini hiç (ortaya) çıkarmayacağını mı sandılar?
    Fetih Suresi, 17. ayet: Kör olana güçlük (sorumluluk) yoktur, topal olana güçlük yoktur, hasta olana da güçlük yoktur. Kim Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederse, (Allah) onu, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de sırt çevirirse, onu acı bir azap ile azaplandırır.
    Vakıa Suresi, 55. ayet: Üstelik 'içtikçe susayan hasta develerin' içişi gibi içeceksiniz.
    Müzzemmil Suresi, 20. ayet: Gerçekten Rabbin, senin gecenin üçte ikisinden biraz eksiğinde, yarısında ve üçte birinde (namaz için) kalktığını bilir; seninle birlikte olanlardan bir topluluğun da (böyle yaptığını bilir). Geceyi ve gündüzü Allah takdir eder. Sizin bunu sayamıyacağınızı bildi, böylece tevbenizi (O'na dönüşünüzü) kabul etti. Şu halde Kur'an'dan kolay geleni okuyun. Allah sizden hastalar olduğunu, başkalarının Allah'ın fazlından aramak için yeryüzünde gezip-dolaşacaklarını ve diğerlerinin Allah yolunda çarpışacaklarını bilmiştir. Öyleyse ondan (Kur'an'dan) kolay geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Allah'a güzel bir borç verin. Hayır olarak kendi nefisleriniz için önceden takdim ettiğiniz şeyleri daha hayırlı ve daha büyük bir ecir (karşılık) olarak Allah Katında bulursunuz. Allah'tan mağfiret dileyin. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
    Müddesir Suresi, 31. ayet: Biz o ateşin koruyucularını meleklerden başkasını kılmadık. Ve onların sayısını inkar edenler için yalnızca bir fitne (konusu) yaptık ki, kendilerine kitap verilenler, kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin de imanları artsın; kendilerine kitap verilenler ve iman edenler (böylece) kuşkuya kapılmasın. Kalplerinde bir hastalık olanlar ile kafirler de şöyle desin: "Allah, bu örnekle neyi anlatmak istedi?" İşte Allah, dilediğini böyle şaşırtıp-saptırır, dilediğini böyle hidayete erdirir. Rabbinin ordularını Kendisi'nden başka (hiç kimse) bilmez. Bu ise, beşer (insan) için yalnızca bir öğüttür.
  • "HastaLık yoktur, hasta vardır."
  • "Hasta yoktur, hastalık vardır'' diyen "endüstriyel tıp"..."Hastalık yoktur ,hasta vardır" diyen "tamamlayıcı tıp"
  • 77 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Ali şeriati'nin özellikle günümüz insanının içinde bulunduğu sıkışmışlıktan ve bu sıkışmışlığın getirdiği esaretten, onu esir eden zindanların neler olduğunu ve gerçek anlamda özgür olabilmek için bu zindanlardan nasıl kurtulacağından bahsettiği, bir solukta okunan vurucu ve bilinç yükseltici kitabıdır ince ama derin oldukça istifade ettiğim bir eseridir.

    Bugün en büyük sorun insan sorunudur diye başlar konuşmasına ve ekler:
    (abadan petrol fakültesi konferansındaki konuşmasından derlenmiştir eser zaten)
    “hayat daha çok aydınlandığı, dünya daha fazla kolaylaştığı, insan dünyaya daha çok egemen olduğu, problemler daha iyi çözüldüğü ölçüde insan sorunu da daha fazla problem olmakta ve daha fazla belirsizleşmektedir.”

    insan ve beşer kelime ve mana anlamlarının üzerinde bir hayli durmuştur. bunu özetle şöyle açıklamıştır:
    …iki insan vardır. biri biyolojinin bahsettiği insan (beşer),diğeri ise hakkında şairin konuştuğu,filozofun söz söylediği,dinin ilgilendiği insandır."

    Dort zindanı özetliyim sizlere kitapta bahsi geçen 4 zindan şunlardır:

    1.naturalizm(tabiatçılık): bu yaklaşıma göre asıl olan, tabiat, canlı fakat öz bilinci olmayan bir varlık. insan da bu canlının bilinçsiz ürünlerinden biridir. burada varılan nokta, insanın özgürlüğü tabiatın ona bahşettiği imkanlar dahilindedir. örnek olarak; çölde yaşıyorsak çöldeki hava ve su ,deniz kenarında yaşıyorsak farklı koşullar,güneyden kuzeye bambaşka durumlar yaşam şeklimizi şekillendirir. bugün ise insanlık bilim ve teknolojiyle bu koşullara bağımlılıktan kurtulmuştur. esasen bununla ilgili en güzel örnek yerçekimi yasasıdır. bu yasanın tutsağıyken artık kıtalar aşabilmekte insanoğlu.

    2.historizm (tarihselcilik) : bu yaklaşıma göre insan tarih tarafından meydana getirilmiş şeylerden ibarettir. şöyle ki; insanın sahip olduğu özelliklerin kişinin geçmişinden sonsuza kadar uzanan tarih sebebiyle olduğunu kabul eder ve örnek olarak da ana dil,din,ten rengi gibi doğarken sahip olduğumuz özelliklerden bahseder. bundan kurtuluşun da insanın öncelikle tarihin kendisine sunmuş olduğu süreci kabullenip daha sonra tarihin hareket yasasını keşfetmek ve kavramak akabinde gelecek süreçleri okuyarak onu yönlendirebilmek olduğundan bahseder.

    3.sosyoloizm (toplumculuk): bu yaklaşım da tabiatın ve tarihin etkilerini yadsımaz ancak insanı gerçekte meydana getiren şeyin ona egemen olan sosyal düzen ve çevre olduğunu savunur. bu olguda birey yoktur. insan seçen bir ben olarak var olamaz. yani ‘birey yoktur , bireyi toplum yaratmaktadır’ diyen görüştür. her birey toplumun onu meydana getirdiği gibidir. buradaki örneği de,bizim sıkça kullandığımız ve artık fenomenleşmiş olan’kendisi iyi ama çevresi kötü’ nün tam aksine ‘bende bir kötülük varsa bende kötülüğü yaratan ve seçen içinde bulunduğum sosyal çevredir, iyilik varsa da yine aynı şekilde içinde bulunduğum sosyal düzenden ileri gelmektedir’dir. kurtuluş toplumsal bilimleri incelemek ve karşılaştırmakdır.

    4. insanın kendisi : insanın en aciz,en tutsak olduğu ve kurtulmanın da bir o kadar zor olduğu zindan diye tanımlar ‘kendim’ zindanını.
    sebebini şöyle de güzel açıklar:
    “ilk üç zindanın benim varlığımı çevreleyen dört duvarı vardı ve ben orada tutsaktım; kendi tutsaklığım hakkında bilgi ve bilinç sahibiydim. fakat dördüncü zindanın duvarları etrafımda bir duvar değildir. bu öyle bir zindandır ki onu kendimle birlikte taşıyorum. bundan dolayı bu zindana dair bilinç ve tanıma hepsinden daha zordur. burada tutsağın kendisiyle zindan birdir ve aynı olmuştur. hastalık ve hasta insan bir ve aynı olmuştur.bu bakımdan bu hastalıktan kurtulmak zordur.”

    **peki en önemlisi bu kadar zor olduğundan bahsettiği bu zindandan kurtuluş yolu nedir?
    bu soruya ‘AŞK’ cevabını verir ve toplumda yaygın olan aşk paradigmasına da değinerek genel hatlarıyla şöyle açıklar ve bitirir efendim :

    ****Oda bizi sevsin diye birini sevmek, onun sevgisi bize bazı imkanlar sağlar diye birine sevgi beslemek ya da ihtiyaçlarımızı karşılamak için duyduğumuz adına aşk dediğimiz şey aslında ‘alışveriş’ten ibarettir. aşk ise her şeyi bir amaç uğruna gözden çıkarmak ve karşılığında hiçbir ödül istememektir. başka biri yaşasın bir ideali gerçekleşsin diye kendine ölümü seçmesidir. insanın kendini feda etmesidir bir anlamda. bu aşamada özgür insan meydana gelir ve bu en yüce insan olma aşamasıdır

    İnsanın, insanlık sürecini anlatan eser;ya da konuşma ve yine insanın, insan olabilmesi için ne yapması gerektiğini ve bunları yaparken nasıl çelişkilere düştüğünü açıklıyor. insan, hiç bu kadar kısa ve öz anlatılmamıştı eser çok iyi anlatmış.

    Ha bide baktığımızda dikkatimi çeken; psikanalizde insanın kendini tanıması elzemdir kendinin farkında olmayan insan güdülerinin zindanındadırlar. böylesine bir noktayı yakalamış Ali şeriati bu kitapta sizi sizin kendi zindanınızdan kurtaracaktır.
    Çünkü bu kitapta dört zindanın da anahtarı vardır. bu anahtarları yapılandırmacı bir okumayla pekala elde edebilirsiniz.

    ***Bu zindanlardan günümüzde 5.sinin Modernizm (Globalizm)olduğunu düşünüyorum.

    Sesli kitap olarak dinlemek isteyenler;

    https://youtu.be/A6QpTq-utoA

    Kitabı tavsiye ederim diger kitaplarini tavsiye etmiyorum.Okumayin

    Sizlere iyi okumalar selametle:)
  • Modern tıpta hasta yoktur, hastalık vardır.
  • -Hasta yoktur, hastalık vardır diyen “endüstriyel tıp”
    -Hastalık yoktur, hasta vardır diyen “alternatif tıp”
    Yani... Önceden hasta, hastalığın bir öznesi olarak görülürken, “ endüstriyel tıp” ile artık hastalık özne durumuna geçirildi.