• Normalde kişisel gelişimle ilgili şeylere hiç de hoş bakmam, sevmem ama şöyle sorulara denk geldim ve sanki bu sorular insanın arada bir durup kendine sorması gereken sorular gibi

    Kaç yaşında olduğunuzu bilmeseydiniz yaşınız sorulduğunda ne cevap verirdiniz?

    Hangisi daha kötüdür? Başarısız olmak mı hiç denememek mi?

    Eğer hayat bu kadar kısaysa neden sevmediğimiz birçok şeyi yapıyoruz?

    Her şey söylendiğinde ve bittiğinde, yaptığınızdan daha fazlasını söylediniz mi?

    Dünyayla ilgili tek bir şeyi değiştirecek olsaydınız bu ne olurdu?

    Mutluluk ulusal para birimi olsaydı hangi iş sizi zengin ederdi?

    İnandığınız şeyi yapıyor musunuz?

    İnsan ömrü 40 yıl olsaydı hayatınızı farklı kılmak için ne yapardınız?

    Hayatınızı ne ölçüde kontrol edebiliyorsunuz?

    Bir şeyleri doğru yapmak için endişeleniyor musunuz?

    Çok fazla saygı duyduğunuz ve hayran olduğunuz üç kişiyle yemek yiyorsunuz. Hepsi sizin en yakın arkadaşınızı şiddetli bir şekilde eleştiriyor. Ne yapardınız?

    Bir bebeğe tek bir tavsiye verecek olsanız bu ne olurdu?

    Sevdiğiniz birini kurtarmak için kanunları çiğner miydiniz?

    Daha sonra yaratıcılığı gördüğünüz yerde başta deliliği gördünüz mü?

    Çoğu insandan farklı yaptığınız şey nedir?
    Herkesi mutlu etmese de sizi mutlu eden şey nedir?

    Yapmanız gereken bir şey gerçekten yapmak istediğiniz şey mi?

    Bırakmanız gereken bir şeyi tutmaya devam ediyor musunuz?

    Şu an yaşadığınız yerden taşınacak olsanız nereye yerleşirdiniz?

    Asansördeki tuşlara birden fazla basıp böyle yapınca asansörün daha hızlı hareket edeceğini düşünüyor musunuz?

    Endişeli bir dahi mi mutlu bir saf mı olmayı tercih ederdiniz?

    Neden siz?

    Arkadaş olarak görmek isteyeceğiniz türde bir arkadaş mısınız?

    Hangisi daha kötü: İyi bir arkadaşın yakınınızdan taşınması mı yakında yaşayan bir arkadaşla irtibatı koparmak mı?

    En çok ne için minnettarsınız?

    Eski hatıraların hepsini unutmayı mı yeni hiçbir anı oluşturamamayı mı tercih edersiniz?

    Mücadele etmeden gerçeği bilmek mümkün mü?

    En büyük korkunuz başınıza geldi mi?

    5 yıl önce sizi inanılmaz üzen bir olayı düşünün. Şu an önemli bir olay gibi gözüküyor mu?

    En mutlu eden çocukluk anınız hangisi? Onu bu kadar özel kılan ne?

    Yakın geçmişte en son ne zaman tamamen tutkulu ve canlı hissettiniz?

    Şimdi değilse ne zaman?

    Eğer ona henüz ulaşamadıysanız nasıl kaybedebilirsiniz?

    Hiç konuşmadan sadece sessiz bir şekilde yürüyerek biriyle en iyi diyalogunuzu yaşadınız mı?

    Sevgiyi destekleyen dinler neden bu kadar çok savaşa sebep oluyor?

    Kuşkulanmadan bunları bilmek mümkün mü? İyi ve kötü nedir?

    1 milyon dolar kazansanız işinizi bırakır mıydınız?

    Şu an yaptığınız işi daha az oranda yapmayı mı tercih ederdiniz yoksa gerçekten sevdiğiniz işi daha uzun süren saatlerde yapmayı mı?

    Bu günü daha önce yüzlerce kez yaşadığınızı düşünüyor musunuz?

    En son ne zaman güçlü bir şekilde inandığınız bir fikrin yumuşak parıltısıyla karanlıkta yürüdünüz?

    Eğer yarın tanıdığınız herkesin öleceğini bilseydiniz bugün kimi ziyaret ederdiniz?

    Son derece çekici ya da ünlü olmak için yaşamınızı 10 yıl azaltmak ister misiniz?

    Hayatta olmak ve gerçekten yaşamak arasındaki fark nedir?

    Risk ve ödülleri hesaplamayı durdurarak bildiğiniz şeyi doğru yapmanın vakti ne zaman gelir?

    Eğer hatalarımızdan bir şeyler öğreniyorsak hata yapmaktan neden bu kadar korkuyoruz?
    Kimsenin sizi yargılamayacağını bilseniz hayatınızda neler değişirdi?

    Kendi nefesinizin sesini en son ne zaman dinlediniz?

    Aşık mısın? Son eylemlerinden herhangi biri bu aşkı açıkça dile getirdi mi?

    Bundan 5 yıl sonra dün ne yaptığınızı hatırlayacak mısınız? Bundan önceki gün ne olacak? Ya da ondan önceki gün?

    Kararınızı şimdi vermelisiniz. Soru şu: Bir şeyleri kendiniz için mi yapıyorsunuz yoksa başkalarının sizin için yapmasını mı sağlıyorsunuz?
  • Türkiyede ki eğitim sistemi o kadar kötü kii...
    Ne temel isteyen öğrenci ne de temeli oluşturan eğitimci var...
    Farkında olalım ;
    Bu çok kötü!
    Eğitimci eğitimci deil. Öğrenci öğrenen deil.
    Kim hata yapıyor desem herkes birilerini suçlar ama kimse kendinde suç aramaz. İşte bu yüzden bu haldeyiz ya neyse 😏
    Kimse işini yapmıyor kimse çalışmıyor kimse şöle yapmıyor böle yapmıyor...
    Ya biz napıyoruz?
    Bişeyleri iyileştirmek için düzeltmek için ne yapıyoruz.
    Ben söyleyeyim,
    KOCA BİR HİÇ.
    Böyle olduğu sürece umut beklemekte pek akıl kârı değil.
    Yazacak çok şey varda anlayacak kaldıracak birey yok.
    Saygılar...
  • Fazla ciddiye alıyoruz gideceğimiz bu dünyayı. Sevmeyi unutuyoruz. Affetmeyi, anlamayı, anlamaya çalışmayı... Birisi ufacık bir hata yapsa dünyayı başına dar ediyoruz. En fenası, bunu kendimize de yapıyoruz. Cemal Safi, "Hatasız kul yokmuş, şaşarmış beşer. Hepimiz yanıldık, birer ikişer." der. İnsanız ve insanca yaşayıp gideceğiz.
  • “Kan revan içinde düşüncelerimiz, kimi sevsek ya acıtıyoruz, ya da eziliyoruz. İçimiz kapalı dışa giden her yola engeller koyup olmamız gereken kişiyi engelliyoruz işte orda hata yapıyoruz orda.”

    -Ç.A
  • Gecenin videosu
    https://youtu.be/nGEcajSTNGI

    KURBAN: EN SON NE ZAMAN EN SEVDİĞİNDEN VAZGEÇMEYİ GÖZE ALDIN?
    Kurban; en sevdiğini, gözün gibi baktığını, onunla derin bir bağ kurduğun bir varlığı yaratıcıya adamaktır. Ancak bu şekilde ona yaklaşabilirsin, yani seni yaratana, senin sahibine, senin gerçek sahibine… Kurbanın gerçek anlamı ona yaklaşmaktır çünkü. Aradaki tüm vasıtaları aşarak en sevgiliye ulaşmanın hüzünlü ve acılı bir yoludur. İbrahim; oğlunu, yani gözünden sakındığı evladını kesmeye yeltenmekle çıktı bu yola. Bize miras olarak yakınlık, fedakârlık ve bağlılık duygularını bıraktı. Kurban kesmek aslında böyle bir ibadet. Et yemek için, fakir fukarayı doyurmak için yerine getirilen bir ibadet değil. Bunlar sonraki aşaması kurbanın; ama önce kişinin kendinden bir parçasını Allah’a adaması, onun için dünyadan ve onu dünyaya yaklaştıran her şeyden uzaklaşabileceğini yaratıcıya gösterdiği bir ibadet. İslam’dan önce de var kurban. Hemen hemen her dinde çeşitli formlarda kurban ibadeti var. Demek ki çok kadim bir ibadet.
    Kurbanı hakikaten sevdiğimiz için mi kesiyoruz? Kurbanın kanı akarken hissettiğimiz duygu gerçekte nedir? Hiç kendimize sorduk mu? İnsanın vahşi yönünü kan akıtmayla tatmin edebileceği yorumunu yapıyor bazı bilginler tarafından. Bir ölçüde doğru kabul edilebilir elbette bu, ama eksik bir yorumdur bu. Yaratılış gereği insanın içinde kötülük yapma ve bunun sonucunda da vahşileşebileceği potansiyeli mevcuttur; fakat kurban en sevdiğini, en sevdiğinden daha çok sevdiğine adamak anlamına geliyor. Yani her iki taraftan da sevgi kaynaklı. Orada bıçak bir vasıta, kan bir sembol. Allah’ın bizim akıttığımız kanlara ve kestiğimiz hayvanların etlerine ihtiyacı yok ki. Sürekli ihtiyacı olan bizleriz. Bunu bilmek istedek de istemesek de bu gerçekten kaçamayız.
    İbrahim’in kurbanı sadık bir rüyanın eseriydi ama bizimkisi riyanın. İbadetin asıl amacından kopartılıp yerine içi boş manalar yüklediğimizin acı bir sonucudur bu. Ne sevdiğimizden vazgeçebiliyoruz artık ne de bunun düşünü kurabiliyoruz. Cesur değiliz, güçlü bir iradeye sahip değiliz, bizi dünyaya sıkıca bağlayan prangalardan kurtulamıyoruz, kendimizi sorgulamaktan ve kıyasıya eleştirmekten aciziz, kendimizden vazgeçemediğimiz gibi sevdiğimiz şeylerden de feragat edemiyoruz; bu halimizle de yaratıcıya ulaşmaya çalışmamız en basit anlamıyla trajikomik bir durum.
    Kanları birbir alnımıza sürerek, etleri etrafa saçarak kurban ibadetini yerine getirdiğimizi sanıyoruz; oysa biz böyle yaptıkça semadan yağmur gibi kanlar akmakta ve yerden çürümüş kemikler fışkırmakta. Demek ki dünyadan sevgi çok uzaklaştı ve yerini vahşet, acımasızlık, savaş, açlık ve merhametsizlik aldı. Eğer en sevdiğimizden vazgeçebilseydik bunları yaşar mıydık?
    Vuslattan ümidini kesmek üzere insanlar! O halde ne diye bu sesli tekbirler, Bismillahi Allahuekber… Eksik nerede, nerede hata yapıyoruz? Kurbanın başında taksim edilen etler; kemikler bir tarafa, kemiksiz etler bir tarafa, sakatatlar ayrı yerde, kafa, işkembe ve deri… Hepsi kılı kırk yaracak şekilde tasnif edilmiş ve sahiplerini bekliyor vaziyette. Kurbana maddi olarak verilen bu önemin manevi boyutuna niçin ulaşamıyoruz?
    İbrahim rüyasında oğlunu kurban ederken gördü. Uyandı ve oğlunu Allah için kesmek istedi. İbrahim’den oğlunu kesmesini isteyen ve bunu emreden Allah değildi. Biz yanlış biliyoruz. Aksine onu büyük bir kazadan kurtaran Allahtı. İbrahim en sevdiğinden vazgeçmeyi göze alarak sınavı geçti. Oğlu İsmail de büyük bir teslimiyet örneği göstererek imtihanı geçti. Ya bizler? Biz, ne için kurban kesiyoruz? En son ne zaman en sevdiğimizden vaz geçmeyi göze alabildik?
    Bir bedel ödemeden Allah’a yaklaşabileceğimizi mi düşünüyoruz?

    Kurban Bayramını Kutlarsın