• 302 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Böyle kaliteli Türk fantastik kurguların basıldığını gördükçe gözlerimden kalpler fışkırıyor! Okudukça ise kalbimde çarpıntılar oluşuyor!
    Kitabın yazarı Hatice Dırmıkcı ile Kayıp Rıhtım'da karşılaşmış, tavsiyesiyle Mühür Kıran'la tanışmıştım. Ne zamandır sevgili Uli ile de buluşacağımız zamanı bekliyordum, sonunda geldi çattı. Vee iyi ki dedirtti. :)

    Kitabın kapağına bayıldığımı söyleyerek başlayayım...

    Aslında Şifacı'yı okurken hiç şaşırmadım çünkü beklentim tam da buydu. Bu kalitede olması...
    Karakterleriyle, Lazca isim seçimleriyle, olayların geçtiği mekanlarla kesinlikle rengarenk bir serüvendi. Karakterlerinin samimiyeti, diyaloglar, büyük sürprizler barındıran Uli'miz, serüven boyunca yeri geldiğinde gülümseten ve yeri geldiğinde gözleri pörtleten detaylar... hepsi çok güzeldi.
    Kitap hakkında en sevdiğim unsur ise yazım diliydi. Kolay okunabilirliği sayesinde oldukça akıcıydı; bu nedenle de benim son zamanlarda zaten fazlasıyla yorgun olan zihnimi yormak yerine aksine adeta okşadı.

    Karakterlerin gelişimi güzel yansıtılmıştı. Örneğin; birinci bölümdeki Uli ile son bölümlerdeki Uli arasında bariz farklılıklar vardı. Tam da olması gerektiği gibi... Olayların, yaşananların insanları nasıl etkileyebileceğini algılıyorsunuz ve bunun sayesinde de hikaye çok daha fazla canlanıveriyor; kendisini çok daha sevdiriyor.
    Hani süper kahraman filmlerinde ilk yarı o karakterin gelişimine ortak oluruz ya, Şifacı da aslında tam olarak böyle bir kitaptı. Bize harika bir evren sundu, o tatlı karakterlerini tanıttı, düşmanları ve neler yapabileceklerini gösterdi, nihayetinde de zihnimize "dahası yolda" diye mesaj yolladı. Birçok olayın ikinci kitapta açığa çıkağı ve o kitapta bombalar patlayacağı öyle belliydi ki... :)
    Kitap keşke daha uzun olsaydı... Sarışın çingenelerim (Cinave'li bölümler favorim) şimdiden burnumda tütmeye başladı.
    İkinci kitapla da eeen kısa zamanda buluşuruz umarım.
    Kitap bittikten sonra isimler kısmını es geçmeyiniz diyorum. ;)
  • 302 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Kitapta ilk olarak kapak tasarımı dikkatimi çekmişti. Renginden tutun da yazı stiline kadar çok hoş bir kapak. Ve bir o kadar da gizemli, merak uyandırıcı.
    .
    Hikayeye sıra gelince; çok farklı bir girişle hikayenin içine çalışıyorsunuz. Giriş Hapishane sahnesiyle başlıyor. İlk kez bir esas karakterin özgürlüğünün kısıtlı oluşunu okudum. Çoğunlukla özür olurlar bilirsiniz. Ve bu baya ilgimi çekti.
    .
    Hikayedeki kişi isimleri, yer ve madde isimleri Lazca. Bu da baya ilgimi çekti hoşuma gitti. Hatta son sayfalarda sözlük kısmı bile hazırlanmış. Tüm isimlerin anlamlarına baktım baya hoşuma gitti. Ve bir de haritamız var. Fantastik hikayelerde bir harita olmazsa olmaz yani. Güzel bir detay.
    .
    Ana karakter Uli adında mühebbetlik bir mahkum. İsim gerçek ismi mi, o da bilinmiyor. Çok zayıf neredeyse çirkin diyebileceğimiz yüz hatlarına sahip esmer bir erkek. Minyon görüntüsü var.
    .
    Ödül avcısı yaralı bir kaçak getiriyor. Kaçak neredeyse ölmek üzereyken Uli tüm inadına rağmen dayanamayıp onu iyileştiriyor. Hikaye burada ilginçleşiyor çünkü kaçağın günler sürecek olan iyileşme süreci bir saatte gerçekleşiyor.
    .
    Sonraa devamı yok. Sürükleyici ve fazlasıyla merak uyandırıcı bir hikaye. Baya şaşırttığı yerlerde oldu. :D tavsiye ederim
  • Kimi para için topraklarını satarken kimisi de toprak için kendi kanından olanı satıyor.
    Hatice Dırmıkcı
    Sayfa 25 - Profil Kitap
  • 302 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Sıcak renklerle bezenmiş kapağı çevirdikten sonra kaplanın vahşi çığlıklarının ardına geçtiğimiz bu kitapla, muhteşem bir fantastik kurguyla karşılaşmanız an meselesi. Sayfaları çevirdikçe bambaşka bir coğrafyada, incelikle işlenmiş karakterlerin peşi sıra zorlu bir maceraya düşüyoruz. Birçok mihenk taşını içinde barındıran olay örgüsü, tahmin edilemezliğini korurken her cümleyle genişlemeye devam ediyor. Sayıca zengin bir karakter dağılımına sahip bu romanın, son sayfasındaki “İsimler” kısmı yazarın detaycılığını vurgular nitelikte. Keza isim tercihinin Lazca olması beni heyecanlandıran detaylardan biriydi. “Diyar Haritası” da kurgudaki akışta okuru destekler nitelikte bir dokümandı. Kurgu birçok farklı mekânı kapsamakta ve geçişler istemsizce kitabın enerjisinde de gökkuşağını andıran bir çeşitlilik sağlamaktaydı. Tona ton bir macera ve çok daha fazlasının bizlere sunulacağı bariz ortada diyebiliriz. Hapishanenin durgunluğu, çölün kasveti, çingenelerin neşesi ve daha birçokları… Anlayacağınız Berweuli’nin yaşamına girmek birçok gizemi ve efsunu da hayatımıza dâhil ediyor. Ruhunuzu, zihninizi ve hayal gücünüzü besleyecek bu romanda herkesin payına bir miktar şifa düşeceğine eminim! Şifacı, Türkiye’de fantastik edebiyata deva olmaya geliyor gibi sanki? Ne dersiniz?
  • Barva, gardiyanın yolundan çekilmesi üzerine, beklemeden kapının kanatlarını tutan kalasa yöneldi. Ancak Moita'nın yardımıyla ağır ahşabı yerinden kaldırdıklarında kanatlar hafif bir gıcırtıyla aralandı. Onları izlerken Uli'nin solukları ağırlaştı. Bu ne yüzüne çarpan sıcak yaz esintisiyle ne de geride bıraktığı yaralı Durwa ya da Kresti ile ilgiliydi. Sadece, uzun zaman sonra özgür olarak aldığı ilk nefes ciğerlerini yakıyordu.
    Hatice Dırmıkcı
    Sayfa 51 - Profil Kitap
  • Durwa'nın onu göndermek için bu kadar kararlı olduğunu görmek, gerilere ittiği tüm korkularını bir anda yüzeye çıkarmıştı. Yıllarca bir hücrede yaşamaya zorlandıktan sonra, şimdi de ondan gitmesi isteniyordu. Durwa onu hiç bilmediği topraklara, üstelik hiç tanımadığı insanlarla gönderiyordu. Uli, zihnini ele geçiren olasılıklar karşısında kapıya doğru geriledi.

    "Yapamam, artık dışarıda yaşayamam," diyen Uli yaşlı gardiyana yalvardı. "Ne olur Durwa, beni gönderme."
    Hatice Dırmıkcı
    Sayfa 45 - Profil Kitap
  • Artık uyuyabileceğini umarak sırtüstü uzanan Moita, bir süre sonra hücredeki sessizliği bölen şarkının bozuk nağmeleriyle gözlerini tavana açtı. Oğlan, hüzünlü bir şarkıyı kırık dökük sözlerle söylemeye başlamıştı. Sesinin güzel olmadığını düşünse de tüm hüznünü yüklediğinden şarkı ona etkileyici geliyordu.

    "Daha önce hiç duymamıştım," dedi adam cevap almayı beklemeden.

    "Güneyden,"

    "Zaten güneydeyiz."

    "Daha da güneyden."
    Hatice Dırmıkcı
    Sayfa 33 - Profil Kitap