Gökkuşağı bence, hayatımıza giren ve çıkan her insan yeni bir davranış oluşturur bizde . Hepsinin ruhumuza dokunduğu alanlar çok farklı, bir renge bağlamak bencillik değil midir o kadar rengin içinden. Hissetmek Gökkuşağıdır bence fakat Gökkuşağının her rengini bir kişide hissedebilir miyiz?
günaydın, uzun uzun yazdığınız için teşekkür ederim öncelikle. tek bir histen bahsedersek elbette yine tek bir renge boyayabiliriz ancak hislerden bahsedersek tıpkı dediğiniz gibi rengarenk düşlemek kulağa çok daha doğru geliyor.
ayrıca 'tek bir kişide hissedebilir miyiz?' sorusu için cevabım, kesinlikle olacak. tabi o kişiyi bulmak hissetmekten daha zor olsa gerek..
Merhaba.
Herbirimizin okuma hayatında en az bir kitabını severek okuduğu bir yazardır Stefan Zweig. "Satranç, Olağanüstü bir gece.." ve daha nice başarılı eserleri yanında bu
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu 'da mükemmel bir eseriymiş. Uzun bir süredir her yerde karşıma çıkan bir kitaptı. Ve de çok merak ediyordum. Sonunda okudum ve tek kelimeyle müthişti.
Kısaca içeriğinden bahsedeyim kitabın;
Saplantılı aşk yaşayan bir kadının sevdiği adama(yazar'a) yazdığı mektubu okuyoruz aslında. İlk başlardan son sayfasına kadar zevk alarak merak duygusu içerisinde yürttüm okumamı. Çünkü gerçekten de çok etkileyici bir anlatım ve aşk. Kadının ne kadar zor durumlar altında kaldığı, sevdiği ve sonuna kadar fedakarlıkta gözünü kırpmadığı adama kendini farkettirme çabası ustalıkla kurgulanmış. Sizi de derinden etkileyeceği muhakkak.
Akıcılığı olsun, kurgusu olsun, kısa olması her açıdan okumaya değer bir Stefan Zweig klasiği.
Okuyacak olanlara ve hâlihazırda okuyanlara keyifli okumalar dilerim..
Kitaptan alıntılarım;
"İyi şeyler unutulmaz,seni unutmayacağım."
"İnanlar arasında yalnız olmaktan daha korkunç bir şey yok."
"Hayatımdaki her şey ancak seninle bağlantılıysa bir anlam taşıyordu."
Benim okurken delirmeme neden olan bir yazar ve en çok delirdiğim eseri sanırım. Aslında bir son olarak kabul edebileceğim bitişler yok eserlerinde ve Kitap sona erdiğinde " eeee sonra, hani devamı" diyerek kalıyorum. Hayır ikin ici sezon gelecek desem yazar ortada yok. Böyle bir yazar benim için Zweig
Bilimkurgu-Çizgiroman ve Manga Etkinliği kapsamında yapacağım ilk incelemem olacak. Bilimkurgu’nun ilk örneklerinden olan Mary Shelley‘nin Frankenstein’ı ile inceleme yolculuğumuza başlıyoruz.
İncelemen kitaptan daha akıcıydı bence. Düşüncelerine katılıyorum ve kendi dineme göre de şunu düşündüm. Frankenstein sadece bir varlık yaratıp onunla başa çıkmakta zorlanmışken tek tanrılı dine inanan bizlerin Rab'bi nasıl başa çıkabiliyor acaba! Dediğin gibi kitap bazen aşırı tasvir'e yer verdiğinden beni de zorladı. Ama yorumun değer katıyor. Teşekkürler