İnsan ağlardı bazen sadece kendine. Diline dökemediği sözcükler yüreğinden akıp gitsin diye gözyaşlarıyla. İnsan acısını gözyaşıyla anlatmak isterdi bazen, sözcükler yetersiz kaldığında. Kelimelerin anlamı yoktu aslında, yürekten çıkmıyorsa cümleler. Tercüme edilemezdi her dil. Her cümle hecelenemezdi. Bir bahar ayazıydı bazı kalpler, soğuğuyla yakardı bedenleri kül edene dek. Kül olan son kelimesiydi bitmemiş hikâyenin.
Kaç şehir yaktım senin için gönlüme kurduğun devlette bilemezsin. Kaç kez taht devirdim sultan olduğun sarayımda bilemezsin. Kaç gözyaşı döktüm deniz oluştu ruhumda bilemezsin. Her gece düşlerime kaç şarkı sığdırdım, saçının her teline kaç sigara yaktım bilemezsin.
Unutmak mümkün müydü her insanı? Her insan unutulabilir miydi? Silinebilir miydi anılar? Neden yürek her zaman olmaması gerekeni isterdi? Yüreğini acıtsada yer verilir miydi kalbindeki sevdaya? Dilin anar mıydı çaresizce senin olmayanıda? Kalpler hissedebilir miydi, bedenine dokunan bir başkası olsada? Başkasının açtığı yara geçer miydi, gözlerine aşkla bakan biri olsa? Yaşanmadan cevap verilebilir miydi her soruya? Cevabı olmadığını bile bile soru sorulur muydu her insana.
Bazen geçti sanıyorum. Sonra sabah uyanıyorum yine parmak uçlarıma kadar hissediyorum bu sızıyı. Kalbim acıyor engel olamıyorum. O an anlıyorum aslında hiçbir şeyin elimde olmadığını. Zaman neyi çözer bilmiyorum ama sanki benim yaralarıma hep teğet geçiyor gibi.