• "Bütün giysileri yırtsak yeridir
    Yeter bize vefa elbiseleri"

    Bir çoğumuz okuduğumuz kitapların yazarları ile tanışmayı isteriz. Ah... bir yerde otursakta biraz sohbet etsek. Sahi nasıl yazıyorsunuz,yazdınız ? Yaşadıkça mı yazıyorsunuz yoksa yazmak için mi yaşıyorsunuz ? Zihnimizde birçok sual vardır muhatabını bekleyen.İmkanı olanları hayal ettiğimiz kadar göçüp gidenleri yâd ettiklerimiz var bir de...
    Mâlumunuzdur ki Akif İnan’ın vefatının ardından TYB anma programı tertip etmişti.Prof. Dr.Turan Koç, D.Mehmet Doğan ve kardeşi Dr.Ahmet İnan gibi isimlerden bizzat hatıralarını dinleyerek geçen vaktin epeyce keyifli olduğunu düşünüyorum okuyucuları icin.
    Biyografilere olan merakımdan mıdır, kardeşinden dinlediğimiz hatıraların lezzeti ve keyfiyeti oldukça yüksekti. Okumayı sevenler için paylaşmak istediğim,etkilendiğim birkaç hatıraya değinmek istiyorum. :)
    1940 yıllarında Peygamberler Şehri olan Şanlıurfa’da dünyaya geldi Akif İnan. “Kudüs şairi” “yedi güzel adam” “sendikacı” gibi bilinen yazarımız için Ahmet İnan şunları söylüyordu;

    “Yazar,şair,fikir adamı,sendikacı hepsi doğru ama bana kalırsa hem ağa vasfını hem ağabey vasfını taşıyarak bir nesle abilik yapmıştı. Ona dava adamı demek şahsını temsil ediyordu. Velhasıl adam gibi adamdı.”

    Neydi ağabey ile üstad arasındaki fark ?
    Turan Koç’ta evvelinde ağabey ve üstad kısmında Akif İnan için hakiki bir ağabey olduğunu dile getirdi. Nitekim üstad emir vermekle daha çok mükellef iken ağabey yol gösterici olduğu kadar bizimleydi,iç içeydi diye dile getiriyordu. (Öğrenci dostuydu.)
    Zira cebinde varsa doyurur, en güzel lokantaya götürürdü. Ayakkabısının boyasına kadar dikkat eder, İstanbul Beyefendisi gibi giyinir bağcıksız ayakkabı giydiğini hatırlamıyorum,diye ekledi.

    Yedi güzel adamı evlerinde ağırlayan Akif İnan, Ahmet İnan ağabey ve arkadaşlarının çalışmalarını,edebiyat ve fikir üzerine mücadelelerini görünce “kendi kendime Cahit abinin şu deyimi aklıma geliyor “diye anlatmaya devam ediyordu...

    “Bu insanlar dev midir
    Yatak görmemiş gövde midir ?”
    Yahu bu adamlar uyku uyumuyorlar mı ? diye düşünüyorum,düşünüyorum...

    Zaman zaman gözlerinin dolduğunu hissettim. Anlatılanlar karşısında duygulanmamak ne mümkün! Hüznü ve sevinci müşterek olmalıydı.

    “Akif abim her şeyden önce benim babamdı. Genç yaşta babamızı kaybettiğimiz icin,Anadolu’da usul öyledir. Urfa’daydım,Akif abim o gün Urfa’ya geldi Erzurum’dan.Ziyaret ettim. Şiddetli bir öksürüğü vardı...
    -Ya abi bu kışta kıyamette sana yazık değil mi ? Niye geliyorsun ? ( o zamanlar Murat 131 sağ camı kapanmayan bir arabası vardı)
    -Ne demek istiyorsun sen ? diyerek hiddetlendi.
    Kızı Banu’ya haber verdi. Ceketimi getir,dedi.
    -Sağ cebinde bir tesbih var,sen tesbihe meraklısındır dedi,bunu amcana ver,diye Banu’ya uzattı.
    “Hülâsa burda söylemek istediğim onun hedefi sizlerdi. Bir maddi karşılığı yoktu. Onun hedefi bugün ki nesildi yani sizlerdi...”
    Turan Koç evvelinde söylemişti “tanımadığı kimse yoktu, ama kimseden dünyalık bir şey istemezdi.”

    Bitmiyordu hatıralar...
    Bir gün yine Peygamberler şehrine uğradı Akif İnan. Akşamına kardeşi ile beraber yemek yiyeceklerdi. Ahmet İnan biraz gecikiyor.
    Abisine akşama kadar yaptığı işleri sırasıyla anlatıktan sonra ekliyor;
    -abi 24 saat bana yetmiyor.
    -Ne demek istiyorsun ? Sen kim oluyorsun da zaman yetmiyor sana. Yavrum, İmam-ı Azam gibi bir mezhep kurucusu, onlarca öğrenci yetiştirmiş, devrin büyük tüccarı, hayatında 40 kez hacca gitmiş bir insana zaman yetiyor da sana nasıl zaman yetmiyor? Demek ki sen zamanı kullanmasını bilmiyorsun,dedi. Ve bir daha “zaman yetmiyor” kelimesini kullanamadığını ifade ediyor.

    “Her eylem yeniden diriltir bizi
    Nehirler düşlüyorum göl kenarında”

    Durağan bir hayat değildi onun ki,o şairlikte makam mevki sahibi olmak icin yazmıyordu. Hatırlanmak istiyordu,kelimeler ile gönülleri inşa etmek, insanlar arası köprü kurmak istiyordu, nitekim “cemiyet adamıydı Akif İnan.” Kelimelerin açtığı yaralar daha sonra da hatırlansın ve anılsın,nihayetinde “mustarip şairdi Akif İnan. Fikir adamı dediğimiz Akif İnan’ın fikirlerine şu sözlerinde rast geliyoruz
    “anamı sorarsan büyük doğudur batı sırtımda paslı bıçak gibidir” velhasıl o geldiği yeri yansıtıyordu şiirlerinde.

    Her adımı bir hikaye,her hikayesi bir ders niteliğinde nasıl biter ki muhabbet... Arada ekliyor Ahmet İnan sıkıldınız mı diye ? Daha çok anlatın demek geçiyor içimizden. Lakin kelimeler vakte malup düşüyor. Zaman su misali son bir tane derken biz üç hikaye ile de bayram etmiş oluyoruz oh ne alâ...

    Düşündüm abim neden şair ? (Şairlikte ekmek parası yok tabi) Neden yazıyor ? Ve buldum.
    Şiir nedir ? Kimler şiir okumalı ? Hangi zamanda şiir okumalı ? “ cevabını muhatabının satır aralarında bulmuş olmalı ki çıkardığı sayfadan şu inciler döküldü;

    “Olayların kuşatması altındaysanız. Bir yoğun hü­zün ağmaktaysa üstünüze günler, saatler bunalımın otağını kurmuşsa içinizde, sıkıntı bezirganı haraca bağlamışsa sizi. Aczden başka sermayeniz kalmamış gibiyse. Dualar, yüreğinizin semtine uğramadan çıkıyorsa ağzınızdan. Kendi sesiniz bile yabancı düşüyor­sa kulaklarınıza. Şiir okumalısınız.
    Ya da gülen oynatan sevinçlerin avucunda tutsak olmuşsanız. Nefsin elinde oynayan bir talimli maymuna dönmüşseniz. Başkalarının acısı size çarptığın­da bir lastik top misali geriye sıçrıyorsa. Hiçbir oyuk oluşturmuyorsa içinizde hüzün. Günübirlik hay ü hu­yun düşüncesinde nefesleniyorsanız. Öte dünyada hesaba çekilmek gerçeği fantazi hanenizde konuklamışsa. Şiir okumalısınız.
    Şiir dengeler insanı.
    Tüm sivrilikleri, abartmaları törpüleyen, düzleyen şiirdir. İfrat ve tefritin medd ü cezirleri, hayr vasatına şiirle girer.
    Hayrın vasatında, temkin üzre iseniz, yine de ge­reklidir size şiir. Çünkü halinizi tekamül ettirmek, ye­teneklerinizi geliştirmek baş ödevinizdir.
    Şiir hikmet erbablarının refikidir.
    Şiir, ilim mensuplarının arkadaşı olmuştur.”
     (şiir ve medeniyet)
    Nitekim şiirlerinde tasavvuf ehline ait hikmetler oldukça yoğundur. Doğruluğu,hakikatı libas olarak giydirmek istiyordu kelimelerine,söylenecek Hakk olsun,güzellikler kelam,sohbet şiir ile yol bulsun istiyordu. Aynı Sezai Karakoç , Necip Fazıl, Erdem Beyazıt,Rasim Özdenören... dostları gibi.

    “Bitirip şu kara kuru ekmeği
    Göç etsem diyorum yar ellerine.”
    -El Gazeli

    Ölümlerden korkar isem
    Gönül evi yıkar isem
    Ben bu yoldan çıkar isem
    Yazık bana vahlar bana -Bağlanma

    Teslimiyetinin sağlamlığını 1999 yılında yakalandığı karaciğer kanserini kardeşi,doktor Ahmet İnan, A. İnan’a söylerken yüzünde mimik dahi oynamadığını ifade ederken dile getiriyor. Sağlam duruş daima.

    Rasim abi arıyor, “Nasılsın? İyi misin ?”
    derken Akif inan:
    -Rasimciğim seni çok özledim,diyor.
    -inşallah bayrama gelir,görüşürüz.
    -Ah rasimciğim... Bayram çok geç.
    Sohbetten 2 gün sonra Kadir gecesinden önce bayramı göremeden,nadir mütefekkirlerden,eğitimci,yazar,şair,sendikacı Mehmet Akif İnan, doğduğu şehirde gözlerini kapatıyor.

    “Soyumu yüklendim bu çağ içinde
    Urfa bir dağ gönlüm bir bağ içinde”

    Heybesinde biriktirdikleri ile yol gösterici olan Akif İnan,"müslümanlar yol gösterici ve öncü olmalıdır. Her alanda edebiyatta,sanatta,tıpta vs. Helal sınırları içinde öncü olmalıyız. Biz yapmalıyız. Yapmayınca saha dediğimiz alan başkalarına kalıyor..." Sözleri nasihat niteliğinde.
    Kudüs şairi Mehmet Akif İnan Kudüs’ü görmemişti fakat hissettiği özlem,hasret ve ızdırap satırlarıyla öyle hemhâl olmuş ki hissettirebildi aynı Mehmet Akif’in Çanakkale’yi görememesi gibi...

    D.Mehmet Doğan’ın tabiriyle Akif İnan’ın tok ve parlak sesinden dinleyelim bir de Mescid-i Aksa şiirini.
    Selam ve muhabbetle. Mevlamın rahmetine nail olasın güzel adam.

    https://youtu.be/Hcins9J1kg8