• Dünyanın en güzel hissedişi ümit değil, ümide ihtiyaç duymayacak halde olmaktır.
  • Bazı şeyleri hatırlamakta, bazılarını ise unutmakla ayakta kalabiliyoruz galiba.
    İsmail Güzelsoy
    Sayfa 70 - Doğan kitap
  • Fazla iyiydi.

    Olabileceğinin ötesi derecede iyi bir roman, iyi bir yazar da İsmail Güzelsoy. Yazarın kalitesini, romancılık becerisini anlatabilmem için ülkemizin ötesinde bir yazar demek, yaşadığımız zamanların ötesinde bir yazar demek sanırım yeterli olacaktır.

    Uzun zamandır gözüme çarpardı Güzelsoy’un kitapları, ama ne merak eder kitaplarının konularına bakar ne de yazarı araştırırdım, bu kadar fazla karşıma çıkmasına rağmen maalesef (evet maalesef) hiç de merak etmemiştim. Yakın ama aslında uzak olan bir zamanda da sitede edebiyat bilgisine en çok güvendiğim Metin T. Abi’nin Güzelsoy hakkında yorumunu okumuş ve sayesinde de bu eşsiz yazar ve mükemmel kitapla tanışabilmiş oldum. Bir yandan sevinçliyim böylesine güzel ve farklı bir yazarla tanıştığım için, bir yandan da içten içten dert yanıyorum Güzelsoy ile bu kadar geç tanıştığım için. Hem kurgusuyla, hem tekniği ile hem de kurgusunun yanındaki yan hikâyeleri ile İsmail Güzelsoy Türk edebiyatının zirve yazarlarından hiç şüphesiz. Anlatımı, betimlemeleri hem çok güçlü hem de şahsına münhasır şekilde. Kullanılan argo sözler, küfürler ise öyle güzel bir dengede kullanılmış ki inanın bu sözlerin kullanıldığı önceki ve sonraki o kelimelerin arasına o küfürlerden, o argo sözlerden başka hiçbir kelime/kelimeler olmazdı. Yan hikâyeler ve yan karakterler ise ana kurgunun kalitesini, kitabın okunabilirliğini en ufak bir şekilde tökezletmeden, sekteye uğratmadan aksine kuvvetlendirerek destekler şekilde. Şunu da anladım ki romanlarında Güzelsoy karşılıklı referansı bol şekilde kullanıyor, yani farklı bir kitabında ucu açık kalan bir konuyu farklı bir kitabında yan hikâye olarak sonuçlandırıyor. Yani kitaplar tek olarak anlaşılmasında herhangi bir şekilde en ufak sıkıntı yokken yazarın kronolojik sıralamasında okumanın sadece alınacak olan zevkin dozunu arttırıp daha yüksek olacağı bir gerçek. Yan hikâyelerde aslında sadece diğer kitaplarından referans alıp göndermiyor Güzelsoy, gerçek dünyadaki olaylara da değiniyor, mesela bu kitabında kar topu yüzünden öldürülen Nuh Köklü’yü Hatırla tıyor bize yazar.

    Şimdilik öğrendiğim okuması sıra ise: Öncelik olarak Değil Efendi'nin Renk ve Korku Meselleri okunması, Sincap ‘a ise bu kitabın devamı diyebiliriz. Fenni Sihirler adındaki üçleme ise (iki tane daha devamı gelecekmiş): Değmez Gölge ve Hatırla olarak okunması yan karakter ve yan hikâyeler bakımından dediğim zevk kalitesini daha da arttırıyor. Değmez’de ise Değil Efendi ve evlatlığının aktif olduğu da düşünülürse yazarı kitap çıkarma tarihine göre kronolojik sırada okumak gerçekten önemli. He tabii, bir de bu kitabında gördüğüm şöyle bir durum da var: #35540811
    Başa bela yani.


    Kitabın hemen hemen ortalarına kadar olayın veya olayların ne şekilde gelişeceğine dair ufak bir şey oluşmadı kafamda, oluşamadı çünkü yazar bariz bir şekilde belli ki bu düşüncelerin okurunun kafasında en azından belli bir sayfa sayısına kadar oluşmasına izin vermiyor (sonralardan ise en azından dikkatli okura müsaade veriyor). Bilinmezlikle, merakla ve yan hikâyelerle besliyor ana kurgusunu. Öyle ki yazarın anlatısının şehvetiyle, heyecanıyla bu küçük yan hikâyelere kapılıp gittiğimiz anlarda ister istemez yazarın da kapılıp gideceğini ve ana kurguya dönmeyeceğini ya da dönse de bekleneni veremeyeceğini düşünüp, kaygılandığımız anlarda sanki o bilmediğimiz özel tekniği ile ana kurguya döndüğünde birkaç sayfa sonra anlıyoruz ki aslında ana hikâye daha da güçlenmiş oluyor.

    Dedim ya çok farklı yazar diye, Hatırla da çok katmanlı mimariye uygun bir eser diye işte o kadar dolu ve katmanlı bir eser ki hangi kategorinin altına koysam inanın okuduktan sonra biriniz de “Hayır bu kitap bu kategoriye giremez, sen yanlışsın” diyemez. Bilim kurgu desem sağlam bir bilim kurgu örneği, kapak resminden de anlayacağınız üzere Steampunk ve Biopunk da diyebiliriz, postmodern bir kitap da Hatırla, güzel, naif bir aşk hikâyesi de aslında Hatırla ama siyasi bir roman da ve insanların kendi etrafında dönen Binbir Gece Masalları tadında alternatif tarihi bir kurgu da Hatırla, Steampunk ve Biopunk olduğu için de bilim kurgunun yanında güzel bir fantastik eser de Hatırla. Evet, bunların hepsini içinde barındıran ama gerçekliğinden, inandırıcılığından en ufak bir şey kaybetmeyen gerçeklikte de bir roman Hatırla. Bilmiyorum belki de sırf bu sebepten dolayı güzel bir büyülü gerçeklik örneği de diyebilirim Hatırla için.

    Yazacağım, yazmak istediğim ve yorumlamak istediğim o kadar çok konu var ki ama inanın bunlardan herhangi birini söylesem kitap hakkında “spoiler” olur. Dedim ya işte kitap sağlam bir çok katmanlı eser örneği diye, işte emin olun katmanların içindekilerden hemen hemen hepsi siz okurken sürpriz olacak düzeyde ve güzellikte.
  • HAYATIM BOYUNCA ARADIĞIM KİTABI SANIRIM BULDUM!

    BİLİM KURGU MU, O ZAMAN Hatırla
    TARİH Mİ, O ZAMAN Hatırla
    FANTASTİK Mİ, O ZAMAN Hatırla
    SAĞLAM BİR KURGU MU, O ZAMAN Hatırla
    AŞK MI, O ZAMAN Hatırla
    Hatırla ,Hatırla ,Hatırla !

    Şimdilik Postmodern dünyanın en sağlam kurgusu İsmail Güzelsoy da saklı diyebilirim.
    mithrandir21 | Uğur la birlikte başımıza mükemmel bir bela sardık, hangi kitabı elimize alsak Hatırla nın etkisinden çıkamıyoruz.
    Yazarın '' Fenni Sihirler'' adı altında topladığı Değmez , Gölge ve Hatırla nın ufak bir dikkatsizlik kurbanı olarak, üçüncü kitabı olan Hatırla dan başladık. üçüncü kitap olduğunu sonradan öğrendikten sonra, ufak bir huzursuzluk eşliğinde okumaya devam etsem de yazarın röportajlarından, bu kitapların birbiri ile bağlantısız fakat yan karakterlerin bahsedildiği üçleme olduğunu anlayınca yolculuk keyifle devam etti. Okudukça aralarda Şahsiyet dizisi esintilerini aldım. Herhangi bir bağlantısı var ya da yok bilmiyorum ama anımsadığım noktalar oldu.
    Kitabı okurken yaşamak için, zamanı durdurmak gerekir diye düşünürüm. İşte bu roman, zamanın durmasını istediğim bir kurgudan ibaret. Kurgudan ziyade 800 yıl öncesi ve günümüz gerçekliği de mevcut. El Cezire'nin yaptığı otomatonlardan tutun Codart sendromunun çarpıcılığı ve içimizdeki Kibele'ye kadar topraklarda yaşanan yağmalamalar...
    Kitabı okurken zihnimin bir yanı sürekli sorgulama peşindeydi. Can nedir? Canlılık nedir, canlıyken ölü olmak mı? ölüyken canlı kalabilmek mi esas olan… Sorular sorular.
    Bir yanda vefalı bir aşkı dinlerken bir yanda duyguların robotlarla imtihanı süregeliyor. Yaratılmak ve yaratmak, bu kavramların içselliğini çözmeye çalışırken bir heykeli yaratabilmenin mucizesine tanıklık ediyor insan. Ve zaman sonra yaratmakla üretkenliğin arasındaki ince çizgide kaybolup gidiyorsunuz. Başkası olmamak ve kendini başkasında var edebilmek…Bazı anlar ya da kitaplar vardır anlattıkça ya da konuştukça içinizdeki büyüsünü kaybedeceğine inandığınız,ya da bir dileğiniz vardır söylemediğinizde gerçekleşeceğine inandığınız, işte onun gibi bir şey Hatırla
    Zaten cümlelerin oyunu içerisinde, belki de yıllarınıza yön vereceğiniz ve sürekli kulağınıza fısıldanan o kelime bırakmıyor peşinizi ''HATIRLA''…
  • "Bir kız gönlünce dans edebilsin diye canından vazgeçebilmeli insan."
    İsmail Güzelsoy
    Sayfa 357 - Doğan Kitap
  • Bu kâinatın tek bir sırrı var. Ben de onu biliyorum artık: İşine bak.
    İsmail Güzelsoy
    Sayfa 337 - Doğan Kitap
  • Bazı şeyler görüldüğü gibidir. Tabii görüldükleri sürece
    İsmail Güzelsoy
    Sayfa 330 - Doğan Kitap