• 216 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    "Oğuz Kağan Destanı, en eski iki destanımızdan birisi olmasının yanında Oğuznameler içerisinde en ihtişamlı olanıdır."

    NOT: incelememde kitap hakkında bazı bilgilere yer verdim. Dilediğinizi yapabilirsiniz.

    Kafir Türkistan İl'i hükümdarı Kara Han'ın ülkesinde yalnızca Oğuz, anası Burla Hatun ve Boşı Hoca Yüce Tanrı'ya inanıyorlardı. Oğuz, doğduğu günden beri bir ve tek olan Yüce Tanrı'ya iman etmişti. Burla Hatun'un nasıl Yüce Tanrı'ya iman ettiğini gelin anlatayım. Oğuz, doğduğunda 3 gün 3 gece anasının ya da hiçbir dadının sütünü emmemiştir. Bir gece anasının rüyasına girer ve der ki: "Ey ana! Eğer ölmememi ve sütünden emmemi istiyorsan bir olan Tanrı'ya inan. O' na ve On'nun dinine inandığını itiraf ve ikrar et. Kafir dininden dön. Bunları yaparsan sütünü emerim ve sana anne derim. Yok yapmazsan ölsem dahi sütünü emmem." Kara Han'ın hatunu Burla Hatun, bebeğinin açlıktan ölmesine razı olamadı. Gördüğü rüyayı kutlu bir işaret sayıp iyiliğe yordu ve Allah'a kalpten iman etti.
    Oğuz'un gösterdiği bir diğer olağanüstü olay şudur;
    O çağlarda bir adet vardı Türkler arasında. Çocuk bir yaşına ermeyince ona ad koymazlardı. Kara Han'ın oğlancığı bir yaşına ulaşınca ülkenin dört bir yanına haberciler gönderildi ve çok büyük bir toy düzenlendi. Toyda Oğuz herkesin görebileceği bir meydana çıkarıldı. Tam isim verilecekken Oğuz, Hz. İsa gibi dile gelip: "Benim adımı Oğuz koyasınız! Benim adım budur!" deyiverdi. İşte bunlara benzer birkaç daha olay meydana gelmiştir. Bir gün en yakın arkadaşı bildiği Boşı Hoca'nın kendisine bir 'kitap'tan bahsetmesi üzerine Oğuz'un kafasındaki eksik parçalar yerli yerine oturmuş ve böylece ilk gençlik yıllarından beri kafasına Kızılelma'sını kazımıştır.
    Oğuz, kendini bildi bileli Tanrı'ya bir söz vermiştir. Kağan olduğu vakit de bu Kızılelma' nın peşine düşüp üç kıtanın hakimi olmuştur.

    Okuduğum her satırda kendimi Türkistan İl'i içerisinde bulduğum bu kitap, milli duygularımıza can veriyor ve bizleri o çağa alıp götürüyor adeta.
    Tarihi roman okumayı pek sevmem. Fakat geçenlerde tevafuk eseri tanıştığım bu yazarın bu ay içerisinde okuduğum üçüncü kitabı. Kitapların sizi ne derece içine çektiğini siz düşünün :)
  • Ve, Osman'ın kalbi, daha fazlası olamaz, daha fazlasına can dayanmaz sanırken, daha fazla çarpmaya başlıyor;
    Çünkü ay yükselmiyor, Osman'a doğru geliyor;
    Çünkü ay Malhun Hatun'dur.
  • Arapların putlara taptıkları dönemden 800 sene önce, bir ve tek olan Tanrı’ya inanan Türk Hun Hükümdarları şu duayı okurlardı:

    “Ulu Tanrı!

    Her şeyi yaratan Tanrı!

    Yenilmez, yıkılmaz, ölmez, bitmez, yitmez, yok olmaz Tanrı!

    Suyu donduran, buzu eriten, buzdan su yürüten, sudan ırmak coşturan, ırmaktan göl dolduran, gölde balık gezdiren Tanrı!

    Kuru derelere pınar koşturan, ota ağaca can yürüten, ottan ağaçtan çiçek çıkartan, çiçeklerden oğul veren, arıya bal yaptıran Tanrı!

    Günümüzü aydınlatan, gecemizi yıldızlarla süsleyen Tanrı!

    Bize yeni bir yıl veren Tanrı!

    Bu yıl bize bol ver, bolluk ver!

    Otumuz otlağımız bol ver!

    Kulunlarımız kuzularımız bol ver!

    Yapağımız yünümüz, yağımız sütümüz, peynirimiz, kımızımız bol ver!

    Yağmurumuz suyumuz bol ver!

    Avlağımız avımız bol ver!

    Urısı, kızı oğulumuz bol ver!

    Anamızı balamızı, oğulumuzu kızımızı, gencimizi yaşlımızı, bu Kara Yer üzerinde hepimizi kara çorlardan sakla, isizlikten bizi esirge Yüce Tanrı!

    Yayımız yaman, okumuz şaşmaz, kılıcımız keskin kıl!

    Yağının başını munsuz, bileklerimizi güçsüz, yüreklerimizi umutsuz koma!

    Bahar geçsin yaz gelsin, yaz geçip güz gelsin, güz buduna yeğni gelsin!

    Kuzumuz, kulunumuz, oğulumuz çok olsun!

    TÜRK çoğalsın Acun üze bey olsun!

    Aç, çıplak kalmasın, acun düzen dirlik bulsun!

    Yer ve gök ülüşü için, atalarımız tini için sunduğumuz iduklarımızı una!

    Yüce Tanrı!

    TÜRK Budun ilsiz kılma, TÜRK Budun başsız kılma, TÜRK Budun töresiz kılma, Hun Budun yüzün yere vurma, TÜRK Budun tutsak kılma, hatun olacak kızlarımızı kun, bey olacak oğullarımızı kul kılma!

    TÜRK budunu koru!”..

    Kaynak : Ronald Cohn Jesse Russell, Tengriism,bookwika, VSD (1 Jan. 2012)
  • 127 syf.
    ·Puan vermedi
    Kırık bir adamın yazdığı kitap. Kitabı değil adamı inceleyeceğiz de inceleyeceğiz derken öyle uzun uzun anlatamam girin wikipediadan, ekşiden filan okuyun. Tabii ben oradan okumadım, benimkisi genel kültür de sizde yoktur, siz girin okuyun. Okuyunca vereceğiniz tepki; adam tam bir pislik çıktı Rıza Baba!
    Şimdi zor bir çocukluk geçiriyor bu meymenetsiz adam. E kırık bir adam oluyor haliyle. Orgon diye bir enerji bulduğunu iddia ediyor, bunun her derde deva olduğunu söylüyor ve bunu parayla filan satmaya kalkıyor. Haliyle Amerika'dan kovuyorlar bunu, hatta her yerden kovuyorlar. Vay efendim siz minisiz kovan diyerekten siz beni anlamadınız, ben bütün insanlığı kurtaracaktım, ben mesihtim ulan babında bu kitabı yazıyor. İçini döküyor kısaca bu kitapla. Önce yayınlamıyor ama arkadaşları çok iyi kitap oğlum bu, yayınla bunu filan diye ısrar edince fikri değişiyor da yayımlıyor. Bu adam sevişmeli, öpüşmeli, cinsellikli filan bir adam, siz bunu okumayın, boşverin.
    Dinle küçük adam derken, oradaki küçük adam hepinizsiniz. Sensin, senin sevgilin, baban, bindiğin dolmuşun şoförü filan. Size diyor yani, yoksa bana bir şey dediği yok adamın. Devleti siz var ediyorsunuz, sonrasında sanki varlığınızı ona borçluymuşsunuz gibi davranıyorsunuz diyor özetle. Ama bunu benim gibi kibarca söylemiyor. Malsın lan sen diyor. Az kalıbının adamı ol diyor, küçük, ezik bir şeysin diyor. Bana değil tabii, size.
    Ya aslında orgon olayına girmeseymiş baya sempati duyulacak bir adammış kendisi. Sevişmeli, öpüşmeli düşünce tarzı tam benlik. Siz okumayın bu kitabı adam size mal diyor sonuçta ki mal en naif tabiri gerisini sen düşün.
    Çevirisi çok güzel olmuş, sanki kötü olsa anlayacaksınız da ama olsun yine de güzel olmuş diye yazın siz her kitabın altına, getirisi var bu kalıbın, entel bir hava yaratıp hatun düşürmenize yardımcı olur.
    Aslında psikanalizmin babası sayılabilecek Freud'u bile etkilemiş, onun devrim niteliğindeki görüşlerini dahi bir adım öteye taşımış bir adam Reich. Tam bir tabu savaşçısı, o kesin de işte delilik ile dahilik arasındaki ince çizgide gidip gelen bir adam belli ki. Bu kitap, bu deli-dahi adamın insanlık ile ilgili tüm sitemlerinin bir özeti niteliğinde, lan aynı ben dedirten yerleri var gerçekten.Eminim aynı seni de anlatıyordur :) Neyse bak şimdi adam ne diyor;

    Sanki ''kişisel özgürlük'' ve ''kişisel büyüklük'' sana hiçbir şey demiyor ve ''ulusal özgürlük'' ve ''devlet çıkarları'', kemik gördüğüne sevinen bir köpek gibi senin ağzının sularını akıtıyor.

    Yalnız Riech! İnsanı aşağılamak için bir daha hayvanları kullanırsan külahları değişiriz ona göre!

    Hayvanı kullanmadığı bir alıntı daha ekleyeyim;

    Duvarları tezekle yoğurulmuş, kireç badanalı evinde yaşayıp duruyorsun. Ama öte yandan, ''kültür sarayı'' na bakıp övünüyorsun.

    Bir alıntı daha:
    Senin masken düştü. Senin kaygını biliyoruz: ''ahlak ve kamu düzeni'' Aslında sen otellerde hizmet eden kadınların bacaklarına çimdik atmak için can atıyorsun.

    Ama dediğim gibi okumayın, sonuçta sevişmeli bir adam ve size mal diyo
  • Ve, ay tepeden -Ede Balı’dan- ayrılmaktadır.
    Ve, Osman’ın kalbi, daha fazlası olamaz, daha fazlasına can dayanmaz sanırken, daha fazla çarpmaya başlıyor;
    Çünkü ay yükselmiyor, Osman’a doğru geliyor;
    Çünkü ay Malhun Hatun’dur.
    Ve, aşağıdan, otlaktan kopan bir ses, yedi iklimdeki yedi milyon vâdide yankılanıyor; sanki binler, on binler, yüz binler, milyonlar bir tek ciğer olmuş da, en geniş zamanların özlemi olan kutluluk gerçekleşti diye, umutlu, ama endişeler yüklü bekleyişin tuttuğu nefesi, yıldızlara doğru boşaltıvermiştir.
    Ve ay -Malhun Hatun- sımsıcacık, Osman’ın göğsüne iniyor. Osman bu sıcaklıkta, hayatın tek ve yaşamaktan değerli anlamını kavrıyor.
    Osman, şimdi, benzeri olmayan mutluluğun, bir daha erişilmez hazzın ve tekrarlanamaz doyumun yorgunudur. Bu yorgunluğun terleri kalbini uysallaştırıyor ve bu yorgunluk o mutluluğun şiiri oluyor, bestesi oluyor.
    Tarık Buğra
    Sayfa 87 - Ötüken Neşriyat
  • Mevlânâ Şemsi teselli etmek, can sıkıntısını gidermek amacıyla onun hücresine gider. Kapıyı aralayınca Şems ile Kimya Hatun'un sevişmekte olduğunu görür ve hemen kapıyı çeker, geri döner. Bir zaman geçdikten sonra tekrar Şems'in hücresine gider, içeri girince Şems'in yalnız oturduğunu görür ve Şems'e sorar: "Üstad az önce geldim, Kimya Hatun ile aşk-bazi (Aşk oyunu) halindeydi- niz. Kimya Hatun nerede?" Diye sorar. Şems de ona: "O senin gördüğün Cenab-ı Allah idi. Cenab-ı Allah'ın ne kadar sevgili bir kuluyum ki, Kimya Hatun suretinde bana geldi. Onunla aşk-bâzi-halindeydik" der.