• Havada bir hoş aydınlık bir mavi
    Sevgiyse büyük şarkıysa güzel
    Yaşamaksa...
  • Havada bir hoş aydınlık bir mavi
    Sevgiyse büyük şarkıysa güzel yaşamaksa
    Bir yeşil kurt hazla gerinir güne doğru
    Toprakta
    Gülten Akın
    Sayfa 32 - YKY, Genişletilmiş İkinci Basım, 1995.
  • Soğuk, karlı bir hava... Uykudan zorla uyandırıldı biraz önce o tatlı çocuk. Kaba montunu giydirirken, yumuk yumuk gözleri arasından annesini zor seçiyor, elinden kurtulabilse yatağa hemen girmeyi umuyordu. Bir an babasının sesiyle irkildi: "Hanım bir hazırlayamadın çocukları! Geç kalacağız nerde kaldınız?!" Annesi hafiften söylendi: "Sanki keyfimden geç kalıyorum. Tamam tamam, patlama!"

    Kendisinden evvel hazırlanmış olan kız kardeşinin üzerinde bir göz gezdirdi. Gözleri onunda yumuk yumuk, bir açılır bir kapanır halde, montuysa cüssesinin iki katı, abisine dönüp, boğuk, kedi mırlaması gibi çıkan, incelik ve tokluğun karışımı bir sesle: "Abi nereye gidiyoruz?" diye sordu. Hoşuna gidiyordu bu ses abisinin. Belki de kendisinden yardım isteyen, kendisine sığınan biri varmış, ha birde, yaptığı sanki çok büyük bir işmiş gibi hissediyordu. Gayet mağrur: "Bilmiyorum."

    Her gün belki de kavga ederler, aynı oyuncakları aynı anda oynamak istemeseler dahi diğerinin elinde bulunmasına tahammül edemezlerdi. Hele ki, Emin eğer bu işi kısa yoldan dövüşerek halledip, kardeşinin elinden istediklerini, annesine hissettirmemek kaydiyle alabilirse (Napolyon Bonapart), fark edilirse (Speedy Gonzalez) rolüne bürünmeyi iyi bilirdi. Hoş, kız kardeş pek de hareketli değildi. Kalbi delik olarak doğmuştu. O yüzden hareketli olmamakla beraber uysal bir tavra bürünmeyi, her zaman, daha rahat hazmediyordu. İstemediği fakat alıştığı için böyle davranıyor da diyebilirsiniz.

    Emin, annesinin ve babasının kız kardeşine ayrı bir ihtimam göstererek yaklaşmasını hem kıskanıyor hem de arada bir içine abilik gururu dolmasına müsaade ediyordu. Bazen kız kardeşi gece vakti uyuduğunda gider, o küçük kız çocuğun esmerimsi tatlı yüzünü okşar ve yanağına bir öpücük kondurup kaçardı. Tabi gelirken uyuduğundan ve giderken uyanmadığından emin olarak... Küçük düşmek addeder, görünmek istemezdi bu haliyle ona neticede...

    Annesi aceleyle ortalıkta koşturuyor, evin eksikliklerine söyleniyor, bir o tarafa bir bu tarafa dolanıyordu. Sonunda çocukların yanına geldi, atkılarını boyunlarına geçirdi, kendisi de son haline dikkatle baktıktan sonra: "Emin, Firdevs'in elinden tut. Hadi iniyoruz. Eksik bir şey unuttum mu ben?" Yine aynı ses tonuyla kardeşi: "Abiii? Arabada sana yaslanarak uyusam olur mu?" Çok zor bir karardı Emin için... Dün, elinden aldığı oyuncak için annesine şikayete koşan Firdevs mi yoksa şu "abilik gururunu" tatmasına vesile küçük kız çocuğunu mu düşünerek davranmalıydı. "Tamam" dedi. Kız kardeşinin tebessümüyle gelen sevinç, içine dolan gurur ise bambaşkaydı...

    Arabada giderlerken Emin, kız kardeşi yanında uyuyor, kendisi de uykuya daldı dalacakken, sarsıntıdan uyuyamadığını farketti. Vazgeçti uyumaktan ve bir müddet şöyle bir düşündü: "İleride acaba bende annem babam olmadan tek başıma çok uzaklara gidebilecek miyim? Yalnız kalınca bana kötü davranırlarmış. Öyle diyor annem. Ama annemle babam niye yalnız? Onlar çok güçlü de o yüzden... Onlar kötü adamları korkutur. Mahallede beni döven kötü çocuğun annem bir kere sırtına yumrukla vurmadı mı? E öyleyse, ben büyüyünce annemi de giderken yanımda götürürüm. Hem annem beni bırakmaz ki."

    Emin, arabanın camından dışarıyı seyretmeyi ve yolda ne kadar hızla gittiklerini düşünmeyi severdi. Bir aralık, radyodan gelen seslere kulak kesildi. Henüz, güneşin kendini tam manasiyle belli etmediği, gökyüzünün yeni yeni uyandığı bu vakitlerde kısık sesle bir müziğin çalması onu rahatlatıyordu. Bir an anlamak istedi ama ses kısık olduğu için sözleri duyamadı. Sadece aklında bir melodi kaldı. İleride bir tünel vardı. Hayrandı bu yuvarlak kapılı karanlık yollara... Tünel, Emin'de ayrı bir merak duygusunu tetikliyordu. Sonucunu her ne kadar bilse de "GÜN AYDINLIKKEN KARANLIKTA KALMAYI" merak ediyordu.

    En çokta, tünel çıkışlarında gözlerini dolduran aydınlık onu zorluyordu. Tam çıkışa geldiğinde her şey bembeyazdı ve hiçbir şey belli olmuyordu. Ama az önce zaten o aydınlık havada değil miydi? Gözleri alışkındı o havaya. Şimdi niye bu kadar zorlanıyordu?

    Tünelden çıktıktan ve yeniden gün ışığına alıştıktan sonra rahatlıyor ve artık karnının açlığı gibi sıradan meseleleri düşünebiliyordu. Tünele ve o karanlıktan çıkarken gözlerini alan gün ışığına olan tatlı hayranlık yine gönlünde yer edinmişti. Şimdiyse kendini az önce ki gibi toparlayıp, bir şey düşünemiyor sadece mide gurultusunu duyuyor ve hissediyordu. Çünkü, UYKUSUNU KAÇIRAN BİR MERAK YOKSA SIRADANLAŞABİLİRDİ. Aklında tek dönen istikrarlı şey, radyoda o an çalan melodi oldu.


    https://youtu.be/Briw30_4PRM
  • Havada bir hoş aydınlık bir mavi
    Sevgiyse büyük şarkıysa güzel
    Yaşamaksa…