• Ahbap bana lazım olan;
    Sınırsız Havuç,Süt, Kahve ve kitaptan başka değil.
  • Çobanların isteğine çörekçiler hiç yatkınlık göstermediler, üstelik işin kötüsü, bir hayli hakaret ettiler onlara, neler demediler: Pisboğazlar, dilenciler, dişi kırıklar, havuç kafalılar, uyuz köpekler, g.tü b.klular, serseriler, yüzsüzler, aylaklar, açgözlüler, şiş göbekler, farfaralar, ciğeri beş para etmez herifler, hödükler, odun kafalılar, lüpçüler, sürüngen hırsızlar, kendini beğenmişler, soytarılar, miskinler, beyinsizler, avanaklar, dangalaklar, kafadan çatlaklar, salaklar, zırtapozlar, maymunlar, tezek sığırtmaçları, bok çobanları ve daha bir sürü berbat küfürler.Bu çörekler sizin neyinize gerekbayat kara ekmek neyinize yetmiyor?
  • Allahın belası göçmenler! Göz açıp kapayana kadar sahip çıkarsınız toprağa, değil mi? Pişman edeceğim seni bu yaptığına. Babanın malı mı sandın burayı? Defol bakalım şimdi.

    Sonra küçük, yeşil havuç yaprakları tekmelenir, şalgam yapraklarının üzerine basılıp iyice ezilir. Hemen arkasından Jimson yaban otları tekrar sarar orayı. Ama polis haklıdır. Bir ürün yetişirse... mülkiyete yol açar o iş. Toprak çapalanır, biten havuçlar yenirse, insan dövüşür bile ürününü yediği toprak için. Çabuk çıkarmalı onu buradan! Kendinin sanır sonra. Jimson otları arasındaki bir karış toprak için dövüşürken ölmeye bile razı olur. Şalgamları tekmelerken nasıl bakıyordu, gördün mü? Öldürür bile böyleleri. Bu herifleri hep bastırmak zorundayız. Yoksa bütün memleketi alırlar elimizden. Bütün memleketi alırlar.

    Dışarlıklılar, yabancılar.

    Evet, biliyorum, aynı dili konuşuyorlar. Ama aynı değiller yine de. Baksana nasıl yaşadıklarına! Bizlerden kimse öyle yaşar mıydı Asla!
    John Steinbeck
    Sayfa 290 - Sel, 14. Baskı
  • 224 syf.
    ·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Sputnik' Sevgilim 1999 yılında Haruki Murakami tarafından yazılmış çevirisini Ali Volkan Erdemir' in yaptığı 224 sayfalık Doğan Kitap' ın yayınladığı bir romandır.

    Kitaptaki olaylar, K. adlı bir öğretmen tarafından anlatılmaktadır. Sumire(ana karakter) ve Myu ise hikayedeki diğer kişilerdir. Yalın, sade, akıcı bir dilin kullanıldığı, benzetmeleri ve betimlemeleriyle (özellikle zaman konusundaki) kitap üzerindeki ilginizi canlı tutan bir anlatımı mevcut. Ayrıca kitaptan güzel şarap üretilen yerlerden ve güzel müziklerden bahsediliyor.

    Kitapta varoluşçuluk, yokluk,yalnızlık paralel evren, rüyalar gibi temalar işlenmekte.

    !!Buradan sonrası spoiler içerir.


    Yazar, kitabın ilk sayfalarında Sumire' in çok sevdiği Kerouac' in "Yalnız Gezginler" adlı kitabından alınan şu alıntı ile aslında işleyeceği konu hakkında bize küçük bir kıvılcım veriyor:

    "İnsan yaşamında bir kez olsun vahşi tabiatın içine karışmalı, ne kadar sıkıcı olursa olsun sağlıklı bir tek başınalığı deneyimlemeli. Tamamıyla kendine bel bağlamak zorunda olduğunu keşfedip, sonrasında kendi içindeki gerçeği, içinde gizlenmiş gücü öğrenmeli."

    Sonuçta insanın kendini bulabilmesi için öncelikle bir dönüşüme uğraması lazım (Tıpkı bizim cennetten sonra anne rahmine cenin olarak düşüp geçirdiğimiz dönüşüm gibi). Sumire in kaybolmadan önceki gece ter içinde cenin pozisyonunda Myu nun odasında bir köşede beklemesi, Sumire' in eski kıyafetlerini çıkarıp Myu nun hiç giyilmemiş yeni yeşil kıyafetini giyinirken onun bakire olduğunu düşünmesi, sonrasında karnına sarılması, onun hala bir çocuk olduğunu düşünmesi Sumire 'in dönüşümünün evreleridir. Bir de Myu nun pijamasının beyaz olması saflığı, Sumire' e verdiği pijamanın yeşil olması ise kutsal bir renk olmasından dolayı dini rituelleri çağrıştırdı bana. "Birisi vurulunca kan akar." dosyasındaki K. min hikayesindeki gibi köpek kesme ve kanını akıtma olayı ise bu görüşümü güçlendirdi (sonuçta kurban kesmeye benziyor). Ayrıca kitapta Myu için:

    "Boş kabuk; onu gördüğümde aklıma gelen ilk sözcükler bunlar olmuştu. Myu' nun görüntüsü bana, içinde tek bir kişinin bile kalmadığı bomboş bir odayı düşündürdü. Şüphe yok ki çok önemli bir şey (bu şey, bir kasırga gibi Sumire'yi kaçınılmaz olarak çekip almış, feribotun güvertesindeyken benim yüreğim sarsılmıştı.) onun içinden ebediyen silinip gitmişti. Geriye kalan birinci derecede önemli anlam ise varlık değil, yokluktu. Yaşamın sıcaklığı değil, belleğin soğukluğuydu." diyor.
    Bence burada boş kabuk derken Sumire' nin dönüşüm geçirene kadar onu örten bir kalkan olmasına vurgu yapmakta; tıpkı cenini örten rahim gibi.

    Kendini bulmak için ikinci aşama ise kaybolmamaktır. Sumire in öğretmeni araması, Myu'nun hala boş bir kabuk olarak devam etmesi(o dönüşümünü lunaparkta tamamlamıştı) bu konuda başarılı olduklarını gösteriyor. Burada bence tek dönüşümünü tamamlayamayan "Ben kimim?" diye kendini sorgulayan öğretmen. Çünkü ona gönderilen küçük kıvılcıma direndi:

    "Zaman ilerledi, kendi üstüne katlandı, öylece yığılıverdi, sonra yeniden düzenlendi. Dünya sınırsızca genişlerken aynı zamanda sınırlandı. Birkaç belirgin görüntü -sadece görüntü- kendi karanlık koridorlarından sessiz sedasız geçip gitti. Denizanaları gibi, sürüklenen ruhlar gibi. Ama başımı çevirip bakmadım onlara. Onları farkettiğimi birazcık da olsa belli etseydim, her biri hiç vakit kaybetmeden bir anlam yüklemeye başlayacaktı şüphesiz. Anlam, olduğu haliyle zamansallığa bağlanacak, zamansallık ise beni istesem de istemesem de yüzeye itecekti. Zihnimi onlara sımsıkı kapattım ve geçip gitmelerini bekledim." şeklinde anlatıyor. Hatta bunu şu sözlerle anlatıyor tekrar bir yerde :

    "Her insanın hayatının özel bir zamanında elde etme şansına sahip olduğu birtakım özel şeyler vardır. Bunlar birer kıvılcım gibidirler. Dikkatli ve şanslı olanlar, bunları özenle korur, büyütür, meşale olarak kullanır. Ancak bur kez kaybedince o kıvılcım bir daha geri gelmez."

    Ama kitabın sonunda umudunu hiç yitirmiyor:

    "Başımı çıkarıp karanlık gökyüzüne doğru baktım. Gerçekten de oradaydı küf rengi yarımay. İyi. Biz aynı dünyada aynı aya bakıyoruz. Biz kesinlikle aynı bağla aynı gerçekliğe bağlıyız. Tek yapmam gerekn onu usulca kendime doğru çekmek."

    Bir de sonunda hikayesini anlatıyor Havuç a çünkü:

    "Her hikayenin anlatılacak bir zamanı vardır. Eğer anlatılmazsa insanın yüreği hep o sırrın hapsinde kalır."

    Kitabı asıl anlatan kısım ise bence şu kısımdı:

    "Gözlerimi kapattım, kulak kesildim: Sputnik' in, dünyayla tek bağları yerkürenin çekim gücü olan, gökyüzünde dolaşmaya devam eden torunlarını düşündüm.Bu yapayalnız metal kütleler uzayın dipsiz karanlığında birbirleriyle birdenbire karşılaşıyor, birbirlerinin yanından geçip gidiyorlardı, bir daha asla karşılaşmamak üzere ayrılarak. Birbirlerine ne söyleyecekleri bir şey vardı, ne de yerine getirmek üzere verecekleri bir söz."

    Kitapta beni en çok rahatsız eden şey Türkler hakkında geçen cümlelerdi. Onun dışında ele aldığı konuyu bence çok başarılı bir şekilde dile getirmişti. Sonuç kısmı havada kalmamıştı. Yazarın betimlemeleri Sumire'i aratmayacak kadar gerçekçiydi. Bence aslında Sumire kendisiydi Ayrıca kitap bence Pan'ın labirentiyle birebir örtüşüyor. İzlemediyseniz kitabı okuduktan sonra tavsiye ederim. Aslında belki filmin sonunda Sumire' in nereye gittiğini siz de görebilirsiniz.
    Umarım bize gönderilen kıvılcımları farkedecek kadar şanslı oluruz.
  • İnsanlar zalimdi. Hayat, tahammül edilmez bir şeydi; havuç yemekle, acıkmış bir örümcek gibi kendi bacaklarından birini yemek arasında ne fark vardı?
  • Tavşan besleyen,
    havuç da yetiştirmelidir.
  • 163 syf.
    ·Beğendi·7/10
    Biladerim şimdi napıyorsun biliyor musun?Bunu Kitapyurdu’ndan Yapı Kredi Yayınlar’ının yayınladığı kitabını alıyorsun bak yayınevi çok önemli. Sonra kitabı alıp İstanbul’un sahil tarafına ya da Galata Kulesi’nin o taraflara falan gidiyorsun. Orada bir kafe buluyorsun ismi Fransızca olacak bak burası da çok önemli. Ondan sonra kafeye gidiyorsun tamam mı, havuç sulu çay latte istiyorsun. Dikkat çekici manzarası olan bir masaya gidiyorsun sonra kitabı havuç sulu çay latteye dayıyorsun. Ama sakın havuç sulu çay latteyi kapatmasın kitap. Sonra çekiyorsun fotosunu konumuyla birlikte atıyorsun Instagram’a. Kitabı okumadığın halde şaheser maheser diye övüyorsun tamam mı? İşte bundan sonra sen dünyadaki ne dünyası, evrendeki gelmiş en kuğul en entelektüel varlık oluyorsun herkes sana tapar, erkeksen kızlar kızsan erkekler sana hasta olur biladerim, dediklerimi yap çok işe yarar.