• Bir kadın duyduğu temiz aşkı belli etmeye, içindeki coşkuyu açığa vurmaya başladığı zaman, erkek hemen ondan soğur ve artık o kadın ölse bile kılı kıpırdamaz.
    Molière
    Sayfa 43 - Bordo siyah klasik yayınları
  • İvan sinirli bir tavırla,
    - Bir fıkra anlatsan bari, dedi.
    - O da var. Yalnız tam konumuza uygun bir fıkra değil de efsane... "Görüyorsun, ama inanmıyorsun" gibilerden... Fakat aziz dostum, yalnız ben öyle değilim ki, hepimizin aklı alabora, hep şu bilimlerinizden. Sadece atomlar, beş duyu ve dört element olduğu zaman durum şöyle böyle gidiyordu. Atomlar eski dünyada da vardı. Ama bizimkiler, sizin burada "kimyasal molekülü ", "protoplazma "yı, daha neleri neleri keşfettiğinizi duyunca kuyruklarını kıstılar. Bir kargaşalık başladı, kör inançlar, dedikodu aldı yürüdü. Dedikodudan yana sizden aşağı kalmayız, hatta bir boy geçeriz de. Bütün bunlar jurnalciliği doğurdu; bizim de belirli "bilgiler" toplayan bir dairemiz vardır...*
    Ta ortaçağımızdan; sizin değil, bizim ortaçağımızdan kalma bir ilkel efsane vardır ki, kimse, bizimkiler bile inanmazlar, yalnız yedi pud'luk tüccar karılarının ağzında dolaşır bu. Bu tüccar karıları da sizinkiler değil, bizimkiler... (Zaten sizin burada ne varsa bizde de var.) Yasak olduğu halde sana arkadaşça bir sır veriyorum. Cennete ait bir efsane bu. Yeryüzünde bir filozof varmış. Yasa, vicdan, din gibi her şeyi inkâr eder, en önemlisi öteki hayata da inanmazmış. Ölmüş; doğruca karanlığa, ölüme gideceğini sanmış; bir de bakmış ki, önünde ölmezlik... Şaşırmış ve kızmış: "Bu benim inançlarıma aykırı," demiş. Cezalandırmışlar onu. Yani, kusura bakma, duyduğumu söylüyorum, sadece efsane bu... Verdikleri ceza şuymuş; karanlıkta bir katrilyon kilometre (bizde artık kilometre hesabı kullanılıyor) yürüyecekmiş, ancak o zaman önünde cennet kapısı açılacak, affedilecekmiş...

    İvan garip bir heyecanla sözünü kesti:
    - Katrilyondan başka ne gibi azaplar var öbür dünyada?
    - Ne gibi azaplar mı? Sorma! Eskiden pek o kadar değildi, ama şimdi en çok maneviyatla ilgili: "vicdan azabı" ve türlü saçmalıklar... Bu da sizden, "ahlâk yumuşatma" sisteminizden başladı. Kim kazandı? Sadece vicdansızlar. Vicdan olmayınca vicdan azabı vız gelir onlara! Ama vicdanını, şerefini yitirmemiş temiz insanlar bu işten zararlı çıktı... Bir de hazırlıksız ortama, üstelik yabancı kurumlardan kopya edilen reformlar zarardan başka şey değil. Atalarımızın yaktığı ışık daha iyiydi gibi... Şu bizim katrilyon kilometre yürüme cezası verilen adam birden durmuş, bakmış bakmış, sonra yolun ortasına uzanıvermiş: "Gitmeyeceğim," demiş, "ilkelerime bağlı olduğum için gitmeyeceğim!" Şimdi al bir aydın Rus inkârcısının ruhunu, ona balinanın karnında üç gün, üç gece küs duran Yunus peygamberin ruhunu karıştır: İşte sana yolun üstünde yatan düşünürün kişiliği...

    - Neyin üstünde yatıyormuş acaba?
    - Yatacak bir yer varmış besbelli. Alay mı ediyorsun yoksa?
    - Aferin adama! diye bağırdı, İvan. Hep o garip heyecan içindeydi. Olağanüstü bir merakla dinliyordu artık.
    - E, hâlâ yatıyor mu?
    - Hayır. Mesele de burada. Aşağı yukarı bin yıl yattıktan sonra kalkmış, yürüyüvermiş.
    Sinirli sinirli gülerek,
    - Hay eşek! diye bağırdı, İvan. Bir şeyler kavramaya çabalıyor gibiydi.
    - Sonsuza kadar yatmakla katrilyon kilometre yürümek arasında ne fark varmış sanki! Yüz milyar yıllık bir yürüyüş bu, değil mi?
    - Daha da çok. Kalem kâğıt yok ki, hesaplayalım. Ama çoktan bitirmiş yolu o; fıkramız burada başlıyor işte.
    - Nasıl bitirmiş, trilyon yılı nasıl tüketmiş?
    - Sen hep bugünkü yeryüzü koşullarına göre hesap tutuyorsun. Ama bizim bugünkü yeryüzü de belki trilyon kere yaşamıştır şimdiye kadar; yaşlanır, donarak çatlar ve parçalanıp asıl elementlerine ayrılır... sonra bir kuyruklu yıldızdan güneş, güneşten de yeni bir küre doğar. Bu, sayısız defa noktası noktasına tekrarlanıp durmuştur. Sıkıntıdan patlamak işten değil!

    - Ee, bilgin yolunu bitirince ne olmuş?
    - Cennetin kapısı açılıp içeri girdikten iki saniye sonra -saatle saptamışlar bu zamanı, saatle (oysa yolda adamın saatinin de elementlerine ayrılması gerekirdi)- bu iki saniye uğrunda yalnız bir katrilyon değil, katrilyon kere katrilyon yürümeye hazır olduğunu söylemiş. Anlayacağın, bir övgü okumuş, ama ölçüyü öyle kaçırmış ki, oradakilerden daha efendice düşünenler onunla selamı sabahı kesmişler: Pek çabuk kabuk değiştirdi diye... Rus tabiatı, ne dersin! Ama tekrar ediyorum, efsane bu. Başkalarının yalancısıyım. Bu konular üzerine bizdekilerin anlayışı böyledir işte.

    * Gizli Polis Üçüncü Şubesini kastediyor.
    Dostoyevski
    Sayfa 856 - Dördüncü Bölüm, Onbirinci Kitap, İvan Fyodoroviç Kardeş, IX, Şeytan. İvan Fyodoroviç'in Kâbusu