• "Depresyona girenlerin çok uyuması başka birşeyin arzusu gibi geliyor bana. Onlar rüya istiyorlar. Uyku bunun duası. Rüyayı da Cenab-ı Hakkın büyük bir ihsanı olarak görüyorum. Bu çok sınırlı dünyanın cenderesinde, daha bir üst âlem için yaratılmış olan ruhum ve kalbim sıkıldığında, rüyalar bana bir nefes aldırıyor. "Bak!" diyorlar. "Varlık yaşadığından/daraldığından ibaret değil. Ötesi de var."
    Bir başka varlık âlemi, fakat yüzü daha misalî, bana göz kırpıyor. Canının 'dünyada olmaz'lara da inanma ihtiyacı var. İhtimal hassas ruhların hayatta kalmasını sağlar. Gerçeğin elinde solacak güller hayalle sulanır. "Sana hassasiyetli bir hayat verdiğinden, o hayat dahi bir mide gibi rızık ister..." diyor ya mürşidim, işte böyle böyle anlıyorum, hayalgücüm de midem gibi bir rızık istiyor.Çünkü o da hayatıma dahildir. O da benim parçamdır. O da biraz 'ben'dir. Ve benim hayatım bu dünyaya sığabilecek gibi değildir.
    Akletmek hayal etmek gibi değildir. Hayal ettiğimiz şeyler hakkında duygulanırız. Duygulanmak da bir dahil olma şeklidir. Duygulandığımız şeylerin rengine bulanırız. Biraz 'o' oluruz. O da biraz 'biz.' Onun gibi hissederiz (veya bunu deneriz). Bizi dönüştürür. Hakkında duygulandığımız herşey dönüştürücüdür.
    Daru'l-Erkam günleri, ambargo yılları, Hz. Hatice annemizin ve Ebu Talib'in vefatları, hüzün yılı, sonra Taif'te yaşananlar... Kaç kere baştan sona okuduğunuz veya dinlediğiniz halde her defasında aynı hüznü gönlünüze taşıyan hayatlar...
    İnsan alınmadan/aldırmadan edemiyor. Çünkü, dedim ya, duygulanmak bir dahil olma şeklidir. Orada varolmak, onun sende varolması, varlığını varlığına katmak veya en azından haberdar olduğunu göstermek, bunlar hep duygulanmayla oluyor. Yine annemin yüreğine döneyim: Belki güleceksiniz. Fakat gerçek. Hz. Vahşi (r.a.) hakkında kötü sözler söylemesini engellemek için Hz. Hamza'nın şehit olduğu sahneyi izletmiyoruz. Orası gelince hemen başka kanala geçiyoruz. Kendisini tutamıyor çünkü.
    Bir kitapta da (kaynağını bilmem) Hz. Ömer'in (r.a.) de, Efendimiz aleyhissalatuvesselamın kıraat eylediği Hz. Musa kıssasında Firavun'a hiddetlenip, namazda konuştuğunu okumuştum: "Ben olsaydım başını keserdim."
    Bunlar güzel hassasiyetler. Razı olmalıyız. Kalbinin ne tarafta olduğunu da gösteriyor. Kime dahil oluyorsun? Kimle beraber olmak istiyorsun? Kimliğin, mahallen, kıyafetin, sözünden önce duyguların haber verir bunu. Hadis-i şerifin ifade buyurduğu gibi: "Kişi 'sevdiğiyle' beraberdir." Kişi hakkında duygulandığı şeyle beraberdir.
    Kötülüğe karşı elle, dille veya en azından kalben buğzetmeyi emreden hadis-i şerifte de hissediliyor bu. En azından buğzedecek kadar bu tarafta olmalısın. O da yoksa, bedenen ha buradasın, ha orada! Cisminin bir yerde olması kalbinin de orada olmasını gerektirmez. Şaşırma! Yalnız kaldığında aklına ilk gelen kişinin yanındasın.
    Böyle keder keder üstüne, acı acı üstüne, hüzün hüzün üstüne geçen yıllar ve ardından miraç. Allah'ı kadar insanı kim anlayabilir? Hayatın bu dünyadan ibaret olmadığını göstermekle müşriklerin Mekke'deki tazyikatından Nebîsini kurtaran O'dur. Mülkünün başka köşelerini göstermekle bir köşesinde yaşadığı sıkıntılardan ferahlık veren O'dur. Bütüne bakmak parçayı rahatlatır. Keder 'bir öpmekte batanların' memleketidir.
    Hz. Yusuf'a (a.s.) rüya tabirini öğreten Rabbi onu da bu şekilde zindandan kurtarmamış mıydı? Sakın aziz olduğu dönemi kastettiğim sanma. Bence rüyalarıyla barışık olan hiçbir zindanda sıkılmaz. Ruhunun pencereleri açıktır çünkü. Onu, Allah, rüya ilmini öğretmesiyle ferahlatmıştı. Allah Resulü aleyhissalatuvesselamı da bedeni ve ruhuyla âlemleri gezdirerek ferahlattı. Bizi de namazlarımızda ferahlatıyor.
    "Namaz mü'minin miracıdır..." buyuruyor ya Efendimiz, hakikaten de öyledir, ne zaman namaza dursan âlemin bu dünyadan ibaret olmadığını anlarsın. İşin bölünür. Hayatın bölünür. Günün bölünür. Telaşın bölünür. Kesrette boğulmaların tevhidî nefeslerle bölünür. Onlar, gün içine bırakılmış beş panik odası, beş kaçış noktası, beş ferah. Onlar, uyanıkken ve iradeyle görülebilen beş rüya. Şu kesif gerçekliği yaşamaya mecbur musun?"

    Ahmet Ay
  • Hayatın vereceği huzur ve güzellik ancak hayatından uzakta başka âlemleri düşlerken ortaya çıkıyordu. Bilet alıp film seyrederken, hayal kurarken olduğu gibi ruhunun bir yerinde suçluluk duygusunu ince bir acı gibi hissederdi.
    Orhan Pamuk
    Sayfa 120 - Yapı Kredi Yayınları
  • Nereden geldik? Nereye gidiyoruz? Saf bir inancın pek güzel cevap verdiği bu soruya akıl ve fen cevap veremiyordu. Bir kere daha tabiata baktım. Bu sefer gözlerimin önünde eşsiz güzellikler kayboldu. Her tarafı karanlık istila etti. Sanki hakikat bütün dehşetiyle gözlerimde parladı. İnsanın gözlerini okşayan çimenliklerdeki yeşillikler ancak ışık oyunu! Mini mini kuşların cıvıltısı havanın titremesi ! Alemleri kaplayan huzur, her şeye nüfuz eden bir dalgalanma ! Sözün kısası, hepsi bir zarurete, kanuni bir emre esir !
    Filibeli Ahmed Hilmi
    Sayfa 12 - Antik Şark Klasikleri Lacivert Yayıncılık
  • Milyonlarca sene olanca hızımızla bu alemleri dolaşsak bile, kainatın ancak bir mahallesini gezmiş sayılırız.
    -Ya Rab! Ya Rab! Bu nedir? Bu idraki paramparça eden büyüklük ve genişlik nedir?diye yakardım.
  • ibn i arabi der ki :

    bu yaşadığımız hayat
    insan merkezde etrafında aynadan bir oda
    bir sürü görüntülere şahit oluruz
    o görüntülerin hepsi
    iç dünyamızın birer ete kemiğe bürünmüş
    (bu söz Yunus tan) yansımaları
    aynı rüyada olduğu gibi
    bulunduğumuz misaller alemi,
    buz misali katı ama aynı zamanda en yok olacak olandır/
    rüya alemi sıvı su gibi
    hayal alemleri öte alem ise buhar gibi daha esremsi
    daha latif ve naif elle tutulamanayn
    ama en gerçek hakikat alemi, bunu ölünce daha iyi anlayacağız,
    Allah rasulu sav buyurdu ki" insanlar uykudadır, ölünce uyanır"/
    rüya alemi, misaller alemi ile hayal alemleri arasındaki araf hali
    misaller aleminden hakikat alemine,
    hakikat aleminden misaller alemine
    bilgiler, rüya kanalı ile geçmektedir
    hayal alemlerinden gelenler sembol şeklinde olmaktadır
    bu sebeble rüyadaki sembolleri tabir edebilecek alimlere ariflere ihtiyaç var/
    kudsi hadis’te Allah celle buyuruyor ki
    " insanlar uyuduğunda ben onların ruhlarını kabzederim"
    bu hadis aslında bizim rüya kanalı ile
    Allah la olan rabıtamıza da delildir.

    Varlık bilgileri,
  • “İncire ve zeytine andolsun ki” diye başlıyor Kuran’daki Tîn suresi, “biz insanı en güzel biçimde yarattık.” Allah incir üstüne yemin etmiş yani. Yaradan’ın yarattıklarının adıyla yemin etmiş olması, muhteşem bir dil eğretilemesi. Cebrail’in değil de insanın sesiyle konuşuyor Allah. Bütün âlemleri kaplayan insan sesiyle inciri anıyor.
    Sana gelince, duyduğun onca yakınlığa karşın bir kez olsun incir üstüne yemin ettiğini işitmedim. Hiçbir ahdinde Zevraki’yi şahit tutmadın kendine. Meyve versin diye yalvardığın ağacın önünde eğilmedin de. Gönül indirip sevdiğin birine ‘incirim’ diye seslenmedin hiç. Senden çalıntı bir sesle konuşuyor olsam da sırf incirden ötürü seviyorum seni. Topuklarından yukarı bacaklarını kurularken dizlerin, umursamazca kaykılarak oturuşun, ellerinin gelişigüzel hareketleri, dalından sarkan meyvenin tesadüfi güzelliğini andırıyor. Belirgenleşen omurganın sıradan ama yalın kıvrılışında, fotoğraf karelerinde bulup buluşturmaya çalıştığın o herkese benzeş olanın esrarlı biricikliğini kolaylıkla görüyorum. Yeni bir yay oluşuyor sırtında. Eğildikçe karnın iyice yuvarlaklaşıyor. Senden dışarı fırlıyor kaburgalarının altındaki o gizli küre. Demek yusyuvarlakmışsın sen. Karnında saklıymışsın.
    Nasıl anlatayım bilmem ki,varsaymanın da bir ölçüsü olduğunu nasıl anlatayım sana.
    Bir adam varmış, bu adam karısını o kadar çok o kadar çok severmiş ki, pek nadir bulunan kara güllerle dolu bir bahçe derlemiş onun için. Kadın bu bahçenin içinde yavaş yavaş solmaya başlamış. Çünkü adam karısını her öpüşünde sen bu güllerden daha güzelsin diye fısıldıyormuş kulağına. Hatta daha ileri gidiyor, gökteki Kutupyıldızı’nı gösterip bu yıldızdan da güzelsin diyormuş, şu akan nehirden, bu kelebekten, şu tavuz kuşundan bile. Kadın kocasının sözleri karşısında günbegün zayıflamaya, güçten düşmeye başlamış. İlkin sarılık olmuş, adam elleriyle beslemiş onu. Yeryüzündeki bütün yemişlerden de güzelsin diyormuş hala. Kadın tam sarılıktan kurtulup ayağa kalktığında adam ona bembeyaz yavru bir güvercin getirip “Sen bu güvercinden de güzelsin” demiş. Bu kez kadın verem olmuş. Bir deri bir kemik kalmış sonunda.
    Ölmeden önce “Be adam!” demiş, “Simurg bile otuz kuş, otuz kuş kadarcık bir Simurg. Güvercinden daha güzel yalnızca hiçlik. Kara güllerden ötesi yokluk. Tavuz kuşu bile ayak uydurmak için dünyaya, çirkin bir sesle ötüyor da sen beni niçin böyle yakıp kavuruyorsun? Bütün bir evren içimde dürülmüşken, erişemeyeceğim muhteşemliğin cehenneminde beni bir başıma yapayalnız bırakıyorsun.”
    Hiç olmasa şimdi bir yemin et incir üstüne. Büyünün gerçeklerle yapılabileceğini kabul eden bir alçakgönüllülükle yemin et benim için. Hayal kurma kalbe yapılan bir muamele sadece. Şimdiki zamanı yerli yerine oturtan insanca bir tahammül biçimi. O azılı fantezi gücünle baktığın her şeyin içini boşaltmaktan vazgeç. Hiç doğmamış olmaya yeltenmekten de. bahçedeki incire Zevraki diye sesleneceğine ‘incirim’ diye sev beni. Bir daha Hızır diye birisinin yanına beni gönderme e mi.
  • Geçti eyvah bir hayal oldu saadet demleri
    Kim bilir kimler öper şimdi o zülfün tellerini Ağla gönlüm ağla şimdi mazideki günlere Doldururken bir zaman şevkin bütün alemleri Kim bilir kimler öper şimdi o zülfün tellerini