Geri Bildirim
  • Nereden geldik? Nereye gidiyoruz? Saf bir inancın pek güzel cevap verdiği bu soruya akıl ve fen cevap veremiyordu. Bir kere daha tabiata baktım. Bu sefer gözlerimin önünde eşsiz güzellikler kayboldu. Her tarafı karanlık istila etti. Sanki hakikat bütün dehşetiyle gözlerimde parladı. İnsanın gözlerini okşayan çimenliklerdeki yeşillikler ancak ışık oyunu! Mini mini kuşların cıvıltısı havanın titremesi ! Alemleri kaplayan huzur, her şeye nüfuz eden bir dalgalanma ! Sözün kısası, hepsi bir zarurete, kanuni bir emre esir !
    Filibeli Ahmed Hilmi
    Sayfa 12 - Antik Şark Klasikleri Lacivert Yayıncılık
  • Milyonlarca sene olanca hızımızla bu alemleri dolaşsak bile, kainatın ancak bir mahallesini gezmiş sayılırız.
    -Ya Rab! Ya Rab! Bu nedir? Bu idraki paramparça eden büyüklük ve genişlik nedir?diye yakardım.
  • ibn i arabi der ki :

    bu yaşadığımız hayat
    insan merkezde etrafında aynadan bir oda
    bir sürü görüntülere şahit oluruz
    o görüntülerin hepsi
    iç dünyamızın birer ete kemiğe bürünmüş
    (bu söz Yunus tan) yansımaları
    aynı rüyada olduğu gibi
    bulunduğumuz misaller alemi,
    buz misali katı ama aynı zamanda en yok olacak olandır/
    rüya alemi sıvı su gibi
    hayal alemleri öte alem ise buhar gibi daha esremsi
    daha latif ve naif elle tutulamanayn
    ama en gerçek hakikat alemi, bunu ölünce daha iyi anlayacağız,
    Allah rasulu sav buyurdu ki" insanlar uykudadır, ölünce uyanır"/
    rüya alemi, misaller alemi ile hayal alemleri arasındaki araf hali
    misaller aleminden hakikat alemine,
    hakikat aleminden misaller alemine
    bilgiler, rüya kanalı ile geçmektedir
    hayal alemlerinden gelenler sembol şeklinde olmaktadır
    bu sebeble rüyadaki sembolleri tabir edebilecek alimlere ariflere ihtiyaç var/
    kudsi hadis’te Allah celle buyuruyor ki
    " insanlar uyuduğunda ben onların ruhlarını kabzederim"
    bu hadis aslında bizim rüya kanalı ile
    Allah la olan rabıtamıza da delildir.

    Varlık bilgileri,
  • “İncire ve zeytine andolsun ki” diye başlıyor Kuran’daki Tîn suresi, “biz insanı en güzel biçimde yarattık.” Allah incir üstüne yemin etmiş yani. Yaradan’ın yarattıklarının adıyla yemin etmiş olması, muhteşem bir dil eğretilemesi. Cebrail’in değil de insanın sesiyle konuşuyor Allah. Bütün âlemleri kaplayan insan sesiyle inciri anıyor.
    Sana gelince, duyduğun onca yakınlığa karşın bir kez olsun incir üstüne yemin ettiğini işitmedim. Hiçbir ahdinde Zevraki’yi şahit tutmadın kendine. Meyve versin diye yalvardığın ağacın önünde eğilmedin de. Gönül indirip sevdiğin birine ‘incirim’ diye seslenmedin hiç. Senden çalıntı bir sesle konuşuyor olsam da sırf incirden ötürü seviyorum seni. Topuklarından yukarı bacaklarını kurularken dizlerin, umursamazca kaykılarak oturuşun, ellerinin gelişigüzel hareketleri, dalından sarkan meyvenin tesadüfi güzelliğini andırıyor. Belirgenleşen omurganın sıradan ama yalın kıvrılışında, fotoğraf karelerinde bulup buluşturmaya çalıştığın o herkese benzeş olanın esrarlı biricikliğini kolaylıkla görüyorum. Yeni bir yay oluşuyor sırtında. Eğildikçe karnın iyice yuvarlaklaşıyor. Senden dışarı fırlıyor kaburgalarının altındaki o gizli küre. Demek yusyuvarlakmışsın sen. Karnında saklıymışsın.
    Nasıl anlatayım bilmem ki,varsaymanın da bir ölçüsü olduğunu nasıl anlatayım sana.
    Bir adam varmış, bu adam karısını o kadar çok o kadar çok severmiş ki, pek nadir bulunan kara güllerle dolu bir bahçe derlemiş onun için. Kadın bu bahçenin içinde yavaş yavaş solmaya başlamış. Çünkü adam karısını her öpüşünde sen bu güllerden daha güzelsin diye fısıldıyormuş kulağına. Hatta daha ileri gidiyor, gökteki Kutupyıldızı’nı gösterip bu yıldızdan da güzelsin diyormuş, şu akan nehirden, bu kelebekten, şu tavuz kuşundan bile. Kadın kocasının sözleri karşısında günbegün zayıflamaya, güçten düşmeye başlamış. İlkin sarılık olmuş, adam elleriyle beslemiş onu. Yeryüzündeki bütün yemişlerden de güzelsin diyormuş hala. Kadın tam sarılıktan kurtulup ayağa kalktığında adam ona bembeyaz yavru bir güvercin getirip “Sen bu güvercinden de güzelsin” demiş. Bu kez kadın verem olmuş. Bir deri bir kemik kalmış sonunda.
    Ölmeden önce “Be adam!” demiş, “Simurg bile otuz kuş, otuz kuş kadarcık bir Simurg. Güvercinden daha güzel yalnızca hiçlik. Kara güllerden ötesi yokluk. Tavuz kuşu bile ayak uydurmak için dünyaya, çirkin bir sesle ötüyor da sen beni niçin böyle yakıp kavuruyorsun? Bütün bir evren içimde dürülmüşken, erişemeyeceğim muhteşemliğin cehenneminde beni bir başıma yapayalnız bırakıyorsun.”
    Hiç olmasa şimdi bir yemin et incir üstüne. Büyünün gerçeklerle yapılabileceğini kabul eden bir alçakgönüllülükle yemin et benim için. Hayal kurma kalbe yapılan bir muamele sadece. Şimdiki zamanı yerli yerine oturtan insanca bir tahammül biçimi. O azılı fantezi gücünle baktığın her şeyin içini boşaltmaktan vazgeç. Hiç doğmamış olmaya yeltenmekten de. bahçedeki incire Zevraki diye sesleneceğine ‘incirim’ diye sev beni. Bir daha Hızır diye birisinin yanına beni gönderme e mi.
  • Geçti eyvah bir hayal oldu saadet demleri
    Kim bilir kimler öper şimdi o zülfün tellerini Ağla gönlüm ağla şimdi mazideki günlere Doldururken bir zaman şevkin bütün alemleri Kim bilir kimler öper şimdi o zülfün tellerini
  • Ancak ben? Teleskopların göremediği uzak alemleri benim akıl ve gönül gözlerim görüyor.
    Filibeli Ahmed Hilmi
    Sayfa 105 - Kum Saati Yayınları