• *basit bir hayal bile bin gerçekten daha güçlüdür. *her hayal bir hayalperest ile başlar.
    *hayal kendiliğinden olan bir şeydir, hayal kurmaya cesaret edemeyenler için tehlikelidir.
  • -Arabacı! dedi.
    Rüzgârlı, kalın, geniş sırt ürpermişti.Ürpermişti ama yağmurlu ıslak kafasını çevirmemişti.
    Kadın ikinci defa seslendi.Bir kafa homurdanır gibi döndüğü zaman kadın hayalde yaratılan şeylerin hakikatteki aykırılığıyla karşılaşmaların ahmaklığıyla mı susmuştu?
    Şimdi güzel ve köylü bir çehre,on üç yaşında çocuk yüzü, ona soruyordu.
    -Ablacığım ne oldu? Bir şey mi unuttunuz?
    -Hamalın parasını vermeyi unuttuk da...
    -Ziyanı yok abla, ben dönüşte kendisine veririm.
    Arabacı yerinden inmiş, bir başka arabacı yerine gelmiş gibi, aynı sırt manzarası kadının gözlerinde yeniden peyda oldu.Ve kadın hayaline tekrar bir haydut çehresi mıhlayarak, kasabanın çamurlu, ıslak, ölü çarşılarını seyre daldı.
  • 256 syf.
    ·21 günde·Beğendi·8/10·
    Gölgesizler/ Hasan Ali Toptaş
    Hasan'ım Ali'min bilmem kaçıncı kitabından selamlar. Gölgesizler öyle kolay anlaşılacak bir kitap değildi. Üzerinde uzun düşüncelere daldığım ve yoğunlaştığı bir kitaptı.
    Hayalde mi, gerçekte mi yoksa bir rüyamıydı? Okudukça bir hayale dalıyor, bir gerçekle yüzleşiyorsunuz. Ben kitabı, konusunu ve elbette yazarın uslubunu yine çok sevdim. Sizlere tavsiyem kitabı okuduktan sonra filmini de izlemeniz böylelikle bütünlük sağlayacak ve anlamanız kolaylaşacaktır. Şimdiden keyifli okumalar, iyi seyirler...
    Kitapla ve sevgiyle kalın...
  • %99 (380/384)
    ·Puan vermedi
    "Metni çözümlemeye yönelik her çaba metni anlamaya yönelmiş arayışların ifadesidir."
    "Metni anlatmaya ,tanımlamaya özetlemeye çalışmak anlamadan sonraki aşamadır."yani metni ele alınabilecek her açıdan çözümlemeden anlatmaya başlamak olmaz.Bir metni anlamak için teknik bilgiye ihtiyaç olduğu kadar alan bilgisine ihtiyaç vardır.Birikim ve donanıma göre metnin anlaşılırlığından söz edilebilir.
    Anlama düzeyini ölçmek için metnin yapısına ve içeriğine yönelik sorular sormalıdır.
    Sorular
    1-Ana düşünceyi
    2-Yardımcı düşünceleri
    3-İzleği/temayı
    4-İletileri
    Bul durmayı amaçlamalıdır.
    Okumanın hedefi anlamaktır.Anlamanın olmadığı okuma eylemi zaman kaybı olur.
    Okuma alışkanlığın alameti
    Manevi
    Okuma etkinliğini istekli biçimde sürdürme becerisidir.
    Maddi
    Çok okuyan ayda iki kitap
    Orta okuyan ayda 1,5 kitap
    Az okuyan 2,5 ayda bir kitap

    Okuma önündeki ruhsal engelleri aşmak.
    1-Dikkat eksikliği nedir? Okuma sırasında zihnin konu dışı sorunlara takılarak metinden uzaklaşır.
    Nasıl anlaşılır ?
    Niçin okuman gerek kendine ikna et.yani okumanın önemine , gereğine, faydasına inan,dikkatini vermemekle nasıl bir zaman kaybı yaşadığını düşün.
    2-Okumaya kendini verememek
    a-)Kendini metne vermez (anlamayı artırma çabası yoktur).
    b-)Konuyla ilgisi olmayan hayal ve düşüncelere dalar.
    Nasıl aşılır?
    1-Okumayı hayatımızda olmazsa olmazı kabul etmeliyiz.
    2-Okumanın önceliğini hesap etmek.Yani hangi ihtiyaçlarıma
    cevap verir.Ne kazandırır bunları düşündükten sonra öncelik sırasına koymalıyız.
    3-Pasif okuma Okuma sırasında iç konuşmalar,düş kurmalar bizi metinden uzaklaştırdığı halde okumaya devam etmek.Sonuç verimsiz bir okumadır. nasıl aşılır? 1-Durumun farkına varınca geçici olarak ara verilir.
    2-Okumaktaki amacımız sesli olarak tekrar edilir.
    4-Bilgi eksikliği Okunan metnin terimleri ve kültürel kaynakların bilinmemesi verimsiz bir okumaya sebep olur.
    Terim, mecazi işaretler,temsili simgeler metni okuma hevesi artırmak için görmezden gelinmemeli manalar üzerinde araştırmalar yapılmalı :konuların akışına gör manalar keşfedilmeli.
    5-Söz servetinin azlığı .Elinizin altında sözlük olabilir ancak akıl sözlüğü kalın olaması gerekir.Yoksa zırt pırt sözlüğe bakmak .Her paragrafta bir yabancı ile karşılaşmak metin ile bağımızı koparabilir.Sözlüğü büyütmek zorundasınız.
    6-Hayal kurduracak ortam
    1-Kurmaca metinler hayal kurmayı gerektirir.
    2-Ancak düşünce ağırlıklı bir metinde inceleme ,araştırma ve çözümleme yapılıyorsa .Hayal kurmaktan tamamen vaz geçmek gerekir.Temsiller fikirlere yardımcı olmak maksadı ile kullanılıyorsa. Hayalde oluşan kurgu ve senaryonun Düşüncenin hizmetinde bir araç olduğu unutulmamalıdır.
    7-Duygusal sorunlar varsa? Can sıkıntısı ,moral bozukluğu ,öfke,kaygı,nasıl aşılabilir.
    1-Bu tür duygusal kırılmaların geçici olduğu.
    2-Kendisinden daha sıkıntılı insanların olabileceği düşünülmelidir.
    8-İrade zayıflığı.
    Geçmişte yapmak isteyip yaptıklarına bak .Ertelediklerine bıraktıkların ve hala yapamadıkların varsa .Bir öz denetim eksikliği vardır.Bir hedef seç ve onu gerçekleştir.Böylece gerçekleştirdiğin hedef sayısını artır.
    9-Kişilik
    Ruh halindeki anlık değişmeler kişiliğin yansımasıdır.
    Kişilikteki amaçsız ,umutsuz, hedefsiz ,tembellik,boş vermişlik,plansızlık,özgüven eksikliği,gelecek beklentisi olmama,başarma hırsı yoksunluğu,duygusal savrulma, her işten kolaca kaçma gibi kişilik zaafları olmadık zamanda normal ve öncelikli istenen şeymiş gibi ortaya çıkar.
    Mesela Okumaya başlarsın birden bire Resim yapma,şiir yazma spor yapma uyuma gibi istekler ortaya çıkar.
    Okumakla kazanımlarını iyice düşün okumaya devam et.

    ANONİM
  • 136 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    “Sözcükler ile yaşamınıza yaptığı yumuşacık dokunuşu içinizde hissedecek, kendi hayatınızı sorgulayan 'kısa ama anlam dolu' bir yolculuğa çıkacaksınız. Günlük rutinlerinize bir mola verin ve 'Ölü Ozanlar Derneği' ile tanışın."

    ~Ç News

    *
    SPIOLER vardır, SPOILER yoktur, hepsi birdir, hayat başlı başına bir SPIOLER değil midir?
    *
    Hayatımıza baktığımızda ne kadar anlamlı olup olmadığının tahlilini yapmaktan bile çok uzağızdır çoğu zaman. Neden doğduk, neden yaşıyoruz, nereden geldik, nereye gidiyoruz, öyle ya da böyle elbet bir gün öleceğiz, peki o zaman hayatı kavramak varken, neden ondan bu kadar uzağız, neden hissetmemiz gerekeni değilde, nefret etmemiz gereken şeyleri daha çok hissediyoruz?

    Ölü Ozanlar Derneğini ister izleyin, ister okuyun, isterseniz de ikisini birlikte yapın, kalbinize bir şekilde dokunmayı başaracaktır, buna emin olun…

    Geçenlerde Johnny Deep’in son filmi The Professor’i izlerken bir kez daha anladım ki, yaşadığımız hayatı gerçekten kavrayamıyoruz ve hissedemiyoruz. Günlük rutinlerin ve koşuşturmaların peşinde oradan oraya sürükleniyoruz. Kapıldığımız rüzgârın farkında değiliz, farkında olmadığımız gibi, ne olduğunu anlamadığımız için elimizde bir yol haritası bile yok, sürüklenirken birkaç şeye çarpıyoruz ve evet bu diyoruz, sonra o olmadığını anlıyoruz. Ve süre gelen tekrarlardan ibaret bir yaşam döngüsüne saplanıyoruz.

    Özellikle hayatını bir şirkete girip para kazanmak gibi çok basit bir hayalle kaplayan insanlara çok üzülüyorum. Bunun için yıllarca okumaları, lisans, yüksek lisans, doktoralar bilmem neler… Ne için? Yetmeyen kısmı hangisi? Yoksa sevdiğiniz için mi bir üst basamak? Belki, belki de değil… Hayat paradan ibaret olmamakla birlikte, insanlar bunu sadece araç olarak kullanmaları gerektiğini hala anlayamadılar. Para amaç olamaz, araç olabilir. Amaç; sadece “siz” yani kendiniz olmalısınız. Araç kaybolduğunda, amacınız kaybolmaz, sadece başka bir araç bulmak için uğraşırsınız o kadar.

    Sistemin içinde kaybolan onca insana karşı, sistemin karşısında duran insan ve insanlar da vardır. İşte bu kitapta karşımıza John Keating çıkıyor. Söylediği onca şeye karşın, kitabın özünü oluşturan ana maddeyi okuyucuya ya da izleyiciye veriyor ve diyor ki;

    "<<Anı yaşayın.>> Hayatlarınızı olağanüstü kılın." #45376192

    Zaman dediğimiz şeyi elle tutamadığımıza, geçip gittiğinde de geri getiremediğimize göre, bu kıymetli şeyi nasıl anlamlandırabiliriz? Tabi ki Anı Yaşayarak…

    Dün unutulur, yarın bilinmezliğin dağlarında gezebilir, ama An dediğimiz şey, işte o an yaşadığın andır, nefes aldığın, baktığın, kokladığın, nefesini verdiğin, yürüdüğün, koştuğun, sevdiklerine sarıldığın, paylaştığın, paylaşıldığın, sağlığın, hastalığın… hepsi o anda gizlidir. Dün dünde kalır, geri getiremezsin, yarının hayalini kurarsın ama o hayalde kaybolursun, Anın kıymetini bilmedikten sonra ne dün vardır ne de yarın…

    İşte tam bu noktada “The Professor” filmine geri dönmek istiyorum. Ölü Ozanlar Derneği ile benzer noktada karşımıza çıkıp, geçirdiği hayatı ne kadar boşa geçirdiğini anlayan karakteri tam önümüze seriyor ve ölüm gelmeden önce bunu anlayın diyor. Etrafınıza bir bakın ve neler dönüyor anlayın, sizi seven insanların farkına varın, dışarıda bir hayat var ve kapana kısılmayın, ömrünüzü bir hiç uğruna harcamayın… Paranın kölesi olmayın, para sizin köleniz olsun. İhtiyaçlarınızı karşıladığınızı sandığınız bu banknotlar aslında insanlığa yani bize sahip oluyor farkında değiliz. Para konusunu bu kadar dillendirmemin sebebi şudur:

    Neden üniversiteye gidiyor çoğu insan? Dünyaya veyahut ülkesine hayırlı işler yapmak için üniversiteye gidenlerin oranı nedir mesela? Çok az desek bizim için yeterli olacaktır. Mutlu olmak için değil, mutsuz olmak için olabilir mi? İnsanlar daha iyi işlerde çalışmak için bu yolun diplomadan geçtiğini sanır. Aslında köşeyi dönen insanların çoğunun yolu üniversiteden bile geçmemiştir. Üniversiteyi para kazanmak için araç haline getirip, parayı da amacınız haline getirdiğinizde, çalışan kölelerden farkınız kalmayacaktır. Para elbet lazımdır ama; hayatınızı, bedeninizi, en iyi yıllarınızı onu kazanmak için harcayacak kadar da lazım mıdır?

    İki sohbet etmek istediğin insan dönüp dolaşıp paradan konu açıyorsa orada dur, hayatında yanlış giden bir şey var bunu anla. Etrafında ki insanların basitliğini anla ve kendine çeki düzen ver. Çalıştığın yerdeki insanla konuştuğun tek şey para ise orada dur ve düşünmeye başla. Üniversite okurken tek hayal iyi bir şirket, ünvan ve paraysa orada dur derin bir nefes al ve hemen bu gelecekten uzaklaş.

    Kendine bir ara ver, kazancının hepsini neye harcadığını bir düşün? İhtiyacın olamayan neleri aldın ve ihtiyacın olmadığın halde aldığın şeyler için ne kadar çalışman gerekiyor? Gerçekten seni anlayan ve seven insanlarla geçirebileceğin vaktini hiç ihtiyacın olmayan şeyleri almak için saatlerce çalıştığın işte geçiriyorsun bunun farkına var. Hayat yalnızken bile bu soruyu sordurur, hatta daha fazla sordurur. İnsan yalnızken kendi ile daha çok konuşur, daha fazla sorgular, neden sorusu hep vardır çoğu zaman belki yanıt bulmaz. Belki de bir yanıta ihtiyaç yoktur, bir harekete ihtiyaç vardır. İnsan olduğunu ve yaşadığı dünyanın bir şekilde armağan olduğunu anlamaya, doğanın güzelliği karşısında şaşkın şaşkın etrafa bakmaya, gökyüzünde bulut olmaya ihtiyacı vardır insanın.

    Bir edebiyat öğretmeni, ders müfredatını kenara bırakıp, öğrencilerine Anı yaşayın diyorsa, bakın sizden yıllar önce mezun olmuş olanlar artık toprak oldu, sizin de olacağınız şey odur, yaşamınızın kıymetini bilin diyorsa, orada derin bir nefes alıp, hayatınızı gözden geçirmeniz gerektiğinin zamanı gelmiş demektir.

    Nereden geldik, nereye gidiyoruz?

    Nereden geldiğini unut, nereye gideceğini de düşünme; sadece Anı Yaşa, kıymetini bileceğin tek an yaşadığın o anda gizlidir. Yapmayı ertelediğin ne varsa, erteleme, korkma ve cesaretli ol…

    Rotasız Seyyah ‘ı bilir misiniz? İçimizden biridir, yani ülkemizden bir gezgin. Peki nasıl gezgin olmaya karar vermiştir? İşte tüm bu söylediklerimi yaparak karar vermiştir. Peki neden istediğimiz şeyi yapmıyor ve istemediğimiz işlerde çalışıyoruz? Çünkü karar vermek yerine korkuya teslim oluyor, ay sonu maaş hesabında ki ödülümüzün köleliğini kutluyoruz. Eğer kitabı okumadıysanız ve Mehmet Genç ile tanışmadıysanız, tanışmanızın vakti çoktan gelmiş demektir.

    Çok şey kaçırıyoruz, o kadar çok şey kaçırıyoruz ki, ne kaçırdığımızı dahi bilmiyoruz. Bu satırları yazan kişi hayatında anı yaşayacağı çok fırsatlar yarattı kendisine ve bundan çok memnun bilin isterim. Okul hiçbir zaman umurumda olmadı, çalıştığım iş kariyer uğruna bedenimi feda ettiğim bir yer hiçbir zaman olmadı, her zaman anın kıymetini bilmeye çalıştım ve geçmişi; geleceğin inşasında kullanmadım. Gelecek benim için yazdığım şu sözcükten sonra gelen sözcükten ibaret yani şu an dan ibaret. Bir önceki sözcükler veya paragraflar geçmişte kaldı ve ben sadece şu andayım. Kıymetini biliyorum, sizlerde kıymetini bilin.

    Küçük mutlulukların da kıymetini bilin çünkü hayatınız büyük mutlulukların çevresinde kurulmayacak… Kierkegaard’a kulak verelim, çünkü;

    "Her anın önemi var." #32146712

    Çünkü;

    "Hayat yalnızca geriye dönük bir şekilde anlaşılabilir; ama ileriye dönük bir şekilde yaşanmalıdır." #32146518

    Çünkü;

    "Kimse dünyaya ne zaman gelmek istediğinizi sormaz, kimse ne zaman gitmek istediğinizi sormaz..." #32174628

    Anı Yaşayın… Dünya iyi ya da kötü bir yer, bunu aklınızdan çıkarın, sadece yaşadığınız anın değerini bilin. Kötü bir deneyim olsa dahi, kıymetini bilin, yeri gelir o kötü deneyimi bile arayacak duruma gelirsiniz. Arthur Schopenhauer ‘in çok sevdiğim bir alıntısına kulak vermenizi istiyorum;

    "...hiçbir insan mutlu değildir; bütün hayatı boyunca hayali bir mutluluk peşinde koşup durur...

    ...onu nadiren ele geçirir ve ele geçirse bile, geçirmesiyle birlikte bir yanılsamadan, bir düş kırıklığından başka bir şey kalmayacaktır geride; ve kural olarak sonunda bütün umutları suya düşecek ve limana bir enkaz halinde girecektir.

    O halde yalnızca her an değişip duran şimdiden ibaret olan ve şimdi sona eren bir hayatta mutluluk olmuş mutsuzluk olmuş hepsi birdir.” #32445788

    “…mutluluk olmuş mutsuzluk olmuş hepsi birdir.”

    Her yaşam değerlidir, her beden bu yaşamı değerli kılmalıdır. İnsan ruhunu kaybetmemeli tüm olumsuzluğa rağmen, son nefesini verene kadar, hayata tutunmalıdır. Tek bir yaşam hakkınız var bu hayatta, onu da ölene kadar hayatta tutun. Anı yaşamak için fırsatları kaçırmayın, o fırsatları yaratın. Gerekirse, taşı sıkıp suyunu çıkarın ama paraya teslim olup, yaşamınızı köleleştirmeyin. Çünkü, en değerli çalışan dahi olsanız kıçınıza tekme basılacağı o an, her şeyin ne kadar boş olduğunu hatırlayacaksınız. Bunu ölüm kapınızı çaldığında ya da iş işten geçtiğinde de anlarsınız.

    Dünya çok berbat bir yer değil, sadece insanlar berbat etmek için çok fazla uğraşıyor o kadar. Bazen rüzgarı karşımıza alıp, kendi seçeneklerimizi yaratmalıyız.

    Kitabı okuyun, filmini izleyin;
    The Professor’ı da izleyin,
    Rotasız Seyyah ‘ı da mutlaka okuyun...

    İnsan yapmak isterse, bir yolunu bulur yapar, yeter ki insanın yapabileceği bir şey olsun.

    Başarının canı cehenneme, başarısız olun. Yeter ki;

    ANI YAŞAYIN!

    “CARPE DIEM”

    "...kim ne derse desin sözcükler ve fikirler dünyayı değiştirecek güce sahiptir." #45377381

    Sağlıcakla kalın...