• Zaman, heyelana kapılmış toprak gibi kopup gidiyor. Neye daldığımı bilmiyorum. Ama başımı kaldırıp bir bakıyorum ki gerimde upuzun bir zaman bırakmışım. Ben o geride kalan zamanı yaşadım mı ? Yoksa, geçip gitti sadece de ben baktım mı ?
    Herkes bilsin istiyorum bazen, bu dünyadan ben geçtim. Bazense bir hırsızın sokaktan kimseye görünmeden çıkmak istemesi gibi çıkmak istiyorum bu hayatın içinden. Kimseye fark ettirmeden geçip gitmek istiyorum. Böyle düşünmeye başladığımdan beri makyaj yapmıyorum. Hiç bir bardakta kırmızı bir iz bırakmak istemiyorum. (Ama aslında kırmızıyı seviyorum) Hiç bir garson bu ize bakarak beni anımsasın istemiyorum. Fotoğraf çektirmiyorum çoğunlukla. Kimse bir fotoğraf karesine bakarken beni ansın istemiyorum. İyi ya da kötü.. Hayalet Oğuz gibi usulca süzülerek geçmek bu hayattan. Bir an, bir anı olmadan kimseye, öylece çıkmak istiyorum bu yaşamın içinden..

    Ben hem Cahit Zarifoğlu'nun şiirlerini hem Necip Fazıl'ın şiirlerini, hem Nazım Hikmet'i hem Hasan Hüseyin'i sevdim. Acaba Kötü mü ettim ? Yok hayır kötü etmiş olamam. Naif bir kuşak yetiştirdi beni. Elimden tuttular ömrümün belirli bir kısmında. İşte ben onlardan öğrendim sevgide ayırım yapmamayı. Bırakıldı sonra elim. Henüz hazır olmadığım bir noktada. İlk o zaman düştüm. Kalkmam çok sürmedi. Sonra düşmeyi unuttuğum bir zaman da düştüm tekrar. Öyle uzun kaldım ki orda. Düştüğüm yerden kalkmayı unuttum bu sefer. Kalktığımda nihayet, sarsıldım burdum. Tutunacak tek insan olmadan ayakta kalmaya çalıştım. İnsan yoksa türkülere, kitaplara, kedilere tutundum bende. Türkülerdense en çok deyişlere tutundum. Öyle olmasa belki de ayakta kalamazdım.

    Şurda iki göğsün arasında bir kemik vardır. Latince sternum denir. Halkımız iman tahtası der. Biri oturmuş orda, bağdaş kurmuş deyiş çalıyor. Bir bağlama asi ve naif titretiyor tellerini. Biri oturmuş bir bağlamanın tellerine değdiriyor ellerini. Ve ben yaşamaya başlıyorum. İyi ki yaşadım diyorum. Bir ara çok kötü dağıldım toparlayamam sandım ama sonunda yine iyi ayakta kaldım. Yaşadım ben. Yaşamak kelimesine yakıştırdığım en güzel anlamlarla hemde..

    Bu başlayan bir yalancı bahar. Bile bile tutuluyorum. Biraz yüzünü gösteren güneşe aldanıp çiçek açan ağaçlara bakıyorum. Hiç bir farkım yok o ağaçlardan. Doğaya ne derece dahil olduğumu duyumsuyorum. Umut doluyor içim. Bahar geldi dost diyorum. Bahar. Şu hayatta bahardan umutlu ne var ? Ne getirecek bize bu bahar ? Bu bahar bize tutunacak yeşil dallar getirmeli. Çünkü gücümüz kalmadı artık. Artık yorgun insanlarız. İnsanla imtihana tutulmuş insanlarız. Hakim olmadığımız konudan sordular. Kaldık. Şimdi bize bahar dalları gerek bu yüzden. Yeşilin, mavinin, yaşamın renklerinin, daldaki çiçeğin hatırına kaldığımız yerden devam edebilelim diye. Ben sardunya, fesleğen ve bir kedi istiyorum kaldığım yerden devam edebilmek için. Yoksa ömür billah kalkmam burdan.

    Şu hayata bir önsözle başlamama imkan verilmedi ama bir son sözle bitirmeyi isterdim. En güzel son söz ne olabilir ? Bu hayata bir son söz yazıyor olsam, çiçekleri kedileri ve türküleri çok özleyeceğimi söylerdim. Yarım bıraktığım kitaplar ve okurken elimde süründürdüğüm, bıktırdığım kitaplar için üzgün olduğumu söylerdim. Hep beraber yatılmış bu uykudan, bu bile bile körlükten bizi kurtaracak kitap yazarlarına değil de ucuz aşk romanları yazanlara şans tanıyan hayata ağır sitemler ederdim. Bu mekan denen sınırları sevmediğim de bilinsin isterim. Sevdiğim insanlarla aynı anda aynı mevsimi yaşayamamanın sıkıntısını çektiriyor bana mekan denen hücreler. Misal uzaklarda bir dosta baharın gelişini müjdeliyorum. Benim içim bahar bahar, kıpır kıpır. Onun ruhu parçalı bulutlu. "İnsanın içini karartan bulutların seferi var
    göğün maviliğinde." Ruhunun sıkkınlığından öperim dost. Evet evet bu dostu da yazmak isterim hayatın son sözüne ve daha kaç tanesini daha.
    Bir de bütün aidiyetlerini, bütün kurallarını, bütün o ortasına itildiğimiz mecburiyetlerini, üzerimize yüklenen ve ne yapsak yüklenemediğimiz ağır manasız anlamlarını, bütün ama bütün haksızlıklarını ve bunlara susanlarını kabullenmiyorum bu hayatın. Toplum içinde kendisi olmasına izin verilmeyen, hep bir şekilde baskılanarak, yeniden inşa edilmesini bir bireyin, hayır bilin asla kabul etmiyorum. Her şeye rağmen ben herkesten gizli içimde bambaşka bir ben büyüttüm. Sizin kurallarınızı, geleneklerinizi, sınırlarınızı,üslubunuzu asla tanımayan. Bunu yapmasam kendimi yaşamış saymazdım. (Bu da hayatın son sözüne eklediğim en büyük sırrım olurdu.)

    Bu son söz, bir son değildir daha gidecek çok yolum var :)) Sizinde olsun;

    https://youtu.be/-mHSuu4Q7vk