• Nasıl oluyor da, kitleler arasında kuşku bırakmayacak şekilde mevcut olan “halk panislamizmi”, günlük hayat ve Müslüman ülkelerin siyasetine önemli etki yapamıyor? Neden o sadece duygu olarak kalmakta ve ortak kaderin hakiki şuuru haline yükselmemektedir? Filistin, Kırım, Doğu Türkistan, Keşmir veya Etiyopya’daki müslümanların felaketi (trajedisi) hakkındaki haberler her yerde ortak kınama ve üzüntüye sebep oldukları halde, aynı zamanda eylemin eksik kalması veya yapılsa dahi, eylemin duygularla orantısız bir şekilde gerçekleşmesini nasıl açıklamalı?
  • 128 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Okurken sık sık aynı ben dediğim güldüren tespitler yapan hızlı okunan bir karikatür kitabı. Kesinlikle tavsiye ederim çok keyifliydi. Cizimler siyah beyaz ve her olaya bir sayfa ayrılmış. Bunun erkek versiyonu da çıksa güzel olur aslında. Bu ciltte de sadece kadın yönünden ele alınmış hayat. :)
  • Ercan İntaş - Ben Deliyim
    Ben deliyim…

    Yorgun ve yalnızım kaldırımlara misafirim…
    Gecenin gözleri üzerimde.
    Denizin ortasında küçük bir
    adayım, yüzme bilmem…
    Emrederim adım gibi,
    Emir benim!

    Yüreğimi bir yere bırakmışım,
    bıraktığım yerden çok uzaklardayım.
    Kapıları kapatmışım üstüme,
    sürgüleri beynime çekmişim.

    Hey… Hey sana diyorum!
    Sabreden derviş!
    Bir koç'um ben,
    Bana da sabretmeyi öğretsene?

    Ben deliyim, ama çok şey bilirim.
    Renkler ve zevkler hiçbir şey ifade etmez bana…
    Sonların başladığı yerden,
    Başlangıçların son bulduğu yere gidiyorum.
    Kara bir tren gibiyim yani, bir istasyondan bir
    istasyona, hep aynı raylar üzerindeyim…

    Ben deliyim…
    Yağmurun yağması benim için romantik değildir,
    ben kurşun yağmurlarını bilirim.
    Benim güneşim batmaz,
    dünyam dönmez,
    Ay'ım hep mehtap halindedir,
    Rüzgârlarım doğudan eser…
    Kadehime doldurduğum hüzünle sarhoş olurum,
    Mezem ise bir dilim umut…
    Ezbere bilirim yaşamayı,
    Yaşarken savaşmayı…

    Ben deliyim…
    Benim mevsimim değişmez sadece bahardır,
    Kuşlardan sadece güvercini bilirim,
    Yüreğim kanatlarıyla beraber çarpar.
    İnsanlardan yalnız çocukları severim,
    Onları da büyüyünceye kadar..

    Ben deliyim…
    Benim tanrım yoktur..
    Bir çift göze, bir güler yüze taparım…

    Bazen en içten gülüşe aşık olurum,
    En güzel kahkahayı “İlah!” ilan ederim,
    Dokunuşunda bir kızıl elmanın,
    Bazen kendim bile çözemem kendimi,
    Bulmacaya benzerim..

    Kimi zaman soldan sağa bir nota,
    Kimi zaman yukardan aşağıya
    eski Mısır'da bir tanrıyım…

    Bağıra bağıra şarkılar söylerim,
    Sessiz sessiz şiirler yazarım.
    Bilmediğim yerlerin,
    Tanımadığım kişilerin resimlerini çizerim…
    Aşık olduğum yüzlere sarkılar bestelerim,
    Ozan olurum, aska aşığımdır,
    Sevdiğimi göklerde yürütürüm de,
    Kendimi cehennemin yedinci katında ağrılarım

    Ben deliyim…
    Kendimle sohbet eder,
    Kendi kendime gülerim.
    Telefon kulübeleriyle kavga ederim.
    Asfaltın siyahında kaybolup,
    Düşüncelere dalarım.
    Çıkmaz sokaklarda kendimi ararım,
    Bir de güzel hayaller kurarım…

    Hayal kurmayı çok severim,
    Biriyle hayal kurmayı daha bir severim ama,
    Siyah bir deri koltukta öperim kadınımı,
    Bir beyaz gömlekli psikoloğumu mesela,
    Bazen vucudunda kaybederim kendimi,
    Sonra hayallerimle beraber suya düşerim.

    Bir düş'tü…
    Suya düştü der, hayıflanırım..

    Ben deliyim…
    Çayım sekiz şekerlidir,
    Sigara üstüne sigara yakarım.
    Sonra hatırıma gelir,
    Sigara içmem ki ben?
    Nargileyi pek severim ama,
    Tophane'de, elmalı olsun!
    Çekin oradan hemen!
    Haydi oglum! Biraz hizli,
    Yetismem gereken bir vapurum var,
    8:15 vapuru,
    Parayı sevmem ama para için çalışırım.
    Çalışırken annemi düşünürüm ağlarım..
    Alnımın teri gözyaşlarıma karışır…
    Babamın otobüsüyle geçmişe yolculuk yaparım…
    Babamı özlerim…

    Ananemin masallarıyla ,
    Annemin radyodan ezberlediği
    Türk sanat müziği şarkılarını hiç bıkmadan defalarca dinlerim..
    Dört yaşında aşık olduğumu,
    Ablamla vardiyalı kullandığımız çadır bezinden çantayla okula başladığımı görürüm..

    Sonra babamın
    Başımı hiç dayamadığım omuzlarında uykuya dalarım..
    Rüyalar görürüm uyandığımda hiçbirini hatırlayamadığım…

    Ben deliyim…
    Güzel bir yaşam benim için anlam taşımaz,
    Ben köyleri ve yürekleri yakılmış insanlar görürüm.
    Kimsenin düşmanı değilim kimseye dost olmadım..

    Ben yabancıyım bana..
    Söyleyemediğim düşüncelerim vardır..
    her akşam ayrı bir meydanda
    Atatürk heykelinin karşısında,
    Olmayan aklımı darağacına asar, ipini çekerim….
    Deniz gibi…
    Bir özgürlük türküsüne kurban ederim kendimi,
    Her gece bitmeden!
    Deniz'im ben!
    Devrimin bekçisiyim!

    Ben deliyim..
    Ben buralara ait değilim.
    Dağları sırt sırta vermiş bir ülkem,
    Surlarla çevrili bir şehrim,
    On ikiden sonra volta attığım caddelerim
    Kızıl sakallı bir dayım bir de kara saçlı yarim var benim..
    Koyu kahve gözleri var bir de,
    Neyse ki konumuz bu değil…

    Ben deliyim…
    Çizilmiş sınırları reddetmişim.
    Ben Hakkaride düşen çığ,
    Şırnak'ta kömür yatağıyım,
    Eskişehir'de tabut hücre
    Nevşehir'de pari bacalarıyım..

    Maraş'ta katliam
    Marmaris'te orman yangınıyım.
    Tunceli'de ozanların sazı
    Erzurum yaylasında çoban kavalıyım
    Diyarbakırlı yedi kardeş burcu
    Akhisar'daki o zeytin ağacıyım,
    Şekerini yediğin…

    Almanya'da yıkılmış bir duvar
    Amerika'da bağımsızlık heykeliyim
    Fransa'da yıllanmış bir şarap
    İngiltere'de özgürlük meydanıyım
    Somali'de aç bir çocuk
    Hollanda'da bir gram kokainim,
    Irak'ta mülteci kampı
    İran'da rejim muhalifi bir demokratım,

    Brezilya'da görkemli bir festival,
    Kadınların dolgun kalçalarıyım,
    Suriye ile Lübnan arasında Beka vadisiyim
    Bir Kürdüm ben teslim ol çağrılarına ateşle karşılık veren
    Bir militanım sırtımdan vurulmuşum bedenim dört parça..
    Direniş koltuk değneğim..

    Alnımdaki üç renkli bayrağı göğsümün kafesinde
    özgürlük türküsü öten yaralı kuşla dalgalandırırım..
    Ölüm kurşun olup yağar üstüme,
    binlerce kez öldürülmüş ama ölmemişim.
    ben sıratın cambazı,
    doğal bir felaket,
    Sosyal bir belayım..

    Ben deliyim.
    Duygularım hep sansüre uğramış,
    Bir fahişenin hayatı gibi yalancıdır gözyaşlarım…

    İplerim inceldiği yerden koptu kopacak
    Ve ufacık bir bakış boğazımı düğümlendiririr.
    Kimi özlediğimi bilmeden hasretin en yoğun halini yaşarım.
    Ahh içimden dağıtmak gelir,
    dağıtamam ya,
    Kendimi dağıtırım.

    Gözlerimin kahverengisi gitgide koyulaşır,
    insanlarınki kankırmızılaşır.
    Bakamam kimsenin yüzüne,
    sevgiye muhtaç bir yavruya dönerim
    Kalbim titrer..

    Ben deliyim..
    Susturucu takılmış bir silah,
    Saati durmuş bir bombayım..
    Haykırırım ama duyuramam sesimi…

    Yine de sardığım tütünde,
    Yaktığım cigarada bulurum
    Mutluluğu…
    Sonra yine hatırıma gelir,
    Yahu ben sigara içmem ki!?
    Dumanı şehrimin üstüne iner efkarım ağlamamaya yemin etmiş gözlerim,

    Ben deliyim..
    Unutulmuş bir hatıra
    Sonu dramla biten üç bölümlük bir komedi dizisiyim
    Çorbama kinimi doğrar,
    öfkemi kaşıklarım.
    Zehir kokan bir gül biter dudaklarımın arasından,
    Başımı göğe kaldırırıp bakışlarımı çivileyip gökyüzüne seni seyrederim,
    Sonra bir bidon gök kuşağı döküp üstüne yakarım seni
    Külünle birlikte zamana savrulurum.

    Ben deliyim…
    Zülfüm her gece ihanetler rıhtımında ciğerinin üzerinde sevdasını kurşuna dizer..
    Geceyi ikiye bölerim bir parçasına gece yarısı derim
    Öbür parçasına yürek yarısı..
    Şafaktansa bir parça aydınlık koparıp ekmeğime sürer.
    Üstüne demli bir kuş cıvıltısı içerim..
    Sonra hayatın adını yalan koyarım…
    Ben yüreklerde ünlem,
    Kafalarda soru işaretiyim.

    Ben deliyim…
    Bağrı taşlarla dolu bir toprak parçasıyım.
    Bir uçtan bir uca kurumuşum.
    Karınca yuvaları ve ayak izleriyle süslüdür tenim…

    Kar yağar üşür,
    güneş vurur kavrulurum.
    Kimisi tükürür, kimisi öper;
    Tükürene mezar, öpene lalezâr olurum..
    Ben nehirlerin yatağı,
    Dağların mekanı,
    Şeytanın babasıyım..

    Ben deliyim…
    Mutluluğu uzaktan seyrederken,
    cebimde küçük umutlar biriktiririm,
    gözlerimin kapının eşiğine
    Duvardaki fotoğraflara takıldığı saatlerde
    Kendimi param parça olmuşluğun,
    tükenmişliğin koynunda bulurum.
    İşte o zaman hayat acı kahve tadı verir,
    Hep içime atarım,
    Amma!
    Kendimi içine atacak yer bulamam.
    Anlamayana az gelirim,
    anlayana çok…

    Ne yarınlar bir şey bekler benden,
    Ne de ben bir şey beklerim yarınlardan
  • 687 syf.
    ·63 günde·Puan vermedi
    Umudun hazin hikayesi, acımasızlığın tragedyası, açlığın iştah kabartan kanunsuzluğu, çaresizliğin birleştirme gücü, sindirilmişliğin sessizliği, korkunun orantısız gücü, kadim tarihin mutlak tekerrürü…

    Ekonomik kriz sonrası bir ailenin serüveni olarak sunulan bu roman aslında sosyolojik bir gerçek, fizyolojik bir acı, insanlığın değişmeyen riyakarlığı…

    bir söz var ya; Sular yükselince, balıklar karıncaları yer…
    Sular çekilince de karıncalar balıkları yer…

    Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmemelidir…
    Çünkü kimin kimi yiyeceğine.. “Suyun akışı” karar verir…

    Bu sözde bahsedilen iki durum aslında bir şablon gibi, tüm kızgınlıkların, haksızlıkların, baş kaldırmaların, adaletsizliklerin üzerine koyduğumuzda ortaya mutlak kötü ve mutlak iyi çıkar. Ama her iki durumu da yaşamak gerekir. Aksi halde hiçbir zaman ‘’iyi’’ ortaya çıkmaz çünkü ne demişler; hiç kimse sınanmadığı günahın masumu değildir…
    Eğer iyi bir çocuk olursanız bu kitapta bunu görecek ve kendinize sitem edeceksiniz..

    Düşünün ki yüz binlerce insan mevcut yerini ekonomik nedenlerle ve hayatta kalma dürtüsüyle yeni iş imkanları aramak için memleketinden çoook uzaklara göç etsin… Bu bir çok yede yaşanmış ve yaşanmaya devam etmektedir.
    Sadece hayatta kalma ve çalışma arzusuyla giden bu insanlar göç etikleri yerde ki insanların hayat standartlarını tehlikeye soktuğundan ve belki de kültür farkından ve ve belki de acımasızlıktan (belki de hepsi) dolayı hor görülüp aşağılansın. Adlarına lugatta yeri olmayan ‘’Okie’’ densin. Pislik, kaba, aşağılık manalarına gelen… Tanıdık geldi mi??

    Tamamen aynı değil belki ama bu yaz Rize’ye gittiğimde öğrendiğim kadarıyla yazları çay bahçelerinde çalışan Gürcü asıllı işçilere ‘’bijo’’ derlermiş. Anlamını sorduğumda Okie’lerden pek de farklı bir şey değil ve kendilerinin uydurduğu bir kelime. Anlatmaya gerek yok bu ve benzeri ad koymalar mevcuttur.

    İşte kitap bu okie’lerin dramatik umut yolcuğunu, mücadelesini Anlatıyor. Yaşatıyor. Hissettiriyor.

    Ve

    Fırsatçıları, kapitalleri, düşkünleri, düşürenleri, merhameti, acımasızlığı, insanlığı, açlığı, umudu, mutluluğu… Gören gözler için kendimizi… Anlatıyor da anlatıyor…

    Okuyun, okuyun ve karar verin kim haklı kim haksız... Ama çok dikkatli okuyun, kendi yansımalarınızı atlamadan...

    İyi okumalar…
  • 556 syf.
    Dönen çarklar o gün de aynı imiş, bugün de aynı. Dişlilerinin arasına sıkışmış, insan. Halbuki Casy'nin dediği gibi bir yerine iki olmak başarılabilseydi belki her şey daha farklı olabilirdi.
    Çocuğuma okuduğum harika bir okul öncesi kitap geldi aklıma tam da şu anda. "Bay Tavşanın Bir Fikri var". Kırlarda leziz otları yiyerek dolaşmak isteyen bay tavşanın peşine bir gün bir köpek takılır. ”Güçlü zayıfı avlar, hayat böyle bir şey işte .” der köpek. Ve Bay Tavşan köpeğe tek başına karşı gelemeyeceğini anladığında tüm tavşanları toplayarak bir dağ oluşturur. Hayat böyle bir şey değildir ve olmamalıdır çünkü.
    Romanda ise Bay Tavşan'ın düşündüğünü düşündü belki her biri. Ama sadece düşündü. Kitabın son sayfalarında hep farklı bir sonla bitmesini bekledim. Son paragrafa kadar. Ve son paragraf tokat gibi çarptı yüzüme.
    Kitapla ilgili son sözüm de duyguların şahane bir şekilde betimlenmesiydi. Etkilenerek okudum. Tavsiye ediyorum.
  • 117 syf.
    "Bizler anlam arayışına girmiş varlıklarız."

    Bu anlam arayışı ki insanlara mitleri ve dinleri yaratmasını sağlamıştır; bu kitapta daha çok mitlerin kısa bir tarihi anlatılmıştır.

    Kitabın dili oldukça akıcı, okuru yoğun terimsel bilgilerle sıkmıyor; aynı zamanda yazarın bu konularda oldukça bilgili olduğunu da anlayabiliyoruz. Yazar hakkinda bilgi verirsek: 'Katolik bir rahibe olarak yedi yıl geçirdikten sonra 1969'da ayrıldı ve Oxford Üniversitesi'nden edebiyat lisans diploması alıp Londra Üniversitesi'nde modern edebiyat dersleri vermeye başladı...' Burada dikkatimi çeken nokta 7 sene Katolik bir rahibe olmasına rağmen geçirdiği değişim; çünkü rahibelik, dünyadan eli eteği çekme ve oldukça katı bir hayat, yazar bu şartlardan kurtulup aksine burada geçirdiği deneyimlerden faydalanmış olmalı.

    Kitap 6 bölümden oluşuyor. Avcı toplumlardan günümüze değin insanların mit anlayışının değişimini görüyoruz. Avcılık zamanında, doğayla iç içe yaşayan ve doğaya karşı yenik durumda olan insanın doğaya dair her şeyi kutsallastirdigini ve mitolojilerinde de bu izlere rastlanildigini görüyoruz: Öldürdükleri hayvanlara karşı bir acıma ve merhamet duyuyorlar; onların yerine kendilerini koyuyorlar ve şamanlara büyük önem veriliyor. Bu devirde her kavimde görülen ortak imge Gökte bir Tanrı imgesi; Tanrı yolculuğuna gökte başlıyor yani. Tarım toplumunda toprağın yaratıcı gücünü gören insanların mitlerinde radikal değişimler yaşanıyor, Tanrı yere iniyor. Sonraki kent toplumlarında yani kültürel devirde Tanrılar kent yaşamına başlıyorlar; her kentin bir Tanrısi var oluyor. Diğer dönemde artık eski mitlere karşı savaş açan Yahudiler ile beraber Tanrı sayısı bire iniyor ve insan aklinin tahayyulunden çok uzağa yerleşmeye başlayan Tanrı, 1882'de Nietzsche'nin meşhur ilanı: "Tanrı öldü!" ye kadar içindeki mitlerle beraber kendisini de değiştirerek günümüze kadar geliyor.

    Günümüzde artık bilgi çağıyla beraber insanlığın her şeyin temeline bilgiyi, aklı koymasiyla Tanrıyı öldürmesi neticesinde, insanlar anlam arayışında büyük bir boşluğa düşüyorlar. Yazar bu konuda şunları söylemekte: "Bize gereken yalnızca aynı etnik, ulusal ya da ideolojik kabileden gelenlere değil, dünyayı paylaştığımız bütün insanların kendilerini özdeşleştirmelerine yardım edecek mitler." Nietzsche bu durumu görmüştü ve biraz da bu nedenle insanlığa yeni bir anlam, yeni bir hedef vermek istemişti 'üst insan' fikriyle.

    "Sonunda hepimiz kendimizi adına ölüm denen son ayinde buluruz."

    Keyifli okumalar
  • İnsanların okudukları kitapların sayfalarına karışıp kaybolduklan günler çok geride kaldı. Kitaplara uğrayıp hayata kahraman olarak dönenlerin zamanı çoktan geçti. Yazmakta olduğu kitabın içinde karşısına çıkan bir diğer kitabın içine girdikten sonra kaybolan ve bir daha kendisinden haber almamayan hayalkârlar da yok artık. Kelimeler âlemi kalmadı artık. Sayfadaki sihir söndü. Hayat ağır, acımasız bir hakikatle boşalmış ruhların uğultusunda ne şiiri ne sözcüğü ne yazıyı ne kitabı duyuyor. Yalnızca uğultu. Tohumu, ağacı yaradılış zamanlarına kadar giden en eski orman aynı vahşetle uğulduyor dünyada sanki.
    Murathan Mungan
    Sayfa 38 - Metis Yayınları