Mesut Yilmaz, bir alıntı ekledi.
16 Mar 21:33

HAYAT: Istirap ve Sefalet
Hayat yerine getirilmesi gereken bir vazifedir; bu anlamda defunctus est* guzel bir ifadedir.
*(Bu kisi gorevini yapti.)

Hayatın Anlamı, Arthur Schopenhauer (Sayfa 29 - SaY)Hayatın Anlamı, Arthur Schopenhauer (Sayfa 29 - SaY)
Recep ÇELEBİ, Yaban'ı inceledi.
30 Eki 2017 · Kitabı okudu · 3 günde · 8/10 puan

“ALINTIDIR”
“Bu kitabı okuyup bitirdikten sonra bir Türk değil herhangi bir insanın nefretle karışık derin bir ıstırap duymamasına imkan yoktur. Bu ne cehennemi alem? Hiçbir yılan, çıyan yuvası bu kadar korkunç, hiçbir hayat bu kadar acı ve hiçbir hapishane menfa havası bu kadar kasvetli değildir. Bu lanetleme toprak nerededir? Ve bu insanlar kimlerdir? Altında tabaka tabaka sayısız medeniyetler uyuyan, evliya ve kahraman kanıyla yuğrulan Anadolu toprağı bu kadar nankör olsun, kabil değil izah edilemez. Şüphesiz ki, Yakup Kadri Bey bir romandan ziyade bir essai'ye benzeyen bu kitabı bu intibar bıraksın diye yazmamıştır. O, sadece Türk devletinin bütün ağırlığını sırtında taşıyan köylünün ıstırabını, onunla Türk münevveri arasındaki uzaklığı, uçurumu gözönüne koymak için bu işe teşebbüs etmiştir. Her ideal için ölmüş ve belkemiğine kadar çürümüş olan münevver Ahmet Celal buradaki tezadı basitleştiren bir vesileden, bir aletten başka bir şey olmamalıdır ve değildir.

Ümit ederim ki, maksat sadece o zamanlar Orta Anadolu köylerinin akim sefil bir süprüntülük olduğunu, köylünün mütemadiyen soyulduğunu, derisi yüzülecek bir hale geldiğini, kadınların bile kütükten farkı kalmadığını, sıhhat namına her şeyden mahrum bulunduğunu, ekserisinin kör-topal veya illetli, cüce, sıska, çirkin olduğunu, çocukların adeta köpeklerin ağzından lokma kapacak kadar aç bulunduğunu, insanı hayvandan ayıran hassalardan birisi gülmek olduğu halde burada hiç kahkahaya rastgelinmediğini, sonsuz bir cehalet içinde gömülü bulunduğunu haykırmak ve hastalığı teşhis edip münevverleri vazifeye çağırmaktır.

Bu itibarla Yakup Kadri Bey'in tasvir ettiği bu köy alemi ile muhayyel, çeşme başlarında asi bakireleriyle, bahadır delikanlıların mani söyleyerek seviştikleri mesut köy hayatından çok uzağız.

Acı ve sert hakikat ile karşı karşıyayız. Hatta ortadaki cinayete benzeyen hadisenin sebeplerini bile arıyoruz. Ahmet Celal hiçbir peşin hükümle, hatta sevgi ve şefkatla bile bulunmayan gözlerle gördüklerini bir fotoğraf adesesi gibi tespit ediyor. Fakat acaba Ahmet Celal tamamiyle afaki midir? Eşeğe geviş getirtecek kadar tabiatten uzak ve müşahedesi kıt olan ve alelıtlak kadını ve kadınlığı bir hükümle idam eden adamın afakiliğinden şüpheye düşmek hakkımızdır. Bahusus ki hiçbir edebi eser tamamiyle afaki olamaz.

Madame Bovary bile sadece bir itiraftan ibaret olan Adolphe romanı kadar enfüsidir. Yalnız aynı şekilde ve tarzda değildir. Nitekim Yakup Kadri Bey de bu eserinde azami bir enfüsiliğe varıyor. Münevver kahramanı hakkında mümkün olduğu kadar sempatik ve sükuti, köylüler karşısında ise daima beliğdir. 315 sahifelik romanda köylülerden bahsederken sevimli, müşfik tek bir cümleye rastgelinmediği gibi bu zavallı mahlukları daima ya karınca sürüsüne, ya kunduzlara, ya çamurlu bir karnıbahara, yahut bir meşe kütüğüne benzetiyor.

Keza Ahmet Celal yalnız onlar üzerinde yaptığı müşahedelerle insanların, hayvanların en galizi olduğuna kani oluyor. Ve hayvanları, boz eşekleri onlara tercih ediyor ve hatta ölürse bu köylülerin kendisini gömmiyeceklerini, köpeklere, kargalara yemlik bırakacaklarını ve yahut da tezek ateşinde yakacaklarını söylüyor. Nihayet Anadolu hakkında tasavvur ve tehayyülün fevkinde iftiralarda bulunuyor.

Öyleki Türk köylüsünün metanet ve vekan hissizlik, sükutiliği bulanık bir derinlik, lokma ve abaya rızası, mecburi tevekkülü, miskinlik, imanı ise gülünç oluyor. Türk köylüsü ne yaşamasını, ne sevmesini, ne inanmasını biliyor, ne dini, ne imam vardır; kaba bayağı iştihalardan, düzenbazlıktan, nekeslikten, alçaklıktan, kinden ve sefaletten, hodbinlikten yoğrulmuş bir külçedir. Yakup Kadri Bey'in yahut Ahmet Celal'in bu tasvirine nasıl inanalım? Ahmet Celal'in kaleminden Yakup Kadri Bey'in bize tasvir ettiği alem, ismini söylemediği köy müdür? Yoksa bütün Anadolu köyleri midir?

Yahut bize bu köylüler vasıtasıyle muayyen bir sefalet derecesine düşmüş insaniyeti mi anlatıyor? İnsanda bu sefil iştihalardan başka bir şey yok mudur? Şüphesiz ki Yunus Emre, Mevlana, Fuzuli bunlardan büsbütün başka çapta adamlardı. Yokluk içinde var olabilecek bir madenden yapılmışlardı. Lakin alelade insanın, insan yığınlarının ruhunda hiçbir şey yok mudur? Yakup Kadri Bey bu sinemasiyle hakiki köylüyü mü anlatmış oluyor?

Zannetmiyoruz. Yakup Kadri Bey bu derece bedbin görünüyorsa bunun sebebi görünüşün tek taraflı olmasıdır. Tam manasiyle ne fena, ne de iyi adam bulunamıyacağına ve tek parçadan biçilmiş insanın yalnız klasiklerin uydurduğu bir efsane olduğuna kani olduktan sonra bu köy tasvirini nasıl hakikat diye kabul ederiz.

Dişinden, tırnağından artırarak beslediği hükümetin sıhhati için doktorundan, ahlak ve imanı için mualliminden, bakımsız toprakları için ziraatçısından ve hayvanları için raylarından, yollarından, elektriğinden ve suyundan istifade edememiş ise kabahat kimin?..

Kabahat köylüden iğrenen ve istiklal mücadelesinin en tehlikeli devirlerde bir kolu yok diye Türk ordusu tarafına geçemeyen ve bu sonsuz (?) fedakarlığının minnet ile karşılanmasını bekleyen, sümüklü İsmail'in karısını kaçırdıktan sonra can çekişirken mezarlıkta terkedip yola düşen Hamlet bozması paşazadede ve onun temsil ettiği değil midir? İhtimal ki bu paşazade bir bakıma göre tiksintilerinde, nefret ve ithamlarında haklıdır. Fakat Falih Rıfkı'nın dediği gibi iki küçük kusuru vardır. Evvela kendisini insan zannetmek. İkincisi de kendisini bu milletten saymak...

Köylüler yaptıkları veya sadece yapacakları rivayet edilen günahları için affedilebilirler. Zira ne yaptıklarını bilmezler. Fakat bilenler ve bile bile yapanlar... Allahın veya atinin laneti onların üzerinedir.

Geçenlerde bir muallimle (...) köyüne giden bir arkadaş acı bir hatırasını nakletti. Abdülhamit devrinde, meşrutiyette askerlik etmiş yaşlı bir köylü ile konuşuyorlarmış, köylü dayı bir aralık:

-İngilizler İstanbul'dan çıktı mı? diye sormuş.

-O... demişler. On sene oldu. Haberin yok mu?
Köylü bir müddet düşünmüş, düşünmüş sonra ilave etmiş.

-Peki ama... buralarda siz ne ararsınız?

Bu sual asırlardan beri terkedilmiş Anadolu köylüsünün bütün acılarını, sitemlerini, isyanlarını ve münevverlere karşı hıncını hulasa etmektedir. Onlara hayrı olsun diye kitap yazan Yakup Kadri Bey ne yazık ki bilerek ve bilmeyerek yahut sadece istisnayı umumileştirerek ihtiyar Anadolu'nun ahlak ve vicdanını da itham etmiştir. Halbuki hala daha ve her şeye rağmen varlığımızın en sağlam ve en saf tarafı orasıdır. Varlığımız onun üzerine dayanmaktadır. Yıldırımdan beter belalarda çarpılmış bu insaniyet parçasının azıcık tanınabilecek bir tarafım kompozisyonun içine koysaydı, Yakup Kadri Bey'in bu eseri kim bilir sanat eseri olarak daha ne kadar kuvvetli olacaktı. Fakat her nedense onun her kitabında mevcut olan rahmet ve sıcak şefkatten burada zerresi yoktur. Bununla beraber bizim nesil Yakup Kadri Bey'in romanını ekşiten husumetten de insan kalplerinin fethetmek için sevgiden, her şeye rağmen affeden sevgiden başka bir silah olmadığı dersini bir defa daha öğrenerek istifade edebilir.

Filhakika gençlik içi köylü millet ve vatan karşısında yaratan, faal sevgiden, bedelsiz ve ivazsız fedakarlıktan başka hiçbir vazife yoktur ve bu sevgiden başka her iddia çirkin bir yalandır.”
-Burhan Ümit Toprak, Varlık'ta yayımlanan (s. 4, 1933) yazısından.

Furkan Topal, Hayatın Anlamı'ı inceledi.
03 Eyl 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

"Zevklerin binlercesi bir acıyı telafi etmez."

Kitap dört bölüme ayrılmış;
-Hayat: Istırap ve Sefalet
-Yaşama İradesinin Tasdiki ve İnkarı
-Hayatın Boşluğu Öğretisi Üzerine
-İntihar Üzerine

Schopen bu kitabında da ustaca vuruşlar yapmış, ve karamsarlıktan ziyade feci gerçekçi bir üslupla bilgeliğini döktürmüş, ki sahip olduğu bilgilerle de çıkarımlarına gerek teşbihler yapmış, gerekse bunları desteklemiş fakat vardığı sonuç, nefsi 'tamamen' öldürmeyle ilgili. Bu sonucun doğruluğundan emin olmadığım için puanlandırmayı bu şekilde yapıyorum. Haricinde ve o da dahil bütünen okunmaya değer müthiş bir eser. Herkese tavsiye ederim. Paylaşılabilecek bir sürü alıntı mevcut yani aslında. Her neyse iyi ki böyle biri var olmuş da bunlara parmak basmış.

F.İ., bir alıntı ekledi.
04 Haz 2017 · Kitabı okudu · 3/10 puan

Hayat: Istırap ve Sefalet
Nasıl ki bütün bedenimizin sağlığını değil, sadece ayakkabının vurduğu küçük noktayı hissedersek, tıpkı bunun gibi mükemmelen yolunda giden bütün işlerimizi değil, fakat sadece bizi üzüp rahatsız eden önemsiz, anlamsız, küçük bir işi düşünürüz.

Hayatın Anlamı, Arthur Schopenhauer (Sayfa 14 - Say)Hayatın Anlamı, Arthur Schopenhauer (Sayfa 14 - Say)