• Gılgamış’ın dört bin yıl önce ölümsüzlüğü bulmak için çıktığı yol, yeni yolcularını bekliyor. Yeni, aciz ve ümitsiz” bende öleceğim” cümlesini kurmakta güçlük çekiyorum. Özne-yüklem uyuşmazlığı değil, hayat-ölüm uyuşmazlığı var bu cümlede...
  • Gılgamış'ın dört bin yıl önce ölümsüzlüğü bulmak için çıktığ yol, yeni yolcularını bekliyor.
    Yeni, aciz ve ümitsiz. '' Ben de öleceğim '' cünlesini kurmakta güçlük çekiyorum. Özne-yüklem uyuşmazlığı değil, hayat-ölüm uyuşmazlığı var bu cümlede...
  • Gılgamış'ın dört bin yıl önce ölümsüzlüğü bulmak için çıktığı yol, yeni yolcularını bekliyor.
    Yeni, aciz ve ümitsiz. '' Ben de öleceğim '' cünlesini kurmakta güçlük çekiyorum. Özne-yüklem uyuşmazlığı değil, hayat-ölüm uyuşmazlığı var bu cümlede...
  • "Ben de öleceğim," cümlesini kurmakta güçlük çekiyorum. Özne-yüklem uyuşmazlığı değil, hayat-ölüm uyuşmazlığı var bu cümlede.
  • " 'Ben de öleceğim,' cümlesini kurmakta güçlük çekiyorum. Özne-yüklem uyuşmazlığı değil, hayat-ölüm uyuşmazlığı var bu cümlede."
  • 202 syf.
    ·14 günde·Beğendi·9/10
    > Evet, bir incelememi daha tamamlamış ve sizin için yayına hazır hale getirmiş bulunuyorum. Son günlerde inceleme yazmamamın sebebi, grupta yaşanan olumsuzluklardan ötürüydü ve kişisel tepkimin de yavaş yavaş sonuna geldiğim için bu zamana dek okumuş ve incelememiş olduğum eserlere incelemeler yazıyorum. Allah’tan bu aralar işler seçimlerden ötürü durgun, yoksa hareketli bir zamana denk geldiğimde bırakın inceleme yazmayı, kitap okumaya bile zaman kalmıyor diyebilirim. Bugün sizler ile birlikte, Genç Werther’in Acıları’na ortak olacağız ve yazarın kendisinin hayatına dair detaylı bir bilgi edineceğiz. Arada boşluklar olabilir ve atlamış olduğum detaylar olabilir, şimdiden bunlar için özür dileyerek, artık incelemeye geçelim isterim. :)

    > Johann Wolfgang Von Goethe’nin "Genç Werther'in Acıları" adlı eseri için, İngiliz yazar Samuel Richardson 'un 1740 yılında yazdığı " Pamela "sı ya da Cenevreli filozof ve yazar Jean-Jacques Rousseau 'nun 1761’de kaleme aldığı " Yeni Heloise (2 Cilt Takım) "i gibi duygusal romantizm akımına, geleneğine uygun mektupların derlemesinden oluşan kısa bir romandır diyebiliriz. Romanda konu olan karakterlerin ve trajik yaşanan olayların dışında, anlatılan tüm hikâye, Werther'in arkadaşı Wilhelm'e gönderdiği mektuplardan ibarettir. Bu son söylemek istediğime dikkat çekmek isterim, çünkü kitabın popülizmine kapılan birçok okur, bu eseri ele aldıktan sonra, hayal kırıklığına da uğrayabilir. Elimizde tuttuğumuz bu eser, aklınıza gelebilecek türden bir aşk romanı kesinlikle değildir!!! Okur olarak buradan çıkarmamız gereken sonuç: “Kitabın toplum ve ahlak konusundaki bütün düşünceleri kapsayan, tutku ve erdem hakkındaki fikirler arasında git gel yapan bir edebiyat örneği olduğudur.”

    Kitaba Dair
    > Hayatının baharında olan genç Werther, içinde bulunduğu hayatın tecrübesizliğinin de vermiş olduğu duygu dolu hisler ile ne yapacağına bilmemekle birlikte, bir kararsızlık içerisindedir. Kendisinin de içinde bulunduğu bu tanıdık çevreden uzaklaşmak ve hayatına değişiklik katmak adına, annesinin miras işini halletmek için Weimar’a gelir. Ruhi olarak doğa ile ilgilenmekten ve çizimler yapmaktan hoşlanmaktadır. Bulunduğu yörenin alt tabaka insanlarının kendisine çok sıcakkanlı yaklaştıklarını, kendisini sevdiklerini, ama çocuklar hakkında da üzücü tespitlerinin olduğunu ifade eder. Weimar’da geçirdiği günlerden bir gün, bir kâtibin kızı olan Lotte'ye eşlik edeceği bir baloya davet edilir. Annesinin ölümünden beri, kardeşlerinin bakımı ile Lotte ilgilenmektedir. Werther, baloda gördüğü bu güzel kadının, Lotte’nin nişanlı olduğunu öğrenmesine rağmen, genç tecrübesizliği ve kadına karşı hissettiklerinin de vermiş olduğu duygulardan dolayı, kendisini ona âşık olmaktan engelleyemez.

    > Balo esnasında yaşanan olumsuz hava muhalefeti ve fırtına o geceye, davetlilere bir korku getirse de, ikisine kaçınılmaz duyguları da beraberinde getirmiştir. Tanrı’nın yalnızca azizlerine bağışladığı türden günler geçirdiği hissiyle, genç Werther bundan böyle, Amtsmann'ın kızınını hemen hemen her gün ziyaret ediyor ve onunla olabildiğince çok zaman geçirir. Fakat Lotte'nin nişanlısı Albert, gitmiş olduğu bir iş gezisinden geri döndüğünde, Werther'in hislerinde görülebilir, hissedilebilir bir değişim baş göstermektedir. Âşık olduğu bu güzel kadının nişanlısının varlığı artık onun sevgisinin gelecekteki umutsuzluğunu ve bir gün bu güzel geçen zamanın biteceğini haberdar etmekte, hissettirmektedir. Burada aklıma, Uygurların, "Her şey güzel olunca vakit çabuk geçermiş" sözünün doğruluğu geldi #37622289 ve ufak bir tebessüm ile okumaya, acılara şahit olamaya devam ettim. Sempatik ve iyi huylu bir insan olan Albert ile Werther arasındaki ilişki, normalmiş gibi görünse de, Albert’in varlığından rahatsız olan Werther, Lotte'ye duyduğu güçlü ve umutsuz duygularının kendisi için tehlikeli olabileceğini kısa süre içerisinde anlar ve kendisini bekleyen bu kaçınılmaz acılardan kaçıp kurtarmak için şehri terk etmeye karar verir.

    > Bu süreç içerisinde Werther, bir Kont’un kendisine yapmış olduğu iş teklifini hem mekânsal hem de duygusal olarak Lotte'nin etkisinden kaçma fırsatı olarak görür. Ancak kabullenmiş olduğu bu işin görgü kurallarının sıkılığı, işin asil tarafının ağırlığı ve zorluğu kendisinin kaçış umutlarını mahveder ve içsel bir hayal kırıklığı ile Werther, ruhunun oraya ait olduğunu düşündüğü, vatanı olarak gördüğü şehre, Lotte'sine geri döner. Ama artık Lotte ve Albert’in evlenmiş olduğunu bilerek orada, Weimar’da yaşamak, zaten Lotte için çırpınan yüreğine ve daralan ruhuna daha da ıstırap dolu acılar yüklemektedir. Albert’in işi ile ilgili meşguliyetini, Lotte’nin kocası ile mutlu olmadığı ihtimalini de göz önüne alan Werther, Lotte'ye açılarak, onunla olan eski samimiyetini özlediğini ifade ederek, duygularına dile getirir. Albert’in yolda olduğu bir akşam, Werther’in ziyareti ile romandan da anlaşılacağı gibi, ikili arasındaki bu tehlikeli yaklaşım aniden bir eyleme dökülür ve ateşli bir tutku içerisinde birbirlerine sarılıp yakınlaşırlar. Werther dayanılmaz acılar içerisinde kendisini Lotte’nin önünde yere atar ve Lotte, genç aşığı Werther'in tutkusuna boyun eğmemek için çareyi yan odaya kaçmakta bulur ve onu bir daha görmek istememektedir. Sonu olmayan tehlikeli ilişki de yaşanan bu trajik olaydan sonra, Werther tüm umutlarını yitirir. Genç âşık artık bütünüyle çaresizdir ve artık sonunu göremediği bu hayattan ve hiçbir şeyden tat almamaktadır. Bunu kendisinin son mektubunda ve o ezici ruhsal çöküntü ile daha iyi anlayabiliyor ve sonun nasıl olabileceğini de az çok tahmin edebiliyoruz. (Daha fazla spoiler vermemek adına burada içeriğe son veriyorum.)

    Yazar Hakkında
    > Goethe'nin hayatındaki renkli, parlak birkaç satırı ele almak ve yazar hakkında bir şeyler yazmanın herkesi canlandırmak adına iyi geleceği düşüncesindeyim. Kendisi, 28 Ağustos 1749'da Frankfurt am Main'deki (ah, güzel şehir FFM ve anılarım) Hirschgraben'deki o birçoğumuzun bildiği güzel evde dünyaya geldi. 39 yaşında olan yetenekli, ancak mutsuz bir baba ve 18 yaşında, her zaman mutlu, güleç bir anne’nin oğluydu o. Frau Rat, Frau Aja (Bayan Rat, Bayan Aja) olarak bilinen bir anne’de, unutulmaz bir Alman kadın karakteri vardı. Çocukluğu ona güzel şeyler katan güçlü izlenimlerle doludur. Bunların arasında, kendisinin edebi gelişimine katkısı olan İncil dersleri, kukla tiyatrosu, Kont François de Théas de Thoranc’ın kendisine olan özel ilgisi*, Fransız tiyatrosu**, Gretchen'a ilk aşk, vb.); Özel dersler, Goethe’ye erken yaşta tüm edebi bilgi alanlarında katkı sağlamıştır.

    * Goethe’yi çocukluk yıllarda etkileyen önemli bir olay, Yedi Sene Savaşları'dır. Frankfurt şehri, 1759'da, Avusturya ile birleşen Fransızların işgaline uğramış, bu arada Goethe'lerin evi de Fransız sivil idare sinin komutanı Kont François de Théas de Thoranc'a iki buçuk yıl boyunca karargâh olmuştur. Küçük Goethe ile dostluk kuran bu Fransız subayı, güzel sanatlara, özellikle resme meraklı olduğundan sanatkâr misafirleri eksik olmuyordu. Goethe onun aracılığıyla plastik sanatlara karşı ilgiyi küçük yaşta kazanmıştır.

    ** Fransız işgalinin Goethe’nin kültür dünyasına olumlu katkılarından biri de Frankfurt’ta temsiller veren bir Fransız gezici tiyatro trupunun etkisidir. Muntazam olarak izlediği bu oyunlarda daha on bir yaşındayken, Racine'i, Moliere'i tanıma fırsatı bulmuştur.


    > 1765 Ekim'inde, çok özensiz yaşadığı ve sıkıcı bir hayat sürdüğü Leipzig'teki hukuk çalışmalarına devam etti ve 1768'de Frankfurt'a geri dönerek, kendisini, sağlıklı bir şekilde bakmaları için annesini ve kız kardeşinin emin ellerine teslim etti. 1770 Nisan'ında Strazburg Üniversitesi'ne katıldı ve 1771 yılında lisans tamamlayarak derecesini aldı. Burada hayatına yön veren iki deneyim belirleyicidir: Herder ile karşılaşması ve Friederike Brion'a olan sevgisi. Herder sayesinde, "Fransız" edebiyatının ve sanatının tadına nail olan Goethe’ye, Alman sanatına işaret eden Herder, ona, Alman sanatını, Homer’i, Shakespeare’i, aşılar. 1774’ün başında, iki hafta gibi bir süre içerisinde "Genç Werther’in Acılar" adlı edebi eserini kaleme aldı ve diğer deneyimlerini yürüttü. Neredeyse aynı zamanda, Faust I'in büyük bir kısmını tamamladı ve Gretent trajedisinin tamamını içeren Prometheus, Mahomet, Ebedi Yahudi, Clavigo ve Stella’ya da dâhil ettiği çalışmasını yürüttü. 16 yaşındaki, güzeller güzeli ve zeki bir bankacının kızı olan Lili Schönemann ile nişanlanır. Bu büyük aşkına rağmen, bu ilişki, çevre ve yaşam tarzı açısından, ailelerin uyuşmazlığı nedeniyle yıpranmıştır, buna ilişkin olarak Goethe, kendi idealleri ile evliliğin bağdaşmayabileceği konusunda endişeye düşmüştür. Bu boşluğu doldurabilmek için ise, Cristian ve Friedrich Leopold zu Stolberg-Stolberg kardeşlerin, İsviçre’yi dolaşarak, aylarca sürecek olan seyahat davetini dikkate almıştır. Ekim ayında bu nişanlılık durumu tamamen sona ermiştir. Döndükten sonra 7 Kasım 1775'te geldiği genç Dük Karl August'un Weimar'a davetini takip ederek Frankfurt'tan ayrılır.

    > 1776 yılında hükümete atanan Privy Konseyi'nin hükümdarlığına atananların muhalif itirazlarına rağmen, 1782 yılında Kaiser (İmparator) Josef II. Goethe’yi Asiller sınıfına kabul eder. Wieland ile arkadaşlık küuar ve Herder tarafından Weimar'a davet edilir. Ancak hayatının en büyük tecrübesini kendisinden yedi yaş büyük, yedi çocuk annesi, hasta ve güzel olmayan Charlotte von Stein ile yaşar. Charlotte Goethe üzerinde anlaşılamaz bir güç sahibi olur ve uzun yıllar yazarın kalbini Charlotte için atar. (Burada aklıma; “Gönül bu, ota da konar b… da konar” sözü gelmedi değil.)

    > Ruhsal olarak kendisini bulmak adına, 1786'da Karlsbad'dan İtalya'ya geçer. Venedik, Floransa, Roma, Napoli, Sicilya onu büyülemiştir ve "Tauris'teki Iphigenia" burada son halini alır. Gene kendisinin kaleme aldığı "Egmont"u, İtalyan şair Cortesan Torquato Tasso ile deliliğe inişle ilgili bir oyun olan "Tasso" ele aldı ve tabi ki Faust ile devam ederek, bu içsel dönüşümünü İtalya'da tamamlandı. 1788 yılının haziran ayında Weimar'a geri döndü. Frau von Stein ile arasına giren soğukluk ve yabancılaşma sonrasında, Aralık 1789'da, genç sevgilisi Christiane Vulpius'la yaşadığı ilişkiden doğan ilk oğlu sonrasında, Frau von Stein ile yolları ayrıldı.

    > Friedrich Schiller (1794) ile yakınlaşması, o zaman için olağanüstü öneme sahipti. Her ikisi de, onurlu sanat eserleri ve büyük girişimleri olan, Xenien (1796) sonrasında, mahkeme tarafından genel bir yargılamaya maruz kaldılar.

    > 1798 yılında, Heinrich Meyer ile birlikte, tüm idealleriyle klasik ideallerini temsil eden "Propylaen"i kurdu; Ama kendisinde bunun dışında, kansız, stilistik “doğal kız” bir olarak yarattığı Weimar "Örneksahne - Musterbühne"nin endişesi vardı. Arkadaşı Schiller’in ölümü (1805) onu çok aşırı etkiledi ve derinden sarstı. Artık kendisi için zor zamanlar kapıdadır ve Jena Savaşı’ndan dolayı tüm güvenli yaşam koşullarının tehlikeye girmesi, onu 19 Ekim 1806'da Christiane Vulpius ile evlenmeye mecbur kılmıştır. Törende tebrikler edenlere cevaben: "O her zaman benim karım olmuştur." demiştir. 1808'de Frau Rat (annesi) ölür. "Bir devlet adamının kalbi göğsünde değil, kafasında olmalıdır," diyen Goethe’nin çok değer verdiği bu yiğit lider, Napolyon şimdi Almanya’yı tehdit etmektedir ve yine aynı yıl içerisinde Napolyon ile hafızalara kazınan o unutulmaz görüşme yapılır.

    > Bu arada eşi Christiane, 1816 yılında hayata gözlerini yumar, ancak 1817'de, Goethe'nin oğlu August'un karısı Ottilie von Pogwisch, evlerine sıcak bir katar. Edebiyata adeta kalemi ile ruh veren 74 yaşındaki bu yaşlı kurt, tekrar ateşli bir tutkuya kapılır ve 1822, 1823'te Marienbad ve Karlovy Vary'de tanıştığı 18 yaşındaki Ulrike von Levetzow ile evlenir. Parlayan "tutku üçlemesi" ise bu açgözlü sevginin güzel bir meyvesiydidir. Yaşamının sonlarına doğru Faust II'nin çalışmasını devam eden Goethe, "uzun süre hayatta kalmanın birçok insanın da hayatına mal olabileceği" anlamına geldiğini de acı bir şekilde tecrübe eder. Frau von Stein, oğlu Dük, Düşes August ve onun etrafında olan birçok sevdiği insan öldü. Temmuz 1831'de Faust'un ikinci bölümünü tamamlandı ve Goethe, gelecekte onu bekleyen yaşamı kendisine saf bir armağan olarak görüyordu. İlerleyen yaşta yakalanmış olduğu bir soğuk algınlığı, bu asilzade yazarın hayatının sonuna geldiğine işaretti. Johann Wolfgang von Goethe, 22 Mart 1832 tarihinde, öğlen saatlerinde hayata gözlerini yumdu ve bu ölüm haberi bütün Avrupa’yı derinden salladı.

    Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

    Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

    ~ A.Y. ~