• Tek bir hayatı vardı, hepsi buydu. Erteleme bileti yoktu, kendini daha iyi hissettiğinde tekrarlanmayacaktı ömrü.
    Irvin D. Yalom
    Sayfa 50 - Pegasus Yayınları (1. Baskı)
  • "Hayatına kattığın her insan bir gün seni bırakıp gidecektir. Terk etmese bile ölecektir. Bir gün seni bırakıp gidecekler diye sevgiyi erteleme. Acılar insana mutluluğu öğretir. Sevgi hayatı öğretir."
  • Hayatı erteleme... Zamanın içinden bir şeyler kurtar...

    Andre Gide
    ***
  • "Hayatı erteleme. Yarını bekleme, asla gelmez. Bugün yaşa."
    Osho
    Sayfa 113
  • Gerçek bir kahramanın gücü kaslarının değil, kalbinin kuvvetiyle ölçülür. Aradığım böyle bir kalp. Tek istediğim bunun gibi bir şey. Eski kitapları okuyordum.
    Efsaneleri ve destanları.
    Achilles ve altınları,
    Herkül ve yetenekleri.
    Spiderman'in gücü
    Ve Batman'in yumrukları.
    “Ve açıkçası kendimi bu listede göremiyorum” diyor Coldplay.
    Süper kahramanlar listesi. Bize motivasyon vermek için hep böyle kahramanlar kullanırlar. Olağanüstü yeteneklere sahip insanlar. Bizi korkularımızdan kurtaran ve hayallerimize kavuşturan kişiler.
    Öyle ya. Biz ya bir hayali yaşarız ya da bir korkuyu. Düşük not alma korkusu. Sınav korkusu. İşsizlik korkusu. Başarısızlık korkusu. Gelecek korkusu.
    “Esas korktuğun şey senin içinde. Korkularını içine çek. Onlarla yüzleş.” - Batman Begins
    Peki ya hayallerimiz? Hayallerimiz ya hiç yoktur. Ya da bastırılmıştır. Hayallerimizin sesi kısıktır. Neredeyse bir fısıltıdır.
    Oysa hayatı gerçekten yaşamak için tek istemen gereken şey, hayallerinin fısıltısını duymak. Onu hayatının müziği haline getirmek. Tek istediğim bunun gibi bir şey.
    Hayatının her gününde, kulağına tuhaf bir şekilde fısıldayan o hayalinin haykırışlarını duymaya hazır olmalısın. Süper kahramanlara özenmek yerine olman gereken kişi olmalısın.
    Kimsenin seni vazgeçirmesine izin verme. Kimsenin artık çok geç olduğunu, kapıların kapandığını söylemesine izin verme. İnsan üstü yetenekleri olan birisini aramıyorum. Olman gerektiği kişi olmanı istiyorum. Çünkü olman gereken kişi olduğunda, sen artık bir süper kahramansın.
    Bunun kolay olduğunu söylemiyorum. Eğer kolay olsaydı herkes yapabilirdi. Bunun için korkularınla kendin mücadele etmelisin. Kendini bir tırtıl kadar çirkin ve zayıf hissediyor olabilirsin. Ama unutma! İçinde bir kelebeğe dönüşme gücü var.
    Şu anda kendini çok küçük hissediyor olabilirsin. Ama bir gün büyüyeceksin. Öyle ya da böyle bir kelebeğe dönüşeceksin. Ve dünyadaki tüm kelebeklerin bir “kelebek etkisi” vardır. En küçüğü, en zayıfı bile dünyayı değiştirir. Sen nasıl değiştireceksin? İyi yönde mi, yoksa kötü yönde mi? Buna karar ver.
    “Büyüyünce nasıl bir adam olacağına karar vermen lazım, Clark. Çünkü... O adamın karakteri iyi de olsa kötü de olsa... dünyayı değiştirecek.” - Man of Steel
    Dünyayı değiştirmek için tek istemen gereken şey, iyi bir kelebeğe dönüşmek. Onu hayatının müziği haline getirmek. Tek istediğim bunun gibi bir şey.
    Gözlerini kapa ve dönüşmek istediğin o kişiyi gör. Gerçek kendini. Ona ulaşmak için yaptığın hataların seni korkutmasına izin verme. Yeniden hata yap. Daha çok hata yap. Hiç olmazsa bir dene. Yeni bir şeyler dene. Odandan dışarı çık. Doğanın kollarına bırak kendini. Zihnindeki kötü düşünceleri boşalt. Vücudunun işletim sistemi ruhunsa eğer, onu yeniden başlat. Sonra küçük bir adım at. Sonra bir tane daha. Bir tane daha.
    Yapmak istediklerini daha fazla erteleme. Tüm gücünle odaklan. O odaklanma gücünle içindeki güneş enerjisini dışındaki bir kıvılcıma dönüştür. Heyecanlan biraz. Canlan!
    Sonra tekrar o listeye dön. Süper kahramanlar listesi. Hala onlardan biri değilsin. Olmana da gerek yok.
    Kendini kimseyle kıyaslama. Aynada gördüğün kişiden başka. O aynaya baktığında, insan üstü yetenekleri olan birini arama. Süper güçleri olan birini. Kendini ara. Gerçek kendini. Çünkü tüm iyi kahramanlar aslında sıradan insanlardır. Ama kendilerini sıradışı kılan o şeyi bulmuşlardır.
    “Hepimizin içinde bir kahraman olduğuna inanıyorum. Bizi dürüst kılan, bize güç veren, bizi asil yapan, ve son olarak gururlu bir ölümü sağlayan.” - Spiderman 2
    Gerçek kendini bulmak için tek istemen gereken şey, kendi içine bakmak. Onu hayatının müziği haline getirmek. Pelerine ya da maskeye ihtiyacım yok. Mutlu sonla biten bir peri masalına da. Gerçek bir kahramanın gücü kaslarının değil kalbinin kuvvetiyle ölçülür. Aradığım böyle bir kalp. Tek istediğim bunun gibi bir şey.
    Eski kitapları okuyordum.
    Efsaneleri ve destanları.
    Achilles ve altınları,
    Herkül ve yetenekleri.
    Spiderman'in gücü
    Ve Batman'in yumrukları.
    Ve açıkçası artık kendimi bu listede görebiliyorum.
    https://m.youtube.com/watch?v=RHOg3FA9UwU
  • Bir Varmış Bir Yokmuş, Evvel Zaman İçinde Dostoyevski Diye Bir Yazar Varmış. Ne Sihir Yapabilirmiş, Ne de Büyü. Tek Yaptığı Kitap Yazmakmış. Ama Bilmediği Bir Şey Varmış, Kitaplarının Büyüsü Yüzyıllarca Sürecekmiş... Keşke Bilseydim Demiş. Bilseydim Daha Çok Kitap Yazardım....

    Evvvvet yeni bir kitap demek yeni bir inceleme demektir:) Aranızda Dosto yu sevmeyen var mı bilmiyorum ama bana sorarsanız ben bu adamı her okuduğumda âşık oluyorum. Dostoyevski demek muhteşem betimleme demektir. Dostoyevski demek yeraltının derinliklerine inmek demektir. Ve Dosto demek, Rus Edebiyatı demektir. Net!! Kitaptan bahsetmeden önce;

    Dostoyevski deyince ilk başta korkardım. Çünkü ağır kitaplarını okumaya çalışmış, yapamamıştım. Kara kara düşünürken, Sitemizin Dostoyevski etkinliği kralı Quidam un etkinliği sayesinde kurtuldum bu düşüncelerimden ve Dosto ile olan ilişkimize (merak etmeyin efendim romantik bir ilişki değil:)) kaldığımız yerden devam etme kararı aldık. O da yalvarıyordu zaten Sherlock beni ne zaman okuyacaksın diye:) Sonunda dilindeki tüyler bitmeden doğru kitaplarla okumaya başladım Dostoyu ve hızlı bir şekilde ilerledim. (Şu ana kadar Dosto okuma liste sıram şöyle; 1-Suç ve Ceza (tam 3 kez yarım bıraktım. Hala bitirebilmiş değilim:))) 2-İnsancıklar 3-Öteki 4-Mektuplar 5-Kumarbaz) Bu şekilde ilerleyince Dostoyla olan ilişkim bir raya oturuverdi. Bunun için minnettarım sana Quicik:) Sen ve etkinliğin olmasaydı okumayı otuz yaşıma kadar erteleyebilirdim:)

    Sevgili Harun Inan a da teşekkürümü borç bilirim çünkü okuyacağım sıradaki Dosto kitaplarım için de o bana yardım ediyor.Sayesinde şimdiki okuyacağım kitabıma da karar verdim: Yeraltından Notlar...


    Bu kitabında farklı bir Dosto gördüm. Komik, espritüel ve sade bir dil kullanmıştı. Komik?? dediğinizi duyar gibiyim. Evet o kadar komik konuşmalar vardı ki gülmekten yerlere yattım diyebilirim. Özellikle de büyükanneye bayıldım:)) Şimdi siz işe Fransız kalmış olabilirsiniz. Merak etmeyin hemen açıklıyorum:

    Spoiler


    Spoiler dediğime bakma yahu, çok da spoi vermiycem:) sadece ufacık dedikodu yapıcaz senle. Kimin dedikodusu mu? Büyükannenin:)) Başkahramanımız, iflah olabilen bir kumarbaz. Evet iflah olabilen dedim çünkü, sevdiği kızı memnun edebilmek için kumar oynuyor. Sevdiği kız da zengin bir büyükanneye sahip.Madem zengin bir aileye sahip neden bir erkek kumar oynayıp parayı ona götürüyor? Çünkü insan iflah olmaz bir aşık olabiliyor!!! Eveet ne diyorduk? Büyükanne baya zengin. Ama yetmişini devirmiş. Haliyle insanlar artık ölüp mirasına konmak için gün saymaya başlıyorlar. Ne zaman ölecek, ne zaman ölecek diye beklerken... Büyükannemiz çıkageliyor. Hem de ne geliş. Diyaloglar havada uçuşuyor:D Gülmemek için beton kalpli olmak gerekiyor.

    Spoiler bitti

    Ben kitapta alışılmışın dışında bir dosto gördüm. Bu dostoyu da sevdim. Rusyanın devi lakabını hak ediyor bu Adam. Bence her okurun okuması gereken bir yazar. Kitapları kadar hayatı da bi o kadar heyecan, aksiyonla dolu. Kesinlikle bu kitabı erteleme https://1000kitap.com/Hayalperestcik Kütüphanende varsa mutlaka oku diyebileceğim bir kitaptı.

    Herkese bol kumarlı günler:))))
  • BU İNCELEMEYİ DEĞERLİ Anıl KARDEŞİME İTHAF EDİYORUM

    “Hatırlat da haziranın sonlarında çocukluğumu yakalım”
    Ah Muhsin Ünlü

    NE GÜLÜYORSUN ANLATTIĞIM SENİN HİKAYEN

    Beni Asla Bırakma.. Japon Kazuo Ishiguro abimizin ilginç romanı. Kitap temelde 3 karakter üzerinde ilerliyor; Kathy,Tommy ve Ruth. Baştan sona bir “hüzün” hikayesi..

    Yazarın bir Japon olduğunu ama çok küçük yaşlarda ailesiyle birlikte İngiltere’ye taşınıp burada yaşadığını ve bu kitabı da İngilizce yazdığını hatırlatmakla başlayalım. Anlattığı hikaye ise sıra dışı gibi görünse de (belki bir bakıma öyledir) bana göre aslında günümüz sıradan insanını anlatmaktadır.

    Bir grup öğrencinin Hailsham isimli okulda yaşadıkları ve sonrasında başkaca yerlerde sürüp giden hikayesi. Bu öğrencilerin birer “klon” olduğunu öğreniriz efendim lakin anladığım kadarıyla bu metaforlar üzerine kurulu kitapta bu da bir metafordan ibarettir. Belki de yazar, Japon asıllı ama neredeyse bütün çocukluğu ve ilk gençliği İngiltere’de geçtiği için kendini adeta bir klon gibi mi hissetmişti? Kim bilebilir?

    Kathy hikayenin merkezindeki karakterdir. Tommy ve Ruth da en yakın arkadaşları. Birlikte büyümüşlerdir bu Hailsham denilen okulda. Yetiştirilmelerinin bir tek gayesi vardır, o da ilerde “organ bağışçısı” olmak veya “bakıcı” olmak. Bakıcılar da yine organ bağışçısı olanların sağlık durumlarına göre onlara yardım eden kişiler olacaktır. Bu düzeni kim kurmuşsa , onları buraya kim toplamışsa , onlara başka bir seçenek bırakmamıştır en başından. Bu nedenle başka bir dünyayı hayal etmekte zorlanırlar, bu çemberin dışına çıkmayı ve bu kabuğu kırmayı düşünemezler.

    16 yaşlarına doğru bu okuldan başka bir yere doğru geçerler. Gerçi okul dediğimiz pek okul gibi de değildir, öğretmenler yerine gözetmenler vardır. Yeni gittikleri yerin ismi ise” kulübeler” olarak tanımlanır. Orada artık biraz daha kendi hallerine bırakılırlar.

    Ben Hailsham denilen yeri ilköğretim-lise, Kulübeler denilen yeri de üniversite olarak değerlendirdim.

    Sonrasında organ bağışçısı olmalarını da “iş hayatı” olarak gördüm. Kathy, kulübelerden herkesten önce ayrılanlardan biridir, bakıcı olmak için. Bunu da okuldan sonra mesleğinde çalışmaya devam etmek yerine , aile hayatını seçmek olarak düşündüm. Yani bakıcı olmak aslında , ev hanımı olmak gibi bir şeydi. Kathy, organ bağışçılarının sağlık durumunu kontrol etmek için adeta bir hemşire gibi sürekli bu kişilere bakıcılık eder. Fakat bu süreç , iş hayatında çalışan aile bireyleri için adeta saçını süpürge eden anaç bir karakter anlamına geliyor olabilir miydi? Bir ev hanımı ya da hep koşuşturan bir abla? Belki de zorlama bir yorum bu, olabilir.

    Kathy,Tommy ve Ruth arasında bir aşk üçgeni de vardır çocukluklarından itibaren başlayan. Tommy ile Kathy birbirinden gizliden gizliye hoşlanan ama bunu bir türlü ifade edemeyen iki arkadaştır, Ruth ise Tommy’ye yakınlık duyar ve onunla sevgili olmayı başarır. Fakat Tommy’nin ruhu aslında Kathy ile ortaktır ve hep aralarında bir bağ vardır, hisleri ortaktır. Kathy , en yakın arkadaşı olan Ruth’u kırmamak adına hep geride kalır, içine atar duygularını. Tanıdık gelmiyor mu edebiyattan, hayattan?

    Tommy çocukluğundan itibaren sorunlu bir karakterdir, ya da farklı ve aykırı. Uyumsuzdur, herkes gibi değildir. Kitapta altı çizilecek bir yer olmadığı veya altı çizilerek okunacak bir kitap olmadığı görüşüne kısmen katılıyorum. Ben de birkaç satır hariç böyle ifadeler görmedim ama şu ifadelerin altını çizdim. Tommy’nin çocukluğunda Hailsham’dan,

    “İyi bir koşucuydu,kendisiyle diğerleri arasındaki mesafeyi hemen on beş metreye kadar çıkarabiliyor,belki de bu sayede kimsenin onunla koşmak istemediğini gizleyebiliyordu”(sayfa 22)

    Kitabın metafor veya örtülü anlatım,çarpıtarak , bozarak anlatım üzerine kurulu olduğunun bir işaretini de şurada gördüm,

    “Öğrencilerin şiir ya da felsefe üzerine tartışmalarını,ya da uzun kış aylarında, buğulu mutfaklarda Kafka ya da Picasso hakkında daldan dala atlayan konuşmaları duyardım” (sayfa 117)

    Heilsham’da resim yapmak çok önemli bir yer tutmaktadır , Madam denilen bir kadın zaman zaman gelip istediği resimlerden seçip götürmektedir. Tommy ise herkesten farklı oluşuyla bu resim konusunda da farklıdır ve bir türlü herkes gibi çizemiyordur. Picasso gibi belki de ?

    Kafka ise bana göre bazı açılardan örtülü anlatımın kurucusudur ve Japon yazarın da en sevdiği yazarlardan olduğunu tahmin ediyorum, ki hem kitabında adını geçirmiş hem de benzer bir üslup kullanmış.

    Kitaptaki en önemli konulardan biri de , cinsellik veya seksin işleniş biçimi. Karakterler büyümeye başladıktan itibaren sürekli birbirleriyle , yeni ya da eski tanıdıklarıyla birlikte olurlar. Çetin Altan’ın bir sözünü duymuştum vaktiyle, “Aşk, cinselliğin kibar halidir”. Bir de boya reklamı vardı hani, “hayattan rengi alın geri neyi kalır ki” Sahiden de, insandan cinselliği alın, geri neyi kalır ki?

    İşte kitapta anlatılan bu cinsellik, ergenlik meselesini yazarın yine özellikle abartılı olarak anlatıp aslında, kadın-erkek ilişkisine , bir başka deyişle insanın temel varoluşuna ayna tutmak istediğini düşünüyorum. Yani önüne gelenle birlikte olan kişiler şeklinde anlattığı meselenin , aslında insanın bir sevgi,aşk,eş arayışını anlatmak olduğuna yoruyorum. Tabi bunlar hep kendi anladığım,yanılabilirim.

    Daha anlatılacak çok şey olabilir, herkes başka şeyler anlayabilir. Değinemediğim kısımlar da kalacaktır kitapla ilgili. Kitabın bir yerinde karakterlerimiz bir yolculuğa çıkarlar arabayla , yanlarına sevgili olan bir çifti de alarak, beş kişi olarak. Gittikleri yerde, Kathy için çok değerli olan ve Heilsham günlerinde sürekli dinlediği ama sonra kasetini kaybettiği bir şarkının kasetini de Tommy ile arayıp bulurlar.Şarkının adı “beni asla bırakma”dır. Bu belki de Kathy için, kaybettiği çocukluğuna yeniden kavuşmasıdır. Kaseti antika eşyaların satıldığı bir dükkanda bulurlar. Daha önce gezdikleri modern mağazada yoktur, Tommy bakınır ve bulamadığını söyler ama Kathy ona der ki, “böyle şeyler buralarda bulunmaz”. O modern mağazanın adı ise “Woolworth’s” dur. Bunu da okuyunca aklıma “walmart” geldi, şu Amerikalı mağaza zinciri hani.

    Kitapta geçen önemli bir ayrıntı da, organ bağışı yapacak kişilerden eğer birbirini seven bir çift varsa , bunların organ bağışından önce üç sene erteleme istediğinde bulunma hakkı olması veya bu hakkın olduğuyla ilgili rivayettir. Eğer organ bağışı, benim yorumladığım gibi iş hayatını temsil ediyorsa; hayatta da birbirini sevenler sırf bu iş güç meselesi yüzünden bir araya gelemeyip işlerini ertelemek yerine birbirlerini erteliyor hatta birbirlerine kıyıyor olabilirler mi?

    Anlatılacak çok fazla şey olabilir bu kitapla ilgili dediğim gibi. Sonuçta kitabın sonlarına doğru Ruth aradan çekilir. Tommy ve Kathy birbirlerine o kadar aittir ki, Ruth bunu çok iyi bilmektedir en başından beri zaten. Bu hüzünlü hikayenin sonu da hüzünlü biter. Kathy en iyi arkadaşı ve sevdiği adamdan bir şekilde ayrılmak zorunda kalır. Onları kaybeder. Onu hayatın mecburiyetleri beklemektedir. İnsan, modern insan adeta bir klondan farksız mıdır? Hayatlarımız kurgulanmış mıdır?