• Senaryo gereği doğdum
    Çocuklarım doğdu her an ölebilirler!
    ........
    Durdum binlerce sene kendime ki ağlarım
    Anam babam diyorum her an ölebilirler...

    Ölsünler ne çıkar
    En çok her boşluğu dolduran bir keder çıkar
    Allah kimseyi ölümden korumasın
    Ölüm olmasa bu rezil hayatın suyu çıkar...
  • Şeker Portakalı ve Güneşi Uyandıralım kitaplarının devami olan bir kitap ve özellikle Şeker portakalı ioe bu kitabı tavsiye ederim.Akıcı,sade bir dil ve ögretici bir kitap.Keyifli okumalar.
  • Kemal Sayar / 6 Kasım 2017

    Buraya kanatlarıyla gelmiş birisi var mı?

    Buraya senden önce gelmiş birisi vardı. Eleğimsağmanın altından geçen, derelerde yıkanan çocukların neşesinden bir toz sen gelmeden önce serpilmişti buraya. Sen geldiğinde içine çektiğin ıhlamur kokusu, o başka ruhun sen onu izleyebilesin diye bıraktığı işaretten başka bir şey değildi. Sen buraya geldiğinde, sakallarına ak düşmüş bir ihtiyar olarak kıvrılmış uyuyordu zaman. Onu ölümle hayatın birbirinin içine geçtiği bir rüyadan uyandırabilmek için, senin gelişin gerekti. Melankolinin koynunda büyütülmüş ve günlük hayatın basit sevinçlerinden titizlikle saklanmış bir ömür, üzerine güneşin kokusu sinmiş bu gelişle aydınlandı da yüzünü ışığa döndü. Mağaradaki gölge kımıldadı. Seninle gelen iyilik, insanın kanat takmadan da uçabileceğini düşündürdü taşlaşmış kalplere, uzaklardaki bir yağmurun serinliğini duyabileceğini insanın, çok uzak bir rüzgarın da çok uzak bir geçmişin dölleriyle zamanı bereketlendirebileceğini duyurdu. Ama buraya senden önce gelmiş birisi vardı. O da seni, senden önce bu dağ başındaki mağarada arıyordu. Sen onu, o seni arıyordunuz aslında. Arada özleyişin yarattığı titreşimler olmasa ruhlarınız birbirinin kıyısından bile geçemezdi ama ne çare ki şimdi hep birbirinizin kıyılarından yürüyor ama birbirinize varamıyordunuz. Ne sen onun seni aradığının farkındaydın, ne de o senin onu aradığını biliyordu. Ama bir ümit işte: Belki iyiliğin izlerini takip eden birileri çıkar. Dilinize güneşin çekildiği ve yalnızlığın ayaza vurduğu zamanlarda pelesenk olan mağlupların şarkısı olmasaydı, bu inilti yaşadığınız evrenin boşluklarına sızarak bütün varlığı hüzne bulamasaydı, bilemezdiniz birbirinizin yöresinde dolaştığınızı. Biliyordunuz da ne oluyordu Allah aşkına? Varlığı gölgelerden ve kokulardan izlemek hünerli avcıların işiydi, sizin hüneriniz ise bulmakta değil kaybolmaktaydı. Kaybolmakta usta olmanız bulunmayı ne kadar da keskin bir arzuyla istediğinizin deliliydi sadece. Kendini arayanların bazen en uzaklara gitmesi bundan olmalı. Kendi ruhunun uçurumlarından aşağı düşmekte olan kişi, bunu bir şölene çevirmişse eğer, hangi faninin eli ona uzanabilir? Istırabıyla sarhoş olmuş kişiyi, hangi el o esriklikten çekip çıkarabilir?

    Dünya birbirini arayan ruhlarla dolu. İki satır konuşabileceğimiz, gülüşün ve hüznün kıvrımlarında birlikte kaybolacağımız sahici insana susamış durumdayız. Göğe aynı aşkla bakabileceğimiz, etten ve kemikten olduğu kadar acıdan ve gerçekten yapılma soylu ruh arkadaşları. Onunla yürürken ve ona yürürken kaybolmaktan korkmadığımız, kalplerini kendimize pusula bellediğimiz, maceramızı yüzlerinde seyrettiğimiz, hayatlarını birbirimize tanık kıldığımız dostlar. Şu kalabalık dünyada ancak birbirimize iltica etmekle serinlediğimiz yol ehli. Kalbini dosta açan, mucizelere de açar.

    Buraya senden önce gelmiş birisi vardı. Özü sözü bir, olduğu gibi görünen halis bir insan. Buralarda daha önce görmediğimiz bir kumaştan elbisesi, dünyaya fazla sokulmaktan haya eder bir hali vardı. Biz o vakit senin onu, onun da seni aradığı bilgisine agah değildik. Doğrusu, bir insanın başka bir insan için yola düşebileceğini hayal dahi edememiştik. Göz bebeklerinin içine doğrudan baktığımızda ancak, onun başka bir alemde başka ruhlarla baştan çıkmış dünya sürgünlerinden birisi olduğunu fark edebildik. Sürgünler o vadiden bu vadiye, saralı bir keşiş gibi düşüp kalkarak salınır. Elemde bir lezzet varsa eğer, bu en çok ayrılık eleminden yorgun düşmüşlere yakışır. Vuslatta değil aramaktadır o lezzet, bulmakta değil kaybolmaktadır. Aramayan kaybolmaz, kaybolmayan bulunmaz.

    Sen bir insan arıyorsun. Yüreğin sızısını ve varoluşun ürpertisini yüklenecek bir arkadaş. Ruhun uçurumundan aşağı birlikte kendini boşluğa bırakacak bir yaren. Istırap meyhanesinde kalp tokuşturacak bir sarhoş. Aynı hamurdan ve aynı çamurdan yoğrulduğun parçanı arıyorsun.

    Hayır, bir öteki aramıyorsun. Öteki biziz. Her birimiz maceramızı anlatacağımız ve macerasını dinleyeceğimiz, gönlünü gönlümüze, kulağını kalbimize, yarasını yaramıza bitiştireceğimiz halden bilir bir kimse arıyoruz. O kutlu mağara arkadaşını arıyoruz. Sen gönlü kırıkların türküsünü çığırmakla onları çağırıyor, yağmur almış ağaçlara tüneyen kuşların şarkısını şakımakla onlara varlığını duyuruyorsun. Dünya bir ezgiyle dönüyor ve vardığın her yerde soruyorsun : ‘Buraya kanatlarıyla gelmiş birisi var mı?’

    Sonra, senin dilinden artık bizim dilimize geçen o büyülü sözcükle dengini toplayıp daha da uzaklara gidiyorsun. Sadece senden onu öğrendiğimiz için bile aradığını bulamadığına bizi sevindiren o sözcük : Dilimize katıldığında bizi de yola çağıran, uçsuz bucaksız bir insanlığı, sınır çizilemez iyiliği aramayı bize vazife kılan o tılsımlı bilinç. Allahaısmarladık.
  • Kristin Hannah'ın kalemine aşığım ve her kitabı bir harika. Ateşböceği Yolu, harika bir kitaptı ve ikinci kitabı olduğunu öğrendiğimde şaşırmıştım; çünkü tam bana göre tam yerinde bitmişti ama ikinci kitap Ateşböceği Şarkısı'nı okuyunca şunu fark ettim ki, iyiki ikinci kitabı çıkmış; çünkü çoğu şey bu kitapla açıklığa kavuşuyor ve her şey yerli yerine oturuyor. Ilk kitaptaki birkaç olay ve ilk kitabın sonunda gerçekleşen olayla birlikte diğer herkesin hayatının nasıl ilerlediğine dair oldukça açıklayıcı bir kitaptı, yazar bazı şeyleri açık uçlu bırakmak istememiş, iyi de yapmış.

    Kate ve Tully'nin büyük ve asla sonu gelmez dostluğunun ölüm tarafından bile bozulamayacağını gösteren ama yine de o boşluk hissiyle gelen bocalama ve sonrasında gelişen olaylar silsilesiyle; hem bir ailenin hem de bir dostun nasıl savrulup toparlanmak için uğraş verdiğini görüyoruz.

    Çok sevdiğiniz bir insanı kaybettiğinizi düşünün; o kadar büyük bi' boşluk hissi yaratır ki, onun ardından hayatınıza devam etmek için debelenip dururken daha çok dibe battığınızı hissedersiniz. Bu kitapta tam olarak bunlara şahit oluyoruz. Tully, Kate'nin kocası ve çocukları, hepsi, bir boşlukta debelenirken, 'bir' olmanın önemini fark edene kadar birçok olay yaşıyorlar. Yaşanan bazı kötü şeyler sizi yıkarken bazıları da bir şeylerin önemine dair aydınlanma yaratır. Bu kitap, resmen gerçek bir hayatın izlenimi barındırarak bizi, sayfalarda sürüklüyor. Duygu karmaşasının merkezindekiler sadece karakterler olmuyor, biz de onlara eşlik ediyoruz. Tully'nin annesinin hayatıyla ilgili öğrendiğim şeyler beni çok şaşırttı ve üzdü. Kısacası yine harika bir kitaptı. Bu seriyi herkese öneririm.
  • Fakat biliyorum çocuklar, hayatın kendi şarkısı yoktur
    Sizinkini söyler
    Düşman komşulara karşı
    Hüsnü Arkan
    Sayfa 23 - Kırmızı Kedi
  • Ölüm hayatın zıddı değildi bilakis hayatla başlıyordu ve hayatın ta kendisiydi.
  • "Dünya ile aramdaki boşluk yaşayamadım hayatın hayaletiydi."
    Kaan Murat Yanık
    Sayfa 234 - Everest Yay.