Tuğba Bal, Başka Dillerin Şarkısı'ı inceledi.
13 May 22:40 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Karin Karakaşlı'nın ilk kitabı olan Başka Dillerin Şarkısı, okuyanı derinlere götürüyor. Denizin maviliğini, gülümsemenin sıcaklığını, anın kıymetini hissediyorsunuz. Umudun kapılarını aralıyor, yorgunluğunuzu unutuyorsunuz.
Sımsıcak öykülerin içinde kendinizi bulurken, aynı zamanda bir başkasının hayallerine dokunuyorsunuz. Hüzünlü anlarınız gözlerinizin önüne diziliyor, unuttuklarınızı hatırlıyor, hatırınızda kalanları unutuyorsunuz.
Hayatta kalan yanımıza, hayatın içinden öyküler sunuyor. Bu kısa hayat dolu öyküler ise fazlasıyla yüreğimize d/okunuyor.

Uğur, bir alıntı ekledi.
08 May 00:08

"gelişime kapı örtenler de oldu bu şehirde
yatak serenler de gecelerime"

Hayatın Şarkısı, Nihat Behram (Sayfa 72)Hayatın Şarkısı, Nihat Behram (Sayfa 72)
Uğur, bir alıntı ekledi.
08 May 00:06

"Şimdi beton üstüne serilmiş bir döşeğin kıyısında
bunları yazarken
şaşkınlıklar ve özlemlerle zenginleşen sözlerin
senden çaldığı sıcaklığıyla vedalaşmadayım,
ve - sevgilim - bıraktığın notu okuduğum sıralar
koyu bir gecenin çıngıraklarından
çok uzakta olacağım,
üstelik dağlarda, bayırlarda bile
zaptedemediğim o feryadı
çaresiz, oradan
parmaklıklar ardından taşıracağım"

Hayatın Şarkısı, Nihat Behram (Sayfa 71)Hayatın Şarkısı, Nihat Behram (Sayfa 71)
Nihal, bir alıntı ekledi.
06 May 14:07 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Dünya ile aramdaki boşluk, yaşayamadığım hayatın hayaletiydi.

Uzakların Şarkısı, Kaan Murat Yanık (Sayfa 234 - Everest)Uzakların Şarkısı, Kaan Murat Yanık (Sayfa 234 - Everest)
ozan erdoğan, Beyaz Zenciler'i inceledi.
06 May 00:30 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Grup Yorum'un bir şarkısı vardır "Madenciden" diye. Tabii ki maden işçilerinin zorlu emeklerinin kitapla bir alakası yok ama o şarkıdaki bir cümle benim için bu kitabın özeti gibi olmuştu; "Yer altında ezilenler, yer yüzüne seslenirler!"
Evet bu kitap yer altının yer üstüne seslenişidir. Ama işçi sınıfının en şerefli evlatlarının seslenişi değil bu. Küçük burjuvanın hayatın içinde savrularak edindiği yer altı pozisyonunun kalbur üstü kapitalizme seslenişi bu kitap.
Ve aslında quantum fiziği sonrası post modernizmin küçük burjuvayı yenilgiye uğratan bilinemezcilik ve bu yüzden de boş vermişlik felsefesiyle savruluşunun da bir hikayesi aynı zamanda.
Ama kalemi güzel bir hikaye, okunabilir ve bence okunmalı da aynı zamanda . . .

sözcüklerin dili, Ateşin Şarkısı'ı inceledi.
04 May 17:57 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

Bambaşka bir Tess Gerritsen ile karşılaştım.Hiç beklemediğim bir konu ve işleyiş hakimdi kitapta.1930-1945 İtalya'sında yaşanan olaylardan ilk defa haberdar oldum ve dehşete düştüm.Kitap aslında iki bölümden oluşuyor. Julia ve Lorenzo'nun ağzından dinliyoruz bütün her şeyi.Ve bir noktada birleşen iki hayatın yansımasını görüyoruz.Tıbbi gerilim ya da psikolojik gerilim beklemeyin bu kez.Ama tarih ve müziğe ilginiz varsa da okumadan geçmeyin.İtalya şehir isimleri ve müzik terimleri anlamadığım için beni yer yer uzaklaştırdı fakat konudan kopmadan da devam eden sürükleyici yazım bunu örtbas etmeye yetiyor.

Bırakıp Gittiğin Kadarız
Bir dönüşle dönüyoruz
Yorgunuz, tenimiz esmer
İçimizde mağrur bir hüzün
Yaralarımız var eczası olmayan vurgunlar
En çok kadınlarımıza yakışan ağlamakla
En çok erkeklerimize dokunan çaresizlikle
Yaklaşıyoruz hayatın ikindisine
Biraz daha yaklaşıyoruz
Bir el uzatımında akşamın alacasındayız

Bu
Senin gidişinin hemen ertesinde
Dudaklarımızın kuruduğu
Suların çekildiği
Kızıl Denizin Diclenin
Önümüzde Musa elimizde asa ile
Yarıp geçtiğimiz Nilin
Ve eteklerimizi savura savura
Tükettiğimiz birlikteliğimizin ardından
Kayıp giden yıldızların şarkısı gibiyiz

Bir dönüşle dönüyoruz
Ne güzel oluyordu
Sağımıza dönüp seni görünce
Ne güzel oluyordu
Düştüğünde önümüze
Adı safranlara sarılı bir aşk gibi maceramız
Adı kıskanç kervanların zümrüt yüklerinde yazılı
Adı Leyla
Bir vaveyla kadar dokunsanız ağlamaklıyız

Bir dönüşle dönüyoruz
Belki baksak arkamıza ordasındır
Bu efsunu kaybetmek istemiyoruz
Hiç bir şeyini istemiyoruz aslında dünyanın
İncisini yakutunu ipek yumuşaklığını yastıkların
Bebeğin yüzümüze dokunuşunu istemiyoruz
İşlerimizin limanlığını
Ocağımızın sıcaklığını bile istemiyoruz

Bir dönüşle dönüyoruz
Seni unutmamak için şaşkın
İnanmamak için ölümüne inanıyoruz

Gittin mi aramızdan
Elini çektin mi üzerimizden
Bizi yetim
Şehrini öksüz bıraktın mı
Ne yapalım işte
Ağlamamayı beceremiyoruz
Isırdıkça kanayan dudaklarımızdan
Dökülen boş sözlerle birbirimize soruyoruz
Hava nasıl
Saat kaç
Yine çayırların yeşilliğinde otlayan kuzularımızın arasındayız
Yine çayırların üstünde matem işliyoruz
İnceldiği yerden kopan dünya
Bir araftan yol bularak başımıza düşüyor
Gökkubbe patlıyor tepemizde
Hissediyor anlıyor ama anlatamıyoruz

Bir dönüşle dönüyoruz
Bırakıp gittiğin kadarız
Hiç yağmur yağmıyor
Yorgunuz, tenimiz esmer
İçimizde mağrur bir hüzün
En çok kadınlarımıza yakışan ağlamakla
En çok erkeklerimize dokunan çaresizlikle
Yaklaşıyoruz hayatın ikindisine
Ne yapalım
Hiç yağmur yağmıyor
Sensiz yürüyünce
Bir dönüşle dönüyoruz
Kıyamet bize
Kıyamet bize
Sen yinede merhamet et bize
Merhamet et bize
Merhamet et bize

Alperen Tekin, bir alıntı ekledi.
 24 Nis 20:47 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

İyileşme doğrultusunda bir adım daha: Özgür ruh bir kez daha hayata yaklaşır, emin olabilmek için, yavaşça, neredeyse gönülsüzce, neredeyse güvensizce. Daha ısınır, eskiden olduğu gibi; duygu ve sempati derinlik kazanır, her tür eritici rüzgar başından eser. Sanki gözleri ilk defa şimdi, yakında elinin altında olanı görmüş gibi gelir ona; şaşırmıştır ve sessizce oturmaktadır: Nerede kalmıştı? Bu yakın ve diğer (öteki) şeyler: Ona ne kadar değişmiş olarak görünüyor! Aradan geçen zaman içinde nasıl da ince bir doku ve büyülü bir hava kazanmışlar! Minnettarlıkla geriye bakar – minnettarlığı seyahate, kendi sertliğine, kendine yabancılaşmasına, uzak görüşüne ve soğuk tepeler üzerinde kuş gibi uçuşunadır. Narin, aptallaştırılmış bir aylak gibi hep “evde”, hep “kendi kendine” kalmamış olması ne iyi! Kendisinin ötesine (dışına) geçmiştir: Bundan kuşku duyulamaz. Şimdi ilk defa kendisini görüyor – ve orada ne sürprizlerler karşılaşacak! Daha önce eşi benzeri görülmemiş ne ürpertilerle! Bitkinlik, eski hastalık, nekahet döneminde olsa bile, ne mutluluklarla! Marazi sessizlik içinde oturmak, çıldırmamak için sabretmek, güneşin altında uzanmak onu nasıl da mutlu ediyor! Kışın mutluluğunu ya da güneş ışınlarının duvardaki beneklerini kim onun kadar anlayabilir! Onlar, yolun yarısında bir kez daha yüzlerini hayata döndüren bu iyileşenler ve kertenkeleler dünyadaki en minnettar ve aynı zamanda en mütevazı hayvanlardır – aralarında hayatın geride bıraktığı patika yolun kenarında kısa bir şükran şarkısı (Loblied) söylemeden tek günün geçmesine izin vermeyenler vardır. Ve olanca ciddiyetle söylenir: Bu özgür ruhların yaptıkları gibi hastalanmak, yeterince uzun bir süre hasta kalmak ve ardından giderek daha uzun sürelerle sağlıklı olmak, yani “daha sağlıklı” demek istiyorum, (eski idealistlerle iflah olmaz yalancılar kanserli hastalardır bilindiği üzre) her türlü kötümserliğin (Pessimismus) gerçek dermanıdır. Bunda bilgelik (Weisheit) vardır, yaşamın bilgeliği, kişinin kendisine sağlığı bile uzunca bir süre yalnızca düşük dozlarda önermesinin bilgeliği.

İnsanca, Pek İnsanca 1. Kitap, Friedrich Nietzsche (Sayfa 16 - Önsöz)İnsanca, Pek İnsanca 1. Kitap, Friedrich Nietzsche (Sayfa 16 - Önsöz)