• Immanuel Kant’ın “Zaman sessiz bir testeredir” dediğinden söz edilir. Evet, zaman sessiz bir testere gibidir fakat aynı zamanda insanın fani dünya üzerindeki ömür sermayesinin de gizem dolu imgesidir. Zaman gerçekten nedir, sorusunun cevabı sanırım hâlâ muğlak ve muallaktadır. Zamanı tanımlamak çok zordur. Zaman sürekli bir oluş ve akış mıdır veya dördüncü bir boyut mudur yahut gök cisimlerinin hareket ve konumlarıyla oluşan matematik referans sistemine göre hareketin düzenli sayımı mıdır, yoksa bunların hiçbiri ve dolayısıyla mevhum bir şey midir? Görünen o ki kesin cevap hâlen meçhuldür. Zaman birçok farklı kelimeyle Kur’an’da da çok sık zikredilir; ancak genel tarif burada da müphemdir. İslam öncesi Arap kültüründe zaman (dehr) kimi müşrik Araplarca “karşı konulamayan acımasız bir kozmik güç” gibi telakki edilmiştir. Câsiye 45/24. ayette, bazı müşriklerin, “Bu dünyada yaşadığımızdan başka bir hayat filan yoktur. Biz bu devran içinde yaşar ve ölürüz. Bizi ancak zaman denen şey öğütür” şeklinde materyalist bir görüşü dillendirdikleri belirtilmiştir.

    Materyalist olduğu kadar da pesimist karakterli bu görüş çerçevesinde Araplar zamanı adeta “Pandora’nın kutusu” gibi algılamışlar ve bu kutunun içinde saklı kötülükleri “kaderin cilvesi”, “kahpe feleğin sillesi” gibi anlamlar yükledikleri “raybü’d-dehr”, “surûfu’d-dehr” gibi deyimlerle ifade etmişlerdir. Bu yüzden bir hadiste, Allah’a atfen, “Dehre (zamana) sövmeyin; çünkü dehr Allah’tır” denilmiştir. Hadisteki bu ilginç ifade zamanın sahibinin Allah olduğunu belirtir. Fakat Müslüman Türk halkı zamanın sessiz bir testere gibi insanı ağır ağır kesip doğradığını veya değirmen taşının tahılı öğütmesi gibi öğütüp ufaladığını gördükçe, “Dehr Allah’tır” hadisine muhalefetten çekindiklerinden olsa gerek, zamana yönelik sitem ve serzenişlerini felek üzerinden “kahpe felek” diye sayıp dökmüştür. Türk İslam kültüründe zaman kavramı ince ruhlu insanlara çok şiirler yazdırmış, çok türküler yaktırmış ama bu edebi ürünlere konu olan zaman çoğunlukla gam, keder, hüzün ve hayıflanma duygusuyla yoğrulmuştur. Bu durum kendi aczimize, faniliğimize ve zamanın karşısında eriyip gitmemize yönelik umarsız acımız ve ağıt yakmamız olmalıdır.

    Yanılgı katsayısı her zaman yüksek düzeyde seyreden algılarımıza göre zaman sanki içimizden geçer; yani biz zamanın içinde akarken zaman da bizim içimizde akıp gider. Douwe Draaisma “Yaşlandıkça Hayat Neden Çabuk Geçer” adlı kitabında bellek, algı ve zamana dair ilginç sorular sorar. Mesela şöyle der: Bellek, sakladığı anılar konusunda “paşa gönlü nereyi isterse oraya oturan bir köpek gibi” keyfi midir? Yakın geçmişteki anılarımızı doğru düzgün hatırlayamazken, nasıl olur da en eski anılarımızı daha dün yaşanmış gibi hatırlarız? Ölüm anında hayatımız neden bir film şeridi gibi gözlerimizin önünden geçer? Çocukluğumuzda bir ay gibi kısacık bir zaman dilimi bize son derece uzun gelirken, yaşlandığımızda aylar ve yıllar nasıl olur da biz ne olup bittiğini bile anlamadan su iki akıp gider?

    Schopenhauer “Aforizmalar” adlı eserinde gençlik ve yaşlılık çağlarındaki zaman algılarına dair çok güzel tespitler yapar. Mesela şöyle der: Gençliğimizde, hayatımız için önem taşıyan ve büyük sonuçlar doğuracağına inanılan olaylar ve şahısların karşımıza davul zurnayla çıkacaklarını sanırız. Ama yaşlılık çağlarımızda geri dönüp baktığımız zaman bütün bunların sessizce arka kapıdan ve çıt çıkarmadan içeri süzülmüş olduklarını görürüz… Gençliğimizde zaman çok yavaş atar adımlarını, bu yüzden hayatımızın ilk çeyreği sadece en mutlu olan dönem değil, aynı zamanda en uzun dönemdir. Peki, ama geride bırakılan hayat yaşlılıkta neden çok kısa algılanır. Çünkü anısı az ve kısa olan yaşama kısa gözüyle bakılır. Yaşlılıkta hayatın anılar kataloğundan önemsiz ve nahoş olan her şey çıkarılır, bu yüzden geriye pek az şey kalır. Başlangıçta önemli görünen birçok şey, sık sık ve yeniden karşımıza çıktığı için yavaş yavaş önemsizleşir. İlk yıllarımızı son yıllarımızdan daha iyi hatırlıyor olmamız bu sebeptendir. Yaşam enerjisi açısından otuzlu yaşlarda faiz geliriyle yaşayan insanlara benzeriz. O yaşlarda bugün harcadığımız yarın yine elimize geçer. Ama daha sonraki çağlarda hep cepten yiyen ve her geçen gün sermayesini tüketen rantiyecilere benzeriz.

    Yaşlılık çağında “artık miktar azalıyor” duygusu zihne çöreklenince zaman alabildiğine kıymete binip çok fazla önem ve değer kazanmaya başlar. Uzak geçmişi iyi hatırlayıp yakın geçmişi çabuk unutuyor olmak geçmişte yaşamayı kolaylaştırır. Bu durum doğal olarak zamanın hızla akıp gittiği algısına yol açar. Muhayyilede zaman kısalır. Bu arada arzu ve umut da azalır. Hayatımızın sonuna yaklaştıkça, “şu geçen bir yıl, şu üç yüz altmış beş gün nasıl oluyor da birkaç ay gibi geliyor bana” deyip durmaya başlarız. Elinden kayıp gitmekte olan bir hayata ve bu hayatta yaşanan acı tatlı her şeye bir anda veda edecek olma duygusu yaşlı insanı telaşlandırır. İşte bu telaş ve panik hâlinden dolayı zaman yaşlılıkta su gibi akar şekilde algılanır.

    Bütün bunların yanında, insan kendi hayat macerasında çok kere feleğin sayısız sillesiyle şamar oğlanına dönüp acınası hale düştüğü halde, çektiği onca acının hırsını çoğu zaman, “O benim kıymetlim, ölsem bile ona kıyamam” dediği insanlara olmadık silleler vurarak felek adına tetikçilik yapmayı da marifet sanır. İnsan hakikaten çok garip bir mahlûktur. Çaresizlik içinde kıvrandığı zamanlarda uçan kuştan medet umar, merhamet diye yalvarıp yakarır; ama yakın sosyal çevresinin himmetiyle kendine aktif duyarsızlık direnci geliştirip kendini toparlayınca gaddarlık ve hayınlık mesleğine kaldığı yerden devam etmeye başlar. Ne yazık ki bu gaddarlık ve hayınlığı düşmandan ziyade güya en çok sevdiği insanlara reva görmeyi de kendine hak sayar.

    Mustafa ÖZTÜRK
  • Bu soru tarihsel olarak filozofların yanıt aradığı en önemli sorulardan birisidir.

    İnsanların çoğu aslında toplumsal yaşam içerisinde gerçeği aramazlar, daha doğrusu gerçek diye bir sorunları yoktur. Çünkü çoğu zaman gerçeğe ulaşma çabası riskli ve tehlikelidir. Bu yüzden sistem tarafından kendilerine sunulan sanal gerçekliği yaşamayı tercih ederler. Çoğu insanın sorunu, içinde bulunduğu konumu korumak ve geliştirmektir.  Bunun için, gerçek olmadıklarını bilseler de inanırlar ya da inanmış görünürler. Ȍyleyse toplumun bütünü için gerçek ya da gerçeklik diye bir kavram söz konusu değildir.

    Gerçeği ve hakikati arayanların başına ise tarihsel olarak hep kötü şeyler gelmiştir. Gerçek, sistemin düşmanıdır, onu en ince yerinden kırar dağıtır.

    Gerçek kavramının tarihsel olarak birçok alanda kullanıldığını, ama anlamlarının değiştiğini görebiliriz. Felsefe, din, sanat, bilim gerçek kavramını kullanır. Bu kavramlar halk dilinde ise içiçe geçmiştir ve yanlış kullanılmaktadır.

    “Günlük dilde de çoğu kez “gerçek” sözcüğü ‘hakikat’ ve ‘doğru’ sözcükleriyle eşanlamlı kullanılır. Ancak, felsefi kavramlar söz konusu olduğunda,  ‘gerçek’ deyimiyle ‘hakikat’ ve ‘doğru’ deyimlerini birbirinden ayırmak gerekir.

    Gerçek:     İnsan bilincinden bağımsız, somut ve nesnel olarak varolan herşey,  

    Hakikat:   Nesnel gerçekliğin, bilinçteki, kendine uygun kavramsal yansısı,

    Doğru:     Bu kavramın, hem gerçeğe hem de düşünme yasalarına uygun oluşudur.”(http://www.historicalsense.com)

    Materyalist felsefeye göre herşey maddeden gelmekte ve madde olarak devam etmektedir. İdealizm ve materyalizm gerçeğin doğasını araştırır ve farklı sonuçlara varırlar. Bu konuda temel soru sudur:  “Gerçeklik nedir ve neden oluşur?”

    Dinler ise, gerçek kavramını kutsal kitaplarda dile getirilen düşüncelerle eşitlerler. Ve ona itaat edilmesini, sorgulanmamasını isterler. İdealist bir düşünce biçimidir bu. Çünkü din olgusu yalnızca düşüncede vardır; bilincin dışında bir madde olarak evrende yer almaz. Çünkü gerçek daima somuttur; soyut değildir.

    “Bu anlamda gerçek deyimi, ‘özdek’ ve ‘nesne’ deyimleriyle de ilişkilidir. ‘Ȍzdek, bize duyumlarla verilen nesnel gerçekliktir.’ Tüm nesneler de gerçektirler. Gerçek deyince bilincimizin dışında nesnel olarak ortaya çıkmış bulunan nesne, nitelik, koşul, durum vb. gibi olgu ve olayları anlarız. Bir kuram (teori)’ın doğru olup olmadığını pratikle, eş deyişle gerçekle deneyerek anlarız. Yapmamız gereken, gerçekleri tasarımlarımıza uydurmaya çalışmak değil, tersine, tasarımlarımızı gerçeklere uygun kılmak  böylelikle  hakikati elde etmektir.” (Yıldırım, Ders Notları)

    Gerçek, her zaman somut ve nesneldir. Diyalektik materyalist anlayışta “gerçeklik-yanılsama” üzerinde de çalışılır.

    Postmodernizmde ise, evrensellik, bütünsellik, nesnellik, gerçek tezlerinden uzaklaşılmıştır. Postmodernist düşünürler, nesnel gerçekliğin, bizim algıladığımızdan daha karmaşık bir yapıya sahip olduğunu iddia ederler. Postmodernist anlayışta, gerçeklik, materyalist anlayışta olduğu gibi bilincimizin dışında var olan birşey değildir ve gerçekliği biz biçimlendiririz. 

    Gerçek ve “sanal gerçek”

    Matrix filminin ünlü bir sahnesinde, filmin bir kahramanı kaşığı bakışıyla büken diğerine şöyle der: “Aslında kaşık yoktur.”

    Gerçekte böyle midir?

    Aslında kaşık vardır, ama kaşığın bükülmesi eylemi yoktur. Bu bir illüzyondur yalnızca beyinde öyleymiş gibi algılanmaktadır. Ama öyleymiş gibi  algılandığı için, onu algılayanın gözünde “gerçek” olarak nitelenebilir. İşte manipülasyon da böyle birşeydir, tıpkı kaşık gibi gerçeğin bükülmüş ve başka birşeye dönüşmüş şekliyle gösterilmesidir.

    Bundan aşağı yukarı bin yıl önce yaşamış İsmailiye tarikatı lideri Hasan Sabbah şöyle demiştir: “Hiçbir şey gerçek değilse, herşeye izin verilmiştir.”

    Gerçekten hiçbir şey gerçek değil midir? Herşey bir yanılsamadan mı ibarettir? Yoksa gerçek, algıladığımız kadar mı vardır? Eğer herşeye izin verildiyse, zaten orada gerçeği bulmak çok güçtür. Sabbah’ın bu mesajı Matrix filmindeki “Aslında kaşık yoktur.” mesajıyla örtüşüyor. Çünkü Sabbah’in bence sözünü ettiği de bu illüzyon ve sanal gerçeklik dünyasıdır. Gerçeğin üzerinin örtüldüğü, manipüle edildiği bir yerde de, hiçbir insan kendisi olamaz.

    Çok sonraları Dostoyevski, idealist bir bakış açısıyla bunu şöyle ifade etmiştir: “Eğer tanrı yoksa, herşeye izin verilmiştir.”

    Dostoyevski’nin sözlerini biraz değiştirerek şöyle de diyebiliriz: “Eğer gerçek yoksa, herşeye izin verilmiştir.” Çünkü eğer bir insan gerçekliği yaşamıyorsa, özünde kendisini de yaşamıyor demektir; o bir başkasının hayatını yaşamakta ve bunu da ona biçilen rol kadar bunu yapabilmektedir. O zaman artık o kendisi değildir, tıpkı gerçeğin tersine çevrilmesi gibi. Gerçeğin olmadığı bir yerde, özünde insan da gerçek değildir. O kendine yabancılaşmış bir madde yığınıdır sadece.

    Herşey bir simulasyondan mı ibaret?

    Simulasyon kuramını geliştirmiş olan Jean Baudrillard’a göre ise simulakrum, orijinali, gerçeği, ilk örneği olmayan; kendisi zaten kopya olan birşeyin kopyasını anlatan bir terimdir. Baudrillard, gerçeğin çöktüğünü ve onun yerini “hipergerçeklik”in aldığını ve bir simulasyon çağına girildiğini savunur. Bu hipergerçeklik, hem sistem hem de gönderen olarak ortadan kaldırıp model düzeyine yükselttiği gerçeği yok etmektedir. (Baudrillard, 2003: 58)

    “Baudrillard’ın bu konuda ortaya attığı en önemli kavramlardan birisi “gerçeklik ilkesi””kavramıdır. Gerçeklik ilkesi tamamen zihinde oluşan, düşünsel bir süreçtir. Bu algıya göreamaç, umut, geleceğe yönelik düşler şekillendirilir. Gerçeğin ne olduğu konusunda yanıltılan ya da gerçeklik algısı saptırılan bireyler, artık tercihlerini gerçek olmayan fakat gerçekmiş gibi onun yerini alan şey’ler üzerinden yapmaktadırlar. Bu bağlamda en büyük saf simülakrlar da Din ve  Politikadır. (”M. Yiğit Ersoydan, ”Jean Baudrillard ve Simulasyon Kavramı”)

    Baudrillard, Disneyland’i bütün simulakr düzenlerinin içiçe geçmiş olduğu kusursuz bir model olarak niteler; ona göre burası bir fantazm oyunu ve bir illüzyondur.

    “Sanal gerçeklik, en basit şekliyle, bilgisayarda canlandırılan üç boyutlu görüntülerin, bazı aygıtların yardımıyla insanlara "gerçek bir dünya" gibi gösterilmesidir. Bugün birçok alanda farklı amaçlarla kullanılan bu teknolojiye, bu nedenle "yapay gerçeklik", "sanal dünyalar", "sanal ortamlar" gibi isimler de verilmektedir. Sanal gerçekliğin en önemli özelliği, özel aletler kullanan bir kişinin gördüğü görüntüyü gerçek zannederek, aldanmasıdır. Bu nedenle son yıllarda sanal gerçeklik ifadesinin İngilizce karşılığının başında "immersive" kelimesi de kullanılmaktadır ve bu kelimenin anlamı "dalmak, kaptırmak"tır. (Immersive Virtual Reality: Kaptıran Sanal Gerçeklik)

    Bugün birçok insan “sanal gerçekliği” gerçekmiş gibi algılamakta ve sanal dünyada yaşamaktadır. Ȍzellikle internetin yaygınlaşması ve teknolojinin ilerlemesi, “sanal ortamlar”, “yapay gerçeklik” gibi kavramların daha sık duyulmasını da beraberinde getirmiştir. Bilgisayar oyunları, chat ortamları da ve daha pekçok şey, kişiyi kendisine yabancılaştırmakta ve onun “sanal gerçekliği” gerçekmiş gibi algılamasına neden olmaktadır.

    “Gerçekler, ne yaparsanız yapın, gizlenemezdi. Araştırıp kovuşturarak ortaya çıkarılabilir, işkence yaparak sizden sökülüp alınabilirdi. Ama amacınız hayatta kalmak değil de insan kalmaksa, sonuç ne fark ederdi ki?” (Orwell, 2003: 197)

    Resmi ideolojinin egemen olduğu rejimlerde ise, yine sistem kendi ideolojik aygıtları eliyle “sanal bir gerçeklik” yaratır ve toplum algılayışında bunun gerçeğin yerini almasına çalışır. Gerçeği savunarak “sanal gerçekliğe ve yalanlara” karşı çıkan kişiler ise cezalandırılırlar. Çünkü sisteme göre “gerçeklik” yoktur, yalnızca kendi “sanal gerçekliği” gerçektir.

    Gerçek ve manipulasyon

    Medya, iktidarın elindeki en önemli manipülasyon araçlarından birisidir. Althusser’in belirttiği gibi, devletin ideolojik aygitlarından birisidir. Küreselleşme ile birlikte dünyanın her yerinde anaakım medyada yer alan haberler de tek tipleşmiştir. Ȍrneğin sistemin çıkarına denk düşen silahlı gruplar “özgürlük savaşçısı”, sisteme aykırı olanlar ise “terörist” ilan edilir. Herşey, tek merkezden ilan edilir ve dünyanın dört bir yanındaki medyada aynı haber ve yorumlar yer alır. Burada ölçü gerçek veya doğru değil, sistemin çıkarlarıdır; bunun için gerçek ve hakikat manipüle edilir.

    Baudrillard, bu manipülasyonu ve yanılsamayı çok güzel açıklayarak şöyle der: “Gündelik haberler, tarihin yok olmasına hizmet eden en önemli tezgâhtır.” (Baudrillard, 2005: 120)

    Resmi ideolojinin egemen olduğu ülkelerde, gerçek tamamen tersine çevrilmiştir. Resmi tarih kitapları, egemen ideolojinin sanal kahramanlık ve zafer öyküleriyle doludur. Gerçek artık “gerçek olmayan”dır. İnsanlar küçük yaştan itibaren okulda ve heryerde, toplum içinde buna inandırılır.

    Orwell’in ünlü “1984” adlı kitabında, gerçek kavramı sık sık sorgulanır. Yazar, sistem tarafından yaratılan “sanal gerçeklik” kavramının nasıl gerçeğin yerine geçirilmeye çalışıldığnı son derece çarpıcı olarak anlatır bu yapıtında. Neyin gerçek, neyin sanal olduğu birbirine karışmıştır. “Gerçek”, Büyük Birader’in sözleri ve ideolojisidir; bunlar da konjonktüre göre değişebilir.

    Kitapta şöyle bir diyalog var:

    “Winston: Büyük birader diye biri gerçekten var mı?

    O’brien: Bu var olmakla neyi kastettiğine bağlı.

    Winston: Demek istediğim, o benim gibi var mı?”

    O’brien: Sen yoksun.” (Orwell, 2003: 303)

    Burada gerçek kavramı, toplumun hafızasında sanal gerçeklik ile yer değiştirmiştir. Daha doğrusu sisteme göre toplumun hafızası yoktur, tek tek bireylerin de... O hafızayı, sistemin kendisi oluşturur. Buna göre, gerçek olan tek sey sistemin kendisidir, bireyler bir vida işlevi bile görmezler bu anlayışa göre.

    Sahi kendi gerçekliğimizi mi yaşıyoruz, yoksa simulakr bir dünyada mıyız?

    Referanslar

    Orwell, GEORGE, (2003), “1984”, Editora Companhia da Letras, Saõ Paulo, Brazil.

    Baudrillard, JEAN (2005), “Şeytana Satılan Ruh ve Kötülüğün Egemenliği”, Doğu Batı Yayınları, İstanbul.

    Baudrillard, JEAN (2003), “Sessiz Yığınların Gölgesinde ya da Toplumsalın Sonu”, Doğu Batı Yayınları, İstanbul.

    Ersoydan, M. Yiğit, ”Jean Baudrillard ve Simulasyon Kavramı” http://www.academia.edu

    Yıldırım, ȌMER: “Felsefeye Giriş” ve “Çağdaş Felsefe Tarihi” ders notlarından, Atatürk Űniversitesi.

    http://www.historicalsense.com

    http://felsefetasi.com



    Erol Anar
  • "Hayatta en önemli şey nedir? Açlık çekilen bir ülkede birine bu soruyu sorarsak cevap 'yemek' olacak; donmakta olan birine aynı soruyu sorarsak cevap 'sıcak' olacaktır. Kendini yalnız ve çaresiz hisseden birine soracak olursak cevap mutlaka 'diğer insanlarla beraber olmak' olacaktır."
    Jostein Gaarder
    Sayfa 20 - Pan Yayıncılık
  • Yin ile Yang,
    Varolşun felsefesinin ve dinamiğinin zıtlıklar üzerinden anlatımıdır kısaca.
    Zıtlıkların birbiriyle etkileşimi ve her şeyinoluşumuna olan katkısı, etkisidir Yin ile Yang.
    İnsanoğlunun “değer yargılarını” en iyi şekilde özetleyen temel felsefelerden biri olduğuna inanmışımdır.
    Bu inancım, Yin ile Yang’in milattan önce 2.800’lere kadar uzanan kadim tarihinden dolayı değil, hepimizin ruhunda, doğasında, hayallerinde, kişiyi kendi yapan özünde ve değer yardılarına olduğunu düşündüğüm “eksik olanı”, “eksik parçayı” en iyi şekilde betimlemesinden gelmektedir.
    Bu “eksik parçamız”, belki bir lütuf, belki bir lanet, bilinmez ya da duruma göre değişebilir fakat bizi, içinde bulunduğumuz habitatımızda farklı kılan, öne çıkaran bir faktör olmuş çoğu zaman.
    Daha, az sayıdaki gruplar halinde mağaralarda yaşarken bile merak edip bizde olmayanın peşine düşmüşüz. Bulduğumuzu düşündüğümüzde, bir başkası ortaya çıkmış. Sonra bir diğeri ve diğerleri…
    Bu döngü hiç bitmemiş. Bitecek gibi de görünmüyor.
    Esasında ilk insandan günümüzearadığımız, belli ki ölümsüzlükmüş. Çünkü kavramışız ki ölümsüz olmak üstünlüklerin en büyüğüymüş.
    Farkına varmasak da bu uğurda her şeyi yapmışız ve yapmaya devam ediyoruz. Hatta inanışa göre (Eski Ahit) bunun peşine düştüğümüz için cennetten kovulmuşuz.
    Varlığın anlamını hep olmayanda, olduğu umut edilende, yoklukta aramışız ve pek çoğumuzun değer yargısı varolandan çok olmayanın kıymetine odaklanmış durumda.
    Mesela?
    700.000 saat. Çok uzunmuş gibi geliyor okurken ya da düşünürken eminim. Siz hesaplamadan söyleyeyim, 700.000 saat yaklaşık 80 yıl eder.
    Bu süre, günümüzde gelişmiş ülkelerde yaşayan insanların ortalama ömrü.
    İlk anımızdan son nefesimize her anı, emeklemeyi, yürümeyi, koşmayı, sevmeyi, ağlamayı, gülmeyi, nefret etmeyi, kazanmayı, kaybetmeyi, kısacası herşeyi, koca bir ömrü sığdırmaya çalışıyoruz bu süreye ki, çok insanın 80 yıl yaşayacak kadar şanslı olmadığı bir dünyada.
    Böyle bakınca, o kadar da uzun değilmiş gibi geliyor insana, bir de her gün 24 saatini harcadığımızı düşününce. İşte tam burada, bu noktada kendimize şu soruyu sormak gerek diye düşünüyorum.
    Bu 700.000 saati, yani yaşamı,pek çoğumuz için değerli kılan nedir diye?
    Hayatın kendisi mi? İçinde bulunduğumuz şu an mı? Hafıza denen muammada biriktirdiğimiz onca anı, tecrübe ya da birikim mi? Yoksa bir gün son bulacak olması mı?
    Sonsuz bir hayatın sahibi olsak mesela, bugün onca değer addettiğimiz kişiler, olgular, varlıklar, aynı görünür müydü bize? Anlamı kalır mıydı onca şeyin?
    Ya da ölümse hayatı değerli kılan, ne yaşayacaksak, yaşıyorsak, bir sınırının, belli bir süresinin, sayının kalmasıysa her şeye anlam katan, sonuca gidene kadar ki sürecin, yaşamın, yaşamanın hiç değeri, anlamı olmaz mıydı?
    Belli ki varolanın kıymetini yoklukta aramak bize genetik bir miras.
    İki yüzlü bir miras.
    Öyle ki, bize kapılar açtığı kadar bir o kadarını da kapatmış.
    Bilinir ki en mutlu insanların, en başarılı kişilerin, hatta en unutulmaz olanların, tarihe geçenlerin, liderlerin ortak yönü, anın kıymetini, değerini biliyor olmalarıdır. Derler ki Amerikan Başkanını lider yapan doğru zamanda doğru yerde olmasıdır. Bu özellikler sizi dünyanın tepesine taşıyabilir.
    Tabi bu, bize plansız yaşamanın, geçmişi ve geleceği umursamamanın bizi daha mutlu edeceği anlamına gelmez. Bu fazla hayalperestlik olur ya da güncel bir tabirle “Black Mirror” dizisini akla getirir insana.
    Önemli olan önce içinde bulunduğumuz bu anın, bu günün, bu saatin, elimizdekinin, varolanın kıymetini bilmektir. Tüm bunlara anlam katanın yoklukları değil bizzat kendileri olduğunu anlamaktır.
    Meselalarla devam edelim.
    Yaşama anlam katan ölümse, düz bir mantıkla bile önce yaşamak gerekir.
    Hem de, Can Yücel’in dediği gibi “Tam Zamanında Yaşamak”.
    Şöyle katkıda bulunuyor bu konuda bize şair “Tam Zamanında Yaşamak” adlı şiirinde;
    “Tam zamanında öpmelisin mesela güzel gözlünü,
    Tam zamanında söylemelisin sevdiğini, gözlerinin içine baka baka.
    Tam zamanında okşamalısın başını O üzüm gözlü çocuğun,
    Hıçkırıklar tam dizilmişken boğazına, tam ağlamak üzereyken.
    Tam zamanında açmalısın kapını, Hayatına girmek isteyenlere.
    Ve Tam zamanında çıkarmalısın, Sevginden şımarmaya başlayanları.
    Tam zamanında yaşlandığını hissetmeli
    Ve Tam zamanında ölmelisin, Iskalamak istemiyorsan hayatı.”
    Ben küçükken, dedemin evinin duvarında, bir çerçeve içinde bir yazı asılı dururdu.
    Konusu:“Evlatlar babaları hakkında ne düşünür”;
    Şöyle yazılıydı:
    6 YAŞINDA :Babamherşeyi biliyor.
    10 YAŞINDA :Babam çok şey biliyor.
    15 YAŞINDA :Ben de babam kadar biliyorum.
    20 YAŞINDA :Babamın da pek fazla birşey bildiği söylenemez.
    30 YAŞINDA :Bir kere de babamın fikrini sorsam fena olmayacak.
    40 YAŞINDA :Ne de olsa babam bazı şeyleri biliyor.
    50 YAŞINDA :Babamherşeyi biliyor.
    60 YAŞINDA :Keşke babam hayatta olsaydı da kendisine danışabilseydim…
    Sormak gerek mesela; sevdiklerimizin kıymetini onlar yokken mi anlayacağız hep? Onları özlemek, onlarla vakit geçirmekten daha mı ehven?
    Niye mesela kaçan hep kovalanır? Yanında olmasından çok kaçması mıdır onu cazip kılan?
    Sigara mesela, neden hep bir yerlere yetişmeye çalışırken nefes nefese kalındığında bırakmaya karar veririz?
    Ayağımızı gaz pedalından çekmemiz için neden bir kaza haberi olmamız ya da kaza yapmış bir arabanın yanından geçmemiz gerekir?
    Yokluk mudur varlığa anlam katan?
    Şer midirhayırı hayır yapan?
    Yeniden doğmak için, illa ölmek ve küllerinden doğmak mı gerek,anka kuşu misali?
    Kendi cennetine kavuşmak için, Dante gibi, önce cehenneminden mi geçmeli insan…
    Genetik mirasımız bu kadar mı etkili değer yargılarımız üzerinde?
    Cevabı sizdedir.
    Ölümden, yokluktan, olumsuzluklardan çok bahsettik.
    Can Yücel’le bitirelim:
    “At üzerinden hayatın yorgunluğunu,
    Vakit zannettiğinden daha az
    Haydi kalk bakalım,
    Şimdi YAŞAMAK ZAMANI…”

    Yiğit Özar
  • YAY Burcu

    Ah sen var ya sen... Düzenbazlar düzenbazı, dedikoducu ve bir o kadar geyik insan. Senin adam olman için kafana taş düşmesi veya birinin başına balyozla vurması falan mı lazım? Nedir bu gevezelik. Bu konuşur, konuşur, çenesi de yorulmaz. Beleşe bayılır. Ben yaptım, ben ettim havaları yok mudur bunun, insanın gırtlağına yapışıp boğası gelir. Heyecan manyağıdır bu. Bağımsızlığına en düşkün burçtur. Duruma, ortama göre anında değişirler. Nabza göre şerbet verirler. Buna gazı verdin mi bir daha tutamazsın. Bir şeyi abartmağa bayılır. En ufacık , en basit olayı bile süsleyip öyle anlatırlar size. Dikkat yoksunudur bu yaylar. Allah bunların sevgililerine de sabır versin. Bir insan ancak bu kadar kaprisli olur dedirtir insana. Bardağın hep dolu tarafını görecek kadar, hayattaki olumsuzluklara gözlerini kapatırlar. Sıkılınca kaçarlar. Eğer sonunda bir çıkarları yoksa, mücadele etmeyi pek sevmezler. Bunların burcunun adı yay değil çakal olmalıymış aslında. Bunlar için hayatta kendilerinden daha önemli hiçbir şey yoktur. Biten ilişkilerinin ardından konuşur, kızdığı arkadaşlarının arkasından atar tutarlar. Bu yüzden pek güven vermezler insana. Daha nasıl güven versin ki, sırf heyecan için yaşayan, dedikoducu tip demedik mi? Bir şey biliyoruz da söylüyoruz herhalde.
  • “Hayatta en önemli şey nedir? Açlık çeken bir ülke birine bu soruyu sorarsak cevap “yemek” olacak. Donmakta olan birine aynı soruyu sorarsak cevap “sıcak” olacaktır. Kendini yalnız ve çaresiz hisseden birine soracak olursak cevap mutlaka “diğer insanlarla beraber olmak” olacaktır. Ama bütün bu  ihtiyaçlar giderildikten sonra, bütün insanların ihtiyacı olan bir şey var mıdır hala ? Filozoflar buna evet diye cevap verirler. Onlara göre insan sadece ekmekle yaşayamazlar. Tabi ki bütün insanlar yemek yemelidir. Ayrıca sevilmeye ve ilgi görmeye ihtiyaçları vardır. Ama bütün insanların ihtiyacı olan bir şey daha vardır: Kim olduğumuzu ve neden yaşadığımızı bilmek.”
  • Seçilmiş çok güzel başarı sözleri; başarılı olmak için mutlaka okuyun…

    Nerede olursanız olun, elinizdekilerle yapabileceğinizi yapın. Theodore Roosevelt
    İnsan sahip olduklarının toplamı değil, fakat henüz gerçekleştiremediklerinin toplamıdır. Jean Paul Sartre
    İnsanın yaşam düzeyini bilinçli bir çabayla yükseltme konusundaki tartışma götürmez yeteneğinden daha cesaret verici bir gerçek bilmiyorum. Henry Davıd Thureau
    Başarı bir yolculuktur, bir varış noktası değil. Ben Sweetland
    Ahlak konusunda en önemli dersler kitaplardan değil, yaşanan deneyimlerden alınır. Mark Twaın
    Deneyim düşüncenin, düşünce ise eylemin çocuğudur. B. Dısraelı
    İnsanlar öğrenme dürtüsüyle doğarlar. Öğrenmeye karşı merak ve bundan duyulan zevk insanın doğasında vardır. Bunlar bebeklikten başlayarak zamanla yok edilir. W.E.Demıng
    Coşku, zekadan daha önemlidir. Albert Eınsteın
    Düşünmek ve söylemek kolay, fakat yaşamak, hele başarı ile sonuçlandırmak çok zordur. Ziya Gökalp
    Başarının sırlarından biri, geçici başarısızlıkların bizi yenmesine izin vermemektir. Mark Kay
    Yapabildiğimiz herşeyi yapsaydık, buna kendimiz bile şaşardık. Thomas Edison
    Başkaları için duyduğun kaygı, kendin için duyduğun kaygıların önüne geçtiği zaman olgunlaşmışsın demektir. John Mac Noughton
    Zenginlik ve güzellikle birlikte bulunan ihtişam geçicidir ve kolay zedelenebilir. Erdemse muhteşem ve ölümsüz bir servettir. Sallust
    Başkaları yararına iyi bir şey yapmak görev değil, zevktir. Çünkü sizin sağlık ve mutluluğunuzu artırır. Zoroaster
    Bir şey biliyorum, o da hiçbir şey bilmediğimdir. Sokrates
    Engeller beni durduramaz, her bir engel kararlılığımı daha da güçlendirir. Leonardo da Vinci
    Üstelemek başarının temel unsurudur. Kapıyı yeterince uzun süre ve yüksek sesle çalarsanız, birilerini uyandıracagınızdan emin olabilirsiniz. Henry Wadsworth Longfellow
    Bir kitap bir aynadır. Ona bir eşek bakacak olursa karşısında elbette bir evliya görmez. Goergo C.Lıchtenberg
    Öykü sözcüğünün kökeni depo kelimesidir. Bu nedenle öykülerin birer depo oldukları söylenebilir. Şeyler öykünün içinde saklanırlar ve bu şeyler anlamdır. Mıchael Meade
    Çömez yakınıyormuş: “Bize öyküler anlatıyorsun ama anlamlarını açmıyorsun.” Usta yanıt vermiş: “Biri sana meyveyi çiğneyerek ikram etse hoşuna gider miydi?” Paul Brunton
    Oğlum, bütün hayatımı kolların ve ayakların belirlemeyecek. Hayatına asıl yön verecek olan beynin ve kalbindir. Bir şeyi gerçekten istiyorsan, bütün engelleri yenip ona ulaşabilirsin. Shelton Skelton
    Dünyanın acı ile dolu olduğu doğrudur ama bir çok insan da bunun üstesinden gelmektedir. Helen Keller
    Büyük düşler kuranlar düşlerini gerçekleştirmez, aşarlar. Alfred Lord Whıtehead
    Arzu varsa çözümde vardır. Anonim
    Olumsuz düşünceleri zihinsel canavarlar halini almadan önce yok edin. Anonim
    Sizi korkutan her deyim size güç, cesaret ve güven kazandırır. Kendinize “Ben bu dehşeti yaşadım. Bundan sonra gelecek şeylere hazırım” dersiniz. Eleanor Roosevelt
    Kimi insanlar yaşamımıza girer ve çıkarlar. Kimileride bir süre yaşamamızda kalır ve kalbimizde ayak izlerini bırakırlar, o zaman bir daha asla aynı insan olamayız. Anonim
    İnsanın ruhu felç olmaz. Soluk alabiliyorsanız, düş de kurabilirsiniz. Tavuk suyuna çorba
    Yeterince sevginiz varsa dünyada ki en mutlu ve en güçlü insan olursunuz. DR. Emmet Fox
    Hata değil çare bulun. Henry Ford
    Annem Help, “Herkesin kaderini kendisinin çizdiğine inanırım. Yaradanın sana verdiğiyle en iyisini yapmalısın” derdi. Forrest Gump Filminden
    Düş kurmak değil, bir düşe sahip olmamak budalalıktır. Clıff Clavın, Cheers
    Başkalarına yardımcı olmak için elinize her zaman büyük fırsatlar geçmez, ama küçük fırsatlar hergün çıkar. Sally Koch
    Deneyim: En acımasız öğretmen odur. Fakat en iyi öğretmen de odur. C.S. Lewıs
    Düşünceli olun, çünkü karşılaştığınız herkes inanın en az sizin kadar zorlu bir mücadele veriyor. Plato
    “Sana bütün bunları kim öğretti, Doktor?” Yanıt anında geldi. “Acı çekmek.” Albert Camus, Veba
    İnsan yaşamanın amacı başkalarına hizmet etmek, şefkat göstermek ve yardımcı olmayı istemektir. DR. Albert Schweıtzer
    Kendinizi tanıyıp ifade etmek onu inkar etmekten çok daha kolaydır ve başarırsanız lidelikte ödüllendirilirsiniz. Warren Bennıs
    Bir değişim, bze gelişme fırsatını sağlayacak olan bir sonraki değişime yol açar. Vıvıen Buchen
    Başarıya ulaşıp sıcrama yapan bireyler, aynı zamanda değişimin ustaları olacaklardır. R. Kanter
    Başkası düştü mü, “çürük tahtaya basmasaydı” deriz. Kendimiz düşünce, bastığımız tahtanın çürük çıkmasından şikayet ederiz. Cenap Şehabettin
    Dünyada bir çok kabiliyetli kişiler, küçük bir cesaret sahibi olmadıkları için kaybolurlar. Sydney Smıth
    Durmak ölüm, taklit uşaklıktır, çalışmak ve yetişmek ise hayat ve hürriyettir. L.Y. Rauke
    Aradığını bilmeyen, bulduğunu anlayamaz. Cladue Bernard
    Mevcut bilgi birikimimizle öyle sorunlar yaratırız ki aynı birikimimiz bu sorunları çözmemize yetmez. A. Eınsteın
    Bilgi, tek başına ekonomik bir kaynak değildir. Bilgi alınıp satılamaz, sadece bilgiyle yaratılanlar alınıp satılabilir. P.Drucker
    Hayatta rasladığım herkes, bir bakımdan bana üstüdür. Bu yüzden kendisinden bir şeyler öğrenebilirim Emerson
    İlk çağlarda güçlü olan, endüstri çağında zengin olan kazanırdı. Bilgi çağında ise bilgili olan kazanacaktır. A. Toffler
    Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşısındakilerinin anlayabiceği kadardır. Mevlana
    İlim ilim demektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır. Yunus Emre
    Tez elde edilen başarı, insanı kararsız ve maceraperest yapar. Bacon
    Güçlükler başarının değerini artıran süslerdir. Molıere
    Hayatta başarılı olanlar, kendilerine gereken bilgileri öğrenmekten bir an geri kalmazlar ve hadislerin sebeplerini her zaman araştırırlar. Rudyard Kıplıng
    Ne başarırsanız başarın, size yardım eden mutlaka vardır. Athea Gıbson
    En sıradan iş bile büyük başarılar getirme potansiyeline sahiptir. H.Jackson Brown
    Başarılarını gizlemek en büyük başarıdır. La Rochefoucauld
    Okunu hedefden öteye atan okcu, okunu hedefe ulaştıramayan okcudan daha başarılı değildir. Motnagıne
    Para asıl parayı çekerse, başarı da başarıyı çeker. Chamfort
    Büyük işler başarmak isteyen kimse, ölüm yokmuş gibi davranmamalıdır. Vauvenaroues
    Başarı isdediğini elde etmek, mutluluksa elde ettiğini sevmektir. Brown
    Büyük aşkların ve büyük başarıların büyük riskler içerdiğini unutma. Kim iyi yaşamış, bol bol gülmüş ve çok sevmişse, başarıyı yakalamış demektir. Bessıe Anderson Stanley
    Ders alınmış başarısızlık başarı demektir. Malcom S. Forbes
    Başarı insana belki çok şey öğretmez, fakat başarısızlık çok şey öğretir. Çin Atasözü
    Mağlubiyete uğrayınca ümitsizliğe kapılma, her başarısızlıkta bir zafer arzusu yatar. Germaın Martın
    Başarısızlıklar, kuvvetlilere daha da kuvvet verir. Saınt Exupery
    İyi bir başlangıç, yarı yarıya başarı demektir. Andre Gıde
    Her şeyin mühim noktası, başlangıçtır. Eflatun
    Bütün büyük işler, küçük başlangıçlarla olur. Cıcero
    Ya başlamamalı, ya daa bitirmeli. Ovıdıus
    Bir milletin büyüklüğü, nüfusunun çokluğu ile değil, akıllı ve fazilet sahibi adamlarının sayısı ile belli olur. Victor Hugo
    Çalışanlar, kötülük düşünmeye vakit bulamazlar. Çalışmayanlar ise, kendilerini kötülükten kurtaramazlar. Hz. Ali
    Basit bir adamın elinden geleni yapmaya çalışması, zeki bir adamın tembelliğinden iyidir. G. Gracıan
    Bilginin efendisi olmak için çalışmanın uşağı olamk şartdır. Balzac
    Hiçbir şeye cesaret etmeyen, hiçbir şeye beslemsin. Schıller
    Bilgi insanı şüpheden, iyiylik acı çekmekten, kararlı olmak korkutan kurtarır. Konfüçyus
    Başkalarının kusurlarını tartarken, parmağıyla terazinin kefelerini bastırmayan insan pek enderdir. Byron Langenfeld
    Büyük adam büyük olduğunu; fakat büyüklüğünün küçüklük olduğunu bilir. Andre Mauroıs
    “Bundan yirmi yıl sonra yapyınız şeylerden dolayı, yaptıklarınızdan daha fazla pişman olacaksınız. Öyleyse demir alın ve güvenli limanlardan çıkın, rüzgarları arkanıza alın, araştırın hayal edin ve keşfedin.” Mark Twaın
    İyi bir kafaya sahip olmak yetmez; mesele onu iyi kullanmaktır. Rene Descartes
    İnsan beyni sahibinin ihtiyaçlarından fazla gelişmiş bir araca benzer. A. R. Wallece
    Hayal gücünden daha önemlidir. Albert Einstein
    Yapacağın ilkşeyi kafanda net olarak görmelisin. Alex Moorison
    Güzel cevap her zaman daha güzel soruyu sorana verilir. E. E. Cummings
    En büyük zaman hırsızı kararsızlıktır. C. Floru
    İyiliği, hastalığı, sefaleti, mutluğu, zenginliği, fakirliği yapan zihindir. Edmund Spencer
    Vücutlarımız bahcemizdir? Niyetlerimiz de bahcıvanımızdır. William Shakesreare
    Gerekeni yap ve güce sahip ol. Emerson
    Gülümseyin: öyle samimi ve sıcakolun ki her sıktığınız ele, ruhunuzu da katın. Dale Carnegia
    Akli resimler zihni kalıbımızın biçimlenmesine yardım eder. Robert Collier
    “Vereceğimiz bilinçli komutlarla beyin merkezlerimizi geliştirebilecek, böylece şimdilerde düşleyemeyeceğimizi kullanabileceğiz”. DR. Frederic tilney
    “Harukulade şeyler ancak, içlerindeki bir şeyin koşulların üzerinde olduğuna inanma cesaretini gösterenler tarafından yapılmıştır.” Barton
    Yapabilirler çünkü yapabileceklerini düşünüyorlar. Virgil
    İnsanlar arasında fark ufaktır. Ancak bu ufak fark büyük farklılığa yol açar. Ufak farklar tutumlardır. Büyük farklılık ise bu tutumun olumlu veya olumsuz olduğudur. C.Lement stone
    “Ben hayatımın hiçbir anında karamsallık nedir tanımadım.” M. Kemal Atatürk
    “Güzel bir düşünce de ibadet sayılır.” Ahmet İbşihi
    Büyük adamlar olmassa hiçbir şey başarılmaz, insanlar da ancak karar verilirse büyük olabilirler. Gaulle
    Kararlılık insan iradesinin uyandırma zilidir. Anthony Robbins
    “Yapmak istediğin herşeyi düşünerek karar ver, verdiğin kararıda mutlaka gerçekleştir. Benjamin Franklin
    “Kişinin geleçe dönük umutları şimdiki gücünün kaynağıdır.” Maxwel
    “Bilinçlik potansiyeli, insan tarafından henüz keşfedilmemiş, en son ulaşılabiliecek alan olarak kalmıştır. Henüz keşfedilmemiş bir ülke gibidir.”
    Limiti koyan zihindir. Zihin bir şeyi yapabileceğini kestirebiliği kadar başarılı olur.
    Yüzde 100 inandığın sürece her şeyi yapabilirsiniz. Arnold Schwarzenegger
    “İnsan yalnız tek bir istemeli ve durmadan hep onu istemeli, o zaman onu elde edeceğimizden emin olabiliriz.” Andre Gide
    “Eğer hepimiz, yapabileceğimiz her şeyi yapsaydık, şaşkınlıktan kendi aklımızı başımızdan alırdık. Thomas Edison
    “Konsantrasyon, bezginlik duymadan fiziksel ve zihinsel enerjiyi tek bir noktaya sürekli uygulama yeteneğidir.” Thomas Edison
    “Yetenekler ortaktır; herkes onlara sahiptir ama nadir olan yeteneklerimizin bizi götürdüğü yere gitme cesaretidir.” Anonim
    Allah´a dyan, sa´ye sarıl, hikmete ram ol? yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol. Mehmet Akif Ersoy
    Eğer sizde deha varsa çalışkanlık bunu inkişaf ettirir. Eğer yoksa onun yerini doldurur. Reynolds
    “Gerçek başarı başarısızlık korkusunu yenebilmektir.” Sweeney
    “Ne geçmiş vardır ne gelecek; sadece sonsuz bir şimdi vardır.” A. Cowley
    Büyük adamlar olmassa hiçbir şey başarılmaz, insanlar da ancak karar verilirse büyük olabilirler. Schopen haver
    “Benim kuşağımın yaptığı en büyük keşiflerden biri, insanın düşüncelerini değiştirerek yaşamını da değiştirebileceği gerçeğini bumasıdır.
    “Başarı,küçük hataların ve başarısızlıkların biraz ilerisinde duran şeydir.” T. J. Watson
    “Akıl kendi başına cenneti cehennem, cehennemide cennet yapabilir. ” John Milton
    “Bazı kimseler güllerin dikeni olduğundan yakınırlar. Ben dikenlerin gülü olduğuna şükrederim.” Alphonse Kann
    Kişinin geleceğe dönük umutları şimdiki güçünün kaynağıdır. Maxwel
    Erişmek istedikleri bir hedefi olmayanlar, çalışmaktan zevk almazlar.” Emile Raux
    Bir gemi doğuya gider, biri batıya. Esen aynı rüzgarla: hangi yöne gidebileceğini belirleyen rüzgar değil, yelkendir. Ella Wheeler Wilcox
    Aradığını bilmeyen, bulduğunu anlayamaz. Cladue Bernard
    Ölçülebileni ölç, ölçülenmeyeni ölçülebilir yap. Doğanın kitabı matematiksel bir dille yapılmıştır. Galileo
    Bazı yenilgilerin nedeni, insanların işi yarıda bıraktıklarında, başarıya ne kadar yakın olduklarını bilememeleridir. Thomas Edison
    Pek çok konuda başarı, başarmanın ne kadar vakitalacağını bilmeye bağlıdır. Montesgieu
    Gücünü aşan rolü üzerinde alırsan, bu rolü, iyi oynamadığın gibi yapabileceğin rolüde terk etmiş olursun. Epiktotes
    Demir mıklatısa aşıktır. Hep ona doğru koşar, zaferde sabra aşıktır ve devamlı ona koşar. Sühreverdi
    Beklemeyi bilen insan herşeyi elde edebilir. Benjamin Disraeli
    Dünyada yeteneksiz insan yoktur. Sadece iyi eğitilmemiş ve iyi yönlendirilmemiş insanlar vardır. Angle Peartri
    Kendi kendisiyle barış yaşamak istiyorsa; müzisyen müzik yapmalı, ressam reim yapmalı, şair şiir yazmalıdır. Abraham Mazlow
    Tembel insan yoktur. Sadece kendisine esin kaynağı oluşturacak kadar güçlü amaçları olmayan insanlar vardır. Anthony Robbins
    Hayatta yapabileceğiniz en büyük hata, sürekli bir hata daha yapacağımız korkusudur. Albert Hubbard
    Önce biz alışkanlıklarımızı oluştururuz, sonrada alışkanlıklarımız bizi oluşturur. John Dryden
    Alışkanlık hizmetkarların en iyisi, efendilerin en kötüsüdür. Nathanıel Emmons
    Başarının sırrı işini tatile çevirmektir. Mark Twin
    İyi yada kötü bir şey yoktur, fakat biz düşüncelerimizle iyi veya kötüyü yaratırız. William Shakespeare
    Her eylemin atası düşüncedir. Ralph Waldo Emerson
    Nerede olursanız olun, elinizdekilerle yapabileceklerinizi yapın. Theodore Roosevelt
    Taşı delen suyun gücü değil, damlaların sürekliliğidir. Latin Atasözü
    Kişisel başarı için televizyonunuzu öldürün. Steve Chandler
    Nerede olursanız olun, elinizdekilerle yapabileceklerinizi yapın. Alex Morrison
    Cesaretimi kaybetmiyorum, çünkü vazgeçilen her yanlış girişimileri doğru atılmış yeni birr adımdır. Thomas Edison
    En iyi dost, bendeki en iyi yönleri ortaya çıkaran insandır. Henry Ford
    Yapabileceğinize de inansanız, haklı çıkarsınız. Henry Ford
    İnsanın sağlığını koruyan iki faktör vardır. İşini sevmesi ve hayatı sevmesi. Sigmund Freud
    Stresten kurtulmak için görevini en iyi şekilde yapın. Hans selye
    Yapmak istediğiniz şeyi düşünerek karar ver, verdiğin kararı da mutlaka gerçekleştir. Benjamin Fraklin
    Batan güneş için ağlayın, yeniden doğduğunda ne yapacağınıza karar verin. Dale Carnegde
    Başarıya ulaşamayanların yüzde doksanı yenilgiye uğramamıştır. Sadece pes etmişlerdir. Paul J. Meyer
    İnsan bir şeyi, çok ciddi olarak arzu etmeye görsün, hiçbir şeyi erişilmeyecek kadar yüksekte değildir. Hans C. Andersen
    Düşünceler gayeyi doğurur. Gayeler eyleme dönüşür, eylemler alışkanlıkları oluşturur. Alışkanlıklarda karakter belirleyerek kaderimizi tayin eder.
    Zor bir iş, zamanında yapmamız gerekip de yapmadığımız kolay şeylerin birikmesiyle oluşur. . Henry Ford
    Plansız çalışan kimse, ülke ülke dolaşıp hazine arayan bir insana benzer. Descartes
    Hepimiz zamanın kısalığında söz ederiz de; boş geçen zamanı nasıl geçireceğimizi bilmeyiz. Seneca
    Yapılmış küçük işler, planlamış büyük işlerden daha iyidir. nathanıel Emmons
    Düşündüğümüz şey yavaş yavaş biliçaltında kalıplaşmış gerçek bir deyimle kendini gösterir. Ernes holmes
    Rüzgarın yönünü tayin edemeyiz ama geminin yönün değitirebiliriz. Enaca