Aşk ilişkisi" üzerine bir beraberlik kurmaktan vazgeçecek kadar bir hayat yapmıştım kendime. Ama "mantık ilişkisi" düşünecek kadar da bıkmış değildim hayattan.
İlk görüşte aşk, ihtiraslı öpüşme türünden köpüklü şeyler üzerine bir beraberlik kurmayacak kadar yetişkin sayılırdım artık.
Biliyordum ki aşk olmasa da, adına aşk denilen şey de, ihtiras da üst üste yatılan gecelerde kaybolup gider. Geriye horlamalar ve iç çekmeler kalır.
Beyaz atlı prens ve sürekli mutluluk gülücükleri dağıtan prenses masallarına inanmayı ise gençlik çağlarımda terk etmiştim

Gökhan Özkan, bir alıntı ekledi.
6 saat önce · Kitabı okuyor · Beğendi · 10/10 puan

Adil ve özgür bir vicdanın en büyük faydasının önce sahibine, yakınlarına, daha sonra ülkesine ve nihayetinde tüm insanlığa olacağından şüphe yoktur. Böyle bir vicdan sahibi, tüm dünyayı kendine köle etmiş birinden kat kat daha mutlu ve huzurludur. Kendini insan gibi hissederek daha üstün bir hayatı yaşıyor ve hayattan o seviyede zevk alıyordur.

Haliç'te Yaşayan Simonlar, Hanefi Avcı (Sayfa 368 - Angora Yayıncılık)Haliç'te Yaşayan Simonlar, Hanefi Avcı (Sayfa 368 - Angora Yayıncılık)
mavera, bir alıntı ekledi.
8 saat önce

Hayattan çıkarı olmayanların, ölümden de çıkarı olmayacaktır. Ölüm bile onların adlarını duyurmaya yetmeyecektir. Herkesin mezarında güller ve menekşeler büyürken, onların mezarlarını otlar bürüyecektir..

Tutunamayanlar, Oğuz Atay (Sayfa 201)Tutunamayanlar, Oğuz Atay (Sayfa 201)
Mine Arapoğlu, Beyaz Gemi'yi inceledi.
 9 saat önce · Kitabı okudu · 6 günde · 10/10 puan

Kitabı okuduğum vakit aklıma gelen türkülerden birinin cümlesi ile başlıyorum incelemeye, belki de inceleme başlığı gibi okumalısınız:

"Sevgiye mezar kazıldı."

Cengiz Aytmatov, Beyaz Gemi ile ilgili yazdığı yazıda şunu söylüyor: "Doğru sanat, insanı derin düşüncelere de sürüklemeli, insanı sarsmalı, insanda acıma duygusu uyandırmalı, kötülüğü protesto etmeli, insanı üzmelidir." Belki de en çok bu yüzden seviyorum Aytmatov eserlerini, günlük hayattan küçük detayları bulup onu öyle güzel, öyle derin işleyip bizlere sunuyor ki okurken nasıl bu kadar bizi dünya ile karşı karşıya getirdiğine şaşırıyorum.

Kitabın konusuna dair hiçbir bilgim olmadan buradaki Aytmatov etkinliğini görüp de okumaya başladığım Beyaz Gemi, beni çok derinden etkileyen içli bir türkü gibiydi. Kitaptaki imgeler o kadar ince işlenmişti ki ne gereksiz bir bölüm ne de gereksiz bir karakter vardı. Evet, tüm karakterler aslında arkasında olan bir başka gerçeği temsil etmek adına yerleştirilmiş kitaba:Çocuk, Mümin Dede, Orozkul, Bekey, Nine, Seydahmet, Gülcemal, Kulubeg...
Hatta eşyaların bile birer kahraman olduğunu görüyorsunuz kitapta çocuk okul çantasına: "Biliyor musun, ben dürbünle de konuşurum. Şimdi üç kişi olduk: Ben, sen ve dürbün." şu cümlenin içindeki gizli hüzün gözlerimin dolmasına neden oluyor. Küçücük üç haneli bir köyün yalnızlığında büyümeye çalışan çocuğun kendisine oluşturduğu masallarla dolu tertemiz yaşantısı kitapta okuyacaklarınız. "Ah hep yaz olsa" hülyaları kuran çocuk saflığının insanlığın kış mevsimi ile tanışmasını anlatıyor benim için kitap.

Bir maralın boynuzuna oturmuş da beyaz gemiyi seyreden çocuğun bulunduğu kapak bile aslında çok şey anlatıyor kitaba dair, size içimdekileri ağız dolusu anlatmak, yazmak isterdim ama sonunu söylemekten, hikâyenin büyüsünü bozmaktan korkuyorum sevgili okur.

Derin bir hissiyatla ama duru da bir akılla okuman gerek kitabı çünkü bu kitap tam anlamıyla kalemin kılıçtan keskin olduğunu ispat eden kitaplardan biri. "İyiliğe kötülükle karşılık veren"lere, insanları köleleştirenlere bir başkaldırı!

Kalbimde de zihnimde de kitaplığımda da en özel kitaplarım arasında olacak olan bu kısacık ama yoğun anlatımlı kitabın yorumunu son bir teselli alıntısı ile noktalıyorum: "İnsandaki çocuk vicdanı, tohumdaki öz gibidir. Ve o öz olmadan tohum filizlenmez, gelişmez. Yeryüzünde bizi neler beklerse beklesin, insanoğlu doğdukça ve öldükçe, insanoğlu yaşadıkça hak ve doğruluk denen şey de varolacaktır."

Yaşımız kaç olursa olsun çocuk vicdanımızın ışığıyla hak ve doğruluktan ayrılmamak duasıyla...

𝓜=𝓑
Ben aşk neymiş sende gördüm sende yaşadım. İçim seninle doldu, taştı. Ben ben olmaktan çıktım tamamen sen oldum. Seni düşündüğümde daha da güzelleşiyor dünya. Hayat daha yaşanabilir geliyor. Gözlerine baktığımda anlıyorum yaşadığımı. Zerrelerime kadar hissediyorum varlığını. Yokluğun aklıma geliyor bazen.. nefesimin kesildiğini hissediyorum. Düşüncesinin tüylerimi ürperttiği bir şeyi yaşama ihtimalimi düşünmek bile hayattan vazgeçmeme neden olabiliyor. Varlığını sürekli hissettiğim, senin gülüşünle geçireceğim günler yaşama hevesimi arttıran tek şey. Gel sevgilim benim ol, senin olayım. Birlikte mutlu sonsuz olalım....

Bohemya Kraliçesi, bir alıntı ekledi.
9 saat önce · Kitabı okuyor

Roman deyip geçmeyeceksin. Roman dediğin gerçek hayattan daha gerçek çoğu zaman.

Romancı, İpek S. Burnett (Sayfa 139)Romancı, İpek S. Burnett (Sayfa 139)

Hayattan bir şeyler beklemek
veya pişmanlık duymak;

Gereksiz ve aptalca lükslerdi...


/Chuck Palahniuk

Hayat bize verilmiş boş bir kağıt gibi, tertemiz. Kendi hayatını kendin çizmek istiyorsan hangi renkleri kullanacağını sen seçeceksin, eğer hayatına renk katmak istiyorsan tabi. Çok yanlış yapacaksın, hataların olacak ama aynı hataları sürekli yapıp silemezsin kağıttan, izi kalır.

Hayattan şikayetçi olmak yerine şükretmek, başına gelen her şeyi iyisiyle kötüsüyle kabul etmek, ne kadar kötü olsa bile şikayet etmek yerine, başına gelen her şeyin aslında sana bir şey katacağını unutmamak lazım.

Alıntı