• Doğa başından itibaren her canlı türüne kendisini, yaşamını ve bedenini koruma; kendisine zarar verecek gibi görünen her şeyi geri çevirme; beslenme ve barınma gibi, yaşam için gerekli olan her şeyi arama ve tedarik etme eğilimini bahşetmiştir. Üreme amacıyla bir araya gelme ve kendisinden doğan yavruların bakımını üstlenme tüm canlıların ortak özelliğidir. İnsan ile vahşi hayvan arasında en büyük fark şudur: Vahşi hayvan güdülerinin yoğunluğuna göre hareket eder ve kendisini sadece yaşadığı şimdiki zamana uydurur, ne geçmişi ne de geleceği hisseder. İnsan ise aklın yoldaşıdır, onun yardımıyla kendisine uygun olan unsurların ayırdına varır, olayların nedenlerini görür, onların öncülleri ve geçmişleri konusunda bilgisiz kalmaz, benzerlikleri kıyaslar, şimdiki olayları birbiriyle ilişkilendirip onlarla gelecektekiler arasında bir bağ kurar, böylece tüm yaşam yolunu kolayca görerek onu yaşayabilmek için gerekli olan ne varsa hazır eder. Aynı doğa aklın gücüyle, dilde ve yaşamda birlik olması için insanı insana bağlar; her şeyden önce, doğurduğu insanlara bir sevgi eker; insanların bir araya gelmeyi ve kendilerinden çıkıp topluma karışmayı istemelerini sağlar, böylece insan sadece kendisinin değil, sevgi beslediği ve bakmakla yükümlü olduğu karısının, çocuklarının ve başklarının da rahatını ve rızkını sağlamaya çalışır, dahası bu ilgi zihinleri uyandırarak insanların başladıkları işi tamamlayabilmelerini sağlar.

    Her şeyden önce, gerçeği araştırmak ve incelemek insana özgüdür. Bu yüzden zorunlu işlerden ve ilgi alanlarımızdan ne zaman uzaklaşsak, gizli ya da olağanüstü şeyleri araştırmanın kutlu bir yaşam için kaçınılmaz olduğunu düşünerek görmeye, işitmeye ve öğrenmeye istek duyarız. Bu sayede insan doğasına en uygun olan şeyin doğruluk, sadelik ve saflık olduğunu anlarız. Gerçeği görme arzusuna ek olarak egemen olmaya da iştahlıdır insan; bu iştahından ötürü doğanın iyi yetiştirdiği ruhu, kendi yararı için fikri, öğretisi ve buyrukları adil ve meşru olmayan birine boyun eğmeye razı gelmez. Ruh yüceliği ve insani arzuları küçümseme yeteneği buradan doğar.
    Marcus Tullius Cicero
    Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • 271 syf.
    GERÇEK OLMASINI İSTEMEYECEĞİN KADAR ÇOK ACI...
     
    İnceleme yazmak benim için hiç bu kadar zor olmamıştı, kitap hakkında bir fikir sunmak yazısı olsun bu, inceleme yazmak günler geceler süreler, sayfalar sürer. Oturup tartışmamız gerekir, araştırmalar yapmak gerekir.
    Başlıyorum;
    "Biz ekranların arkasındaki zengin adamların aletleriyiz. İpleri çektiklerinde dans eden kuklalarız. Yeteneklerimiz, imkanlarımız ve yaşamlarımız tümden diğerlerinin mülküdür. Bizler entellektüel fahişeleriz."

    Hiç duygularınızın, hayat tarzınızın, yaşam şeklinizin, yediğinizin, içtiğinizin bir belirleyeni olduğunu düşündünüz mü? Kitleleri kontrol eden bir gücün etkisi altında kalma ihtimaliniz var mıdır?
    Son zamanlarda şiddetin artmasına tepki göstersekte duyarsızlaşmıyor muyuz?
    Kendini yeni baştan tanımaya ne dersin? Benimle birlikte büyük düşünmeye.. Böyle şeylerin gerçeklektikten uzak olduğunu düşünüyorsun belki de. Zihin kontrolü mü peh, bir dizi izleyip etki altında kalmak mı aslaaa. İstersen biraz daha büyük düşünelim.

    "Adlarını duymadığımız adamlar tarafından yönetiliyoruz, zihinlerimiz kalıba sokuluyor, beğenilerimiz biçimlendiriliyor, fikirlerimiz öneriliyor"....

    Cehaletin artması, insanın duyarsızlaşması, eğitimin niteliksizleşmesi, hislerin değer kaybetmesi... hepsini bir kere daha düşün. Şikayetlerin var mı seninde dünyaya dair, hayata dair? Yoksa hızla geçen resimlere dalmış geri kalanı umursamayanlardan mısın? Platonun bahsettiği teoremin aynısı bir dünya misali. Görüntüleri gerçek sandığımız bir dünya, birileri bizi kandırıyor olabilir mi?

    Kitlelerin hangi parçasısın? Kolayca şekil alanlardan mı? Umutsuzluğa ya da intihara meylettirdikleri insanlar olduğunu biliyor muydun?
    Çok soru sordum, biliyorum. Ben de sorularla dolu zihnimle çevirdim sayfaları. Bazı sayfaları okumak cidden ağır geldi bana. Yeni dünya düzenini hayal ettim. Kurmak istedikleri düzende istenmiyoruz, bu yüzden bizi, seni yönetmek istiyorlar. Bu sebeple kendi rızası dışında yüzlerce kadın kısırlaştırılmış..

    Dünya elitinin ajanları, yeryüzü halkına karşı savaşa girmiş durumda. Bir felsefeleri bile var, "kitle denetim felsefesi." İnsanın kendini ve gerçekliği algılayışını bile yeniden tasarlamak üzerine kurulu. Ne kadar denetlenirsen o kadar iyi. Meselâ, gece yarılarına kadar süren en verimli saatlerini almayı isteyen dizileri izlemeyi seviyor musun?

    Bazı hikâyeler okudum, arşivlerde olan, kaynakları sağlam hikayeler. Anlattıklarının doğru olma ihtimali ürkütücüydü.

    Bu tarz deneyler için savaşlar çok elverişlidir. Örneğin Vietnam, hitlerin yahudi kıyımı. Şu an Doğu Türkistan'da yaşanılan şeyleri bile tam bilmiyoruz. Savaş, bunu başlatanlara insanları tepe tepe kullanma hakkını veriyor...
    Gerçek kurbanların hikayelerini saçma diye bir yana bırakmak, gerçeğin gizlenmesine de neden olabilir.

    "Zihin kontrolüyle ilgili teknik yeterliliğin devasa adımı, elektromanyetik enerjinin insanların uzaktan denetlenmesi, sakatlanması ya da öldürülmesinde kullanılabilmesiyle gerçekleşti." (Nikola Tesla)
    "Uyumaya yönelik zihinsel iletiye 1 dk içinde itaat edildi."
    "Çok sayıda araştırmacı daha başarılı sonuçlar almaya başladıkları bir noktada, çalışmalarının kendilerinden alındığı benzer hikâyeler anlatıyor."
    Biliyorum alıntılarla dolu incelemeler pek sevilmez, ama araştırma ve incelemelerle dolu bir kitap için bu pek mümkün olmuyor..

    Psikaytri bilimini, tıp, mühendislik bütün bunların kötü ellerde tehlikeli olabileceğini düşünmüş müydünüz? Gördüğünüz gibi, ne yazık ki bilimi kendi lehlerine çevirdiklerinde ortaya pek iç açıcı sonuçlar çıkamayabiliyor..
    Elektromanyetik silahların deney alanından öteye taşınıp, yurttaşlar üzerine kullanıldığı oldu mu acaba? Savaş içindeki bir çok ortadoğu ülkesinde kullanılan kimyasal silahlar bunun cevabını veriyor.
    Aynı zamanda basit bir depresyon sebebiyle psikyatra başvuran bazı şanssız insanlar korkunç deneylere maruz kalabilmiş. Bunu kendi ülke vatandaşına yapabilmekle başlıyor yanlışlar silsilesi.

    Mesela kitaptan bir başlık seçelim, "Işın Savaşı"  olsun, sadece minik bir delil sunalım;
    "Eylül 1987'de, elektromanyetizm üzerine bir konferansta Puharich şöyle söylüyor:
    "1981'de ABD hükümeti kapsamlı ELF savaşına girdi; Avustralya ve Afrika'da tüm büyük vericileri kurdu, bu vericiler hala fââl; her şey gizlenmiş, kimse bir şey söylemiyor." ELF dalgaları olup olabilecek en düşük frekans, engellenmesi olanaksız. Üstelik kanser hastalığına bile sebep olabiliyorlar.

    Her başlığın altında oturup konuşmamız lazım. Hepsi önemli şeylerden bahsediyor. Şunu da bilmelisiniz ki, bugün ki internet dediğimiz şey ortak bir bilgiler ağı sunuyor ama biz onu kullanırsak. Onun bizi olumsuz kullanma ihtimali de var, sonsuz bir deniz gibi. Arka planda bize sunulan bilgilerin çok daha detayını görenler var. Yaptığınız aramalardan, yönelimlerinizden sizi tanıyorlar. Tek dünya beyni oluşturmaya çalışıyorlar.

    Son yüzyılın süratlenen ilerleyişinden bir anlam çıkaran özgür ve hızlı eylem sevdalısı olan yönetici, elit, gelecek 20 yıl içinde insan türünün bedenleri ve zihinleri üzerinde, tam bir kontrolü etkili olarak gerçekleştirecek. Belki de çoktan gerçekleştirdi bile.

    İşte oldurulmak istenen yeni insan bu, bedeni ve zihni çalınmış, ruhu olduğunu düşündüğü hayvan dürtülerine indirgenmiş. Gerçeklik algısı elekronik imajlarla desteklenmiş, örümcek ağı gerçekliği asla algılamayacağı biçimlerle önüne sunulmuş. Mutluluk bir tüple, elektronik bir bağlantıyla ulaşılır hâle getirilmiş.
    " Zihin kontrolü ve insan kontrolü için ileri teknolojinin yaratılmasıyla, bu sayfalardaki şiddetin ezberden okunması gibi bir cehennemin kıyısında duruyoruz." Şiddet artık size de bütün yönleriyle bildiğimiz bir tanıdık gibi gelmiyor mu?

    Ee ne olacak şimdi? Bu kontrolleri durduramazsak tek insan türü olacak moronlar ve ahmaklar, özgürlüğün varlığını bile unutacak. Sahiden özgür müsünüz? Sahiden acıyı hissediyor musunuz? İzlediğiniz binlerce videodan elinizde neler kaldı? Elektrik gidince mum yakabilecek misiniz karanlığınıza? Kendinize ait bir tane hayaliniz, düşünceniz var mıdır? Markalar bir hapishane, kozmetik bir hapishane sayılmaz mı? Özgür müsün?
    Bu kitabı okuduktan sonra insan eyleme geçmek zorunda hissediyor kendini. Temkini elden bırakası gelmiyor. Yasa dışı ve şiddet içerikli en ufak şeye dahi karşı olmak, bir duruşu olmaktır. Özgürlüğümüze, insanlığa yönelik saldırılara karşı kendimizi korumalıyız. Bu kitlesel kontrolü sonlandırmalıyız.
  • Zira ne kadar yüksek ve ulvi görünürse görünsün, kökenini sadece cinsel itkide bulan aşk, aslında, bu itkinin, biraz daha belirli, özelleşmiş ve aslında, dar anlamda biraz daha bireyselleşmiş biçiminden başka bir şey değildir. Eğer, bunu aklımızdan çıkarmaksızın, bütün evreleri ve küçük farklılıklarıyla cinsel aşkın sadece kurgusal eserlerde ve sahne performanslarında değil hayvan sevgisinin hemen yanı başında, bütün güdüler arasında en güçlü ve en etkin olarak kendini gösterdiği gerçek dünyada da önemli bir rol oynadığını; eğer onun, sürekli bütün güçlerin yetenekleri ve düşüncelerinin yarısını işgal ettiğini ve insan çabalarının neredeyse tamamının nihai hedefi olduğunu, en önemli işleri ters bir biçimde etkileyip en ciddi meşguliyetleri saat başı rahatsız ettiğini ve kimi zaman en büyük zihinleri dahi yoldan çıkarıp çılgına çevirdiğini, devlet adamlarının önemli işlerini ve bilim adamlarının çalışmalarını sekteye uğratmaktan çekinmediğini, aşk mektuplarının ve saç lülelerinin nasıl olup da devlet adamlarının evrak çantalarının ve filozofların el yazmalarının arasına sıkıştırılmasını sağladığını ve ayrıca bir o kadar da en karmaşık ve uğursuz işleri hazırlayıp planladığını, en değerli ilişkileri yok edip en güçlü bağları koparmayı bildiğini, hayatın, sağlığın, servetin, mevkiin, mutluluğun zaman zaman onun uğruna feda edildiğini, daha önceleri ve dürüst ve saygın olan insanların bütün vicdanını, bilincini alıp götürdüğünü, şimdiye kadar sadık ve vefalı olan insanları hain yaptığını ve bütün bunlardan dolayı da bütün amacı önüne çıkan her şeyi yıkmak, karıştırmak ve alt üst etmek olan bir şeytan biçiminde göründüğünü düşünecek olursak: Evet eğer bütün bunlar dikkate alınacak olursa o zaman şu soruları sormaya hakkımız olacaktır: Ne içindir bütün bu gürültü ve karmaşa? Bütün bu koşuşturma, yaygara, sıkıntı ve uğraşı neye yarayacak? Sorun, sadece her Jack’in, kendi Jill’ini bulmasından ibaret değil midir? Böylesine önemsiz bir oyun, neden bu kadar önemli bir role soyunuyor ve insanın son derece iyi bir biçimde düzenlenmiş yaşamına neden durmamacasına karmaşa ve rahatsızlık sokuyor.
  • Alain de Botton"un Felsefenin Tesellisi kitabından


    Bazen karşımdaki kadın ve erkeklerle, küçük bir kızın oyuncak bebeğiyle konuştuğu gibi konuşuyorum. Küçük kız oyuncak bebeğin kendisini anlamadığını bilir, yine de bilinçli bir biçimde kendini aldatarak iletişim kurmanın keyfini yaşamaya çalışır.



    İnsanları oldukları gibi kabul etmek, onları olmadıkları bir kişi gibi görmekten yeğdir.

    "Erkeklere özgü kendini hor görme hastalığının tek çaresi zeki bir kadın tarafından sevilmektir."
    Friedrich Nietzsche

    "Bana ne kadar ilerleme kaydettiğimi soruyorsun? Kendi kendimle dost olmaya başladım." Bu gerçekten de büyük bir meziyet;...emin ol, böyle bir adam bütün insanlıkla dost olabilir.

    Bir jip satın alıyoruz, ama -Epikuros’a göre- asıl aradığımız şey özgürlük.
    Bir aperitif ısmarlıyoruz, ama -Epikuros’a göre asıl gereksinimimiz olan şey dostluk.
    Güzel bir banyomuz olabilir, ama -Epikuros’a göre- asıl istediğimiz bu banyoda, bizi sükunete kavuşturacak düşüncelere dalmaktır.

    Montaigne
    Okumak hayatının tesellisiydi:

    Okumak beni çekildiğim bu inzivda avutuyor; hem aylaklığın ağırlığından hem de sohbetleriyle canımı sıkan misafirlerden kurtarıyor. Eğer çekilen acı, altından kalkılamayacak kadar ağır değilse okumak acının açtığı yaraları da iyileştiriyor. Tatsız düşüncelerden kurtulmak için tek yapmam gereken kitaplara başvurmak.

    Konuşacak kimse bulamadıkları için kaç kişinin yazar olduğuna ve bu yüzden kaç kitap yazılmış olduğuna şöyle bir bakarsak, kitapçıların yalnız insanlar için girilebilecek en iyi yer olduğunu anlarız.

    Sokrates,
    ... Toplum tarafından kabul görmesine yardım edecek olanı değil inandığı şeyi yaptı.

    Arthur Schopenhauer söylüyor.
    Bu dünya sevgi dolu bir yaratıcının değil, varlıklara, ıstırap çektiklerini görmek için can veren şeytanın eseriydi.

    Arthur Schopenhauer söylüyor.
    Bu dünya sevgi dolu bir yaratıcının değil, varlıklara, ıstırap çektiklerini görmek için can veren şeytanın eseriydi.

    Yüz kere ölmem gerekse bile bilin ki davranışlarımı değiştirmeyeceğim.

    Hayatı yaşamak üzüntü verici bir şey; ben de hayatımı hayat üzerine düşünerek geçirmeye karar verdim.

    Schopenhauer
    “Hayat o kadar kısa, tahmin edilemez ve uçucu ki böyle büyük bir çaba göstermeye hiç değmez.”

    Nietzsche :
    "Avrupa'nın iki güçlü uyuşturucusu: Alkol ve Hıristiyanlık."

    Konuşacak kimse bulamadıkları için kaç kişinin yazar olduğuna ve bu yüzden kaç kitap yazılmış olduğuna şöyle bir bakarsak, kitapçıların yalnız insanlar için gidilebilecek en iyi yer olduğunu anlarız.

    Hayatımı felsefeye borçluyum; üstelik düşkırıklıkları karşısında sağlam durmak felsefeye karşı taşıdığım sorumlulukların en küçüğü.
    Alain de Botton

    "Bütün kaygılarından kurtulmak istiyorsan, korktuğun şeyin başına geldiğini düşün." (Seneca)

    Eğer çekilen acı, altından kalkılamayacak kadar
    ağır değilse okumak acının açtığı yaraları iyileştirir.

    "Üreme organlarımızın çalışmaları öylesine doğal, gerekli ve doğru ki; acaba bu organlar bize ne yaptı da biz utanç duymadan onlardan söz açamıyoruz, onları hep ciddi sohbetlerin dışında tutuyoruz? Öldürmek, hırsızlık yapmak ya da ihanet etmek gibi sözcükleri rahatlıkla kullanmaktan korkmuyoruz ama üreme organlarımızın adlarını ancak fısıldayarak söylüyoruz." ( Montaigne)

    Dışarıdaki gürültü patırtı hiç bitmeyebilir, yeter ki içimizdeki yükselen sesler bize rahatsızlık vermesin.

    Seneca filozof Hecato’nun yapıtlarından birinde bir cümleye rastlamış:
    Bugün (onun yazılarını okurken) şu söz çok hoşuma gitti: “ Bana ne kadar ilerleme kaydettiğimi soruyorsun? Kendi kendimle dost olmaya başladım.” Bu gerçekten de büyük bir meziyet; … emin ol, böyle bir adam bütün insanlıkla dost olabilir.
    Alain de Botton

    "Soluk aldığım ve aklım başımda olduğu sürece felsefeyle uğraşmaktan, size öğütler vermekten ve tanıdığım herkese doğruyu anlatmaktan asla vazgeçmeyeceğim." - Sokrates

    İnsan, günün en az üçte birini tutkulardan, insanlardan ve kitaplardan uzak geçirmezse nasıl düşünür olabilir?

    Bütün dikkatini mümkün olduğunca çok para kazanmaya, şan şöhret sahibi olmaya verip, kendi ruhunu anlamak, mükemmelleştirmek ve hakikati aramak için çaba göstermiyor olmaktan utanmıyor musun?

    Şüphelerimizi bastırıp sürüyü takip ederiz çünkü kendimizi, o zamana kadar su yüzüne çıkmamış, kabul edilmesi zor hakikatleri bulup çıkartan bir önder olarak göremeyiz.

    Toplumun baştan beri korkunç bir hata yapıyor olması, üstelik bu hatayı bir tek bizim farketmiş olmamız imkansız gibi gelir bize.

    Aslında biz dostlarımızı, yalnızca bize eşlik edecek iyi yürekli ve eğlenceli insanlar oldukları için değil, aynı zamanda ve en çok da bizi olduğumuzu sandığımız kişi biçiminde algılayabilecek ve anlayabilecek kişiler oldukları için seçeriz.

    Çok aşikâr, çok "doğal" diye nitelenen şeylerin gerçekten öyle olduğuna çok az rastlanır. Bu bilinç şunu düşünmeye sevk etmeli bizi: Aslında yaşam göründüğünden çok daha esnek, çünkü yaygın görüşler, genelde, hatasız çıkarımlar değil, yüzyıllardır sürüp giden entelektüel karmaşa sonucunda bugünkü konumlarına geldiler. Belki de şimdiki konumlarında olmaları için iyi bir neden yoktur, kim bilir?

    Anlaşılmaz bir düzyazı çoğunlukla entelektüelliğin değil tembelliğin göstergesidir; kolayca okunan bir yazıysa asla kolayca yazılmamıştır. Ya da böylesine anlaşılmaz bir yazı kaleme alan yazar içerikteki eksikliği gizlemek istiyordur; anlaşılmaz olmak söyleyecek hiçbir şeyi olmayan için benzersiz bir korunaktır.

    Nietzsche
    "Siz rahatlık düşkünleri, insan mutluluğuyla ilgili ne az şey bilirsiniz."

    Göremediğimiz, dokunamadığımız şeyleri daha iyi algılayabilmemiz için benzetmelere gereksinim vardı; aksi halde söylenenlerin hepsini unutacaktık.

    Seneca şuna inanıyordu:
    Arzularımız gerçekleşmediği takdirde, nelerle karşılaşabileceğimizi şöyle mantıklıca bir düşünürsek, yaşayabileceğimiz sorunların, yol açtıkları huzursuzluğa kıyasla çok daha küçük olduklarını görürüz.

    Schopenhauer
    Eğer yaşamak, var olmak çok keyifli olsaydı, herkes uykudaki bilinçsizlik haline geçmek için isteksiz davranır, büyük bir mutlulukla uykudan uyanırdı. Ama durum bunun tam tersi. Herkes uyumak için büyük bir istek, uyanmak içinse isteksizlik duyuyor.

    Yarının da aşağı yukarı bugün gibi olacağına ilişkin hoş bir inanç ile her an korkunç bir felaketle karşılaşabileceğimiz ve ondan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı ihtimali arasında sıkışır kalırız.

    İyi Dostlar Biriktirdim
    İnsanın bütün hayatını mutluluk içinde geçirmesine yardım etmek üzere bilgeliğin bize sundukları arasında en önemlisi dost edinme yetisidir

    Siz rahatlık düşkünleri, insan mutluluğuyla ilgili ne az şey bilirsiniz. Mutluluk mutsuzluğun kardeşi, hatta ikizidir. Bu ikisi ya bir arada büyür, ya da sizin yaşantınızda olduğu gibi hiç büyümez. Hep küçük kalır.

    Keşke verimli tarlalar olabilsek, o zaman derinliklerimizde hiç bir şey kullanılmadan kaybolup gitmezdi; o zaman her olaya, her nesneye, her insana kucak açar, bunları toprağımızın gübresi bilirdik.
    -Neitzsche


    ... istisnasız herkes tarafından sevilmeyi istemek gibi hastalıklı bir arzudan kaynaklanan o salyalı coşkuyu yaşıyordum. Bir topluluk içindeyken, çoğunluk tarafından kabul gören fikirleri sorgulamaya kalkmıyordum.


    "Bazı yazarlar bize faydalı olamayacak kadar entelektüeldirler."

    Siz rahatlık düşkünleri, insan mutluluğuyla ilgili ne az şey bilirsiniz. Mutluluk mutsuzluğun kardeşi, hatta ikizidir. Bu ikisi ya bir arada büyür, ya da sizin yaşantınızda olduğu gibi hiç büyümez. Hep küçük kalır.

    Schopenhauer
    Eğer bu dünyayı Tanrı yarattıysa ben Tanrı'nın yerinde olmak istemezdim; bu çaresizlik, bu acılar kalbimi kırardı.

    Evlenmek, iki kişinin birbirleri için iğrenç birer nesneye dönüşmelerini sağlamak üzere mümkün olan ne varsa yapmaktır.

    Schopenhauer
    "Aşk insanları... cinsel çekim olmasa, nefret edecekleri, hor görecekleri, hatta tiksinti duyacakları kişilere doğru yönlendirir."

    Nietzsche :
    "Şarabın insanı neşelendirdiğine inanmak için ancak Hıristiyan olmam gerek, yani topyekün bir saçmalık olduğunu düşündüğüm şeye inanmam gerek"

    ...ama önyargıların yok olması ve kıskançlığın azalması için zamana gerek var; işte biz bunu unutuyoruz.

    Montaigne
    Bence doğru kişilerin, denklerin birbirini bulduğu bir dostluktan değerlisi yoktur. Evet! Bir dost! Bir dostla sık sık görüşmenin sudan daha serinletici, ateşten daha gerekli olduğunu anlatan eski bir söz ne kadar da doğrudur.

    Seneca: "Bana ne kadar ilerleme kaydettiğimi soruyorsun. Kendi kendimle dost olmaya başladım." Bu gerçekten de büyük meziyet; ... emin ol, böyle bir adam bütün insanlıkla dost olabilir.

    Seneca: "Hiçbir zaman Fortuna'ya güvenmedim, bana huzur verdiği zamanlarda bile. Bana bahşettiği herşeyi - parayı, mevkiyi, gücü- öyle bir yere koydum ki geri almak istediği zaman beni rahatsız etmeden alabilsin. Bütün bu sahip olduğum şeylere belli bir mesafede durdum ki istediği zaman onları bulundukları yerden rahatça alsın, benden söküp koparmasın."

    Fortuna: İnsanların kaderini değiştirebilen bir tanrıça.

    Nietzsche :
    "Şarabın insanı neşelendirdiğine inanmak için ancak Hıristiyan olmam gerek, yani topyekün bir saçmalık olduğunu düşündüğüm şeye inanmam gerek"

    Biz telkinlerden bu kadar etkilenen yaratıklar olmasaydık, reklamlar o kadar da gerekli olmayabilirdi.

    Seneca: "Bana ne kadar ilerleme kaydettiğimi soruyorsun. Kendi kendimle dost olmaya başladım." Bu gerçekten de büyük meziyet; ... emin ol, böyle bir adam bütün insanlıkla dost olabilir.

    Schopenhauer
    "Bugün kötü, yarın daha da kötü olacak ve en kötüsü olana dek de bu böylece sürüp gidecek."

    Çevresindeki insanlar onu düşkırıklığına uğrattığı için yazar olmuştu ama yazıyor olması, bir gün bir yerlerde birinin kendisini anlayabileceği umudunu hâlâ taşıdığını gösteriyordu. Aslında, kişiliğinin en gizli yanlarını kitapçılarda alışveriş yapan yabancı insanlara sunmanın bir çelişki olduğunu o da biliyordu:

    Tek bir insana söylemeye asla yanaşmayacağım pek çok şeyi bütün insanlara söylüyorum; en gizli düşüncelerimi öğrenmek isteyen en sadık dostlarımı kitapçıların tezgâhlarına yolluyorum.

    Tabii biz bu çelişkiye şükran duymalıyız. Konuşacak kimse bulamadıkları için kaç kişinin yazar olduğuna, bu yüzden kaç kitap yazılmış olduğuna şöyle bir bakarsak, kitapçıların yalnız insanlar için gidilebilecek en iyi yer olduğunu anlarız.
    Devamını Göster

    Belki meselenin temelinde yatan sağlam nedenlere tutunmak yerine sadece savunma duruşu alıyor; ancak başkaları haksız olduğumuzu söylediği zaman gerçekten de haklı olduğumuzu düşünerek rahatlıyoruzdur çocukça.

    Kırık bir kalbin tesellisi
    Arthur Schopenhauer: "Hiçliğin o keyifli dinginliğini yok yere bozan bir hata olarak nitelendirebiliriz hayatımızı".
    "Bugün kötü, yarın daha da kötü olacak ve en kötüsü olana dek de bu böyle sürüp gidecek."

    Bize en çok mutluluk veren şeyler büyük acılardan ayrı düşünülemiyor, en büyük keyiflerimizin kaynağında, garip bir biçimde bize en çok acı veren şeyler bulunuyordu.

    Yalnızca başkalarının düşmanca tavırları değildir bizi mevcut düzeni sorgulamaktan alıkoyan. Şüphe duyma yeteneğimiz içimize yerleşmiş bir inanç tarafından da baltalanabilir.

    --Seneca--
    Bilge kişi cüce gibi kısa boylu olsa da kendisinden nefret etmez, ama yine de uzun boylu biri olmayı arzular.

    Aşk... en ciddi işleri sekteye uğratır, hatta en büyük zihinleri bile karıştırır...
    Bazen sağlığımızı, bazen varlığımızı, mevkiimizi ve mutluluğumuzu feda etmemizi ister bizden.

    Bize en çok mutluluk veren şeyler büyük acılardan ayrı düşünülemiyor, en büyük keyiflerimizin kaynağında, garip bir biçimde bize en çok acı veren şeyler bulunuyordu.


    Toplumun baştan beri korkunç bir hata yapıyor olması, üstelik bu hatayı bir tek bizim fark etmiş olmamız imkansız gibi gelir bize. Şüphelerimizi bastırıp sürüyü takip ederiz çünkü kendimizi, o zamana kadar su yüzüne çıkmamış, kabul edilmesi zor hakikatleri bulup çıkaran bir önder olarak göremeyiz.

    Onaylanmadığı zaman kendine olan güvenini histerik bir biçimde değil akılcı temellere oturtarak yansıtmasını sağlayacak düşüncelerle donatmıştı felsefe Sokrates'i.

    Bilge insan yemeğin çoğunu değil, en lezzetlisini yemeğe bakar.


    Ancak her düşkırıklığının temelinde aslında aynı şey yatar: İsteklerimiz gerçekliğin o yıkılmaz duvarına çarpar.

    Montaigne
    "Benim sözünü ettiğim dostlukta, iki ruh kaynaşarak öyle evrensel bir bileşim oluşturur ki başlangıçta onları birleştiren mührün izleri bile görünmez olur.

    Eğer bir acıdan kaçınamiyorsak o acıyı çekmeyi öğrenmeliyiz.

    "Davranışları değerlendirirken önyargılı olmak yerine dikkatle akıl yürütmediydik."

    Bir düşüncenin doğruluğu, herkesin ona inanmasıyal ya da herkesin onu reddetmesiyle değil, bu düşüncenin mantık kurallarına uygun olup olmadığıyla belirlenir.

    Onaylanmadığı zaman kendine olan güvenini histerik bir biçimde değil akılcı temellere oturtarak yansıtmasını sağlayacak düşüncelerle donatmıştı felsefe Sokrates'i.

    Ancak her düşkırıklığının temelinde aslında aynı şey yatar: İsteklerimiz gerçekliğin o yıkılmaz duvarına çarpar.

    "Yaşam demek cesaret, hırs, onur, güçlü bir kişilik, espri anlayışı ve bağımsızlık demekti."

    Sokrates mahkeme önünde yargılanırken söylüyor
    Soluk aldığım ve aklım başımda olduğu sürece felsefeyle uğraşmaktan, size öğütler vermekten ve tanıdığım herkese doğruyu anlatmaktan asla vazgeçmeyeceğim.

    Montaigne
    "Benim sözünü ettiğim dostlukta, iki ruh kaynaşarak öyle evrensel bir bileşim oluşturur ki başlangıçta onları birleştiren mührün izleri bile görünmez olur.

    "Davranışları değerlendirirken önyargılı olmak yerine dikkatle akıl yürütmediydik."

    Eğer bir acıdan kaçınamiyorsak o acıyı çekmeyi öğrenmeliyiz.

    Herhangi bir topluluğun yarattığı normal tanımı akla uygun olanın yalnızca bir bölümünü kapsar; insan deneyiminin büyük bir bölümünü de adaletsizce yabancılığa mahkum eder.

    Seneca
    "En iyisi değiştiremeyeceğin şeyi kabullenmektir."

    Bir adam bütün dünyanın gözünde dahi olabilir; yine de karısı, uşağı olağanüstü bir yan görmez. Çok az insan ailesi tarafından olağanüstü biri diye nitelenmiştir.

    Niye? İşte, öyle seziyorum.
    Sezgi yoluyla elde edilen doğru, bir kaide üzerine herhangi bir destek kullanılmaksızın oturtulmuş bir heykele benzer. Sert esen bir rüzgâr bu heykelin devrilmesine yol açabilir.

    Atena için bir inek, Artemis ile Afrodit için bir keçi, Asklepyos için bir horoz kesmek gerekiyordu.

    Kendini Yetersiz Hissetmenin Tesellisi
    Anlaşılmaz bir düzyazı çoğunlukla entelektüelliğin değil tembelliğin göstergesidir; kolayca okunan bir yazıysa asla kolayca yazılmamıştır.

    Epikuros
    "Eğer insan ölüm üzerine mantıklı düşünürse, ölümden sonra bizi kaygısız bir uykudan başka şeyin beklemediğini anlardı."

    Seneca
    "En iyisi değiştiremeyeceğin şeyi kabullenmektir."

    Gerçek dostlar bizi toplumsal yaşamın sahte ölçütlerine göre değerlendirmezler; onların asıl ilgilendiği şey bizim kendi benliğimizdir. Bizim için duydukları sevgi, ideal anne babaların çocuklarına duydukları sevgi gibi, dış görünüşümüzden ya da toplumsal hiyerarşi içindeki konumumuzdan etkilenmez.

    "Düşüncelerinizin ya da yaşam biçiminizin yanlış olduğu, asla ve asla, çoğunluğun görüşleriyle ters düştüğümüz görüşünden yola çıkılarak kanıtlanamazdı." ( Sokrates)

    Bütün kaygılardan kurtulmak istiyorsan, korktuğun şeyin başına geldiğini düşün.

    "Ne denli az kavrarsan, o denli çok saygı göstermeye hazırsın."

    İyi bir çömlek ya da ayakkabı yapmak yalnızca sezgiyle olacak iş değildi; öyleyse çok daha karmaşık bir iş olan yaşamı sürdürme işi nasıl olur da öncüller ya da hedefler üzerine bir an bile kafa yormaksızın yürütülebilinirdi?

    Üniversite rektörlerinden daha bilge ve daha mutlu yüzlerce zanaatkâr ve çiftçi gördüm.

    Bazı şeyleri yapmak dışarıdan bakıldığında çok zor görünür gözümüze; bazı şeyleri yapmaksa nedense basit. Nasıl yaşamak gerektiği konusunda sağlam görüşlere sahip olmak ikinci kategoriye giriyor, çömlek ya da ayakkabı yapmaksa birinciye.

    Dostluk aslında başkalarının mantıklı diye kabul ettiklerine karşı kurulan küçük bir komplodur.

    Seneca
    Düşkırıklığına yol açan nedenler çok çeşitli olabilir -sızlayan bir ayak parmağından tutun da zamansız bir ölüme kadar pek çok şey bizi düşkırıklığına uğratabilir. Ancak her düşkırıklığının temelinde aslında aynı şey yatar:İsteklerimiz gerçekliğin o yıkılmaz duvarına çarpar.

    Bana ne kadar ilerleme kaydettiğimi soruyorsun? Kendi kendimle dost olmaya başladım. Bu gerçekten de büyük bir meziyet;...emin ol,böyle bir adam bütün insanlıkla dost olabilir.

    Yunanlar için köle sahibi olmak normaldi. İÖ 5. Yüzyılda yalnızca Atina sınırları içinde 8 bin ila 100 bin köle vardı; yani özgür olan her üç kişiye bir köle düşüyordu.

    Lucretius
    Biz insanlar, birer hasta adamız, hastalığın kaynağından habersiz.

    Bilgeliğe ulaşmak için çabalamak fakat hiçbir zaman budalalıktan tam olarak kurtulamamak, erdemli fakat sıradan bir yaşam sürmek yeterince büyük bir başarı aslında.

    Biz, hepimiz sandığımızdan çok daha zenginiz aslında.


    Gereksinimlerimiz psikolojik olduğu halde maddi şeylere, nesnelere yöneliyoruz... Kafamızı derleyip toplamamız gerekirken evimiz derli toplu görünsün diye raflar satın alıyoruz... Dost sıcaklığının yerini tutsun diye kaşmir hırkalar giyiyoruz...

    Montaigne nin Anlaşılması Güç Yazılar ile İlgili Düşüncesi:
    Zorluk, eğitimlilerin, öğrendikleri şeylerin boş olduğu anlaşılmasın diye hokkobazlık yapmakta kullandıkları, insanın aptal yanının da ödeme olarak kabul etmeye dünden razı olduğu demir paradır.

    Ne kadar alçakgönüllü olursa olsun, kendi yaşantımızdan, bu eski kitaplardan çıkarabileceğimizden çok daha derin, anlamlı sonuçlar çıkarabilirdik

    Sanat da felsefe de, Schopenhauerın deyişiyle, acıyı bilgiye dönüştürür.

    "Sağduyu", nasıl giyinmemiz, maddi açıdan hangi değerleri edinmemiz, kimlere saygı duymamız, hangi etiketlerin peşinden koşmamız ve nasıl bir aile hayatı sürmemiz gerektiği konusunda bizi yönlendirir. Herkesçe kabul edilen bu düzeni sorgulamaya başlamak, garip, hatta saldırgan diye nitelenmemize yol açacaktır.

    Schopenhauer
    "Evlilikte asıl istenen şey zekice sohbetlerle hoş vakit geçirmek değil, çocuk dünyaya getirmektir."


    intikam almaktan aciz olmanın adı "affedicilik"
    ( Kendilerini rahatlık dinine adamış Hıristiyanlar) Gerçekte istedikleri ama güçsüz olduklarından uğruna savaşmaya yanaşmadıklarını yeriyor, aslında hiç istemedikleri ama sahip olduklarını öve öve göğe çıkarıyorlardı. Güçsüzlüğün adı "iyilik", sünepeliğin adı "iyi huyluluk", düşmana boyun eğmenin adı "itaatkârlık", ve Nietzsche'nin deyişiyle,intikam almaktan aciz olmanın adı "affedicilik" olmuştu.

    İşte bu yüzden Seneca bize şöyle söylüyor: Asıl bilgelik, gerçekliği ne zaman kendi isteklerimize göre şekillendirebileceğimizi, değiştirilmeyecek olanı ise ne zaman kabulleneceğimizi bilmektir.

    Sanat da felsefe de, Schopenhauerın deyişiyle, acıyı bilgiye dönüştürür.

    Sokrates, bu karmaşık yapıya gereken saygıyı göstermeyen, görüşlerini formüle etmek için bir çömlekçinin sarf ettiği kadar dikkati bile sarf etmeyen ama nedense kendine çok güvenen insanlar karşısında cesaretimizin kırılmaması gerektiğini söylüyor.

    İşte bu yüzden Seneca bize şöyle söylüyor: Asıl bilgelik, gerçekliği ne zaman kendi isteklerimize göre şekillendirebileceğimizi, değiştirilmeyecek olanı ise ne zaman kabulleneceğimizi bilmektir.

    Evet, muhtemelen kötü şeylerle karşılaşacağız ama bunlar aslında korktuğumuz kadar da kötü şeyler değil.

    Ne kadar alçakgönüllü olursa olsun, kendi yaşantımızdan, bu eski kitaplardan çıkarabileceğimizden çok daha derin, anlamlı sonuçlar çıkarabilirdik

    Seneca
    Asıl bilgelik, gerçekliği ne zaman kendi isteklerimize göre şekillendirebileceğimizi, değiştirilemeyeceğinik olanı ise ne zaman sükunetle kabulleneceğimizi bilmektir.

    Eleştirinin değerli bir eleştiri olup olmadığı, eleştiren kişi ya da kişilerin nasıl bir düşünme sürecinden geçtiklerine bakılarak anlaşılır.

    Entelektüel bir münzevi olarak yaşayıp benzer bir biçimde düşünen insanlarla nadiren bir araya gelmek bizim kaderimiz.

    Montaigne nin Anlaşılması Güç Yazılar ile İlgili Düşüncesi:
    Zorluk, eğitimlilerin, öğrendikleri şeylerin boş olduğu anlaşılmasın diye hokkobazlık yapmakta kullandıkları, insanın aptal yanının da ödeme olarak kabul etmeye dünden razı olduğu demir paradır.

    Sokrates, bu karmaşık yapıya gereken saygıyı göstermeyen, görüşlerini formüle etmek için bir çömlekçinin sarf ettiği kadar dikkati bile sarf etmeyen ama nedense kendine çok güvenen insanlar karşısında cesaretimizin kırılmaması gerektiğini söylüyor.

    "Sağduyu", nasıl giyinmemiz, maddi açıdan hangi değerleri edinmemiz, kimlere saygı duymamız, hangi etiketlerin peşinden koşmamız ve nasıl bir aile hayatı sürmemiz gerektiği konusunda bizi yönlendirir. Herkesçe kabul edilen bu düzeni sorgulamaya başlamak, garip, hatta saldırgan diye nitelenmemize yol açacaktır.

    Eleştirinin değerli bir eleştiri olup olmadığı, eleştiren kişi ya da kişilerin nasıl bir düşünme sürecinden geçtiklerine bakılarak anlaşılır.

    Başkaları Bilmiyor Olabilir
    Aslında yaşam göründüğünden çok daha esnek, çünkü yaygın görüşler, genelde, hatasız çıkarımlar değil, yüzyıllardır sürüp giden entelektüel karmaşa sonucunda bugünkü konumlarına geldiler. Belki de şimdiki konularında olmaları için iyi bir neden yoktur, kim bilir?

    Normalde arkadaş ya da arkadaşlık dediğimiz, yalnızca bir şans ya da fırsat eseri tanıştığımız kişiler ve bu kişilerle kurduğumuz yakın ilişkilerdir. Bu türden bir ilişkide arkadaşlar birbirlerine destek olurlar. Benim sözünü ettiğim dostlukta ise, iki ruh kaynaşarak öyle evrensel bir bileşim oluşturur ki başlangıçta onları birleştiren mührün izleri bile görünmez olur.

    Kırık bir kalbin tesellisi
    Keyif almak istiyorsan hayattan,
    Değer vermelisin dünyaya.



    Düşüncelerimizin ya da yaşam biçiminizin yanlış olduğu, asla ve asla, çoğunluğun görüşleriyle ters düştüğünüz gerçeğinden yola çıkılarak kanıtlanamazdı.

    Biz de, ara sıra karanlığın içinde eşelenmeyi bırakıp göz, yaşlarımızı bilgiye dönüştürmek için uğraş vermeliyiz.

    Arthur Schopenhauer
    Bütün aşk maceralarının nihayi amacı bir sonraki kuşağın oluşturulmasından... insan ırkının gelecekteki varlığının sağlanmasından ve özel yapısının belirlenmesinden başka bir şey değildir.

    Normalde arkadaş ya da arkadaşlık dediğimiz, yalnızca bir şans ya da fırsat eseri tanıştığımız kişiler ve bu kişilerle kurduğumuz yakın ilişkilerdir. Bu türden bir ilişkide arkadaşlar birbirlerine destek olurlar. Benim sözünü ettiğim dostlukta ise, iki ruh kaynaşarak öyle evrensel bir bileşim oluşturur ki başlangıçta onları birleştiren mührün izleri bile görünmez olur.

    Seneca: "Tasmasından kurtulmaya çalışan bir hayvan, tasmasının boynunu daha fazla sıkmasına yol açar...Hiçbir tasma yoktur ki hayvan onunla yürümeyi kabullenmektense kurtulmaya çalıştığında boynunu acıtmasın. Ancak bizi canımızdan bezdirecek kadar kötü olaylarla karşılaştığımızda yapabileceğimiz yegane şeyin acılara katlanmak ve kaçınılmaz olana boyun eğmek olduğunu bilirsek teselli bulabiliriz. "

    Kendini Yetersiz Hissetmenin Tesellisi
    Aşağılanmaktan hiç de keyif almayan Montaigne alıntılara sığınmış ve Denemeler'in sonunda dokunaklı bir itirafta bulunmuştu:

    "Eğer biraz özgüvenim olsaydı, sonucu ne olursa olsun, bir tek kendi sözlerimi söylemek isterdim."

    İnsan ancak bir şeyin ne olmadığını anlama suretiyle onun tam olarak ne olduğu bilgisine yaklaşabilir.

    "Mutlu olmam için neye sahip olmam gerek?"

    Montaigne
    "Eğitim sistemimizin saçmalığına geri gelmek isterim: Bu sistemin amacı bizi iyi ve bilge biri haline getirmek değil; bilgili bir insan yapmaktı."

    ...anlaşılmaz olmak söyleyecek hiçbir şeyi olmayan için benzersiz bir korunaktır.

    Biz de, ara sıra karanlığın içinde eşelenmeyi bırakıp göz, yaşlarımızı bilgiye dönüştürmek için uğraş vermeliyiz.

    Normalde arkadaş ya da arkadaşlık dediğimiz, yalnızca bir şans ya da fırsat eseri tanıştığımız kişiler ve bu kişilerle kurduğumuz yakın ilişkilerdir. Bu türden bir ilişkide arkadaşlar birbirlerine destek olurlar. Benim sözünü ettiğim dostlukta ise, iki ruh kaynaşarak öyle evrensel bir bileşim oluşturur ki başlangıçta onları birleştiren mührün izleri bile görünmez olur.

    Herkes alışık olmadığı şeyi barbarca buluyor; hakikate ya da doğru akıl yürütme yöntemine ilişkin ülkemizde alışkanlıklardan, burada fikir üretilen fikirlerden başka ölçütümüz yok.

    Montaigne

    İnsan ancak bir şeyin ne olmadığını anlamak suretiyle onun tam olarak ne olduğu bilgisine ulaşır.

    Düşünmek kolay iş değildir.

    Montaigne'in de vurguladığı gibi gerçek aslında hepimize aynı mesafede mi duruyordu?
    Schopenhauer
    Hayatları, açlığın ve cinsel isteklerin giderilmesinden... sonu gelmez gereksinimler ile bunların karşılanması için bitmez tükenmez gayret arasında alınan... bir anlık hazlardan... ibaret.

    Schopenhauer: “Uzun zamandır şuna inanıyorum: İnsanın dayanabileceği gürültü miktarı ile zihinsel yetileri arasında ters bir orantı vardır... Kapıyı eliyle yavaş kapatmak yerine gürültüyle çarpan bir insan yalnızca terbiyesiz değil, aynı zamanda bayağı ve dar görüşlüdür... Ancak, düşünen canlıların bilincine, ıslık çalmak, kahkahalar atmak, bağırıp çağırmak, çekiçle ya da kırbaçla vurmak... vs. suretiyle dalıverme hakkını kendinde bulan bir tek kişi bile kalmadığında... uygar olabiliriz.”

    İnsan ancak bir şeyin ne olmadığını anlamak suretiyle onun tam olarak ne olduğu bilgisine ulaşır.

    Hayatın bize getirdikleri için gözyaşı dökmeye ne hacet? Hayatın kendisine şöyle bir bakmak bizi gözyaşlarına boğmaya yetmez mi ?

    Felsefenin görevi, biz gerçekliğin yıkılmaz duvarını aşmaya çalışırken, isteklerimizin mümkün olan en yumuşak biçimde yere inmesini sağlamaktır.

    "Yetenekten, doğuştan gelen becerilerden söz etmeyelim. Çok da yetenekli olmayan ama büyük olmayı başarmış o kadar fazla insan sayabiliriz ki. Bunlar bazı nitelikleri sayesinde büyüklüğü sonradan 'edinmiş', sonradan (bizim deyişimizle) 'dahi' olmuş kişilerdir; bu büyük insanları tanıyan hiçkimse onlarda böyle nitelikler bulunmadığını iddia edemez: Bunların hepsi de bir zanaatkarın ciddiyetiyle işlerine sarılmış, iddialı bir tavırla büyük bir yapıt ortaya koyma işine girişmeden önce işin küçük parçaları üzerinde yoğunlaşıp çalışmış, bunu yapmak için yeterince zaman ayırmış kişilerdir, çünkü bu insanlar göz kamaştırıcı bir bütünün yaratacağı etkiden çok, o bütünün küçük, ikincil önem taşıyan yanlarıyla uğraşıp bunları yaratmaktan keyif almışlardır."
    Friedrich Nietzsche

    Hastalığı iyileştirmediği sürece tıp bilimi nasıl faydasızsa, ruhsal acımızı dindirmediği sürece felsefe de o denli gereksizdir.

    "Bırakın filozoflar da para kazansın; bilgelik yoksulluğa mahkum mu yani?"
    Seneca

    "Yetenekten, doğuştan gelen becerilerden söz etmeyelim. Çok da yetenekli olmayan ama büyük olmayı başarmış o kadar fazla insan sayabiliriz ki. Bunlar bazı nitelikleri sayesinde büyüklüğü sonradan 'edinmiş', sonradan (bizim deyişimizle) 'dahi' olmuş kişilerdir; bu büyük insanları tanıyan hiçkimse onlarda böyle nitelikler bulunmadığını iddia edemez: Bunların hepsi de bir zanaatkarın ciddiyetiyle işlerine sarılmış, iddialı bir tavırla büyük bir yapıt ortaya koyma işine girişmeden önce işin küçük parçaları üzerinde yoğunlaşıp çalışmış, bunu yapmak için yeterince zaman ayırmış kişilerdir, çünkü bu insanlar göz kamaştırıcı bir bütünün yaratacağı etkiden çok, o bütünün küçük, ikincil önem taşıyan yanlarıyla uğraşıp bunları yaratmaktan keyif almışlardır."
    Friedrich Nietzsche

    ...Karısı Ksanthippe'nin huysuzluğu dillere destandı (niçin böyle bir kadınla evlendiği sorulduğunda filozof, at terbiyecilerinin en huysuz atlarla çalışması gerektiğini söylerdi).

    söylediklerimizi kimse anlamıyorsa söylediğimiz şeylerin bir anlamı Yok demektir.

    Hastalığı iyileştirmediği sürece tıp bilimi nasıl faydasızsa, ruhsal acımızı dindirmediği sürece felsefe de o denli gereksizdir.

    Kırk yaşından sonra...biraz olsun insanlardan nefret etmeye başladım.

    Düşünmek kolay iş değildir.

    'Varlıklı olmak öfkeyi körükler.'
    Seneca

    Epikuros
    Bir şey yiyip içmeden önce, ne yiyip içeceğinizi değil, kiminle yiyip içeceğinizi düşünün; çünkü yanında arkadaş olmaksızın yemek yemek ancak bir aslana ya da kurda mahsustur.

    İyi görüşler anlama yetisi olanların, kötü görüşlerse böyle bir yetiye sahip olmayanların görüşleridir...

    Montaigne
    Günlerimin çoğunu, her günün de çoğu saatini burada geçiriyorum.

    “Yaratıcılığımızı körükleyen en önemli şey, 'bu böyle olmak zorunda mıdır? Sorusudur...

    insana korku veren, kötücül diye nitelenen enerjiler, aslında insanlık için çalışan mimarlar, yol işçileridir.

    Stoacı filozoflar Zenon ve Khrysippos'ın kader hakkındaki benzetmeleri
    Bir köpek bir arabaya bağlandığı zaman, eğer arabanın peşinden gitmek isterse zaten tasması onu çekecek ve köpek arabanın peşinden gidecektir. Burada, köpeğin bu anlık hareketi rastlantısal olarak kaçınılmaz olanla örtüşecektir. Ancak köpek arabanın peşinden gitmek istemezse bile her durumda bunu yapmaya mecbur kalacaktır. İnsanlar için de durum aynıdır: İsteseler de istemeseler de kaderin kendilerine çizdiği yoldan ilerleyeceklerdir.

    Ve işte Nietzsche :)
    Sevdiğim insanların acı, yalnızlık ve hastalık çekmelerini, başkaları tarafından itilip kakılmalarını, hakarete uğramalarını dilerim -dilerim kendilerine karşı derin bir hörgörü duymadan, kendilerine güvensizliklerinden ötürü işkenceler çekmeden, yenilgilerin altında ezilmeden yaşayıp gitmezler.

    Tabii felsefesini inkar etmek şartıyla kendi hayatını kurtarabilirdi. Jürinin kendisini suçlu bulmasından sonra bile ölüm cezasından kurtarabilirdi ama o, jürinin görüşlerine karşı çıkmayı sürdürerek bu fırsatı tepti.

    Dışarıdaki gürültü patırtı hiç bitmeyebilir, yeter ki içimizden yükselen sesler bize rahatsızlık vermesin.

    İnsan varoluşuyla ilgili şöyle söylenebilir: ''Bugün kötü, yarın daha da kötü olacak ve en kötüsü olana dek bu böyle sürüp gidecek.''

    Dünyanın neye benzediğine ve başka insanların nasıl insanlar olduğuna ilişkin, tehlikeli olabilecek kadar iyimser fikirlere sahip olduğumuz için öfkeleniriz.

    Lucretius da, "isteklerimizi belirleyenin kendi duyularımız değil, sağdan soldan duyduklarımız." olmasından üzüntü duyduğunu dile getirmişti.

    “Yaratıcılığımızı körükleyen en önemli şey, 'bu böyle olmak zorunda mıdır? Sorusudur...