salih, bir alıntı ekledi.
 39 dk. · Kitabı okuyor

Arzuyla, alışkanlıkla, istediğim için ya da meslek gereği yazmıyorum. Yaşayabilmek için yazdım. Yazdım, çünkü susarak konuşmanın tek yolu buydu. Dilini yutmuşken konuşmak, dilsizken konuşmak, yitirilen sözcüğü kollamak, okumak, yaz­mak, aynı şey. Dili elden çıkarmak bir sığınak oldu çünkü. Çünkü deliler gibi, doğaları gereği bahtsız
taşlar gibi, hayvanlar ve ölüler gibi dilden bütünüyle sürgün edilmeden bu ad'a sığınmanın tek bir yolu vardı.

Adı Dilimin Ucunda, Pascal Quignard (Sayfa 49 - Sel Yayıncılık)Adı Dilimin Ucunda, Pascal Quignard (Sayfa 49 - Sel Yayıncılık)
salih, bir alıntı ekledi.
46 dk. · Kitabı okuyor

Bilinen ve çıkarılamayan sözcüğün getirdiği sı­kıntı, içimizde bir yerlerde unutulmuş insanlığın saldırganlaştığı bir deneyimdir. Düşüncelerimizin rastlantısal yanının, kimliğimizin kırılgan doğasının, belleğimizin istem dışı cevheri ve tamamı dille işlenmiş dokusunun parmaklarıyla birbirlerine dokundukları bir deneyim. Sınırlarımızla sonumuzun ilk kez birbirine karıştığı bir deneyim. İnsan diline özel bir eza. Bir kez kazanılmış olanın karşısında duyulan eza. Dilin ucundaki ad, dilin biz insanlar için bir refleks olmadığını hatırlatır. Gözleri nasıl görüyorsa öyle konuşan hayvanlar olmadığımızı.

Adı Dilimin Ucunda, Pascal Quignard (Sayfa 44 - Sel Yayıncılık)Adı Dilimin Ucunda, Pascal Quignard (Sayfa 44 - Sel Yayıncılık)
Hasret Deniz, bir alıntı ekledi.
2 saat önce

Oysa hayvanlar insanın emrine musahhar kılınmıştır. Onlar hoş tutulur. Onlar emanettir.

Bir Değirmendir Bu Dünya, Cahit ZarifoğluBir Değirmendir Bu Dünya, Cahit Zarifoğlu
nyks, Hayvanların Ne Kadar Zeki Olduğunu Anlayacak Kadar Zeki Miyiz?'i inceledi.
3 saat önce · Kitabı okudu · 43 günde · Beğendi · 10/10 puan

"Kuş beyinli", "ayı gibi olmuşsun", "balık hafızalı"

"Hayvanlar bize bağımlı ve arzularımıza itaat eder hale geldiler. Onların hareketlerini öngörmek yerine onlara emir vermeye başladık. Kutsal kitaplarımız da doğa üzerindeki hakimiyetimizden bahsetmeye başladı."

"Bazen hayvanların kendi başlarına ne yaptıklarını izliyoruz, ama bazen de onları bizim isteklerimiz dışında pek az şey yapabilecekleri durumlara sokuyoruz."

•••••••••••••••••••••••••••••••


Bu kitap benim duygu ve düşüncelerimin bilimsel açıklamalar ve gözlemler eşliği ile kitaplaştırılmış halidir. Yani alıntıları da ekleyeceğim ve göreceksiniz. Hayvanlara karşı küçümseyici bakış açımız, kendimizi üstün görmemiz hiçbir zaman doğru gelmedi bana. Hayvanları belki insanlardan daha fazla önemsemeye başladığımı bile söyleyebilirim. Bizim kadar onların da bu dünyada yaşam haklarının olduğuna, ev olarak seçip betonlar içinde yerleştiğimiz bu yeryüzünün aslında onlara da ait olduğunu düşünüyorum. Onları "kendi yaşam alanlarımız" olduğunu düşündüğümüz yerlerden uzaklaştırma çabamızı anlamıyorum.


Kitaba geçecek olursak; aslında gözlemlere dayalı bir şekilde daha çok şempanzeler üzerinde yapılan deneyler (karşı olacağımız tarzdan deneyler değil elbet) yer almış kitapta. Hollandalı psikolog etolog frans de waal 1975te dünyanın en büyük şempanze kolonisi üzerine altı yıllık bir proje başlattı. Uzlaşmacı davranışları, yemek paylaşımları, toplumsal ilişkileri üzerinde önemli gözlemler yaparak bu güzel kitabı okumamızı sağladı.


Kitabın arka kapağında da söylendiği gibi "

insanların en tepede olduğu bir bilişsel hiyerarşiyi reddeden Waal, onun yerine insan dahil her hayvanın kendine özgü zeka, yeti ve yetenekleriyle değerlendirilir takdir edildiği daha objektif bir model öneriyor.

••••••

Okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Hayvanlara benim kadar düşkünseniz vakit kaybetmeyin bile :)

Neslihan, bir alıntı ekledi.
 3 saat önce

(Ve nasıl yaşanacağını!!)
Nehirdeki balıkçılarla konuşmuştum, demişlerdi ki: "Televizyonda açıklama yaptıklarında bekledik ki... Bize nasıl korunacağımızı anlatsınlar. Ama solucanlar... Bildiğiniz sıradan solucanlar. Toprağın derinlerine indiler ; yarım metre, belki de bir metre derine. Bunun nedenini anlayamadık. Kazıp duruyorduk. Balıklara yem yapmak için tek bir solucan bile bulamadık. "

Yeryüzünde ilk var olan hangimizdi? Hangimiz daha dayanıklı ve daha kalıcıyız: Biz mi, onlar mı? Nasıl hayatta kalınacağını hayvanlar öğretebilirdi bize. Ve nasıl yaşanacağını.

Çernobil Duası, Svetlana Aleksiyeviç (Sayfa 57)Çernobil Duası, Svetlana Aleksiyeviç (Sayfa 57)
Deniz, bir alıntı ekledi.
7 saat önce · Kitabı okuyor

Araştırmalar gösterdi ki: Kendilerine tercih imkanı verildiğinde, hayvanlar bile GDO'lu gıda yemekten sakınıyor. Ama, insana yediriyorlar.

Saklı Seçilmişler, Soner Yalçın (Sayfa 111)Saklı Seçilmişler, Soner Yalçın (Sayfa 111)
Meltem Tekeli, bir alıntı ekledi.
14 saat önce · Kitabı okuyor · Beğendi

Vebaya Tutulmuş Hayvanlar
Sarayda akla kara
Böyle çıkar ortaya:
Zorlu ne yapsa eyvallah,
Yoksul ağzını açsa günah!

La Fontaine'den Masallar, Sabahattin Eyüboğlu (Sayfa 163 - Türkiye İş Bankası  (epub))La Fontaine'den Masallar, Sabahattin Eyüboğlu (Sayfa 163 - Türkiye İş Bankası (epub))
Ferhat, Ölüme Boyun Eğmeyen Adam'ı inceledi.
15 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Kitapta 3 öykü bulunuyor. İçinde Vahşetin çağrısını beğendim sürükleyici bir öykü. Konusu buck adında bir kızak köpeğinin yaşam mücadelesi doğa hayvanlar ve insanlarla olan ilişkisini anlatıyor.Bu öykü için okunur diyorum. Saygılarımla...

İbrahim (Sisifos), Ütopya'yı inceledi.
 17 saat önce · Kitabı okudu · 1 günde · 10/10 puan

Huzur.. Hayat boyu aradığımız peşinden koştuğumuz huzur. Bu uğurda bazen içimize kapandığımız bazen kendimizi bağımlılıklara bıraktığımız bazen eşimize dostumuza sarıldığımız bazen de kendimizi kalabalıklara vurduğumuz huzur.. Deniz manzaralarında, doğada, köşklerde, lüks yatlarda, barlarda, pavyonlarda, bir insanın sıcaklığında aradığımız huzur. Peki neredeydi bunca zaman, biz kendimizi yerken için için bitirirken köşe bucak ararken neredeydi? Onu bulmak için Nilgün Marmara’nın dediği gibi, Kafatasımızın içini, bir küçük huzur adına aynalarla mı kaplatmalıydık yoksa Sait Faik gibi kendimizi doğaya mı bırakmalıydık? Onlar bulabildiler mi acaba?

Sürekli yalnızlıklardan bahsettik belki de huzur toplu olarak yaşamayı bilmekteydi, toplumdaydı, geleceğe güven ile bakabilmekteydi, can güvenliğimizin olmasıydı, zamanımızın çoğunu başkalarının hesabına çalışarak geçirmemekteydi, dini inanışlara saygıdaydı, bilimdeydi, eğitimdeydi, felsefedeydi, sanattaydı.. Toplum olarak bireylerin huzurunu kaçırmak, çatışmak yerine insana ve insanlığa değer vermekteydi..

Thomas More’de 1516 yılında yayınlanmış Ütopya isimli kitabında huzuru aramış. Yönetenlerden ziyade yönetilenlerin huzurunu refahını. Tarih ne kadar da esik değil mi? Yaklaşık 500 yıl önce.. Üzerinden yüzyıllar geçse de insanlığın sorunları hala aynı. Kitabı iki kısma ayırmış, ilk bölümde dönemin İngiltere ve Fransa’sının sorunlarına yer vermiş. İkinci kısımda ise; zihninde yeni bir ülke yaratmış “Ütopya”. Ne kadar da manidar bir isim değil mi?

Ütopya isimli ülkede insanlar huzur, refah içinde. Bu mükemmel ülkeden çağına göndermelerde bulunmuş. Bunların en çarpıcılarından bir tanesi; insanların hayvanlar gibi çalıştırılması, çalışan bu insanların tüm insanlık adına üreten tek kesim olması, gördükleri muamele ve bu insanlar bu şekilde çalışıp yaşarken efendi, yöneten konumunda olanların hiçbir iş yapmadıkları halde en lüks hayatı yaşayıp çılgınca tüketmeleri.

Yazarın değindiği diğer konular ise; dini hoşgörü, mülkiyet kavramı, savaş ve devlet yönetimi. Bu konuların hepsi zaten iç içe günlük hayatta da. İnsanlığın baş düşmanı. Tüm sorunların kaynağı. Yazar savaş için diyorki, en şerefli zafer bile onur kırıcıdır, insan kanı döktüğü için. Ayrıca yarattığı ülkedeki hiçbir bireyi de savaşa göndermiyor, kimseyi öldürtmüyor çok zor da kalmadığı sürece.

Burada kitaptan koparak mülkiyet kavramı üzerin birkaç cümle de ben kurmak isterim. Herkesin bu kavrama yüklediği farklı anlamlar vardır. Hatta bu kavrama yüklenen anlamlar üzerinden kişilerin ideolojileri hakkında yorumlar da yapılır. Burada bahsettiklerim kesinlikle ideolojik değil kavram ile alakalıdır. Mülkiyet bana göre ahlaksızlıktır, bencilliktir. Dünyadaki suçların %80’inin kaynağı insanlığın baş düşmanıdır. Temel olarak sahip olma iç güdüsünden gelir. Yeri gelir insanın öyle bir gözünü döndürür ki her şeyi yaptırır. Hırsızlık, cinayet, gasp, rüşvet vs. Aklınıza ne kadar pislik geliyorsa. Yahu üç günlük dünya hepimiz kiracıyız, nedir bu alıp veremediğiniz, benim olsa ne senin olsa ne..

Her zaman pislikte değil, iyi niyetli insanlarda bunun kurbanı.. Bir ev için ömrünü feda eden, bir telefon, araba için türlü sıkıntılara giren insanlarla dolu sokaklar.. BEN İNSAN HAYATININ BU KADAR KIYMETSİZ OLMADIĞINI DAHA BÜYÜK AMAÇLAR PEŞİNDE KOŞMAMIZ GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM.

Kitap güzel ben sevdim. Okumak isteyenlere de tavsiye ederim. Bu arada şu mülkiyet meselesini de bir düşünün.

Herkese keyifli okumalar dilerim..