• Birkaç yıl önce primatların kendilerine verilen bir ödevi, salatalık dilimleri karşılığında seve seve yaptığını ama
    başkasına tadı çok daha iyi ola üzümlerin verildiğini gördüğünde yapmayı bıraktığını tespit etmiştik. Salatalık yiyenler sinirleniyor, ellerindeki sebzeleri yere atıyor ve grev yapıyorladı. Gayet güzel bir yiyecek, bir arkadaşlarının daha iyisini aldığını görmeleri sonucu yenemeyecek bir şeye dönüşüyordu. Buna eşitsizlik nefeti adını taktık ve köpekler de dahil başka hayvanlar üzerinde bu konuda incelemeler yapıldı. Köpekler bir numarayı hiçbir ödül almadan tekrar tekar sergileyebiliyordu ama başka bir köpeğin aynı numara karşılığında sosis kazandığını görünce hemen bırakıyordu.
  • Birkaç yıl önce primatların kendilerine verilen bir ödevi, salatalık dilimleri karşılığında seve seve yaptığını ama başkasına tadı çok daha iyi olan üzümlerin verildiğini gördüğünde yapmayı bıraktığını tespit etmiştik. Salatalık yiyenler sinirleniyor, ellerindeki sebzeleri yere atıyor ve grev yapıyorlardı. Gayet güzel bir yiyecek, bir arkadaşlarının daha iyisini aldığını görmeleri sonucu yenemeyecek bir şeye dönüşüyordu. Buna ''eşitsizlik nefreti'' adını taktık ve köpekler de dahil başka hayvanlar üzerinde bu konuda incelemeler yapıldı. Köpekler bir numarayı hiçbir ödül almadan tekrar tekrar sergileyebiliyordu ama başka bir köpeğin aynı numara karşılığında sosis kazandığını görünce hemen bırakıyordu.
    Frans de Waal
    Sayfa 24 - Metis Yayınları
  • AHLAK NERDEN GELİYOR?Gerçi ben ahlakın ağırlığını yukarıdan alması gerektiğine inanmı­
    yorum. İçeriden gelemez mi? Bu kuşkusuz şefkat için de adalet duy­gusu için de geçerlidir. Birkaç yıl önce PRİMATLARIN kendilerine veri­len bir ÖDEVİ, salatalık dilimleri karşılığında seve seve yaptığını ama başkasına tadı çok daha iyi olan üzümlerin verildiğini gördüğünde yapmayı bıraktığını tespit etmiştik. Salatalık yiyenler sinirleniyor, ellerindeki sebzeleri yere atıyor ve grev yapıyorlardı. Gayet güzel
    bir yiyecek, bir arkadaşlarının daha iyisini aldığını görmeleri sonu­cu yenemeyecek bir şeye dönüşüyordu. Buna EŞİTSİZLİK NEFRETİ adını taktık ve köpekler de dahil başka hayvanlar üzerinde bu konuda in­celemeler yapıldı. Köpekler bir numarayı hiçbir ödül almadan tek­rar tekrar sergileyebiliyordu ama başka bir köpeğin aynı numara karşılığında sosis kazandığını görünce hemen bırakıyordu. Bu tür bulguların insan ahlakı açısından da bazı içerimleri var. Çoğu filozofa göre ahlaki hakikatlere ulaşmak için akıl yürütürüz.
    Burada Tanrı'yı zikretmeseler bile, yukarıdan aşağı işleyen bir sü­reçle ilkelerin formüle edildiğini, sonra da insan davranışına daya­
    tıldığını anlatırlar. Peki ahlaki mülahazalar gerçekten bu kadar yüksek bir düzlemde mi meydana gelir? Kim ve ne olduğumuzda değil
    midir temelleri? Başkalarına karşı düşünceli davranmaya doğal bir eğilimimiz olmasa, insanları böyle davranmaya zorlamak gerçekçi olur muydu mesela? Adalet ve hakkaniyetin yokluğunda insanlar bü­yük tepki göstermese, adalet ve hakkaniyet talep etmek manalı olur
    muydu? Bütün kararlarımızı başkasından ödünç aldığımız mantıkla
    sınamamız gerekseydi altında kalacağımız bilişsel yükü bir düşü­nün. Aklın tutkuların kölesi olduğunu söyleyen Hume'un konumun­dan yanayım kesinlikle. Ahlaki hisler ve içgüdülerle çıktık yola, di­ğer primatlarla sürekliliğimizi de burada bulmak mümkün. AHLAKI
    AKILCI DÜŞÜNCELERLE SIFIRDAN İNŞA ETMEKTEN ZİYADE, SOSYAL HAYVAN
    GEÇMİŞİMİZDEN BÜYÜK BİR DESTEK ALDIK.
    Yine de şempanzeye "ahlaki bir varlık" demek istemem. Çünkü
    hisler yeterli değildir. Mantıken tutarlı bir sistem peşinde koşarız ve
    hayatın kutsallığı argümanlarına idam cezası konusunun nasıl otur­duğunu tartışırız ya da seçilmemiş bir cinsel yönelimin ahlaken yan­lış olup olamayacağını. Bu tartışmalar sadece insana hastır. DİĞER
    HAYVANLARIN DOĞRUDAN KENDİLERİNİ İLGİLENDİRMEYEN OLAYLARIN DOĞRULUĞUNU YARGILADIĞINA·DAİR ELİMİZDE PEK KANIT YOK. Ahlak araştırma­larının büyük öncüsü, Fin antropolog Edward Westermarck, ahlaki
    hislerin kişinin içinde bulunduğu dolaysız durumla bağlantılı olma­dığını söylemiştir. DAHA SOYUT, çıkarsız BİR SEVİYEDE ELE ALIRLAR İYİYİ
    ve KÖTÜYÜ. İnsan ahlakını diğerlerinden ayıran budur: karmaşık bir
    gerekçelendirme, gözetim ve ceza sistemiyle birlikte evrensel stan­dartlara doğru bir yönelim.