• Hamdım, piştim, yandım

    Bu üç cümleden ibarettir Hayat. İnsan hamdır, nefis ile mücadelesi ile başlar pişmesi, taki Allah'dan gayri herşeye Lâ diyerek başlar sanırım yanması.
    Bizim haddimiz değildir ki, Derya' yı incelemek naçizane elimizden gelenleri paylaşmak istedim...

    ~ DİLHUN ~ ,* EFLATUN* , lazcuk , inci , https://1000kitap.com/minalper_koc , Mir'ât-ı Cünûn , Metin Pir ( Von Kleist ) , özlem , sueda reyyan , Eylül Türk , Büşra A. ve nice dostlarıma abilerime ablalarıma etkinliğe, paylaşımlarıyla, iletileriyle okudukları kitaplarla, katkıda bulunan herkese yardımların dan dolayı çok ama çok teşekkür ederim. Sayelerinde, hayalim olan Şebi Ârus etkinliğini Allah'ın izniyle yaptık ve o kadar keyif aldım ki, gerçekten hepsine ne desem az..

    Alıntılarla size Hazreti Pir'in Mesnevî Şerif'i nasıl yazmaya başladığını, içeriğini ve günümüze kadar olan etkilerini aktarmaya çalışacağım haddim olmayarak. İçeriğini, sırlarını Anlatmaya bizim kelamımız yetmez Vesselam...


    Mesnevî Nasıl Yazıldı?       

    Mevlâna"nın ölümünden 45 yıl sonra onun ve ailesinin menkıbelerini yazmaya başlayan Ahmed Eflâkî(ö.1360), Mesnevî"nin yazılmaya başlanmasını Dergâhın Mesnevîhânı Sirâceddin"in dilinden şöyle anlatır:

    “Hüsâmeddin Çelebi, bir gece Mevlâna"ya gelerek onunla baş başa kaldığı sırada baş koyup dedi ki “Gazel divanı çoğaldı, bunların sırlarının nurları deniz ve karaların, Doğu ve Batı"nın her tarafını kapladı. Allah"a hamdolsun bütün söz söyleyenler, bu sözlerin yüceliği karşısında şaşakaldılar. Eğer Senâî"nin İlâhînâme (Hadîka) tarzında ve Mantıku"t-tayr"ın vezninde bir kitap yazılsa bu, bütün insanlar arasında bir hatıra olarak kalır; âşıkların ve dertlilerin can yoldaşı olur. Bu son derece büyük bir merhamet ve inayet olacaktır. Bu kulunuz da ister ki değerli dostların yüzlerini sizin kutlu yüzünüze çevirip başka bir şey ile meşgul olmasınlar. Artık bundan sonrası Hüdâvendigâr (Mevlâna) ın lûtuf ve inayetine kalmıştır.

    Bunun üzerine Mevlâna, hemen mübarek sarığının içinden küllî ve cüz"î bütün sırları açıklayan bir cüz çıkartıp, Çelebi Hüsâmeddin"in eline verdi. Bunda Mesnevî"nin başında bulunan on sekiz beyit yazılı idi
    ~Alıntı~

    Tüm Mesnevi İlk 18 beyittin içindedir aslında, o sırrı anlayan Mesnevi yi anlar der büyükler...


    Ne Zaman ve Kaç Yılda Yazıldı?                     

    Mevlâna nın diğer eserleri gibi Farsça söylenip yazılan VI ciltlik Mesnevî"nin I.Cildine 1259 yılında başlanıp 1263 yılında tamamlandı. II. cilde başlanmak üzere iken Hüsâmeddin Çelebi"nin eşi vefat etti ve Mesnevî"nin yazılması iki yıl kadar beklemede kaldı. Çünkü; Mesnevî, Mevlâna tarafından sabah, akşam, semâ-sohbet, otururken, ayakta demeden söyleniyor ve Hüsâmeddin Çelebi tarafından da yazılıyordu.

    Hüsâmeddin Çelebi, eşinin ölümünden iki yıl sonra tekrar Mevlâna"nın huzuruna gelerek vazifesine devam etmek istediğini belirtti. Böylece 14 Mayıs 1264 günü tekrar başlanan Mesnevî"nin kalan V cildi , hiç ara vermeden 1268 tarihinde  tamamlandı.

    ~Alıntı~

    Konuları, Kaynakları ve Amacı

    Mesnevî"nin konuları hakkında birkaç cümleyle fikir beyan etmek oldukça zordur. Çünkü Mesnevî"de hemen hemen akla gelebilecek her konuda bilgi verilmiş; Âyet, Hadis ve hikayeler yoluyla da bu bilgiler daha iyi aktarılmaya çalışılmıştır

    “Kur"ân"ın tefsiri” ve “Allah âşıklarının kitabı” olarak da nitelendirilen Mesnevî, Mevlâna"ya göre hakîkate ulaşma ve yakîn sırlarını açma hususunda din temellerinin, temellerinin temelidir.
    Bu kitap, masal diyene masaldır; fakat bu kitapta halini gören, bu kitap vasıtasıyla kendini tanıyan, anlayan da er kişidir.

    Mesnevî, Nil ırmağının suyudur; Kıptiye kan görünür, ama Musa kavmine sudur.

    Bu sözün (Mesnevî"nin) düşmanı, gözüme cehennemde tepe taklak olmuş bir halde görünüyor .

    Mevlâna Mesnevî"sini aydın gönüllü, görüş sahibi ve ciğeri yanmış âşıklar için süslenmiş bir bahçe ve lezzetli bir rızk olarak nitelendirilir...

    Mesnevî"nin nurlarla dolu sırlarını ve inceliklerini anlamak, Âyetlerin, Hadislerin ve hikayelerin tertibinden aralarındaki ilgiyi kavrayabilmek için büyük bir itikat, daimî bir aşk, tam bir doğruluk, selîm bir kalp, kıvrak bir zekâ ve anlama gücü ve bazı ilimleri bilmek gerekir ki insan onun  (Mesnevî) sırrının sırrına ulaşabilsin. Eğer doğru bir âşıksa bu özellikler olmadan da Mesnevî"yi anlama hususunda aşkı ona kılavuz olabilir ve bir menzile erişebilir.

    Mevlâna"ya göre; sûfîlerin söyledikleri, yazdıkları ve sözünü ettikleri konu ne rüya, ne de fal; Allah tarafından gönüllerine doğan vahiy (gönül vahyi, ilhamı)dir. Hal böyle olunca da Allah istemedikçe dil söze gelmez; geldiğinde de "O"nun ilham ettiklerinden başka bir şey söylemez. Bazen de kalbe doğan bu ilhamların söylenmesi yasaklanır; ya da halkın anlayabileceği, akılların alabileceği ölçü ve seviyede söylenir...


    Fakat “Söyle, bu söz ayıp olmaz. Senin sözün, gayb âlemindeki kaza ve kaderin zuhurundan başka bir şey değildir” demekte.

    Ya beni bırak, hiç söylemeyeyim; ya da izin ver, tamamıyla açıklayayım.

    Yine de ne bunu, nede onu istiyorsan ferman senin...”

    Ey doğacak çocuğun oynaması gibi bu mânâları içimde oynatıp duran Allah"ım! Madem ki bunun (Mesnevî) tamamlanmasını diliyorsun;

    Kolaylaştır, yol göster, başarı ver; ya da bu isteği, bu arzuyu gider, bizi suçlama.

    Sen olmadıkça, senin inayetin lûtfetmedikçe gece-gündüz nazım ve kafiyenin ne değeri olabilir; (Sen olmadıkça) meydana getirilen şiire kim bakar ki?

    Yukarıdaki beyitlerden de anlaşılacağı gibi Mesnevî"nin sadece kendi fikirlerinden oluşmadığını vurgulayan Mevlâna VI. cildin sonlarına doğru «Bu bahisler ancak buraya kadar söylenip, açıklanabilir; bundan sonrakilerin gizlenmesi gerekir.» (b.4620) der ve aşağıdaki beyitle eserini tamamlar:

    Gönlümden kopup gelen o söz, o taraftan gelmededir. Çünkü gönülden gönle pencere  vardır....


    Tercüme ve Şerhleri       

    Şu ana kadarki tespitlere göre Mesnevî"nin Türkçe ilk tam tercüme ve şerhleri Şem"î"nin (ö.1600"den sonra) ve Sûdî"nin (ö.1596) eserleridir.

    İlk yapılan bu tercüme ve şerhlerden sonra “Fâtihü"l-Ebyât” adlı eseriyle Hz.Şârih unvanı alan İsmail Rüsûhî Dede (Ankaravî) (ö.1631) bu konuda haklı bir şöhrete kavuşmuş; eseri günümüzde dahi Mesnevî"yi anlama hususunda en önemli kaynak olarak kabul edilmiştir. Bu değerli eser önce Mısır"da (1836) ikinci defa da İstanbul"da (1872) basılmıştır.

    16 yy"dan günümüze kadar hâlâ devam eden Türkçe tercüme ve şerhlerin en önemlileri ise aşağıda sunulmuştur :

    1-Sarı Abdullah (ö.1660), Cevâhir-i Bevâhir-i Mesnevî, I-V c. (Mesnevî"nin sadece I. cildini kapsar), İstanbul, Matbaa-yi Âmire, 1287-1288/1870-1871

    2-Bursalı İsmail Hakkı (ö.1725), Rûhu"l- Mesnevî, I-II c. (Mesnevî"nin bir bölümü), İstanbul, Matbaa-yi Âmire, 1287/1870

    3-Âbidin Paşa (ö.1908), Tercüme ve Şerh-i Mesnevi-yi Şerîf, I-VI c. (Mesnevî"nin sadece I. cildini kapsar), İstanbul, 1324/1906

    4-Ahmed Avni Konuk (ö.1938), Mesnevî Şerhi, 1937 yılında tamamlanan bu tam şerh henüz basılmamış, Mevlâna Müzesi"nde bulunmaktadır.

    5-Tâhirü"l-Mevlevî (Tahir Olgun, ö.1951), Mesnevî"nin Tercümesi ve Şerhi, Mesnevî"nin ilk IV cildini ve V. cildin bir kısmını kapsayan bu eser, F. Sezai Türkmen"in teşebbüsüyle 1963-1975 yılları arasında XIV cilt halinde neşredilmiş; daha sonra bu neşir, Şamil Yayınları tarafından tekrar yayınlanmıştır (2000). Bu eksik tercüme ve şerhin kalanı Tâhirü"l-Mevlevî"nin öğrencisi Şefik Can (d.1910) tarafından yapılarak yayınlanmıştır.

    6-Abdülbâki Gölpınarlı (ö.1982), Mesnevî ve Şerhi, I-VI c., Mesnevî"nin tamamının tercüme ve şerhini kapsayan bu eser de birkaç kez değişik yayınevleri tarafından basılmış, son olarak da Kültür Bakanlığı tarafından üç defa yayınlanmıştır. (I-VI c., Ankara, 2000, 3.Baskı)
    ~Alıntı~

    Etkileri

    Şüphesiz Mesnevî"nin ilk tesiri Mevlâna"nın oğlu Sultan Veled"e (ö.1312) olmuş ve onun ilk mesnevîsi olan İbtidânâme (Velednâme) (1291, 8760 beyit) meydana gelmiştir. Sultan Veled bu konuda, babasına her hususta çok benzediğini mesnevî usulünde de onun yolunu takip etmek istediği için bu eserini meydana getirdiğini söyler ve “Gücüm yettiğince o Hazrete benzemeye çalıştım, ama buna imkan yoktu” der.

    Mesnevî"yi ilham kaynağı alarak Türkçe mesnevîler oluşturan bazı önemli şairler ve eserlerinin te"lif tarihi de şu şekildedir:

    1-     Gülşehrî (ö.XVI yy.), Mantıku"t-tayr (Gülşen-nâme, 1317)

    2-     Âşık Paşa (ö.1333), Garîb-nâme, 1330

    3-     Şeyh Gâlib (ö.1799) Hüsn ü Aşk, 1782

    Bu eserler defalarca basılmış, günümüz diline aktarılmış ve haklarında gerek tez ve gerekse kitap olarak birçok araştırmalar yapılıp, yayınlanmıştır.
    ~Alıntı~

    Bu kadar bilgi yeterli sanırım bilgilendirmek amaçlıdır inceleme kesinlikle benim haddim değildir...
  • sözler ayrı, müzik ayrı güzel

    "ey gün, uyan, zerreler dans ediyor.
    bütün evren dans ediyor,
    mutluluktan perişan olmuş ruhlar dans ediyor.
    kulağına danslarının onları nereye götürdüğünü söyleyeceğim,

    havadaki ve çöldeki bütün zerreler
    iyi bilin, onlar sanki deliler
    her bir zerre mutlu ya da mahzûn
    hakkında hiçbir şey söylenmeyen güneşe tutulurlar."

    Mevlana Celaleddin Rumi

    "ey ruz bar'â ke zarre hâ raqs konand
    ân kas ke azoo charkh o havâ raqs konand
    jânhâ ze khoshi bi saro pâ raqs konand
    dar gushe to guyam ke kojâ raqs konand.

    har zarre ke dar havâ o dar hâmun ast
    niku negarash ke hamcho mâ maftun ast
    har zarre agar khosh ast agar mahzun ast
    sargashteye khorshide khoshe bichun ast"


    https://www.youtube.com/watch?v=oewbC5KgKrc
  • Cenâb-ı Hakk, "Fukaraya nafaka veriniz. " buyurmuştur. Şu halde kazanmaya bak. Zira elinde eskiden kazandığın bir şey olmadıkça, harcayamazsın ki...

    Hakk Sübhânehû her ne kadar mutlak -yani hiçbir kayıt ile mukayyet olmaksızın- "yoksulları doyurun” emrini verdiyse de sen onu: "Kazanın da sonra yoksulları doyurun." diye anla. *

    --------------------------------+---------------------------------
    * Kur'an da Bakara 195'de mutlak, Fatır 29'da mukayyed olarak buyrulmuş olsa bile Mevlânâ "enfiku" emrini mukayyed olarak gördüğünden "kazanın, sonra infak edin" diye tefsir etmişlerdir.
  • Birinci Defter Önsöz,

    Bu, Mesnevi kitabıdır. O, (gerçeğe) ulaşma ve kesin bilgi sırlarını açmada dinin asıllarının asıllarının asıllarıdır. O, Allah'ın en büyük fıkhı, Allah’ın en aydınlık yolu, Allah'ın en açık delilidir. Işığının örneği, içinde kandil bulunan kandilliğe benzer. Sabahın aydınlığından daha parlak bir parlayışla ışıldar. O, pınarları ve dalları bulunan gönül cennetleridir. Orada, bu yolun oğtullarınca Selsebil adı verilen bir pınar vardır. Makam ve keramet sahiplerinin katında en hayırlı makam, en güzel dinlenme yeridir. İyiler orada yerler, içerler. Hür kişiler, orada feraha ererler, eğlenirler. O, Mısır'daki Nil gibi, sabredenlere içecek; Firavun soyuna ve kâfirlere hasrettir. Nitekim yüce Allah; "Onunla çoğunu saptırır, çoğunu doğruya ulaştırır'' buyurmuştur. Doğrusu o, gönüllere şifa, hüzünlere ciladır. Kur’an-ı açıklar, rızıkları genişletir ahlâkı güzelleştirir. Değerli ve kereni sahibi yazıcıların elleriyle yazılmıştır. Temiz kişilerden başkasının ona dokunmasını engellerler. Âlemlerin Rabbinden indirilmiştir. Ona ne önünden, ne ardından bâtıl yaklaşamaz. Onu Allah gözetir ve korur. O, en hayırlı koruyucudur, merhametlilerin en merhametlîsidir. Onun, Allah'ın taktığı başka lakapları da vardır. Biz, bu fazla sözü kısalttık. Az çoğa işaret eder; bir yudum su göle işaret eden bir avuç buğday büyük bir harmana işaret eder.
    Yüce Allah'ın rahmetine muhtaç, güçsüz kul Hüseyin oğlu Muhammed oğlu Belhli Muhammed der ki: Eşsiz ve nadir şeyleri, parlak sözleri, delil incilerini, zahitlerin yolunu, kulların bahçesini içeren yapıları az, manaları çok olan Mesnevi manzumesini, Allah kabul etsin, efendimin, dayanağınım, güvencimin, bedenimde ruhuma mekân kesilenin, bugünümün ve yarınımın azığının dileğiyle uzatmaya çalıştım. O, şeyh, ariflerin başbuğu, hidayet ve kesin bilgi imamı, halkın yardımcısı, gönüllerin ve akılların emini, halk içinde Allah’ın emaneti, insanlar arasında O'nun seçtiği, Peygamberine salık verdiği, tertemiz kişiler arasında gizlediği, arş hazinelerinin anahtarı, yeryüzü definelerinin emini, erdemler babası, Ahi Türkoğlu diye tanınan din ve hak Hüsâm'ı, Hasan oğlu Muhammed oğlu Hasan, vaktin Bâyezidi, zamanın Cüneyd'i, Sıddık oğlu Sıddık oğlu Sıddık'tır. -Allah ondan ve onlardan razı olsun- Aslen Urmiyeli olup "Kürt yattım, Arap kalktım". muhterem şeyhin soyundandır. - Allah onun ve haleflerinin ruhlarını kutlasın - Ne güzel selef, ne güzel halef! Güneşin bile kaftanını üstüne attığı bir soyu var. Yıldızların üzerlerine ışık saçtığı bir aslı var. Onların tapısı, ulu kişilerin oğullarının yöneldiği ikbal kıblesi olsun, ikbal dileyenlerin tavaf ettiği emeller Kâbesi olsun. Yıldız doğduğu, güneş ışık saçtığı sürece, görüş sahipleri, Rabbaniler, ruhaniler, semaviler, nuraniler, zahirde susan, gaypta hazır bulunan, eski elbiseler içinde sultan olan, kabilelerin önde gelenleri, erdem sahipleri, kılavuzluk ışıklan oraya tutunsunlar.
    Amin ey âlemlerin Rabbi!
    Bu reddedilmez bir duadır, çünkü bütün halk sınıflarını kuşatır.
    Bir olan Allah'a hamdolsun, Allah'ın salâtı efendimiz Muhammed'e, ailesine ve soyuna olsun. Allah bize yeter. O ne güzel vekildir.
    Mevlana Celaleddin-i Rumi
    Sayfa 31 - Türkiye Yazma Eserler Kurulu Başkanlığı Yayınları
  • İnsan, tekrar yücelmesi için endini yeni baştan inşa etmek zorundadır. Ve bu yenileşmeyi ızdırab çekmeden yapamaz. Çünkü o hem mermerdir; hem de heykeltıraş. Gerçek çehresini tekrar almak için, büyük çekiç darbelerini kendi maddesine indirerek kıvılcımlar çıkaracaktır. Alexis Carrel, bu sözleri ile sanki tasavvufî seyr-u sülûkten bahsetmektedir.

    Alexis Cartel, İnsan Denen Meçhul, Yağmur Yayınları
  • Ejderhayı öldürmek için Musâ olmak lazımdır.


    Mesnevi, C3, 1063 vd.
  • Ben mekânsızlıktan gelme kutsal bir doğanım;
    Avlanmak ve avlamak için kalıp bağladım.
    Yakınlık Kaf’ının Ankası'yım, varlık tuzağından kurtulmuşum
    Arş bağının yuvasından uçmuş bir tavusum.

    Men şahbazi kudsem ez la mekan reside
    Behri şikarü saydi der kaleb aremide
    Simurgi yeterli kurbem ez dami kevn ceste
    Tavüsi baği arşem ez aşiyan peride

    Mevlana


    Mevlevilik ve Mevlevi büyüklerinden söz eden "menakıp" adı verilen kitaplarda Mevlana'nın özgeçmişine ait bilgiler çok noksandır, tarihlerin çoğunda doğruluk yoktur. Ancak, ölüm tarihleri mezar kitabelerinde bulunduğu için doğru kabul edilir; geri kalanın doğruluğuna güvenilemez,
    "Mevlana" unvanı birçok bilgine verilir. Hala Hindistan ve bazı ülkelerde bilgin yerine kullanılırsa da bu nitelik salt ve soyut olarak kullanılınca Mevlana Celalettin Rumi anlaşılır. "Mesnevi" terimi şiir türü iken salt Mesnevi denilince yine Mevlana'nın yapıtı ve salt "Türbe" denilince Mevlana Türbesi hatıra gelir. Terimlerdeki bu ayrışma, Mevlana'nın büyüklüğüne ve evrenselliğine özgü bir ayrıcalıktır.

    Menakıplara göre, Mevlana Muhammet Celalettin Rumi 6 Rebiyülevvel 604 Hicri (30 Eylül 1207) tarihinde Afganistan'ın kuzeyindeki Belh53 şehrinde doğmuş ve 5 Cemaziyelahir 672 Hicri yılında, Pazar akşamı Konya'da gözlerini dünyaya kapa¬mıştır. Ölüm tarihinin 23 Kasım 1273 yılına rastladığını hesaplayan varsa da genel olarak ve resmi şekilde 17 Aralık 1273 gününe rastladığı kabul edilmiştir.54

    Mevlevi büyüklerinden Şeyh Galip bir şiirinde Mevlana'nın, ebcet hesabıyla, "Aşkı Samet" söylemine karşılık gelen bir tarihte doğduğunu, bu tarihin '"Huda" sözcüğünden bir tek noksan olduğunu, yaşının "saz" ve "sultanı aşıkan" sözcüğüne karşılık geldiği bir tarihte öldüğünü yazar.

    53-) Belh, Hindukuş daglarının kuzey yamaçlarında Afgan Türkıstanı denilen
    bölgededir. Bu bölgede Türkçe konuşan Türkmenler ve Ozbekler yaşar, (ED)
    54-) Yazar, M.C.D. bu tarihi 1275 olaIak hesaplamıştlr (ED)