• Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır,
    çok merhamet edendir.” dedi.

    Hûd Sûresi /41
  • Genel anlayışın aksine gündüz, geceden önce gelir. Allah Teâlâ şöyle buyurur

    لَا الشَّمْسُ يَنبَغِي لَهَا أَن تُدْرِكَ الْقَمَرَ وَلَا اللَّيْلُ سَابِقُ النَّهَارِ وَكُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ

    Güneş ayı yakalayamaz gece de gündüzü geçemez Her biri farklı bir yörüngede yüzüp gider (Yasin 36/40)

    Gece gündüzü geçemediği için yeni gün, güneşin doğmasıyla başlar Bu yüzden farz namazların vakitlerini bildiren iki ayette ilk namaz öğle namazıdır.

    وَأَقِمِ الصَّلَاةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِنَ اللَّيْلِ إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ

    Gündüzün iki bölümünde ve gecenin gündüze yakın zamanlarında namaz kıl Çünkü iyilikler namazlar kabahatleri kötülükleri giderir Bu aklını başına alacaklar için bir hatırlatmadır.(Hûd, 11/114)

    Taraf (طرف), bir şeyin bölümlerinden biri anlamına gelir Gündüzün iki tarafı iki bölümü demektir Aşağıdaki ayette görüleceği gibi namaz kılınması gereken ilk bölüm güneşin batıya kaydığı öğle vaktidir
  • Yatsı namazı karanlığın çökmesine kadar kılınır. Allah Teâlâ şöyle buyurur Namazı güneşin zevalinden gecenin karanlığına kadar kıl İsrâ 17/78 Güneşin sarkmasından gecenin kararmasına kadar namazı kıl fecir vakti namazda okunan Kuranı işte o şahid olunandır.

    Güneşin zevali ile öğle vakti girer batı ufku iyice kararınca gecenin karanlığı başlar Bir âyet de şöyledir ve gecenin zülefinde gündüze yakın vakitlerinde namazı tam kıl Hûd 11/114 Zülef (زلف), yakınlık anlamında olan zülfe (زلفة )’nin çoğuludur gecenin gündüze yakın vakitleri demektir Yakınlık gündüzün aydınlığının gecenin karanlığına karışmasıyla anlaşılır Batı ufku iyice kararınca yakınlık biter ve yatsı vakti çıkar

    Bizim anlattığımız âyet ve hadislerin açık hükmüdür. Dört mezhebin büyük âlimlerine göre yatsı vakti, bu vakte kadardır. Mesela Hanefîlerden es-Serahsî der ki İmam Muhammed el-Kitab’da yatsı vaktinin gece yarısına batı ufkunun iyice kararmasına kadar olduğunu söylemiştir . İmam Şafii demiş ki Yatsının son vakti gecenin ilk üçte biri geçene kadardır Gecenin bu bölümü geçince namazın vakti de geçer. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemden gelen rivayetlerin hepsinin gösterdiği şey bundan sonra yatsı vaktinin çıktığıdır

    Evet mezhebinizin büyük imamlarına uymamış oluyorsunuz. Sonra gelen Hanefîler hiçbir hadis kitabında bulunmayan şu söze dayanırlar Yatsının sonu fecr-i sadığın doğduğu vakittir .” Hanefîler’den Mahmud b. Ahmed el-Aynî öl. 855 h bu konuda şunları der Bu ifadelerle bize ulaşan bir hadis yoktur. Kitapları şerh edenlerin bu söze dayanmaları ve onu Ebu Hureyre’ye mal etmeleri gerçekten çok şaşırtıcıdır. Böyle bir şey yoktur

    Gecenin üç bölümü vardır Birincisi akşam ve yatsı namazlarının vaktidir İkinci ve en uzun bölümüne gecenin yarısı veya ortası denir. Bu uyku dinlenme ve teheccüd namazı ve sahur vaktidir. Üçüncü bölümü ise tan yerinin ağarmasından güneşin doğmasına kadar süren sabah namazı vaktidir. Gecenin ilk üçte biri bitince gece yarısı veya gecenin ortası başlar

    Lisan’ul-Arab, زلف mad. الزَّلَفُ والزُّلْفةُ والزُّلْفَى: القُربةُ والدَّرَجة والمَنزلةُ …  والزُّلْفةُ الطائفةُ من أَوّل الليل، والجمع زُلَفٌ وزُلَفاتٌ. ابن سيده: وزُلَفُ الليلِ: ساعات من أَوّله، وقيل: هي ساعاتُ الليل الآخذةُ من النهار وساعات النهار الآخذة من الليل وزلفاً من الليل، قال الزجاج: هو منصوب على الظرف كما تقول جئت طرفي النهار وأَوّل الليل، ومعنى زلفاً من الليل الصلاة القريبة من أَول الليل، أَراد بالزُّلَفِ المغربَ والعشاء الأَخيرة 2  Şemsüddin Muhammed
    b. Ahmed es-Serahsî,  (öl. 483 h.), el-Mebsût, Beyrut, l414/1993, c. I, s. 145. أَنَّ الطَّوَالِعَ ثَلَاثَةٌ وَالْغَوَارِبَ ثَلَاثَةٌ ثُمَّ الْمُعْتَبَرُ لِدُخُولِ الْوَقْتِ الْوَسَطُ مِنْ الطَّوَالِعِ وَهُوَ الْفَجْرُ الثَّانِي فَكَذَلِكَ فِي الْغَوَارِبِ الْمُعْتَبَرُ لِدُخُولِ الْوَقْتِ الْوَسَطُ وَهُوَ الْحُمْرَةُ فَبِذَهَابِهَا يَدْخُلُ وَقْتُ الْعِشَاءِ El-Mâverdî, Ebu’l-Hasen Ali b. Muhammed (öl. 450 h.) Tahkik; Ali Muhammed Muavvad, Adil Ahmed Abdulmevcud,  el- Hâvî el-Kebî fî fıkh’il-İmam eş-Şafiî,  Beyrut 1419/1999, c. II, s.24. … وَلِأَنَّ الطَّوَالِعَ ثَلَاثَةٌ الْفَجْرَانِ، وَالشَّمْسُ، وَالْغَوَارِبُ ثَلَاثَةٌ الشَّفَقَانِ، وَالشَّمْسُ، فَلَمَّا وَجَبَتْ صَلَاةُ الصُّبْحِ بِالطَّالِعِ الْأَوْسَطِ وَهُوَ الْفَجْرُ الصَّادِقُ اقْتَضَى أَنْ تَجِبَ الْعِشَاءُ بِالْغَارِبِ الْأَوْسَطِ – وَهُوَ الشَّفَقُ الْأَحْمَرُ 3  Serahsî, Şemsüddin, el-Mebsût, Mısır l324/1906, c. I, s. 259. 4  Şafiî, Muhammed b. İdris, el-Um, Beyrut 1393/1973, c. I, s. 74 5  Serahsî, el-Mebsut, c. I, s. 145 وَآخِرُ وَقْتِ الْعِشَاءِ حِينَ يَطْلُعُ الْفَجْرُ 6  Mahmud b. Ahmed el-aynî, el-Binâye fî şerh’il-Hidâye, Dar’ul-fikr 1980/1400, c. I, s. 808.
  • “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol…”

    Hûd, 112. Ayeti Kerime
  • “Allah’tan başkasına ibadet ve kulluk etmeyin. Doğrusu ben sizin adınıza elem dolu bir günün azabından korkuyorum.”

    Hûd 26.ayet
  • "Nûh, "Rabbim! Şüphesiz ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana acımazsan, şüphesiz ziyana uğrayanlardan olurum" dedi."
    (Hûd Sûresi/47. Ayet)
  • ﴾53﴿ Dediler ki: "Ey Hûd! Bize açık bir mûcize getirmedin; biz senin sözünle tanrılarımızı bırakacak değiliz; biz sana iman edecek de değiliz.
    ﴾54-55﴿ ‘Tanrılarımızdan biri senin aklını almış!’ demekten başka söyleyeceğimiz söz yok!" Hûd dedi ki: "Ben Allah’ı şahit tutuyorum; siz de şahit olun ki sizin Allah’ı bırakıp da O’na ortak koştuklarınızdan uzağım. Haydi hepiniz bana tuzak kurun, bana aman vermeyin!
    ﴾56﴿ Ben, benim de rabbim, sizin de rabbiniz olan Allah’a dayandım. Çünkü her canlının kontrolü O’nun elindedir. Şüphesiz rabbimin yolu dosdoğru yoldur.