Bütün bunlar bir tarafa ben yalnızca anlatmak istiyorum.Yalnızlara özgü delice bir istekle anlatmak istiyorum.Her yalnızın aradığı bir fırsattır anlatmak.
Evimin duvarlarını çeşitli zamanlarda astığım posterler süslüyordu. Bir Kudüs fotoğrafı vardı başlangıçta. Sonra yeni posterler eklenmeye başladı. Bir kızılderili kızın fotoğrafı, Malcolm X, 1967 model üstü açık, beyaz iç döşemeli, kırmızı renkli vitesi direksiyonda bir Mustang fotoğrafı, Hz. Ali’nin kılıcı Zülfikar’ın çizilmiş bir resmi, bir Kâbe fotoğrafı ve bir de Müslüm Gürses posteri duvarlarımı süslüyordu.
Uykusuz gecelerimde bu posterlerin içinde dolaşıyordum sanki, Kudüs sokaklarında dolaşıyor, keskin nişancıların ateşinden sakınmak için tedirgin ve aceleci davranıyordum. Cesur çocuklarla birlikte çöp kutularından barikatlar kurup zırhlı askeri araçları taşlıyordum. Mustang’a binip, saatler boyunca şehirde kaybolmuş yerli kızı arıyordum. Malcolm’la birlikte Kâbe çevresinde uzun uzun sohbet ettiğimi hatırlıyorum. Amerikan emperyalizminden, işbirlikçi siyahlardan, faşizmden söz ediyorduk.
Hevesleri, beklentileri, erteledikleri, kursağında kalmış kelimeleri, kaçırılmış bakışları, gizledikleri, bitirilmemiş mektupları, susuşları ve istemsiz veda edişleriyle tamamlanmamış bir cümledir insan.
Bütün bunlara rağmen hayat, yine de anlamlı bir cümle kurabilme isteğidir.
İnsanın kendini tamamlayabilmesi isteği...
Bir sevgili gittiğinde, ona baktığınız gözlerinizi de alıp gitmiştir.
Bir sevgili gittiğinde, altında onunla dolaştığınız gökyüzünü de alıp gitmiştir.
Bir kuş, bir sevgili...
İnsan kaybettikleriyle insandır.