• İlk Orhan Kemal okuyuşumdu ve gerçekten çok güzeldi; tanışmış olduk. Vesile olan kişi Hasan Ali Toptaş oldu. Kendisinin çok sevdiği okunması istediği bir kitap olan Bereketli Topraklar Üzerinde’yi okudum.

    Roman 3 arkadaşın birlikte yola koyularak köylerinden Çukurova’ya hemşehrilerinin fabrikasına gidiyorlar. Daha köyden çıkmadan trene binerken dahi bu arkadaşlar ezilmeye başlıyorlar ve kitap bitiyor hala eziliyorlar, eziliyorlar, eziliyorlar… Umudun azami seviyeden hüzne dönüşen hikayesi bu kitap.

    Bu roman tam bir Anadolu hikayesi. Geçmişte geçen konular olabilir ama günümüzle birebir örtüşen bir eser. İşçi sınıfının rezil bir biçimde yaşamaya mahkum edilmelerini konu almış. İş kazaları günümüzün en önemli sorunlarından ve bu kitapta birebir yaşanıyor. Parasızlık ve geçinceme derdi yine aynı şekilde romanda mevcut. Diğer konuları başlıklarla ele almak gerekirse:
    - paranın insanları ve hukuku satın alması
    - taşeron çalışma ve çalışana yapılanlar ( ırgatbaşı olarak kitapta mevcut ) : Kötü şartlar, yemek yok, para kesintisi, adam kayırma vb.
    - Teknolojiye ayak uyduramama ( hala okumayı öğrenmeyen, teknolojiyi kötü bilen kişiler )
    - Kötü alışkanlıklara özendirme ( kumar, kadın ticareti.. )
    - Güçlü olanın güçsüzü ezmesi, beter duruma sokması

    Romanda gerçekten güncel hayata dair bir sürü mana çıkarabilirsiniz.

    Yazarın dili, betimlemeleri, akıcılığı, üslup hepsi gayet yerinde ve güzel. Çok doğal ve sizinle konuşur gibi. Gözünüzün önünde canlanan bir roman olacak.
    "Avradın Osmanlısı" ve "Kadere 45" bol bol geçiyor romanda. ( Bu ne demek dersiniz diye koydum merak edersiniz belki )

    İnanç sorgusu da aralarda bir yerde konu edinilmiş. Aşk da var tabi onsuz olmaz. Hidayetin Oğlu’nun karşılıksız bir yardım örneği var günümüzde zor bulunan hasta bir kişiye bakması gerçekten en beğendiğim yerlerden birisiydi. Hemşehricilik ve milliyetçilik kavramları ön plana atılmış. En önemlisi ise sıla, gurbet, vatan, aile özlemi…

    Sonu gerçekten üzücü ve hıphızlı bir şekilde biten çok çok güzel bir eser. Üzerinden 50 değil 100 sene de geçse baki kalacak konuları ele alan bir eser mutlaka okunması gereken eserlerden diyebilirim. İşci sınıfıyla ilgili çok güzel bir eser gerçekten.

    Uzun lafın kısası bu kitap okunur arkadaşlar. Edebiyatseverlere şiddetle tavsiyemdir.
  • “Kime oy vereceksin?” diye sordu bir vatan sevdalısı dostum.
    “Ne bileyim …?”
    Adı, mesela ‘meşe palamutu’ olana vermeliymişim, çünkü o hemşehrimiz imiş.
    Milletvekili adaylarının listesini yapmış, ‘bu hemşehri’, ‘bu değil’ diye.

    Afedersin, zurna hazretlerinin, ‘zırt’ deme talebi bu noktada doğmuştur.

    Biiiir:
    Hemşehricilik sevdası, ilkel kabile toplumunun güvenlik alanına sığınma ihtiyacının günümüze yansıyan tezahürüdür.

    Eyyy sosyologlar, lafın ensesine öpücük kondurun ki, hoşafın yağı baştan erisin.

    İkiiii:
    Hemşehricilik işi, bir kültürün, diğerine karşı kendini koruma refleksi sonucu doğar; kültür korunma refleksi ile içe doğru kapanma hareketi yaparken, hoppaaa… kendini dışarıda var eder ki, bu bir görünümdür.

    Eyyy varoluşçu zem zem bidonları, Haydeeeger titresin yattığı yerde; varlığı bir kültür tezahürü olarak çıkartıyoruz piyasaya.

    Üüüç:
    Hemşehricilik, temelinde güvenlik ihtiyacı, korunma, muhafaza ve hepsinin altında korku olan bir toplumsal tavırdır.
    Toplumu götüreceği yer, yerinde sayarak yorulma faaliyetinin folklorik çeşitlemesidir.
    Çünkü, pasiftir.

    Kultürel sınırlar üzerinden varoluş tanımı yaparak, varlığı bir kültür nesnesine hapseder.

    (Bu da dört olsun)
    Ama gel gör ki, insanın problemi de varoluşunu bir kültür nesnesi olarak kabullenme arzusundan çıkamamaktır.
    Afedersin, bu eşekliğin dik alası olmaktadır.

    Benden söylemesi, gönlün kimi çekiyorsa ona ver oyunu, hem zaten sen de afedersin dün geldin buraya, ne çabuk oldun şemsiye.

    Sunay Demircan
  • Polisiye kitapları okumayı sevmiyorum. Belki işimi mesai saatleri bitiminde hayatıma taşımak istemediğimden olsa gerek diye düşünsem de, asıl mesele polisiye romanlarını okurken anlatımın bana çok komik gelmesinden kaynaklı. Hakikatten okurken çok gülüyorum. Yazarlar genellikle; Arka Sokaklar dizisinden esinlenerek karakterleri belirleyip olayları şekillendiriyorlar. Ama inanın ki o dizi ile uzaktan yakından alakamız yok. Hiç bir zaman bu denli aile birliği derecesinde iş arkadaşlarına bu kadar da anlayışlı üstlere sahip olmadım. Bir de Behzat Ç vardı ki, zannedersiniz teşkilatta hiç disiplin tüzük yok:)
    Sayın Polisiye Roman Yazarları;
    Tunceli'li olup; Elazığ'lıyım , Elazığ'lı olup Malatyalı'yım, Malatya'lı olup Sivas'lıyım diyerek batılı olmayı lütuf zanneden, buna rağmen ben Şafiiyim abdest aldığımda bana dokunma abdestim bozulur, aleviyim ramazan ayında oruç tutmam diyebilecek yürekte memurlarla çalıştım.
    Para ödememek için WC lerde kimlik göstermeye kalkan hatta bunu verilmiş hak olarak kabul edip itiraz edildiğinde kavga çıkaran memurların yanı sıra, aldığı maaş ile hiç bir kanı bağı bulunmayan öğrencileri okutan bunun duyulmaması için elinden gelen gayreti sarf eden adam gibi adamlarla çalıştım.
    Şirin gözükmek için gündemim gerektirdiği gazeteleri okumadıkları halde sırf tarafım bu işte demek için araçlarının ön camlarında sergileyen zavallıların gündem değişince birden bire sahte milliyetçilik ahkamlarına tanık olurken, Ahmet Kaya da dinlerim, Orhan Pamuk , Zülfü Livaneli de okurum ben neysem oyum diyerek ruhuna ihanet etmeyenleri de gördüm.
    Saçlarım sarı olduğu için (boya aslında :)) ) ''ben amir karısıyım sadece benim saçlarım sarı olacak değiştir rengini'' diyen , eşleri bir rütbe alırken kendileri iki rütbe atlayan densiz amir eşleri ile de didiştim, çocuğum hasta olduğunda benimle birlikte hastanede sabahlayan halen dualarımda yer alan vefalı amir eşlerini ise her daim saygıyla andım.
    Eskiden sadece hemşehricilik gruplaşmalarına maruz kalırken; ''toprağım, memleketlim '' korumalarını üzülerek seyrederken o günleri arayacak zamanları yaşadım.
    İbadet etmeyen, eden, alkol alan almayan, işinden çıkıp hemen evine giden, gitmeyen kategorilerinin oluşturulduğu, birbirine zıt iki karakterin aynı ekip aracında düşmanlık beslediklerini iki tarafın da kişiliklere saygı duymadan açık arayarak kaba tabirle satışa getirme oyunlarından nefret ettim.
    Bunları bilmiyorsunuz evet bilemezsiniz de. Yani yazmayın polisiye romanları.
    Ayşe Kulin 'in her ne kadar kitabın türü polisiye olarak belirtilmemişse de konusunun belirlenmediği bir olay içerisinde buluyorsunuz kendinizi. Casusluk, örgütler, polisler, tanık korumalar var. Ama dediğim gibi olay ne öğrenemedim. Bir iki yerinde bir kaç terör örgütü gündemi yazmak adına anlatılıyor ama inanın onu da anlamadım. Sayın Ayşe Kulin, sen biyografi yaz, Kardelenleri yaz, ama illa gündemde satış yapar kitaplarım diye düşünerek açıkça ifade edemediğin olayları polisiye kisvesi altında yazma lütfen.
    Niye mi okudum? Bir yazarın bir çok kitabını okumuş isem diğerlerini de okumalıyım zaafından kaynaklı bir hata.
    Okumanıza değecek hiç bir tema yok. Okudum hata ettim, okur musunuz bilemem. Gerisi size kalmış:)