• _Dostlar! Dost yoktur!
    _Alçakta olan kimse düşmekten korkmaz.
    _Çok süslenenlere bakın; hepsi de gizlenmek istiyordur.
    _Bir düşünceyi kabul etmeden düşünebilmek, eğitimli bir zihnin işaretidir.
    _Tanrılar da şakalara bayılır.
    _Fazileti olmayan insan, hayvanların en kirlisi, en vahşisi ve en doymak bilmez olanıdır.
    _İyi, basit; kötü ise çok yönlüdür.
    _Hukuk her şeyin üzerinde olmalıdır.
    _Boşuna kendinizi kandırmayın; sürekli yaptığınız şey neyse siz osunuz.
    _Hiçbir dahi, biraz çılgınlık karışımından yoksun olamaz.
    _Boş bir adamın ne olduğunu düşünmek bile insana ürküntü verir.
    _Ortak tehlikeler, birbirlerinin can düşmanı olanları bile birleştirir.
    _Düşmanlarından ziyade arzularını alt edeni daha cesur sayarım, çünkü en zor zafer kendine karşı alınandır.
    _Kendimi olduğundan az göstermek, alçakgönüllülük değil, budalalıktır; kendine değerinden az paha biçmek korkaklıktır, pısırıklıktır.
    _Demokratik devletin temeli özgürlüktür.
    _Hükümetlerin alınyazılarını belirleyenler, her zaman silah taşıyanlardır.
    _İşler, iş olarak şerefli veya şerefsiz diye ayrılmazlar. Yapılışlarındaki maksada göre şerefli veya şerefsiz olurlar.
    _Sevmek acı çekmektir, sevmemek ölmek.Sevmek zevktir ama yalnız sevilmenin hiçbir zevki yoktur. _Sanatın amacı, varlıkların dış görünümlerini değil, onların içsel önemlerini temsil etmektedir.
    _Gerçek bir arkadaş, iki gövdede yaşayan bir ruhtur.
    _Yalnızlık, vahşi hayvanlara ya da Tanrı’ya mahsustur.
    _Kimilerinin gerçekten özgür olabilmesi için ötekilerin köle olması gerekir.
    _İnsan düşünen bir hayvandır, insanları tanıdıkça hayvanlara saygı duyuyorum.
    _Erdem ve kabiliyet yönünden üstün olan kimselerin arkasından gitmek ve onlara uymak doğrudur.
    _Okuyup yazanla okumayıp yazmayan arasındaki ayrılık, ölülerle diriler arasındaki ayrılık kadardır.
    _Herkes kızabilir, bu kolaydır. Ancak doğru insana, doğru ölçüde, doğru zamanda, doğru nedenle ve doğru şekilde kızmak, işte bu kolay değildir.
    _Arzu öyle bir şeydir ki, hiç doymak bilmez; bir çok insanların hayatı, arzuları doyurma yollarını aramakla geçer.
    _İnsanoğullarının yönetimi sanatı üzerinde düşünen herkes, devletlerin geleceğinin gençlerinin eğitimine bağlı olduğu konusunda ikna olmuşlardır.
    _Bütün dünyevi yasam bir hastalıktır, bir tür duygu oluşumudur. En iyisi hiç doğmamış olmaktır. Eğer insan, bir felaket olup da doğmuşsa, en hızlı şekilde ölmeyi denemelidir.
    _ Herkesin haksız olması, senin haklı olduğunu göstermez.
    _Eğer bir kişinin düşünceleri, söze gerek kalmadan yeterli düzeyde ortaya konabiliyor olsaydı, ne gerek kalırdı ki konuşmasına?
    _Bir insan kendisine hakim değilse tercihlerine göre değil isteklerine göre hareket eder.
    _Görünmeyenleri anlamak için görünenlere bakmak gerekir.
    _Bir kadın ya da bir köle bile iyi olabilir; bunlardan birincisi biraz, öteki iyice alt düzeyden yaratıklar olsa da.
    _Fena insanlar korkudan itaat ederler, iyi insanlar sevgiden
    _Mevkilerini para ile satan kimseler, masraflarını geri almak yoluna düşerler.
    _Erdemli kişi haksızlık yapmaktansa, haksızlığa uğramayı daha uygun bulan kişidir.
    _Çocukları eğitenler, onları üretenlerden daha fazla onura layıktır. Çünkü bunlar sadece hayat verdiler, onlarsa iyi yaşama sanatını.
    _En üstün şey metafor ustası olabilmektir; başkalarından öğrenilemeyecek tek şey budur. İyi metafor, benzeşmeyenler arasındaki benzerliğe karşı sezgisel bir algı gerektirdiğinden, aynı zamanda dehanın da göstergesidir.
    _Yaşlılar hakkında: Hayatlarını umutlardan çok anılar yönlendirir, çünkü önlerindeki hayat kısa, geçmişleri uzundur ve umutlar geleceğe, anılarsa geçmişe dönük olur. Gevezeliklerinin nedeni de budur”



    _Rüyalar Üzerine_
    _Aristo, düşlerin tanrılar tarafından gönderilmediğini çünkü doğanın ilahi değil "şeytani" olduğunu söylemiştir. Aristo öncesi düşlerde görülen şeyler gerçek olarak algılanırdı.
    _Aristoya göre hastalıklar düşte kendilerini belli ederler. Kalp ve akciğer hastalıklarında anksiyete duşlerinin sıklığı genellikle bilinmektedir. Yunanlılarda, hastaların iyileşme umuduyla duzenli olarak ziyaret ettikleri duş kahinleri vardı.

    _Uykuda Kehanet: Aristoteles, Tanrı’nın insanoğluna “geleceği görme bilgisi” verdiğini ve bu bilginin rüyalarda veya coşkunluk hallerinde ortaya çıktığını ileri süren Platon’u karşısına almaktadır. Aristoteles, ironi yaparak bu durumu tek–çift oynayan kumarbazların durumuna benzetir: Çok atarsan şansın da artar. Mizaç itibarıyla boşboğaz ve heyecanlı olan insanlar uykularında her tür görüntüyü görürler. Eğer bu tarz rüyalar düzenli bir biçimde gündüz gerçekleşseydi ve bilge olan kimselere gelseydi bu takdirde onların Tanrı tarafından gönderilmiş olduğuna hükmedilirdi. Mesela, akıl hastalığına temayülü olan bazı insanların bu tarz öngörülere sahip olması, onların zihinsel hareketlerinin önünde herhangi bir engel olmamasıyla, yabancı (sıra dışı) durumlara karşı özellikle keskin bir algıları olmasıyla açıklanabilir. Delilerde de görülür. Onlar bir düşünce üzerinde dururken tıpkı melankoliklerin yaptığı gibi duyusal hareketleri birbirine ekleyerek konuştukça konuşurlar. Rüyada görünenler suda yansıyan şekiller gibidir. Sudaki hareket büyük olursa sudaki akis de orijinaline hiç benzemez. Freud, simgesel yöntemle Aristoteles’le benzer bir bakış açısına sahiptir. Freud’un dikkat çektiği diğer yöntem ise “şifre çözme” yöntemidir. Aristoteles ile Freud arasındaki görünüşte ortaya çıkan ilk farklılık, ilkinin geleceğe dair rüyalar üzerinde, ikincisinin ise geçmişe dair rüyalar üzerinde durmasıyla sınırlı değildir. Aristo; mizacı bozuk, sürekli atıp tutan, heyecanlı, boşboğaz, akıl hastalığına temayülü olan kişilerin rüyalarını ciddiye almaz. Rüyalar hakkındaki araştırmalarında Freud’un görüşlerini “kabul edilmez” bulan Alfred Adler gündüze ait kalıntılar” olarak gören anlayışının daha ötesinde manalar taşıdığını savunur. Ona göre insanlar, sosyal duygu yetersizliği yüzünden çözümüne hazır olmadığı problemleri hayal güçlerine sığınarak çözmeye çalışırlar. Rüya gören kimse, gelecekteki muhtemel bir problemi rüya sayesinde kendisine göre çözmeye hazırlanmaktadır.Jung Freud’un nevrotik kişiliklerde rüyayı bir araç olarak kullanmasını kabul eder ve rüyalar yoluyla gizlenen şeylerin açığa çıkarılabileceğine inanır. Fakat rüya mutlak bir araç değildir ve nevrotik kişiler kadar normal kişiler de kabul görmeyen şeyleri gizleme eğilimindedir. Rüyalar aklın istemsiz bir ürünüdür ve bilinçdışı olayların oluşturduğu zincirin görünür halkalarıdır. Jung’a göre rüyalar büyük ölçüde kolektif malzemeye dayanırlar. Bireyin yaşadığı toplum, nefes aldığı kültürel ve sosyal yapı, tarihsel ve dinî olgular rüyalara büyük oranda malzeme sağlayan unsurlardır. Jung bu kolektif motiflere “arketip” adını verir.

    _Aristoteles’in Uyku Teorisi: Platon gibi ruhun uykudayken göksel doğasına döndüğünü ve gelecekten haberler aldığını belirtmiş olsa da bu görüşü heraklit gibi sonraları terk edecektir. Rüya, düşünce, algı ve muhakeme değildir. Rüya bir çeşit tahayyüldür. Zihinsel imaj ya da imgelerdir. Tahayyül, hayal ettiğimizin farkında olduğumuz bir rüyadır. Algının dış objesi ayrılsa bile bıraktığı izlenimler devam etmektedir. Yemeklerden hemen sonra uykuda rüya görülmemesi, yemekten üretilen ısıya bağlı olarak vücut içi hareketin çok yüksek olmasından kaynaklanır. Aristoteles’in rüyaları, kan dolaşımıyla ilişkilendirmesi dönemin tıp bilgisiyle ilgili. Buna göre, vücuttaki kan sakinleştiği ve daha saf hale geldiği oranda, duyu organlarından gelen uyarılar bütünlüğünü koruduğu için rüyalar daha sağlıklı ve görüntüler daha net olmaktadır. Uykuda ise zıt bir durum gerçekleşir, en küçük hareket bile önemli görünür. İnsanlar rüyalarında gök gürültüsünden etkilendiğini zanneder, oysa gerçekte kulakta zayıf bir çınlama vardır; eğer uyuyan uykuda olduğunu algılarsa, görüntü kendini sunmaya devam eder fakat içindeki bir ses bu görüntünün bir rüya olduğunu bildirir. Bu tespitler ışığında Aristoteles’in muhtemelen “hipnogojik” (uykuya geçiş dönemi) ve “hipnozompik” (uykudan uyanıklığa geçiş) olguları hakkında konuşan ilk filozof olduğu söylenebilir.

    _Platon: Her insanın içinde, hatta doğru dürüst gibi görünen kimselerin içinde bile, anarşist, vahşi ve ürkütücü dürtüler yaşamaktadır. bu dürtüler, eğer denetim altına alınmazlarsa kendilerini rüyalarda gösterirler. Ruhun atılgan ve öfkeli yanını sakinleştirmiş bir insan yatağında dinlenmeye çekildiğinde dürtülerini ve öfkeyi uyuşturmuş ve sadece içinde aklın konakladığı üçüncü bölümü harekete geçirmiş demektir. Gerçek dinlenme budur ve bunu başarmış insan hakikati muhakkak ki kavrayacak. İnsan, icinde bulunan fakat henüz bilmediği şeyler hakkında da doğru hükümler verebilir. Platon, bunların “bir rüyada imiş gibi belirdiklerini” söyler. Demek ki ruhta bilinçsiz halde bulunan doğuştan tasarımlar bulunmaktadır.
    _Uyanıkken ya da uyurken şeylerin yansımalarını, yansıma değil de gerçek zanneden kimselerin hayatı da gerçek değil, rüyadan ibarettir. Gerçekte uyanık kimse ise “salt güzel”in varlığına inanan, güzele bu güzelliği paylaşan şeylere bakar gibi bakabilen ve ne şeylerin kendilerini o salt güzelin yerine koyan ne de bunun aksini yapan kimsedir. Platon, uyanıklık adını verdiğimiz durumun aslında bir uyku hali ve bu haldeki tüm düşüncelerimizin de bir rüyadan ibaret olup olmadığını nasıl anlayabileceğimizi sorar
    Bir yandan, tıpkı Pisagor gibi rüyaları tanrılardan alınan mesajlar olarak kabul ederken.Tanrının insanları ne uyanıkken ne de uyurken yolladığı görüntülerde, yanıltmadığını vurgular. Dünya hayatını doğru yorumlayamayanları Platon hem burayı hem de öte âlemi uykuda ve rüyada geçiren insanlar olarak nitelendirmiştir.
    _İnsanların doğuştan getirdiği bazı gereksiz hazlar, zevkler ve örfler, âdetlere ve düzene ters düşen dürtüler rüyada serbest kalırlar. Bu olumsuz dürtüler, yasalar ve akılla işbirliği yapan iyi dürtüler sayesinde denetim altına alınmazlarsa mantıklı ve sakin bölümün hâkimi olan ruh bölümü uykudayken “rüyada ayaklanırlar.” Ruhun “hayvansı ve esrik” kısmı uykuyu üzerinden atarak yerinden kalkar ve oradan uzaklaşıp hazların tadını çıkarmak ister. Bu dürtüler, mantıktan, akıldan ve utançtan tamamen kurtulmuşçasına her şeyi göze alırlar. Ruhen sağlıklı ve mantıklı bir insan, böyle kötü rüyalar görmek istemiyorsa aklını harekete geçirmeli ve onu iyi düşüncelerle beslemelidir.
    _Platon’un teorisi >Tanrı tarafından insana geleceği görme bilgisinin verildiğini, bu bilginin aklı başındayken değil de rüyada ya da uyanıkken sayıklama, kendinden geçme veya coşkunluk halinde ortaya çıktığını, ortaya çıkan bu malzeme hakkında ancak peygamberlerin veya onların soyundan gelen kimselerin kesin hüküm vereceğini, peygamberlerin tanrının ilham ettiklerini tercüme eden bilginler olduğu vurgulanmaktadır.

    _Pisagor geleneğine göre, uykuda ruh bedenden ayrılarak tanrısal yurduna bir dönüş yolculuğu yapmaktadır. Uyku, beden açısından bir ölüm, ruh açısından ise kurtuluş. Hekataios Homerosun fikirlerini “eskilerin uydurmaları” olarak nitelendirir.
    _Heraklitos: Uyku durumunu bir tür bilinçsizlik durumu olarak gördüğü için rüyalar gerçeğe ulaşmanın yolu olamazlar. Uykuda olmayanlar icin tek ve ortak bir kosmos vardır. Uykuda olanlarsa kendi ozel dunyalarına kapanırlar

    _Schopenhauer’in şuurdan ve sinir sisteminden gelen sarsıntıları açığa vuran bir olgu olarak rüyayı ele alması, psikolog Shemer’in her organa kendine mahsus rüyalara yol açma gücünü yüklemesi, hekim Artigues’in hastalıkların teşhisine rüyanın yardımda bulunmasını sağlamak konusundaki fikirleri ve Tissie’nin sindirim, solunum, dolaşım bozukluklarının belli bazı rüya türleriyle nasıl ortaya çıktığını göstermesi…
    _Bergson’a göre çoğu rüyanın kaynağını görme, işitme, dokunma gibi duyumlar oluşturur. Zihnin çalışan kısmı ile rüya gören kısmı aynı değildir. Çalışan kısım şuur altındadır ve uyku sırasında zihnin muhakeme eden tarafı rüyaya genel olarak etkisiz kalmaktadır. Bergson’dan önce bu tespiti Aristoteles yapmıştır. Freud’u rüyaları araştırmaya motive eden tam da bu
    husustur. Hatıralar rüya olarak kendilerini gösterirler.

    Aristoteles MÖ 384-322 20 yıl Platon’un akademisinde okudu. Platon’un ölümünden sonra Assos’a yerleşti. Üç yıl sonra da Lesbos’a yerleşti. Makedonyalı Büyük İskenderin hocası oldu
  • 250 syf.
    ·4 günde·Beğendi·8/10 puan
    Cemal ya da ona taktıkları adla Belekli Cemo; Van'da açmıştı gözlerini yeryüzüne ya da yeryüzüne düşmüştü mü demeliyim? Çünkü böyle bir yaşama anca düşülürdü onun gözünden söylersek. Yoksa kim yoksulluğa gözünü açmak isterdi ki? Babasının nerede olduğunu bilmiyordu, bir anda gitmişti; annesi ile kardeşleriyle daha da yoksullardı şimdi. Hem parasal hem içsel olarak. Artık evine o bakmalıydı. Üstelik henüz bebek olan bir kardeşi vardı. Tok yatamıyorlar, sıcak uyanamıyorlardı.
    .
    Arkadaşları vardı ama herkes kendine yetiyordu. Van gelişiyordu ancak varsıla, ne olaydı yoksula? Çocuk işçi, ayakkabı boyacısı, bir restorandan artakalan ekmekleri alırken yakalanmış sonra orada bulaşıkçı oldu. Şansı döner gibi yapıp döner tekme savuruyordu. Bir kez yoksul olmaya gör, yaşam da sana hep yoksulluk getiriyordu. Karınca gibiydi Cemal; kendinden ağır yükü kaldırmaya çabalıyor, aksaya aksaya ilerliyor, ailesine bakmaya çalışıyordu ama bebek Samet hiç susmuyordu, hep ağlıyordu. Ağlama sesleriyle uyumak nasıldır bilir misiniz? O biliyordu.
    .
    Peri vardı hem. Okuldaki en güzel kızdı. Ona sevdalıydı ama Van'ın güzelliğince bir de katı yanı vardı. Gözlerinin önünde yaşam Peri'sinin çektiklerine de katlanamıyordu artık. Buna da bir son vermeliydi. Ne de çok düzeltmesi, kurtarması gereken yaşam vardı. Kendi yaşamını gözü görmüyordu bile. Günler ayları kovalarken değişen çok az nokta vardı. Yoksulluk onlardan biri değildi.
    .
    Küçücük yaşında "düşünür" olan Cemal'in yaşama, insanlığa, iyiliğe, kötülüğe, dine, inanca olan bakış açısını okurken düşünüyor, sorguluyor, sızlıyorsunuz. Cemal ile birlikte bir umut kırıntısı yakalayınca siz de ona sıkı sıkıya tutunuyorsunuz. Eğer kuşlar da o kırıntıyı kapmazsa sarılacak bir umudunuz olabilir belki.
    .
    Sonunu öğrenmeyi size bırakıyorum. Yazarın 4. betiği olan Çocuk -ki ilk 3'ü de bende var- çok önemli değerleri gözümüzden gönlümüze koyuyor. Yazarın dili yalın, akıcı, duygu yüklü; güzel alıntılı tümcelerle bezemiş. Kendisi "Van'ın enlerinde 2020 yılı en başarılı yazarı" seçilmiştir. Kalemi kurumasın. Öneririm.
    .
    Betikle esen kalın
  • ...ve burada konuşulan şeyler hep eskiye, dışarıya ait şeylerdi. Sanki hiç kimse buraya girdikten sonra yaşamıyor, yahut hafızası bunu zapt etmiyordu.Buradaki hayattan bahsetmek lazım gelince de o kadar isteksiz anlatılırdı ki, insanda, söyleyene azap veren bu şeyleri susturmak arzusu uyanırdı...
    Henüz ölümden kurtulanlarda görülen şaşkın bir hayata sarılış vardı.
  • Bu kadar erken emekli olmayı planlamamıştım. Ama iyi olan ta­rafı, şimdi hafta içi günlerim de boş..:)
  • Zaman biziz, mekân biz; imkânsıza yok imkân
    Ömrün ne sonundayız, ne de henüz başında
    Otuz üç yaşındayız, hep otuz üç yaşında...
  • "Normal olarak insanlar, bir tanıdıklarının ölüm haberini aldıklarında üzüntü belirtirler. Yaşadığım deneyimler sonucunda bu kadarını biliyordum. Evet, üzüntü ifade eden bir şeyler söylemeliydim ama duygulari öğrensem bile, dozunu ayarlamayı bilmiyordum henüz. Yani beynim biliyordu ama kalbim bilmiyordu. Zaten o zavallı, yorgun pompa ne bilebilir ki!"
  • Jeanne d'Arc, kadın savaşçıların adının geçmediği 15'inci yüzyıl Fransa'sında pek çok savaşçıdan daha büyük bir iz bıraktı. Bu çiftçi kız, henüz onlu yaşlarının başındayken bir dizi ilahi sezgisi olduğunu iddia etti. İngiltere'ye karşı savaşan (Yüzyıl Savaşları) Fransa'ya liderlik edebileceğine inanan Jeanne, ilahi gücü hakkında Kral VII. Charles'ı ikna etmişti. Kral tarafından verilen izinle, 1429'da Orleans Kuşatması'na son vermek için savaşan Fransız ordusuna katıldı. Burada elde ettiği başarının ardından çok sayıda muharebeye katıldı. 1430'da İngiltere yanlıları tarafından yakalandı ve sapkınlıkla suçlanarak yakıldı. Öldüğünde henüz 19 yaşındaydı.